Kâbe'ye Doğru Büyük Kısas-ı Enbiya/ Peygamberler Tarihi 18, Hz. Yûşâ Quotes

Rate this book
Clear rating
Kâbe'ye Doğru Büyük Kısas-ı Enbiya/ Peygamberler Tarihi 18, Hz. Yûşâ Kâbe'ye Doğru Büyük Kısas-ı Enbiya/ Peygamberler Tarihi 18, Hz. Yûşâ by Ahmet Cemil Akıncı
1 rating, 5.00 average rating, 0 reviews
Kâbe'ye Doğru Büyük Kısas-ı Enbiya/ Peygamberler Tarihi 18, Hz. Yûşâ Quotes Showing 1-3 of 3
“Hz. Yuşâ (A.S.) öğrenmek istedi:
"Seninle ilk tanıştığımız zaman, burasına bir yerden bahsetmiştin. Orası neresidir?"
Adam düşündü. Hz. Yuşâ (A.S.) sorduğuna pişman oldu. Teklif etti:
"Eğer yaranı, sıla hasretini deşeceksem, sus."
"Hayır. O yara kabuk bağladı artık. Sana nasıl anlatacağımı düşünüyordum."
"İyi öyleyse."
Adam şöyle başladı:
"Önümüzdeki vadi içinde akan Erden Nehridir değil mi?"
"Evet."
"Güneydeki Lût Denizine dökülür."
"Öyle."
"Nehir kuzeyde Taberiye gölünden su alır."
"Doğru."
"O halde Erden nehri, bu iki deniz arasında akan bir boğazdır."
"Belki."
"Ey Yuşâ! Yurdunun sınırı Toroslara dayanıyor. Diyelim ki onu aştın. Hep kuzeybatıya doğru git. Birçok dağlar ve ovalar, dereler, nehirler geç. Nihayet bir gün şu vadinin daha derin ve genişine ulaşacaksın. Kuzey ile güneyinde de Taberiye gölü ile Lût denizinden büyüğü var. Bunun doğusunda, kuzey denizine yakın tepe benim bir zaman yurdumdu. Orasına Dev Dağı derdim. Şurada oturduğumuz gibi oturur, engin güzellikleri seyrederdim. Hile, fesat, kötülük yoktu. İnsanlardan uzaktım. Mavi ile yeşil dostlarımdı sadece. Huzurumu bulmuştum. Ama olan oldu nihayet. İçimdeki sese uydum. Kaya gibi koptum dağımdan. Şükür ki küçük bir örneğiyle avunuyorum."
Adamın anlatttığı yer İstanbul Boğazı'ydı. Kuzeyde Karadeniz, güneyde Marmara vardı. Boğaz, Erden vadisi gibiydi. Karadeniz Lût denizi yerine geçerdi. Marmara da Taberiye gölü yerine. Adamın Dev Dağı dediği tepe, Boğazın Anadolu kıyısında Karadeniz yakınındaydı.
.
.
.
Hz. Yuşâ (A.S.) tekrar tenhaya çekildi. İlhamları gibi oldu. O yıl vefat etti. İsrailoğullarını onu nereye gömeceklerini pek düşündürmedi. Mademki Efrayim Dağlığı'nda Gaaş Dağı'nın Timatsarah Tepesi'ni pek seviyordu, oraya defnettiler. Bu olay üzerinden üç bin seneye yakın zaman geçti. İstanbul Boğazı'nın doğu kıyısında Karadeniz'e yakın bir tepe var. Adı Yuşâ Tepesi'dir. Karşısında da Telli Baba var. Nasıl ki bir zamanlar Anadolu Hisarı ile Rumeli Hisarı Boğaz'ın emniyetini madde bakımından sağlamış ve sağlıyorlarsa, bu iki tepede yatanların da Boğaz'ın emniyetini mânen sağladıkları, ebediyen Müslümanlara kalacağı anlatılır.
Telli baba kimdir. Onun Fatih Sultan Mehmet ordusunda bir asker olduğu, erdiği ve tel çekerken şehit düştüğü rivayeti yaygındır. Ya Yuşâ Tepesi'ndeki, acaba Hz. Yuşâ (A.S.) mıdır? Yoksa başka bu adda bir veli midir?
Çeşitli söylentiler anlatılır. Umumi fikir onun Hz. Yuşâ (A.S.) olduğu merkezindedir. Eskiden adı Dev Dağı olan o yerde savaşırken, gövdesi ikiye ayrıldığı halde, tepenin en üstüne çıkmış ve ruhunu teslim etmiştir. Ona onyedi metre boyunda, dört metre eninde bir mezar yapılmıştır. Baş ve ucunda iki küçük taş vardır. Elbet Hz. Yuşâ (A.S.) bu kadar büyük değildi. Mezarının geniş ve uzun tutulması, rütbesinin enginliğindendir. Yuşâ Tepesi'ni asırlık kavaklar süsler.
Doğrusunu şüphesiz ancak Hazreti Allah (C.C.) bilir.”
Ahmet Cemil Akıncı, Kâbe'ye Doğru Büyük Kısas-ı Enbiya/ Peygamberler Tarihi 18, Hz. Yûşâ
“Hz. Musa (A.S.) Tur-ı Sina dağında ilk olarak Tevrat'ın önemli, kısa emirlerini tebelluğ etti. Bunlara On Emir (Evamiri Aşere) dendi. Şunlardı:
1. Allah birdir, ortağı, eşi, benzeri yoktur.
2. Putlara tapılmaz.
3. Allah'ın adı boş yere anılmaz. Yemin edilmez, yalan söylenmez.
4. Altı gün çalışılır, yedinci gün dinlenilir.
5. Ana ve babaya saygı gösteririlir, itaat edilir.
6. Adam öldürülmez.
7. Zina yapılmaz.
8. Hırsızlık yasaktır.
9. Yalan şehadet olmaz.
10. Başkasının malına tamah yoktur. Haram yenmez.”
Ahmet Cemil Akıncı, Kâbe'ye Doğru Büyük Kısas-ı Enbiya/ Peygamberler Tarihi 18, Hz. Yûşâ
“Kârun.
Hazreti Allah (C.C.) onu Kur'an'da uzun uzun buyurmuştur. Alabildiğine servet sahibi olanlara ne ibretli bir derstir. Hayatı yalnız zengin olma, şımarma emretme, çalım satma, gurur sahnesi sayanlar, akibetlerini bu adamda görebilirler.
O en bilgindi. Madeni altın yapardı. Hazinelerinin anahtarlarını kırktan fazla katır taşıyamazdı. Lakin içten gelen kulluk olmadıktan, zekat vermekten çekindikten sonra neye yarardı bunlar. İlim, su yüzüne yazılmış kadar dağılıverirdi. Servet taşlaşırdı. Nitekim öyle oldu. Kârun, övündüğü herşeyiyle beraber yerin yedi kat dibine, cehennemine gömüldü.

Bir de yine Kârun'a benzer, pek ibretlenecek ikinci bir adam var. Bel'am. Basur oğlu Bel'am.
Bel'am bir avuç servet uğruna, onu kışkırtanlar tarafından Hz. Musa (A.S.)a beddua etmekten, iftirada bulunmaktan çekinmedi. Hz. Allah (C.C.) onun dilini ağzından dışarıya sarkıttı. Soluya soluya dolaşmaya mahkum etti. Bundan mütenebbih olmadı Bel'am, sapıklara kaçtı. Onların vaadettikleri servetlere imrendi. Hz. Yuşâ (A.S.)ın ordusuna beddua etmeye söz verdi. Lakin dili dolaştı, sapıklara yaptı bedduayı. Ve yine o dili göbeğine kadar uzadı. Soluya soluya sürünmesi arttı. İlk görünüşte Bel'am'ın başına gelenler basit sanılır. Hayır. O, lanete uğramış yahudilerin örneğinin ta kendisidir.
Hz. Allah (C.C.) onlara az mı lütuflarda bulunmuştu! Bunları hep şerde kullandılar. Üç bin yıldan beri her biri birer Basur oğlu Bel'am'dılar. Yeryüzünde dilleri, yani fitne ve fesatları göbeklerine kadar sarka sarka, avare avare dolaşmakta ve solumaktadırlar.
Basur oğlu Bel'am'ın iğrenç, insanlığın yüz karası bir itiyadı daha vardı. Kaçıp sığındığı sapıklar içinde pek cüce kaldığından evlenecek kadın bulamadı. Hayvanlaşarak, eşeğiyle düşüp kalktı. Bunu, Yahudi büyüklerinin emirleriyle karşılaştırınca, dehşet içinde kalırız ve tüylerimiz diken diken olur.
Yahudilere şu emir verilmişti ve tatbik etmektedirler hala: "İnsanlar Yahudilerin binilecek eşekleridir, onlardan dilediğiniz gibi faydalanın." Yahudiler bu emre hep uydular. Yeryüzüne dağıldılar, süründüler ama madde dünyasını ellerinde tutarak, insanlara o hayvan muamelesini yaptılar. Öyle bir gözle baktılar. Hayvanlaşarak, Allah'a yapılacak kulluğun iffetini yırtmaya çalıştılar. Şimdiki Allahsızlar, putperestler, bozulan semavî dinler hep bunların namus hırsızlıklarının eseridir.”
Ahmet Cemil Akıncı, Kâbe'ye Doğru Büyük Kısas-ı Enbiya/ Peygamberler Tarihi 18, Hz. Yûşâ