Volkan > Volkan's Quotes

Showing 1-12 of 12
sort by

  • #1
    Paul Allih
    “It's a funny thing, this life.”
    Paul Allih, Dead End Endeavors

  • #2
    “...

    sana bunları mum ışığında söyleyemem
    leopar desenli giysilere inanmıyorum
    baktığın ve güldüğün yerden ekmek ver bize
    dans etmesek de olur

    ne olur ?

    hadi bana sorular sor cevaplı olsun
    öyle uzun susmalara inanmıyorum”
    Aslı Serin, Dans Etmesek De Olur

  • #3
    “...
    ben öyle değilim
    bana bardak lazım olur su içerim
    tabak sonra biri falan gelir
    gelmez de biri gelir gelmese de gelir hep biri
    bir de halıları severim
    böyle yani sıkıcı”
    Barış Özgür, Yalaka

  • #4
    Nurdan Gürbilek
    “Atay'da öncelikle "mış gibi yapmak" demektir oyun; romanların kahramanları bu oyunu kurallarına göre oynayamadıkları için oyunun dışında, çocuk gibi saf ve hesapsız kalmışlardır. Ama aynı zamanda oyuna gelmek, gülünç duruma düşmek, başkalarının soytarısı olmak, "sahneye uşak rolünde çıkmak", kısacası azgelişmişlik demektir oyun; aynı kahramanlar çocukken oynamadıkları için büyüyünce oynamak zorunda kaldıklarından oyunu fazla ciddiye almışlar, oyunu fazla ciddiye aldıkları için oyuna gelmişler, oyuna geldikleri için de başkalarının alay konusu olmuşlardır.”
    Nurdan Gürbilek, Kör Ayna, Kayıp Şark: Edebiyat ve Endişe
    tags: oyun

  • #5
    Nurdan Gürbilek
    “Bütün bunlardan yola çıkarak her şeyin bir üsluptan, bir adlandırmadan, bir görüntüden ibaret olduğunu mu söylemeliyiz?

    Vitrinler hep bir bolluğa işaret eder. Ama bu bolluğu mümkün kılan, onu var eden, onun için harcanan, o sırada tükenen yer almaz vitrinde. Vitrin teşhir ettiği malın bir emek ürünü olduğunu gizler bakan kişiden. Nasıl piyasa farklı emek biçimlerini eşitler ve malları soyut bir değişim değer,ne indirgerse, toplum vitrine dönüştüğünde de bütün yaşantılar, yitirilen fırsatlar ve sarf edilen emek bir imajdan ibaret kalır.

    Rumelihisarı'ndaki bir antikacının vitrininde, on dokuzuncu yüzyıldan kalma bazı ibrikler var. Zamanında defolu sayıldıkları için pazarlanamamışlar. Defoları, veremli işçilerin soluklarıyla birlikte cama üfledikleri kan damlaları.

    Ama acıyı vitrine çıkaran her zaman öteki olmayabilir. Acı çekenlerin kendileri de artık yaşadıklarını seyirlik kılabiliyor.”
    Nurdan Gürbilek, Vitrinde Yaşamak: 1980'lerin Kültürel İklimi

  • #6
    Italo Calvino
    “Ama bu dikey kentte,bütün boşlukların dolmak, her betonarma blokun başka bloklarla iç içe geçmek eğilimi gösterdiği bu sıkıştırılmış kentte, duvarlar arasındaki boş dilimlerden, yönetmeliklerin iki yapı arasında öngördükleri en az uzaklıklardan, iki yapının arka arkaya vermesinden oluşan bir tür karşıkent, eksi kent ortaya çıkıyor; yapı aralarındaki boşluklardan, aydınlatma deliklerinden,havalandırma kanallarından taşıt geçitlerinden, küçük iç alanlardan, bodrum girişlerinden oluşan bir sıva ve zift gezegeni üzerindeki kuru kanal ağını andıran bir kent; işte eski kedi halkı duvarların sıkıştırdığı bu ağda dolaşıyor.”
    Calvino İtalo

  • #7
    Murathan Mungan
    “mutlu musunuz peki?"
    "huzurluyum. Mutluluk benim icin hicbir zaman onemli olmadi. Daha cok raslanti gibi yasadim mutlulugu. Kisa anlarin hediyesi gibi. Yasamin karsima cikardigi bazi anlar benim icin mutluluk demekti, o kadar...”
    Murathan Mungan, Şairin Romanı

  • #8
    Henri Michaux
    “bedenlerin olmadığı bir kavgaya hazırlanman gerekiyor, her durumda karşı koymayı başarabileceğin, soyut bir kavgaya, diğerlerinin aksine düşe kalka öğrenilen bir kavgaya.
    kusurların mı, telaşa gerek yok. düşüncesizlik edip onları düzelteyim deme. sonra yerlerine ne koyacaksın ki?
    güçsüzlüğünü olduğu gibi sakla. yeni güç kazanmaya çalışma, hele senin için olmayan güçler, sana göre tasarlanmamış güçler, doğanın seni başka şeylere hazırlarken senden kaçındığı güçler söz konusuysa…
    birinin gelip senin içinde yüzmesine, senin içine yerleşmesine, senin içine alçı dökmesine izin veriyorsun ve sen hala kendin olmak istiyorsun!
    yanlışlarının sonuna kadar git, en azından bazı yanlışlarının, tam olarak hangi tür yanlış olduğunu iyice gözlemlemene imkan verecek biçimde. bunu yapmazsan, yarı yolda durursan, körlemesine gidersin ve tüm yaşamın boyunca hep aynı tür yanlışları tekrarlarsın, bazıları da çıkar buna senin “kaderinmiş” der. düşmanı, ki bu aslında kendi yapındır, zorla, açığa çıksın. eğer kendi kaderini değiştiremdiysen, o zaman kiralık bir daire olabilirsin yalnızca.
    çok erken akıllı oldukları için aptallar. sen ise uyum göstermek için acele etme. yedekte hep bir uyumsuzluk sakla.
    insanları hiç derinden tanımadın. onları gerçekten gözlemlemedin, hatta onları sonuna kadar sevmedin veya onlardan sonuna kadar nefret etmedin. sen yalnızca sayfaları şöyle bir karıştırmakla yetindin. öyleyse senin de sayfalarını karıştırmalarına ve birkaç yapraktan ibaret olmaya razı ol.
    anımsa, kazanan her kazandığında kaybeder.
    kendi küçük dünyanda hep daha fazla hüzmetkarım oldu diye düşünürken, muhtemelen sen daha fazla hizmetkar oluyorsun. kimin? neyin? eh işte artık ara, ara!
    bir şey yakaladıysan ister istemez daha fazlasına sahip olmuşsun demektir. bu fazlalıktan hiç şüphe duymuyorsun ve hakkında hiçbir şey bilmiyorsun, aradan uzun bir zaman geçmeden de bilmeyeceksin. belki tüm bir dönem geçtikten sonra da bilmeyeceksin. o zaman çok geç olacak. evet, çok geç.
    rahat olabilirsin, içinde berraklık kalmış. tek bir yaşamda her şeyi kirletememişsin.
    kendi kendine bulaşıcısındır, bunu anımsa. senin sana galip gelmesine izin verme.
    meleğinin sıkıcı hale gelmesi, seni bir iblis seçmeye zorladı, o da seni şeytanlaştırandan başkası değildir. onu iyi seçtin mi? olması gerektiği gibi şeytansıdır; ama şeytanın gücü senin cılız gücünle ille de orantısız değildir. göz kulak ol ona, sıkıca sarılırlar, bunu biliyorsun değil mi?
    eğer bir kara kurbağası italyanca konuşabiliyorsa, zamanla neden fransızca konuşmasın niye konuşmasın?
    aptallık edip kendini göstermiş olsan dahi, sakin ol, onlar seni görmediler.
    bir insanın yaşamın da taşıyabileceği duygu yükü sonsuz değildir. Üstelik çoğu insan da çabucak sona varır. daha da vahim olanı, senin hissedebileceklerinin yelpazesi sınırlı bir açıklığa sahiptir. büyük zahmetle, büyük riskler alarak ya da şansın yardımıyla ya da büyük kurnazlıkla bu yelpazeyi bazı kereler biraz daha açmayı başarabilirsin, o da belli bir süre için. ama doğanın yelpazesi öyle yapılmıştır ki, eğer sürekli dikkat etmezsen, fazla geçmeden daralır, ta ki kapanıncaya kadar.
    her allahın günü batan için ne yolcu gemisine ne de yolunu şaşırmış bir buzula ihtiyaç vardır, batmak, ilelebet batmak için. sahne düzenine ihtiyaç yoktur. ne titanic ne atlantis. eşlik yok, görecek bir şey de yok. yalnızca batıyorsun.
    elde, kalptekinden daha fazla şefkat, kalpte de davranıştan daha fazla şefkat bulunur.
    ona ait hareketleri bul. onun arzuladığı ve seni yeniden biçimleyecek hareketleri. elin dansı. şu andaki ve uzaktaki etkilerini gözlemle. bu çok önemlidir, özellikle hiç elleriyle hareket etmeyen bir insan olmuşsan. sende eksik olan buydu, boşu boşuna dışarıda aradıkların, incelemelerde ve derlemelerde değil. tanımsızca ele dön.”
    Henri Michaux

  • #9
    Forough Farrokhzad
    “RÜZGÂR BİZİ GÖTÜRECEK

    küçücük gecemde benim, ne yazık
    rüzgârın yapraklarla buluşması var
    küçücük gecemde benim yıkım korkusu var

    dinle
    karanlığın esintisini duyuyor musun?
    bakıyorum elgince ben bu mutluluğa
    bağımlısıyım ben kendi umutsuzluğumun

    dinle
    karanlığın esintisini duyuyor musun?
    şimdi bir şeyler geçiyor geceden
    ay kızıldır ve allak bullak
    ve her an yıkılma korkusundaki bu damda
    bulutlar sanki, yaslı yığınlar misali
    yağış anını bekliyorlar

    bir an
    ve sonrasında hiç.
    bu pencerenin arkasında gece titremede
    ve yeryüzü giderek durmada
    bu pencerenin arkasında bir bilinmez
    seni ve beni merak ediyor
    ey baştan aşağı yeşil!
    yakıcı anılar gibi ellerini,
    bırak benim aşık ellerime
    ve dudaklarını
    varlığın sıcak duygusunu
    benim sevdalı dudaklarımın okşayışına bırak
    rüzgâr bizi götürecek
    rüzgâr bizi götürecek.”


    Furuğ Ferruhzad, ‘Ses, Ses, Yalnız Ses’, sayfa 51-52”
    Furuğ Ferruhzad, Ses, Ses, Yalnız Ses

  • #10
    Didem Madak
    “Ben ne zaman öleceğim tanrım!
    Sabah olunca mı?
    Keşke birkaç dakikayı ipek mendillere sarıp saklasaydım”
    Didem Madak, Grapon Kağıtları

  • #11
    Yaşar Kemal
    “Kuşlar da gitti," dedi Mahmut.
    Sonra hiç konuşmadık. Kuşlar da gitti, kuşlarla birlikte de... Ne olacak, kuşlar da gitti.”
    Yaşar Kemal, The Birds Have Also Gone

  • #12
    José Saramago
    “If, before every action, we were to begin by weighing up the consequences, thinking about them in earnest, first the immediate consequences, then the probable, then the possible, then the imaginable ones, we should never move beyond the point where our first thought brought us to a halt. The good and evil resulting from our words and deeds go on apportioning themselves, one assumes in a reasonably uniform and balanced way, throughout all the days to follow, including those endless days, when we shall not be here to find out, to congratulate ourselves or ask for pardon, indeed there are those who claim that this is the much talked of immortality.”
    José Saramago, Blindness



Rss