İnsan, Tanrı ve Ölümsüzlük Quotes

Rate this book
Clear rating
İnsan, Tanrı ve Ölümsüzlük İnsan, Tanrı ve Ölümsüzlük by James George Frazer
46 ratings, 3.80 average rating, 7 reviews
İnsan, Tanrı ve Ölümsüzlük Quotes Showing 1-2 of 2
“Dini inanışların kökenini tarihsel açıdan incelemek inançların kendilerini, çürütmek bir yana, geçersiz kılamaz, yine de bu inançlara duyulan güveni, hiç kuşkusuz genellikle yaptığı gibi, sarsabilir. Dini kökenlerin daha detaylı incelenmesinin neticesi olan bu güven zayıflaması, toplum adına çok mühim bir meseledir; çünkü toplum büyük bir ölçüde dini bir temel üzerine inşa edilmiştir ve üst yapıyı tehlikeye atmaksızın bu temelleri sarsmak imkansızdır.”
James George Frazer, Man, God and Immortality: Thoughts on Human Progress
“İlkel insanlar doğaüstü varlıkların insandan üstün olduğunu düşünmüyorlardı; çünkü tanrılar, insanların isteklerini yerine getirmeleri için korkutulup zorlanabiliyorlardı. Bu düşünce evresinde dünya kocaman bir demokrasi platformu olarak görülür; ister sıradan ister doğaüstü olsun bütün varlıkların orta derecede bir eşitlik temelinde var olduğuna inanılır. Fakat bildiklerinin artmasıyla insanoğlu doğanın büyüklüğünü ve kendisinin doğa içindeki acizliğini açıkça kavramayı öğrenir. Lakin çaresizliğinin farkına varması, hayal gücünün evrene yerleştirdiği doğaüstü varlıkların güçsüzlüğüne dair bir inanışı beraberinde getirmez. Aksine, bu varlıkların gücüne olan inancı kuvvetlendirir. Çünkü dünyanın sabit ve değişmez yasalara göre hareket eden kişilerüstü güçlerden oluşan bir sistem olduğu düşüncesi henüz tam olarak zihnini aydınlatmamış veya karartmamıştır. Bu düşünceye dair elbette muğlak bir hissi vardır ve yalnızca büyü sanatında değil, günlük yaşantısındaki çoğu işinde bu hisse göre hareket eder. Fakat düşüncesi gelişmez ve içinde yaşadığı dünyayı açıklamaya çalıştıkça dünyayı bilinçi bir irade ve şahsi bir varlığın kanıtı olarak düşünür. Eğer kendisini bu kadar zayıf ve aciz görüyorsa doğanın devasa mekanizmasını kontrol eden varlıkları ne kadar büyük ve kudretli görüyor olmalı! Böylece tanrılara eşit olduğu düşüncesi ağır ağır yok olurken, kimseden yardım almayan güçleriyle yani büyüyle doğanın akışını kontrol etme ümidini de yitirir ve tanrıları bir zamanlar onlarla paylaştığını düşündüğü doğaüstü güçlerin tek kaynağı olarak görmeye başlar. Öyleyse, bilginin ilerlemesiyle dua ve adağın yanında meşru bir denkleri olarak yer alan büyü ise gitgide arka plana itilir ve karanlık bir sanat seviyesine düşer. Artık büyüye, tanrıların krallığında hem nafile hem kafirce bir saldırı gözüyle bakılır ve tanrılarıyla birlikte nüfuzu artan ya da azalan din adamlarının sürekli muhalefetiyle karşılaşır. Bu yüzden geç bir dönemde din ile batıl inanç arasındaki ayrım ortaya çıkınca adak ve duanın toplumun dindar ve aydın kesiminin dayanağı, büyünün ise batıl inançlı ve cahil kesimin sığınağı olduğunu görürüz. Fakat daha sonraki bir dönemde doğa güçlerinin şahsi varlıklar olduğu düşüncesi doğa yasalarının fark edilmesinin önünü açtığında büyü, dolaylı olarak kişisel iradeden bağımsız zaruri ve sabit bir neden-sonuç akışı düşüncesine dayandığı için düştüğü itibarsız ve dışlanmış konumdan kurtularak yeniden ortaya çıkar ve doğadaki nedensel sekansları inceleyerek doğrudan doğruya bilimin yolunu açar. Simya, kimyaya zemin hazırlar.”
James George Frazer, Man, God and Immortality: Thoughts on Human Progress