Ezbere Yaşayanlar Quotes
Ezbere Yaşayanlar: Vazgeçemediğimiz Alışkanlıklarımızın Kökenleri
by
Emrah Safa Gürkan1,282 ratings, 4.18 average rating, 102 reviews
Ezbere Yaşayanlar Quotes
Showing 1-4 of 4
“Göt gibi aziz ve nefis bir nesne var mıdır”
― Ezbere Yaşayanlar: Vazgeçemediğimiz Alışkanlıklarımızın Kökenleri
― Ezbere Yaşayanlar: Vazgeçemediğimiz Alışkanlıklarımızın Kökenleri
“Müslüman Mahallesinde Neden Salyangoz Satılmaz?
Ne Yediğini/Giydiğini Söyle, Sana Kim Olduğunu Söyleyeyim
Her grup, üyelerini çeşitli âdet ve ritüellerle kendine bağlar ve başka grupların üyelerinden ayrı konumlandırırdı. Bir Müslüman'ı Hıristiyan'dan farklı kılan en önemli farkın sünnet olması gibi ki İspanya topraklarına sızmaya çalışan Osmanlı casuslarını birçok kez ele veren cinsel organlarıydı. Gene en dışlayıcı dinî gruplardan biri olan Yahudiliğin en sert yeme-içme tabularına sahip olması da boşuna değil. Bundan üç küsur yüzyıl önce Evliya Çelebi'nin bunlara güvenmemesinin nedeni işte tam da buydu: "Bunlar kimseden yeyüp içmezler ve ihtilât itmezler, eğer ülfet ederlerse ca'lî aşinalık iderler", yani "Kimseyle sofraya oturup karışmazlar, eğer dostluk ederlerse de yapmacıklıktan yaparlar" diyor seyyahımız, hem de hızını alamayıp ekleyerek: "Her şeyleri ümmet-i Muhammed' e husûsan Muhammed isimli bir Müslîmi katl etme ihânetleri mukarrerdir", yani tek amaçları Müslümanları öldürmektir, özellikle de adı Muhammed olanları.
Bugün domuz yemenin bazı ateistler için bile tabu olması ya da içki içmenin mütedeyyinler için faiz gibi benzer günahlardan çok daha kötü algılanması da geçmişten gelen bir önyargının devamı aslında. Kimin ne yediği görünür bir şey olduğundan, grup içinden olanı grup dışındakinden ayırmayı kolaylaştırıyor çünkü.
Kıyafette de benzer bir durum var ve bu yüzden eskiden giyiminden bir kişinin hangi dinî ya da etnik gruba ait olduğunu anlamak mümkündü. Bu ayrımın flulaşmasından hoşnut olmayan hükümetler de kişinin ait olmadığı bir cemaatin kıyafetini giymesini men eden yasalar yapmaktan geri durmazlardı. Dış görünüşteki değişiklik kimlikteki bir değişiklikti aynı zamanda; Hak Din'i reddedip Müslüman olan Hıristiyanların "sarığa büründüğü"nden (Fr. prendre le turban) şikâyet edilmesi boşuna değildi. Gene Mançurya kökenli Qing (ok. Çing) Hanedanı bir anda kendisini Çin'i yönetirken bulunca tüm halkın saçlarını kendileri gibi kesmelerini emredecekti. Bu korku salan yabancı kavme meydan okumak pahasına Çinlilerin uzun süre direnmesinden, bu talebin öyle yenilir yutulur bir şey olmadığını söylemek mümkün.
Türban meselesi ya da saç, sakal ve bıyıkla (badem bıyık, ülkücü bıyığı, çember sakal, uzun saç, favori) ifade edilen politik görüşler göz önüne alındığında bugün bile kılık kıyafetin bir yere kadar kimliği ifşa ettiğini söylemek mümkün. Modern devlet ne kadar çabalarsa çabalasın geçmişten gelen bazı âdetler sinsice sokuluyor günümüze. Bazen türban örneğinde olduğu gibi bizzat aynı modern devlet eliyle olsa bile. İnsanın suratından politik görüşünü tahmin eden algoritmalar üzerinde çalışıldığını da ekleyelim. Ve bizi özgürleştirmesini umduğumuz teknolojinin bazen tersi yönde sonuçlar verebileceğini bir kez daha anımsatalım.”
― Ezbere Yaşayanlar: Vazgeçemediğimiz Alışkanlıklarımızın Kökenleri
Ne Yediğini/Giydiğini Söyle, Sana Kim Olduğunu Söyleyeyim
Her grup, üyelerini çeşitli âdet ve ritüellerle kendine bağlar ve başka grupların üyelerinden ayrı konumlandırırdı. Bir Müslüman'ı Hıristiyan'dan farklı kılan en önemli farkın sünnet olması gibi ki İspanya topraklarına sızmaya çalışan Osmanlı casuslarını birçok kez ele veren cinsel organlarıydı. Gene en dışlayıcı dinî gruplardan biri olan Yahudiliğin en sert yeme-içme tabularına sahip olması da boşuna değil. Bundan üç küsur yüzyıl önce Evliya Çelebi'nin bunlara güvenmemesinin nedeni işte tam da buydu: "Bunlar kimseden yeyüp içmezler ve ihtilât itmezler, eğer ülfet ederlerse ca'lî aşinalık iderler", yani "Kimseyle sofraya oturup karışmazlar, eğer dostluk ederlerse de yapmacıklıktan yaparlar" diyor seyyahımız, hem de hızını alamayıp ekleyerek: "Her şeyleri ümmet-i Muhammed' e husûsan Muhammed isimli bir Müslîmi katl etme ihânetleri mukarrerdir", yani tek amaçları Müslümanları öldürmektir, özellikle de adı Muhammed olanları.
Bugün domuz yemenin bazı ateistler için bile tabu olması ya da içki içmenin mütedeyyinler için faiz gibi benzer günahlardan çok daha kötü algılanması da geçmişten gelen bir önyargının devamı aslında. Kimin ne yediği görünür bir şey olduğundan, grup içinden olanı grup dışındakinden ayırmayı kolaylaştırıyor çünkü.
Kıyafette de benzer bir durum var ve bu yüzden eskiden giyiminden bir kişinin hangi dinî ya da etnik gruba ait olduğunu anlamak mümkündü. Bu ayrımın flulaşmasından hoşnut olmayan hükümetler de kişinin ait olmadığı bir cemaatin kıyafetini giymesini men eden yasalar yapmaktan geri durmazlardı. Dış görünüşteki değişiklik kimlikteki bir değişiklikti aynı zamanda; Hak Din'i reddedip Müslüman olan Hıristiyanların "sarığa büründüğü"nden (Fr. prendre le turban) şikâyet edilmesi boşuna değildi. Gene Mançurya kökenli Qing (ok. Çing) Hanedanı bir anda kendisini Çin'i yönetirken bulunca tüm halkın saçlarını kendileri gibi kesmelerini emredecekti. Bu korku salan yabancı kavme meydan okumak pahasına Çinlilerin uzun süre direnmesinden, bu talebin öyle yenilir yutulur bir şey olmadığını söylemek mümkün.
Türban meselesi ya da saç, sakal ve bıyıkla (badem bıyık, ülkücü bıyığı, çember sakal, uzun saç, favori) ifade edilen politik görüşler göz önüne alındığında bugün bile kılık kıyafetin bir yere kadar kimliği ifşa ettiğini söylemek mümkün. Modern devlet ne kadar çabalarsa çabalasın geçmişten gelen bazı âdetler sinsice sokuluyor günümüze. Bazen türban örneğinde olduğu gibi bizzat aynı modern devlet eliyle olsa bile. İnsanın suratından politik görüşünü tahmin eden algoritmalar üzerinde çalışıldığını da ekleyelim. Ve bizi özgürleştirmesini umduğumuz teknolojinin bazen tersi yönde sonuçlar verebileceğini bir kez daha anımsatalım.”
― Ezbere Yaşayanlar: Vazgeçemediğimiz Alışkanlıklarımızın Kökenleri
“Kaybedecek bir şeyi olan insanlar muhafazakâr olur. Burjuva aslında biraz da bundan dolayı sıkıcıdır. Muhafazakârlığın sadece dinle, milliyetçilikle ve kılık kıyafetle ilgili bir şey olmadığını hatırlarsak bu çıkarım daha az rahatsız edici olacaktır. Günümüz beyaz yakalılarının hemen her şeyden nem kapması, sosyal medyada sürekli birilerinin linç edilmesi bize ondokuzuncu yüzyıl Viktoryen toplumunu hatırlatıyor. Yeni edinilmiş zenginlikleri sağlamlaştırma telaşı içinde, maddi kazançları sosyal sermayeye devşirme çabasının bir ürünü aslında bu sert ahlakçılık.”
― Ezbere Yaşayanlar: Vazgeçemediğimiz Alışkanlıklarımızın Kökenleri
― Ezbere Yaşayanlar: Vazgeçemediğimiz Alışkanlıklarımızın Kökenleri
“Bu zorlu entelektüel maceradan alnımızın akıyla çıkabilirsek eğer, modernitenin getirdiği depresif bir “yolunu kaybetmişlik” sendromundan çıkmamız da kolaylaşacaktır kuşkusuz. Hâlâ avcı ve toplayıcılıktan kalan yılan ve uçurum korkusu gibi içgüdülerinden bile kurtulamamış modern bireyin çağa adapte olmakta zorlanmasına şaşırmamak lazım. Eski ile yeniyi manalı bir şekilde harmanlamak, teknolojiyi benimsemek değil sadece. İnsanın mutlu bir yaşam sürebilmesi ya da Macar ekonomist Tibor Scitovsky’nin deyimiyle “nitelikli tüketim”in (İng. skilled consumption) üstesinden gelip Abraham Maslow’un piramidinin deniz manzaralı beşinci katına çıkabilmesi ancak yaşadığı dünyayı tüm açılarıyla bir bütün olarak ele alıp hedef ve istekleriyle, imkân ve yetenekleri arasında doğru bir korelasyon kurabilmesiyle mümkün. Bunu başarabilmesi için de kendini tanıması, gündelik davranışlarını yönlendiren saikleri analiz edebilmesi elzem. Ya da fiyakalı Latince bir ifadeyle sine qua non. Böyle çetrefilli bir uğraşı yorucu ve sıkıcı bulup burun kıvıranlarımız çok olursa bunun nedeni kültürle aramızdaki bozuk ilişki. Yiyeceği ekmeği evde yapmak için efor sarf etmekte hiç tereddüt etmeyen insanımızın tüketilecek şey kültür olduğunda kendisini sıradanlık denizinin akıntılarına salıverdiğini görüyoruz. Modern toplumun “Hizmet kapımıza gelsin” anlayışının verdiği rahatlıkla kendisine sunulan kültürel metaları tüketmekten öteye gidemeyen ve moda olanın dışına çıkmak gibi bir endişesi olmayanların karbon kâğıdıyla çoğaltılmışçasına birbirlerine benzemesine çok da şaşmamak gerek belki. Yüzeysel bir gündemin sürekli önümüze koyduğu sıradan tartışmalar ve şık gözükme ve uyum sağlama endişesiyle iştirak edilen sergi, konser ve gösterilerin kişisel ilgi ve zevklere hitap edip etmediğine bakmadan tüketilmesi, herkesi bir tilt topuna çeviriyor âdeta.”
― Ezbere Yaşayanlar: Vazgeçemediğimiz Alışkanlıklarımızın Kökenleri
― Ezbere Yaşayanlar: Vazgeçemediğimiz Alışkanlıklarımızın Kökenleri
