Let Us Believe in the Beginning of the Cold Season Quotes
Let Us Believe in the Beginning of the Cold Season
by
Forough Farrokhzad4,872 ratings, 4.19 average rating, 381 reviews
Open Preview
Let Us Believe in the Beginning of the Cold Season Quotes
Showing 1-18 of 18
“من خواب دیده ام که کسی می اید
من خواب یک ستاره قرمز دیده ام
وپلک چشمم هی می پرد و کفش هایم هی جفت می شوند
و کور شوم اگر دروغ بگویم”
― ایمان بیاوریم به آغاز فصل سرد
من خواب یک ستاره قرمز دیده ام
وپلک چشمم هی می پرد و کفش هایم هی جفت می شوند
و کور شوم اگر دروغ بگویم”
― ایمان بیاوریم به آغاز فصل سرد
“الكلامُ ليسَ عن همسةٍ خائفةٍ في العتمة
الكلام هو عن النهارِ والنوافذ المشرعة
وَعن الهواء الطازج
وعن موقدٍ يحرقونَ فيه أشياء غيرَ مجدية
وعن أرضٍ حبلى بمزروعٍ آخر
الكلام هو عن أيدينا العاشقة
التي نصبت جسراً من بشارة
العطر وَالنور والنسيم
فوق الليالي.”
― وحده الصوت يبقى
الكلام هو عن النهارِ والنوافذ المشرعة
وَعن الهواء الطازج
وعن موقدٍ يحرقونَ فيه أشياء غيرَ مجدية
وعن أرضٍ حبلى بمزروعٍ آخر
الكلام هو عن أيدينا العاشقة
التي نصبت جسراً من بشارة
العطر وَالنور والنسيم
فوق الليالي.”
― وحده الصوت يبقى
“Life is perhaps lighting up a cigarette
in the narcotic repose between two love-makings
or the absent gaze of a passerby
who takes off his hat to another passerby
with a meaningless smile and a good morning”
― Another Birth - Let Us Believe in the Beginning of the Cold Season
in the narcotic repose between two love-makings
or the absent gaze of a passerby
who takes off his hat to another passerby
with a meaningless smile and a good morning”
― Another Birth - Let Us Believe in the Beginning of the Cold Season
“RÜZGÂR BİZİ GÖTÜRECEK
küçücük gecemde benim, ne yazık
rüzgârın yapraklarla buluşması var
küçücük gecemde benim yıkım korkusu var
dinle
karanlığın esintisini duyuyor musun?
bakıyorum elgince ben bu mutluluğa
bağımlısıyım ben kendi umutsuzluğumun
dinle
karanlığın esintisini duyuyor musun?
şimdi bir şeyler geçiyor geceden
ay kızıldır ve allak bullak
ve her an yıkılma korkusundaki bu damda
bulutlar sanki, yaslı yığınlar misali
yağış anını bekliyorlar
bir an
ve sonrasında hiç.
bu pencerenin arkasında gece titremede
ve yeryüzü giderek durmada
bu pencerenin arkasında bir bilinmez
seni ve beni merak ediyor
ey baştan aşağı yeşil!
yakıcı anılar gibi ellerini,
bırak benim aşık ellerime
ve dudaklarını
varlığın sıcak duygusunu
benim sevdalı dudaklarımın okşayışına bırak
rüzgâr bizi götürecek
rüzgâr bizi götürecek.”
Furuğ Ferruhzad, ‘Ses, Ses, Yalnız Ses’, sayfa 51-52”
― Ses, Ses, Yalnız Ses
küçücük gecemde benim, ne yazık
rüzgârın yapraklarla buluşması var
küçücük gecemde benim yıkım korkusu var
dinle
karanlığın esintisini duyuyor musun?
bakıyorum elgince ben bu mutluluğa
bağımlısıyım ben kendi umutsuzluğumun
dinle
karanlığın esintisini duyuyor musun?
şimdi bir şeyler geçiyor geceden
ay kızıldır ve allak bullak
ve her an yıkılma korkusundaki bu damda
bulutlar sanki, yaslı yığınlar misali
yağış anını bekliyorlar
bir an
ve sonrasında hiç.
bu pencerenin arkasında gece titremede
ve yeryüzü giderek durmada
bu pencerenin arkasında bir bilinmez
seni ve beni merak ediyor
ey baştan aşağı yeşil!
yakıcı anılar gibi ellerini,
bırak benim aşık ellerime
ve dudaklarını
varlığın sıcak duygusunu
benim sevdalı dudaklarımın okşayışına bırak
rüzgâr bizi götürecek
rüzgâr bizi götürecek.”
Furuğ Ferruhzad, ‘Ses, Ses, Yalnız Ses’, sayfa 51-52”
― Ses, Ses, Yalnız Ses
“TUTSAK
seni istiyorum ve biliyorum
asal koynuma almayacağım
sen o aydın ve pırıl pırıl gökyüzüsün
ben bu kafeste bir tutsağım
kara ve soğuk parmaklıklar ardından
gözlerim hasretle bakıyor yüzüne doğru
bir elin uzanışını düşlüyorum, diye
ansızın ben de uçayım sana doğru
boş bulunan bir anda düşlüyorum
bu sessiz hapishaneden uçayım
gülerek gardiyan adamın gözüne
yanında yaşama yeniden başlayayım
düşlüyorum ancak bilirim asla
bu kafesten kurtulma gücüm kalmamış
gardiyan istese bile
kanatlanıp uçmaya soluğum kalmamış
parmaklıklar ardında her sabah
bir çocuğun bakışı güler bana doğru
sevinç şarkılarına başladığımda
dudağı öpücükle gelir bana doğru
şayet bir gün, ey gökyüzü
kanatlanırsam bu sessiz evden
ağlayan çocuğa nasıl söylerim
tutsak bir kuşum vazgeç benden
bir mumum canımın yalazıyla
harabeleri aydınlatırım
sönüklüğü seçersem eğer
bir yuvayı yıkıp dağıtırım
Furuğ Ferruhzad, ‘Ses, Ses, Yalnız Ses’, sayfa 35”
― Ses, Ses, Yalnız Ses
seni istiyorum ve biliyorum
asal koynuma almayacağım
sen o aydın ve pırıl pırıl gökyüzüsün
ben bu kafeste bir tutsağım
kara ve soğuk parmaklıklar ardından
gözlerim hasretle bakıyor yüzüne doğru
bir elin uzanışını düşlüyorum, diye
ansızın ben de uçayım sana doğru
boş bulunan bir anda düşlüyorum
bu sessiz hapishaneden uçayım
gülerek gardiyan adamın gözüne
yanında yaşama yeniden başlayayım
düşlüyorum ancak bilirim asla
bu kafesten kurtulma gücüm kalmamış
gardiyan istese bile
kanatlanıp uçmaya soluğum kalmamış
parmaklıklar ardında her sabah
bir çocuğun bakışı güler bana doğru
sevinç şarkılarına başladığımda
dudağı öpücükle gelir bana doğru
şayet bir gün, ey gökyüzü
kanatlanırsam bu sessiz evden
ağlayan çocuğa nasıl söylerim
tutsak bir kuşum vazgeç benden
bir mumum canımın yalazıyla
harabeleri aydınlatırım
sönüklüğü seçersem eğer
bir yuvayı yıkıp dağıtırım
Furuğ Ferruhzad, ‘Ses, Ses, Yalnız Ses’, sayfa 35”
― Ses, Ses, Yalnız Ses
“Say something to me / What does one who grants you the kindness of a living body / want from you in return but an understanding of what it means to feel alive?”
― Let Us Believe in the Beginning of the Cold Season
― Let Us Believe in the Beginning of the Cold Season
“الصوت، الصوت، وحده الصوت
صوت الالتماس الشفاف للماء أن يجري
صوت انصباب ضياء النجمة على جدار أنوثة التراب
صوت انعقاد نطفة المعنى
ومد الذهن المشترك للعشق
الصوت، الصوت، الصوت، وحده الصوت يبقى”
― وحده الصوت يبقى
صوت الالتماس الشفاف للماء أن يجري
صوت انصباب ضياء النجمة على جدار أنوثة التراب
صوت انعقاد نطفة المعنى
ومد الذهن المشترك للعشق
الصوت، الصوت، الصوت، وحده الصوت يبقى”
― وحده الصوت يبقى
“إنني من سلالة الأشجار
يجعلني تنفس الهواء البائت أضيق ذرعًا
الطائر الذي كان مات نصحني أن أبقى
أتذكر الطيران”
― وحده الصوت يبقى
يجعلني تنفس الهواء البائت أضيق ذرعًا
الطائر الذي كان مات نصحني أن أبقى
أتذكر الطيران”
― وحده الصوت يبقى
“Maybe at midnight muy lovers will place a flower on my sad grave”
― Let Us Believe in the Beginning of the Cold Season
― Let Us Believe in the Beginning of the Cold Season
“من خواب يک ستاره قرمز ديده ام”
― ایمان بیاوریم به آغاز فصل سرد
― ایمان بیاوریم به آغاز فصل سرد
“And I am so full that they recite
prayers upon my voice...”
― Let Us Believe in the Beginning of the Cold Season
prayers upon my voice...”
― Let Us Believe in the Beginning of the Cold Season
“That night your kiss scattered the drop of eternity into the mouth of my love”
― Let Us Believe in the Beginning of the Cold Season
― Let Us Believe in the Beginning of the Cold Season
“I wish I were like autumn. . . . I wish I were like autumn
I wish I were, like autumn, silent and depressing
The leaves of my desires would turn yellow one by one
The sun of my eyes would grow cold
The sky of my heart would be full of pain
Suddenly a storm of grief would clutch my soul
Like rain my tears would stain my skirt
Oh . . . how beautiful it would be if I were autumn
I would be wild and passionate and colorful
In my eyes a poet would read . . . a heavenly poem
Beside me in the embers of a painful hidden fire
the lover’s heart would flare
My song . . .
Like the voice of the broken-winged wind
grief’s perfume would pour over wounded hearts
Before me:
the bitter face of youth’s winter
Behind me:
the tumult of a summer of sudden love
Inside me:
the home of grief and pain and suspicion
I wish I were like autumn. . . . I wish I were like autumn”
― Let Us Believe in the Beginning of the Cold Season
I wish I were, like autumn, silent and depressing
The leaves of my desires would turn yellow one by one
The sun of my eyes would grow cold
The sky of my heart would be full of pain
Suddenly a storm of grief would clutch my soul
Like rain my tears would stain my skirt
Oh . . . how beautiful it would be if I were autumn
I would be wild and passionate and colorful
In my eyes a poet would read . . . a heavenly poem
Beside me in the embers of a painful hidden fire
the lover’s heart would flare
My song . . .
Like the voice of the broken-winged wind
grief’s perfume would pour over wounded hearts
Before me:
the bitter face of youth’s winter
Behind me:
the tumult of a summer of sudden love
Inside me:
the home of grief and pain and suspicion
I wish I were like autumn. . . . I wish I were like autumn”
― Let Us Believe in the Beginning of the Cold Season
“Who is this, this one traveling the road of eternity
toward the moment of oneness
whose perpetual watch is wound
with mathematically logical subtractions and discord?”
― Let Us Believe in the Beginning of the Cold Season
toward the moment of oneness
whose perpetual watch is wound
with mathematically logical subtractions and discord?”
― Let Us Believe in the Beginning of the Cold Season
“I dreamed of that red star
when I wasn’t asleep”
― Let Us Believe in the Beginning of the Cold Season
when I wasn’t asleep”
― Let Us Believe in the Beginning of the Cold Season
“İNANALIM SOĞUK MEVSİMİN BAŞLANGICINA
ve bu benim
yalnız bir kadın
soğuk bir mevsimin eşiğinde,
yeryüzünün kirlenmiş varlığını anlamanın
başlangıcında
ve gökyüzünün yalın ve hüzünlü umutsuzluğu
ve bu beton ellerin güçsüzlüğü
zaman geçti
zaman geçti ve saat dört kez çaldı
dört kez çaldı
bugün aralık ayının yirmi biridir
ben mevsimlerin gizini biliyorum
ve anların sözlerini anlıyorum
kurtarıcı mezarda uyumuştur
ve toprak, ağırlayan toprak,
dinginliğe bir belirtidir.
zaman akıp geçti ve saat dört kez çaldı
sokakta rüzgâr esiyor
sokakta rüzgâr esiyor
ve ben çiçeklerin çiftleşmesini düşünüyorum
cılız, kansız saplarıyla goncaları,
ve bu veremli yorgun zamanı
ve bir adam ıslak ağaçların yanından geçiyor
damarlarının mavi urganı
ölü yılanlar gibi boynunun iki yanından
yukarı süzülmüştür
ve allak bullak şakaklarında o kanlı heceyi
yineliyorlar
-selam
-selam
ve ben çiçeklerin çiftleşmesini düşünüyorum
soğuk bir mevsimin eşiğinde
aynaların ağıtı topluluğunda
ve uçuk renkli deneyimlerin yaslı toplantısında
ve suskunluğun bilgisiyle döllenmiş bu günbatımında
gitmekte olan o kimseye böyle
dayançlı
ağır
başıboş
nasıl dur emri verilebilir.
o adama nasıl diri olmadığı söylenebilir, hiçbir
zaman diri olmadığı.
sokakta rüzgâr esiyor
inzivanın tekil kargaları
sıkıntının yaşlı bahçelerinde dönüyorlar
ve merdivenin boyu
ne kadar kısa
onlar bir yüreğin tüm saflığını
kendileriyle masallar sarayına götürdüler
ve şimdi artık
nasıl birisi dansa kalkacak
ve çocukluk saçlarını
akan sulara dökecek
ve sonunda koparıp kokladığı elmayı
ayakları altında ezecek?
sevgili, ey biricik sevgili
ne de çok kara bulut var güneşin konukluğunu
bekleyen.
uçuş düşlediğin bir yolda bir gün
o kuş belirdi
sanki yeşil hayal çizgilerindendi
esintinin şehvetinde soluyan taze yapraklar
sanki
pencerenin lekesiz belleğinde yanan o mor yalaz
lambanın masum düşüncesinden başka bir şey
değildi.
sokakta rüzgâr esiyor
bu yıkımın başlangıcıdır
senin ellerinin yıkıldığı gün de rüzgâr esiyordu
sevgili yıldızlar
kartondan yapılı sevgili yıldızlar
gökyüzünde, yalan esmeye başlayınca
artık yenik peygamberlerin surelerine nasıl
sığınılabilir?
biz binlerce bin yıllık ölüler gibi birbirimize
varırız ve o zaman
güneş cesetlerimizin boşa gitmişliğini yargılayacak.
ben üşüyorum
ben üşüyorum ve sanki hiçbir zaman ısınmayacağım
sevgili, ey biricik sevgili, "o şarap meğer kaç
yıllıkmış?"
bak burada
zaman nasıl da ağır
ve balıklar nasıl da benim etlerimi kemiriyorlar
neden beni hep deniz diplerinde tutuyorsun?
ben üşüyorum ve sedef küpelerden nefret ediyorum
ben üşüyorum ve biliyorum
yabanıl bir gelinciğin tüm kızıl evhamlarından
birkaç damla kandan başka
hiçbir şey arda kalmayacak.
çizgileri bırakacağım
sayı saymasını da bırakacağım
ve sınırlı geometrik biçimler arasından
enginin duyumsal düzlemlerine sığınacağım
ben çıplağım, çıplağım, çıplak
sevgi sözcükleri arasındaki duraksamalar gibi çıplak
ve aşktandır tüm yaralarım benim
aşktan, aşktan, aşktan.
ben bu başıboş adayı
okyanusun devriminden geçirmişim
ve dağ patlamasından.
ve paramparça olmak o birleşik varlığın giziydi
en değersiz zerresinden güneş doğdu.
selam ey masum gece!
selam ey gece, ey çöl kurtlarının gözlerini
inanın ve güvenin kemiksi oyluklarına dönüştüren!
ve senin pınarının kıyısında, söğütlerin ruhları
baltaların sevecen ruhlarını kokluyorlar
ben düşüncelerin, sözlerin ve seslerin aldırmazlık
dünyasından geliyorum
ve bu dünya yılan yuvasına benziyor
ve bu dünya
öyle insanların ayak sesleriyle doludur ki
seni öpüyorken
kafalarında seni asacakları urganı örüyorlar....
sayfa 83-95”
― Ses, Ses, Yalnız Ses
ve bu benim
yalnız bir kadın
soğuk bir mevsimin eşiğinde,
yeryüzünün kirlenmiş varlığını anlamanın
başlangıcında
ve gökyüzünün yalın ve hüzünlü umutsuzluğu
ve bu beton ellerin güçsüzlüğü
zaman geçti
zaman geçti ve saat dört kez çaldı
dört kez çaldı
bugün aralık ayının yirmi biridir
ben mevsimlerin gizini biliyorum
ve anların sözlerini anlıyorum
kurtarıcı mezarda uyumuştur
ve toprak, ağırlayan toprak,
dinginliğe bir belirtidir.
zaman akıp geçti ve saat dört kez çaldı
sokakta rüzgâr esiyor
sokakta rüzgâr esiyor
ve ben çiçeklerin çiftleşmesini düşünüyorum
cılız, kansız saplarıyla goncaları,
ve bu veremli yorgun zamanı
ve bir adam ıslak ağaçların yanından geçiyor
damarlarının mavi urganı
ölü yılanlar gibi boynunun iki yanından
yukarı süzülmüştür
ve allak bullak şakaklarında o kanlı heceyi
yineliyorlar
-selam
-selam
ve ben çiçeklerin çiftleşmesini düşünüyorum
soğuk bir mevsimin eşiğinde
aynaların ağıtı topluluğunda
ve uçuk renkli deneyimlerin yaslı toplantısında
ve suskunluğun bilgisiyle döllenmiş bu günbatımında
gitmekte olan o kimseye böyle
dayançlı
ağır
başıboş
nasıl dur emri verilebilir.
o adama nasıl diri olmadığı söylenebilir, hiçbir
zaman diri olmadığı.
sokakta rüzgâr esiyor
inzivanın tekil kargaları
sıkıntının yaşlı bahçelerinde dönüyorlar
ve merdivenin boyu
ne kadar kısa
onlar bir yüreğin tüm saflığını
kendileriyle masallar sarayına götürdüler
ve şimdi artık
nasıl birisi dansa kalkacak
ve çocukluk saçlarını
akan sulara dökecek
ve sonunda koparıp kokladığı elmayı
ayakları altında ezecek?
sevgili, ey biricik sevgili
ne de çok kara bulut var güneşin konukluğunu
bekleyen.
uçuş düşlediğin bir yolda bir gün
o kuş belirdi
sanki yeşil hayal çizgilerindendi
esintinin şehvetinde soluyan taze yapraklar
sanki
pencerenin lekesiz belleğinde yanan o mor yalaz
lambanın masum düşüncesinden başka bir şey
değildi.
sokakta rüzgâr esiyor
bu yıkımın başlangıcıdır
senin ellerinin yıkıldığı gün de rüzgâr esiyordu
sevgili yıldızlar
kartondan yapılı sevgili yıldızlar
gökyüzünde, yalan esmeye başlayınca
artık yenik peygamberlerin surelerine nasıl
sığınılabilir?
biz binlerce bin yıllık ölüler gibi birbirimize
varırız ve o zaman
güneş cesetlerimizin boşa gitmişliğini yargılayacak.
ben üşüyorum
ben üşüyorum ve sanki hiçbir zaman ısınmayacağım
sevgili, ey biricik sevgili, "o şarap meğer kaç
yıllıkmış?"
bak burada
zaman nasıl da ağır
ve balıklar nasıl da benim etlerimi kemiriyorlar
neden beni hep deniz diplerinde tutuyorsun?
ben üşüyorum ve sedef küpelerden nefret ediyorum
ben üşüyorum ve biliyorum
yabanıl bir gelinciğin tüm kızıl evhamlarından
birkaç damla kandan başka
hiçbir şey arda kalmayacak.
çizgileri bırakacağım
sayı saymasını da bırakacağım
ve sınırlı geometrik biçimler arasından
enginin duyumsal düzlemlerine sığınacağım
ben çıplağım, çıplağım, çıplak
sevgi sözcükleri arasındaki duraksamalar gibi çıplak
ve aşktandır tüm yaralarım benim
aşktan, aşktan, aşktan.
ben bu başıboş adayı
okyanusun devriminden geçirmişim
ve dağ patlamasından.
ve paramparça olmak o birleşik varlığın giziydi
en değersiz zerresinden güneş doğdu.
selam ey masum gece!
selam ey gece, ey çöl kurtlarının gözlerini
inanın ve güvenin kemiksi oyluklarına dönüştüren!
ve senin pınarının kıyısında, söğütlerin ruhları
baltaların sevecen ruhlarını kokluyorlar
ben düşüncelerin, sözlerin ve seslerin aldırmazlık
dünyasından geliyorum
ve bu dünya yılan yuvasına benziyor
ve bu dünya
öyle insanların ayak sesleriyle doludur ki
seni öpüyorken
kafalarında seni asacakları urganı örüyorlar....
sayfa 83-95”
― Ses, Ses, Yalnız Ses
“KIZIL GÜL
kızıl gül
kızıl gül
kızıl gül
o beni kızıl gül bahçesine götürdü
ve ıstıraplı saçlarıma kızıl gül taktı karanlıkta
ve sonunda
kızıl gül yaprağı üstünde benimle yattı
ey felçli güvercinler
ey adetten kesilmiş deneyimsiz ağaçlar, ey kör pencereler
yüreğimin altında ve derinliğinde uyluklarımın, şimdi
kızıl bir gül sürgün vermekte
kızıl gül
kızıl
bir bayrak gibi
ayaklanmada
ah, ben gebeyim, gebeyim, gebe”
Furuğ Ferruhzad, ‘Ses, Ses, Yalnız Ses’, sayfa 56”
― Ses, Ses, Yalnız Ses
kızıl gül
kızıl gül
kızıl gül
o beni kızıl gül bahçesine götürdü
ve ıstıraplı saçlarıma kızıl gül taktı karanlıkta
ve sonunda
kızıl gül yaprağı üstünde benimle yattı
ey felçli güvercinler
ey adetten kesilmiş deneyimsiz ağaçlar, ey kör pencereler
yüreğimin altında ve derinliğinde uyluklarımın, şimdi
kızıl bir gül sürgün vermekte
kızıl gül
kızıl
bir bayrak gibi
ayaklanmada
ah, ben gebeyim, gebeyim, gebe”
Furuğ Ferruhzad, ‘Ses, Ses, Yalnız Ses’, sayfa 56”
― Ses, Ses, Yalnız Ses
