Ece > Ece's Quotes

Showing 1-22 of 22
sort by

  • #1
    Sylvia Townsend Warner
    “It is best as one grows older to strip oneself of possessions, to shed oneself downward like a tree, to be almost wholly earth before one dies.”
    Sylvia Townsend Warner, Lolly Willowes

  • #2
    Yusuf Atılgan
    “İnsanın et olmayan tek yeri beyni değil mi? Et beyinli! Bir insan için söylenebilecek en ağır horlama sözü. Et beyinli!”
    Yusuf Atılgan, Aylak Adam
    tags: humor

  • #3
    Küçük İskender
    “Bazen mantıklı davranmak zararlıdır.O durumda yanlış yapmayı göze alarak duygusal ol!Tehlikeli kabahatler, heyecan taşımayan doğrulardan daha yapıcı ve daha sürükleyicidir.Çünkü her aşk bir uzay macerasıdır!”
    Küçük İskender, Underground Otopark

  • #4
    Küçük İskender
    “biz küçüğüz daralan hayatlarımızdan veya büyüğüz
    ürkmemiz gereken bok çuvalı evrenden”
    Küçük İskender, Ölü Evinde Seks Partisi

  • #5
    Yusuf Atılgan
    “Ne yamansınız dökme kalıplarınızla; bir şeyi onlara uydurmadan rahat edemezsiniz.”
    Yusuf Atılgan, Aylak Adam

  • #6
    Yusuf Atılgan
    “Yaşamanın amacı alışkanlıktı, rahatlıktı. Çoğunluk çabadan, yenilikten korkuyordu. Ne kolaydı onlara uymak!”
    Yusuf Atılgan, Aylak Adam
    tags: c

  • #7
    Yusuf Atılgan
    “Bu sevginin onlardaki güdük sevgi ölçüsünü aşan başkalığını, törelere uymazlığını görünce nasıl tedirgin olacaklar! Bizi aralarından atarlar. Çocuklarına kötü örnek olduğumuzu söylerler. Sanki çocuklarına kendilerinden daha kötü örnek olabilirmiş gibi.”
    Yusuf Atılgan, Aylak Adam

  • #8
    Albert Camus
    “Man is the only creature who refuses to be what he is.”
    Albert Camus

  • #9
    Tezer Özlü
    “Düzen ve güven kadar ürkütücü bir şey yoktur. Hiçbir şey. Hiçbir korku… Aklını en acı olana, en derine, en sonsuza atmışsan korkma. Ne sessizlikten, ne dolunaydan, ne ölümlülükten, ne ölümsüzlükten, ne seslerden, ne gün doğuşundan, ne gün batışından. Sakin ol. Öylece dur. Yaşamdan geç. Kentlerden geç. Sınırları aş. Gülüşlerden geç Anlamsız konuşmaları dinle, galerileri gez, kahvelere otur – artık hiçbir yerdesin.”
    Tezer Özlü

  • #10
    Leylâ Erbil
    “Nedir asıl sorun diye düşünüyorum. Asıl sorun? Asıl sorun tek başına ayakta durabilmekte, yalnızlığı öğrenebilmekte mi? Asıl sorun sevgisiz yaşayabilmekte mi? Sevgisiz kalıp direnmeyi, sevgisiz kalıp gene de boyun eğmemeyi, dilenmemeyi öğrenmekte mi? Asıl öğrenmemiz gereken şey sevgisiz bir yaşam düzeni mi?
    Gitmekle ne iyi ettin. Haklı olan senmişsin! Ben romantik, yanlış kitaplarla, kötü yaşam örnekleriyle aldatılmış, yaşamanın anlamını kavramaktan yoksun, kibirlinin biriymişim. İnsan tek başına yaşamı karşılamak zorunda, bense ille de bir sevgiliyle el ele verip değiştirecektim dünyayı! Ne ham hayal, ne zırvalık.”
    Leylâ Erbil, Mektup Aşkları

  • #11
    Sait Faik Abasıyanık
    “Küçük şeyleri unutamayanlar, en geri hatıraları da unutamayanlardır. Hafızalarının bu bahtsız kuvveti karşısında hiçbir memleket, hiçbir vatan tutamadan her yeri, her şeyi severek öleceklerdir.”
    Sait Faik Abasıyanık, Semaver

  • #12
    Leylâ Erbil
    “Bekliyorsun. Ruhun enerjiyi bir yere akıtarak dirilmek istiyor olası mı bu? Neye, kime akıtacaksın onu, kimi ortak edeceksin duygularına? Sana, senin eziyetine kim katlanabilir? Yalnızlığı kabul edemedin mi? Dostun kimdi senin? Bekliyorsun, sürekli bekleyişleri art arda ekliyorsun; seni seyrediyorum ve ses etmiyorum çünkü bekleyişin süslü bir imparatorluğu vardır. Umut silinene kadar güçlü bir direnişle dikilirsin tahtında. Sonra düşüş başlar. Başladığın yere dönüş. Kara anaforu bulma isteğiyle delice labirentlerinde acının dört dönmektir dönüş yeniden başlamak üzere düşüşe. Bir ömrün bekleyiş eziyeti içinde kıvranabilmek uğruna başa dönüşün bekleyişiyle geçmesini düşünebiliyor musun? Bu acı arayıştan kim kurtarabilir insanı? Sevgili mi? Dost mu? Boş inanç mı? Ülkü mü?”
    Leylâ Erbil, Cüce

  • #13
    Murat Uyurkulak
    “Hep yarım kaldım, hiç tam doymadım, tam bağırmadım, tam dokunmadım. Bıçak ruhumda dehşet bir fısıltı gibi ilerledi ve ben tam ortamdan yarıldım. Ruhuma bir hayat yakıştıramadım.”
    Murat Uyurkulak, Tol

  • #14
    Sevgi Soysal
    “Hiçbirimiz ötekinden daha iyi değiliz. Aynı yolda, yalnızca bir adım ilerde, aynı yolda, aynı alışkanlıklarla, yalnızca bir adım ilerde. Biraz daha atak, biraz daha serseri olmak, o kadar. Gece ilerliyor. İçkiler tükendi. Meraklar, yorgunluklar. Şimdi giderler. Hiçbir şey değişmemiş olur. Yemekten sonra oturduğumuz koltuklardan, hiçbir şey yapmamış, hiçbir şeyi değiştirmemiş, geliştirmemiş olduğumuz halde yorgun, ölesiye yorgun kalkarız; kapımızı kapar, bakarız yüzyüze, yabancı.”
    Sevgi Soysal, Yürümek

  • #15
    Nilgün Marmara
    “Niye izin vermiyorsun yoluna kuş konmasına
    niye izin vermiyorum yoluma kuş konmasına
    niye kimseler izin vermez yollarına
    kuş konmasına?
    "Öyle güzelsin ki
    kuş koysunlar yoluna"
    bir çocuk demiş.

    Nilgün Marmara, Kırmızı Kahverengi Defter, s. 60.”
    Nilgün Marmara

  • #16
    Bilge Karasu
    “Serüven seven adam, tek başına yaşayabilir, tek başına yaşamak için yaratılmıştır. Çocukluğunda, az mı gemici, balıkçı öyküsü dinledi... Şimdi, o gemicileri, o balıkçıları gerçekten anlayabiliyor. Kendini düşünüyor; yalnızlıktan, başkalarıyla ancak istediği zaman görüşmekten, istemediği zaman başkalarından kaçmaktan hoşlanıyor. Ama yalnızlıktan hoşlandığı, yalnızlığı aradığı halde, asıl sevdiği, asıl aradığı, asıl kalabalık içinde bulunduğu, kalabalıktan uzak olmadığı bir sırada, bu kalabalıktan ayrılabilmek, yalnız kalabilmek, başkalarının yanından çekilmek, istediği için tek başına durabilmek... Farkında bunun. Yalnızlık zorunlu bir durum olmadığı zaman daha çok hoşlanıyor. Ama bir şey daha var bu duyguların içinde. Bir şey daha. Anlatılması güç... Sanki başkalarının varlığı uzaktan da olsa kendini sezdirmedikçe, Andronikos, bir türlü rahat edemiyor. Kendilerinden uzaklaşmak için de olsa başkalarının varlığı kendisine gerekli. Öyle bir şeyler, öyle bir şeyler dönüyor kafasında... Hep başkalarının varlığı gerek bu yalnızlığına. Şimdi ise, gerçekten yalnız, şehirden uzak, gerçekten tek başına kaldığı şu anda, şehirdeki yaşayışı, şehir yaşayışının küçük alışkanlıklarını arıyor; aradığının farkında; aramaktan korkuyor. Çekidüzen vermek istiyor kendine. Barınağı düşünüyor. Suyu, yiyececği düşünüyor.”
    Bilge Karasu, A Long Day's Evening

  • #17
    Sait Faik Abasıyanık
    “Yine İstanbul çirkin. İstanbul mu? İstanbul çirkin şehir. Pis şehir. Hele yağmurlu günlerinde. Başka günler güzel mi, değil; güzel değil. Başka günlerde Köprüsü balgamlıdır. Yan sokakları çamurludur, molozludur. Geceleri kusmukludur. Evler güneşe sırtını çevirmiştir. Sokaklar dardır. Esnafı gaddardır. Zengini lakayttır. İnsanlar her yerde böyle. Yaldızlı karyolada çift yatanlar bile tek.”
    Sait Faik Abasıyanık, Alemdağ'da Var Bir Yılan

  • #18
    Albert Camus
    “If we believe in nothing, if nothing has any meaning and if we can affirm no values whatsoever, then everything is possible and nothing has any importance.”
    Albert Camus, The Rebel

  • #19
    Albert Camus
    “I do not believe in God and I am not an atheist.”
    Albert Camus, Notebooks 1951-1959

  • #20
    Tezer Özlü
    “İnsan çoğu kez her şeyin son bulduğu duygusuna kapılıyor,oysa yaşamın sonsuzluğunu algılayabilmek için bile yeterli değil bir insan ömrü.”
    Tezer Özlü, Yaşamın Ucuna Yolculuk

  • #21
    Tezer Özlü
    “Sordukları zaman, bana ne iş yaptığımı, evli olup olmadığımı, kocamın ne iş yaptığını, ana babamın ne olduklarını sordukları zaman, ne gibi koşullarda yaşadığımı, yanıtlarımı nasıl memnunlukla onayladıklarını yüzlerinde okuyorum. Ve hepsine haykırmak istiyorum. Onayladığınız yanıtlar yalnızca bir yüzey. Ne düzenli bir iş, ne iyi bir konut, ne sizin medeni durum dediğiniz durumsuzluk, ne de başarılı bir birey olmak ya da sayılmak benim gerçeğim değil. Bu kolay olgulara, siz bu düzeni böylesine saptadığınız için ben de eriştim. Hem de hiç bir çaba harcamadan. Belki de hiç istediğim gibi çalışmadan. istediğiniz düzeye erişmek o denli kolay ki… Ama insanın gerçek yeteneğini, tüm yaşamını, kanını, aklını, varoluşunu verdiği iç dünyasının olgularının sizler için hiç bir değeri yok ki. bırakıyorsun insan onları kendisiyle birlikte gömsün. Ama hayır, hiç değilse susarak hepsini yüzünüze haykırmak istiyorum. Sizin düzeninizle, akıl anlayışınızla, namus anlayışınızla, başarı anlayışınızla bağdaşan hiç yönüm yok. Aranızda dolaşmak için giyiniyorum, hem de iyi giyiniyorum. İyi giyinene iyi değer verdiğiniz için. İçgüdülerimi hiç bir işte uygulamama izin vermediğiniz için. Hiç bir çaba harcamadan bunları yapabiliyorum, bir şey yapıldı sanıyorsunuz. Yaşamım boyunca içimi kemirttiniz. Evlenizle. Okullarınızla. İş yerlerinizle. Özel ya da resmi kuruluşlarınızla içimi kemirttiniz. Ölmek istedim, dirilttiniz. Yazı yazmak istedim, aç kalırsın, dediniz. Aç kalmayı dendim, serum verdiniz. Delirdim, kafama elektrik verdiniz. Hiç aile olmayacak insanla bir araya geldim, gene aile olduk. Ben bütün bunların dışındayım. Şimdi tek konuğu olduğum bu otelden ayrılırken, hangi otobüs ya da tren istasyonuna, hangi havaalanı ya da hangi limana doğru gideceğimi bilmediğim bu sabahta, iyi, başarılı, düzenli bir insandan başka her şey olduğumu duyuyorum.”
    Tezer Özlü, Yaşamın Ucuna Yolculuk

  • #22
    Adalet Ağaoğlu
    “Ah benim Dündar öğretmenim! Ah benim gazetelerim, liselerim,
    kaymakamlarım, babalarım, ağabeylerim, kâh Alman, kâh Amerikan
    kılıklı askerlerim, çocuk yüzlü halkevlerim, ‘ Bir Türk bir dünyaya
    bedel’lerim, marşlarım, heykellerim, Alman yengelerim ve ‘Tout va très
    bien Madame la Marquise’ şarkılarım! Havada uçuşan her şeyden biraz.
    Ve savaş bitmiştir ey şen arkadaş! Büyük zaferin gününü terennüm
    edelim… Bu muymuş yurdunu sevmek? Yurdunu budununu özünden çok
    sevmek? Sevmek…
    Sevmek, bilmektir. En iyi öğrendiğim şeyse ‘vecize’ söylemek.”
    Adalet Ağaoğlu



Rss