Berc > Berc's Quotes

Showing 1-30 of 33
« previous 1
sort by

  • #1
    Leylâ Erbil
    “Kış başında ise; bayan Nermin’in insanları, kadınlı erkekli; bu aslen nereli olduğu anlaşılmayan, güzel, varlıklı, bu evin bahçesine her türlü it köpeği toplayıp onlarla al takke ver külah eden,üstelik kendi kocalarını bile ellerinden alıp evine davet eden, rakı masalarında saatlerce erkeklerin karşısında oturup onların gönlünü yapan, kahkahaları taa diplerdeki evlerde uyuyan delikanlıları yatağından sıçratan, bu orospu kılıklı karıyla onun o boynuzlu kocasının, mahallenin ahlakını bozan bu insanların, burada kendi öz mahallelerinde ne aradıklarını birbirlerine sormaya başlamışlardı.”
    Leyla Erbil, Tuhaf Bir Kadın

  • #2
    Oğuz Atay
    “Zavallı insanlarımız -kendimi de içlerine katarak- diye üzüldüm. Bütün meseleleri birbirine karıştırıyorduk. Hele ben, en Batılı müzikçiler arasında onlardanmışım gibi yaptıktan sonra, kırmızı mini etekli kadının dansını seyrederek rakı içiyordum susuz. Fakat meselelerimizde ne kadar zavallıydı. Kara suratlı halk türkücüsü ne kadar zavallıydı. Hatta bu zavallılık ortaya çıkmasın diye, onunla yakınlık kurmak bile istemiştim: Kadın dansederken, çay fincanımı ona doğru kaldırarak, içelim kardeş gibi beni şimdi bile bunaltan bir takım sözler söylemeye çalışmıştım.”
    Oğuz Atay, Eylembilim

  • #3
    Sevim Burak
    “Nurperi Hanım ayaklarındaki terliklerin ucuna kaçtı,
    Susup önüne baktı.”
    Sevim Burak, Yanık Saraylar

  • #4
    Nurdan Gürbilek
    “Oh oh Emine"ler, "Allah Allah bu nasıl sevmek"lerde, yalnızca taşra kendine şehirli bir kimlik keşfetmekle kalmadı, aynı zamanda şehir de kendi içindeki taşrayı, bugüne kadar seçkin olabilmek için dışarıda bırakmak zounda kaldığını, gelişebilmek için kıyıya itmiş olduğunu, Batılı olabilmek için bastırmak zorunda kaldığı şeyleri de keşfetti. İbrahim Tatlıses,sokağın artık adalet değil özgürlük istediği bir dönemin yıldızıydı.”
    Nurdan Gürbilek, Vitrinde Yaşamak: 1980'lerin Kültürel İklimi

  • #5
    Ahmet Hamdi Tanpınar
    “Ne oluyor?" diye başını kaldırdığı zaman tavanın tepesinden uçmuş olduğunu ve yıldızların elle tutulacakmış gibi yakından odasına sarktıklarını gördü ve sonra sevdiği kadın bu yıldızlara basarak, onlara tutunarak, onların ışığıyla sarınarak odasına girdi. Abdullah, bir kere kapısını çalmamış, semtine uğramamış olan bu güzel mahlukun, böyle uçan bir çatıdan ve bir yıldız kasırgası içinde odasına tavandan girmesine hiç de hayret etmedi. Zaten, bu güzel ve asil mahlukun kendisiyle aynı hamurdan yuğrulmuş olduğuna hiçbir zaman inanamamış, onun çok yüksek, büsbütün başka ve erişilmez bir alemden gelmiş bir mevcut olmasına daima ihtimal vermişti.”
    Ahmet Hamdi Tanpınar, Hikâyeler

  • #6
    Oğuz Atay
    “En kötüsü, hayır demeyi öğrenemedim. Yemeğe kal, dediler: kaldım. Oysa, kalınmaz. Onlar biraz ısrar ederler; sen biraz nazlanırsın. Sonunda kalkıp gidilir. Her söylenileni ciddiye almak yok mu, şu sözünün eri olmak yok mu; bitirdi, yıktı beni.”
    Oğuz Atay, Tutunamayanlar

  • #7
    Tezer Özlü
    “Sordukları zaman, bana ne iş yaptığımı, evli olup olmadığımı, kocamın ne iş yaptığını, ana babamın ne olduklarını sordukları zaman, ne gibi koşullarda yaşadığımı, yanıtlarımı nasıl memnunlukla onayladıklarını yüzlerinde okuyorum. Ve hepsine haykırmak istiyorum. Onayladığınız yanıtlar yalnızca bir yüzey. Ne düzenli bir iş, ne iyi bir konut, ne sizin medeni durum dediğiniz durumsuzluk, ne de başarılı bir birey olmak ya da sayılmak benim gerçeğim değil. Bu kolay olgulara, siz bu düzeni böylesine saptadığınız için ben de eriştim. Hem de hiç bir çaba harcamadan. Belki de hiç istediğim gibi çalışmadan. istediğiniz düzeye erişmek o denli kolay ki… Ama insanın gerçek yeteneğini, tüm yaşamını, kanını, aklını, varoluşunu verdiği iç dünyasının olgularının sizler için hiç bir değeri yok ki. bırakıyorsun insan onları kendisiyle birlikte gömsün. Ama hayır, hiç değilse susarak hepsini yüzünüze haykırmak istiyorum. Sizin düzeninizle, akıl anlayışınızla, namus anlayışınızla, başarı anlayışınızla bağdaşan hiç yönüm yok. Aranızda dolaşmak için giyiniyorum, hem de iyi giyiniyorum. İyi giyinene iyi değer verdiğiniz için. İçgüdülerimi hiç bir işte uygulamama izin vermediğiniz için. Hiç bir çaba harcamadan bunları yapabiliyorum, bir şey yapıldı sanıyorsunuz. Yaşamım boyunca içimi kemirttiniz. Evlenizle. Okullarınızla. İş yerlerinizle. Özel ya da resmi kuruluşlarınızla içimi kemirttiniz. Ölmek istedim, dirilttiniz. Yazı yazmak istedim, aç kalırsın, dediniz. Aç kalmayı dendim, serum verdiniz. Delirdim, kafama elektrik verdiniz. Hiç aile olmayacak insanla bir araya geldim, gene aile olduk. Ben bütün bunların dışındayım. Şimdi tek konuğu olduğum bu otelden ayrılırken, hangi otobüs ya da tren istasyonuna, hangi havaalanı ya da hangi limana doğru gideceğimi bilmediğim bu sabahta, iyi, başarılı, düzenli bir insandan başka her şey olduğumu duyuyorum.”
    Tezer Özlü, Yaşamın Ucuna Yolculuk

  • #8
    Erdal Öz
    “Önümde uzanan o hiç bitmeyecekmiş gibi geceyle, karanlık, balıklı denizi birbirinden kim olsa ayıramazdı. Ama yalnızlığımın getirip büyüttüğü, süslediği, yeniden çizdiği yüzünü, bir allah gibi, denizden de geceden de ayıran bir ben olabilirdim. Denizle gecenin karıştığı yere, belki de ölümsüzlüğün gibi getirip koyduğum, sağa dönen, sola dönen doyumsuz yüzüne, kim eklemişse eklemiş bilemediğim sarı saçlarınla, beni yaşamımdan eden seni bir ben ayırabilirdim o uğultudan.”
    Erdal Öz, Sular Ne Güzelse

  • #9
    Bilge Karasu
    “Kaygı da korku gibi kendi memesinin oburudur.”
    Bilge Karasu, Kılavuz

  • #10
    Leylâ Erbil
    “‎Bizim milli duygumuz din kökenli hoşgörüsüzlük, gaddarlık, aşağılık duygusu ve sinsiliktir.”
    Leyla Erbil

  • #11
    Pınar Selek
    “Askerleştirmek erkekleştirmektir. Erkeksilik ve militarizm, kadınsılıkla kurdukları karşıtlıkla kendilerini tanımlarlar....Askerlik içinde şekillenen erkeklik nasıl bir erkekliktir? Korkusuz? Kahraman? Güçlü? Acımasız? Dayanıklı? Sorumlu? Erkekler askerlik kurumuyla bu hayallerle ilişki kurarlar. Ama erkeklik askerlikte aslana değil kuzuya dönüşür. Ordu, bir oğlan çocuğundan "erkek" yaratma iddiasını temsil eder. Askeri kurum içinde itaati öğrenen erkek, her türlü bireysel özerklik ve seçimden yoksun bırakılarak iktidarsızlaşır. Toplumsal erkeklik bu iktidarsızlık içinde kendi iktidarını üretir. Öncelikle kadınlara, beraberinde kendi içindeki farklılıklara, çocuklara, eşcinsellere, sakatlara ya da vicdani retçilere "iktidarsız kahramanlık" taslar.”
    Pınar Selek, Cinsiyetli Olmak

  • #12
    Birhan Keskin
    “sabahın karşısında konuşmak ne zor
    incecik kül gibi kalıyorsun
    dağ susmaya giden yolu biliyor
    sen bilmiyorsun...”
    Birhan Keskin

  • #13
    Birhan Keskin
    “o büyük ve muazzam zamanda unuttum
    kanatlarım çok oldu üşüyor benim
    bu beyaz ıssızlıkta göğsüme düşüyor
    bu yüzden eğik boynum

    bir kuşun anısı kalmış bende, saklı
    bundan gözlerimdeki kayalık,
    içimdeki serseri buzullar

    dürtme içimdeki narı
    üstümde beyaz gömlek var.”
    Birhan Keskin

  • #14
    Hélène Cixous
    “Listen to a woman speak at a public gathering (if she hasn't painfully lost her wind). She doesn't "speak," she throws her trembling body forward; she lets go of herself, she flies; all of her passes into her voice, and it's with her body that she vitally sup- ports the "logic" of her speech. Her flesh speaks true. She lays herself bare. In fact, she physically materializes what she's thinking; she signifies it with her body. In a certain way she inscribes what she's saying, because she doesn't deny her drives the intractable and impassioned part they have in speaking. Her speech, even when "theoretical" or political, is never simple or linear or "objectified," generalized: she draws her story into history.”
    Hélène Cixous

  • #15
    Ludwig Wittgenstein
    “The limits of my language means the limits of my world.”
    Ludwig Wittgenstein

  • #16
    Birhan Keskin
    “Size,
    nasılsın diyerek başlayan telefonlarınıza
    (garip, tuhaf aslında)
    beyaz bembeyaz tabiatımla
    'iyiyim' diyorum.
    yani aslında korkuyorum
    bütün bunlar kıyamet
    bütün bunlar cinnet
    bütün bunlar cinayet demeye
    bir daha düzeltilemeyecek sözler
    söylemeye korkuyorum.”
    Birhan Keskin

  • #17
    Stephen Chbosky
    “And I could feel what he felt on the night when he realize that if he didn't leave, it would never be his life. It would be theirs.”
    Stephen Chbosky, The Perks of Being a Wallflower

  • #18
    Didem Madak
    “Ya siz,
    Nasıl bilirdiniz çocukluğunuzu ey cemaat?
    Nasıldı
    Öldürdüğünüz birinin cenaze namazını kılmak?”
    Didem Madak, Ah'lar Ağacı

  • #19
    Peyami Safa
    “İki tarafta da arzuyu gurura hesap vermeye çağıran iç muhasebe anları olmasaydı, kendi kendini yiyen aşkın işkenceleri ne kadar azalırdı.”
    Peyami Safa, Yalnızız

  • #20
    Peyami Safa
    “Gelmesinden başka şifam yoktur. Gelmezse, yeryüzünde hiç bir güzel canlı ve enteresan şeyin beni oyalayamayacağını düşünmenin verdiği bir ümitsizlik deşheti içinde yerime oturur, gözlerimi buzlu camların yarı karanlık zemininde oynayan kaderin parıltılarına dikerim.”
    Peyami Safa, Yalnızız

  • #21
    Sevgi Soysal
    “Komünizmi övme suçundan mahkum Oya, aslında şişmanlamamak korkusuyla yemediği çukulataları Cevdet'e veren, para karşılığında çamaşırlarını yıkayacak bir Firdevs bulduğuna sevinen, tahliye olduktan sonra çukulatasız ve babasız bir Cevdet'i ardında bırakıp unutan biri. Bu da suçluluk için yeterli, fazlasıyla.”
    Sevgi Soysal, Şafak

  • #22
    Şule Gürbüz
    “Akıl ideale varamayınca hicve varıyor.”
    Şule Gürbüz, Kambur

  • #23
    Sabahattin Ali
    “İnsanların en zayıf tarafları, sormadan, araştırmadan, düşünmeden, kafalarını patlatmadan inanmak hususundaki hayret verici temayülleridir. Dünyadaki yalancı peygamberleri yetiştirmek ve beslemek için en iyi gübre, işte bu bilmeden inanmak için çırpınan kalabalıktır.”
    Sabahattin Ali, İçimizdeki Şeytan

  • #24
    Didem Madak
    “Güzin Ablası kitaplar olan bir kızdım,
    İçim sıkılmasa o kadar
    Tek bir satır bile okumazdım.”
    Didem Madak, Ah'lar Ağacı

  • #25
    Peyami Safa
    “Fakat bu ışığa çok bakamıyordum, bu güneş bile gözlerimden içeriye girince, kendinden daha büyük bir karanlık denizine düşmüş gibi derhal sönüyor ve içimin rengini alıyordu.”
    Peyami Safa, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu

  • #26
    Mehmet Eroğlu
    “Garip ama gerçek; aslında acısız yaşayamıyoruz. Çünkü bilgi ve gerçeğin asıl kaynağı olan acı varlığımızın farkına varmamızı da sağlıyor. Bizi sahici kılıyor. Yine de çektiği acıdan daha büyük, daha geniş, daha derin bir acı olmadığını, acının sonuna vardığını düşünenler eğer budala değillerse, Tanrı'nın hayalgücünün benzersizliğinden habersiz olanlardır.”
    Mehmet Eroğlu

  • #27
    Mehmet Eroğlu
    “Ama kadın susuyor. Kendini kollarına bıraktığı sonsuz sükunetin içinde, üstüne kıvrıldığı sessizliğini bir hazineymiş gibi koruyarak, kımıldamadan, inatla susuyor. Belirsizleşen varlığı, boşluk kavramını anlatan soyut bir heykele dönüşmüş sanki. Oysa onun, zamanı toprakmış gibi eşeleyip ortaya çıkarmaya çalışan bir ruh kazıcısı olduğunun farkındayım.”
    Mehmet Eroğlu

  • #28
    Elif Batuman
    “I tried to hang out with my peer group, Defne, Murat and Yudum, but was unable to assimilate myself to their mode of being. They seemed always to be waiting for something, for the removal of some obstacle-- for a business to open, for the sun to move, or for someone to come back from going to get something. Whenever they actually did anything, like go in the water, eat lunch, or walk somewhere, they did it in an abstracted, halfhearted way, as if to show that this was just a side diversion from the main business of waiting. All they talked about was when the thing they were waiting for was going to happen, But whenever that thing did happen, nothing seemed to change. The sense of provisionality was the same, it just gradually found a new object.”
    Elif Batuman, The Idiot

  • #29
    Sally Rooney
    “This “what?” question seems to him to contain so much: not just forensic attentiveness to his silence that allows her to ask in first place, but a desire for total communication, a sense that anything unsaid is an unwelcome interruption between them.”
    Sally Rooney, Normal People

  • #30
    Vigdis Hjorth
    “Funny how random it seems, our meeting people who later prove pivotal to our lives, who will affect or directly influence decisions that will cause our lives to change direction. Or perhaps it's not random at all. Can we sense that certain people might nudge us onto a path we consciously or subconsciously would have taken anyway? And so we stay in touch with them. Or do we have a hunch that some people might challenge us or force us off a path we want to take, and so we decide not to see them again? It's remarkable how important just one person can become in determining how we act in critical situations, just because we happened to consult that individual in the past.”
    Vigdis Hjorth, Arv og miljø



Rss
« previous 1
All Quotes



Tags From Berc’s Quotes