Beyoğlu'nun En Güzel Abisi Quotes

Rate this book
Clear rating
Beyoğlu'nun En Güzel Abisi Beyoğlu'nun En Güzel Abisi by Ahmet Ümit
5,677 ratings, 3.82 average rating, 307 reviews
Beyoğlu'nun En Güzel Abisi Quotes Showing 1-30 of 37
“Ne önemi var ki hayat, yaşadıklarımızdan çok hayal ettiklerimiz değil mi zaten?”
Ahmet Ümit, Beyoğlu'nun En Güzel Abisi
“Kabuslarla başa çıkabilmenin tek yolu onlarla uyanıkken karşılaşmaktı.”
Ahmet Ümit, Beyoğlu'nun En Güzel Abisi
“Devlet işini yapmadığı için, görevini yapan memurlar kahraman muamelesi görüyor...”
Ahmet Ümit, Beyoğlu'nun En Güzel Abisi
“... Kadı Halil'i duydun mu?'

'Şu Salı Pazarı'nda nargile salonu olan adam mı?'

'Ta kendisi. Efsane bir arkadaştı… En büyük adalet dağıtıcısıydı bu alemin. Kadı lakabı da oradan geliyor zaten. Kantarı şaşmaz, terazisi yanlış tartmazdı. Kimseden çekinmez, doğruya doğru, eğriye eğri, dilini sakınmazdı. Acımasızdı da, verdiği karardan döndüğü görülmemişti, öyle olduğu için de sözleri tövbe tövbe, ayet hükmündeydi. Bu dünyanın en namlı delikanlıları bile uymak zorundaydı Halil Abi'nin iki dudağının arasından çıkacak lafa. Benim diyen kaç babayiğidin kalemini kırmış, hayatını söndürmüştü. İşin ilginci, kimse öfkelenmezdi ona. Öfkelense de belli etmezdi. Çünkü haksızlık etmeyeceğini herkes bilirdi.'

'Ama ne oldu, o da kendini öldürdü sonunda.' diye kestim sözünü.

'Ben de onu anlatıyordum Nevzat. Kendini neden öldürdüğünü. Gün geldi, kader, Kadı Halil'in samimiyetini sınamak istedi. Yasin diye bir oğlu vardı. Gözünün bebeği, tek çocuğu. Öyle olduğu için de şımarık yetişmiş. Okul mokul hak getire. Büyüyünce de babadan kontenjanlı, ucundan kıyısından değil, balıklama düşmüş bizim âleme. Belki de o yüzden çiğ kalmış, edep erkân öğrenmemişti. Sopa yemediğinden, hapis yatmadığından. Kadı Halil'in bir adamı vardı, Mihri. Mizgin benim için neyse, Mihri de Halil Abi için oydu. İnce, uzun, bileğine sağlam bir babayiğit, öl dese ölür, öldür dese öldürür, sorgusuz sualsiz, öyle sadık, öyle yiğit, öylesine temiz bir adam. Tek kusuru kırk yaşında sevdalanmak. Hem de Çorlu kerhanesinde çalışan bir kadına... Ee gönül bu, diyecek bi' şey yok... Sevdalanmak dediysem, günümüz gençlerininki gibi gelgeç değil. Sevdalanmak ki kadını kerhaneden çıkarıp nikâhı basmacasına. Öyle koca yürekli bir adam bu Mihri yani. Hani peygamberin cennetlik dediği cinsten. Nikâh mikah derken, iki de çocuk yapıyor kadından, biri kız, biri oğlan. Ama Halil Abi’nin namussuz oğlu göz koyuyor kadına. Mihri'nin bu puştluktan haberi yok tabii, aklının ucundan bile geçmiyor, kendi oğlu gibi sevdiği Yasin'in karısına bulaşacağı. Fakat Yasin'in gözü dönmüş, belki babasına güveniyor. Belki kadının geçmişinin lekeli olması onu cesaretlendiriyor. Neyse, her fırsatta kadına sürtünüyor bu rezil. Gelgelelim kadın namuslu çıkıyor, yüz vermiyor. Yüz bulamayınca daha da azıyor ahlaksız. Mihri'nin babasının yanında olduğu bir gece çalıyor evin kapısını. Kadın almak istemiyor bunu, ama zorla giriyor içeri. Bağıra çağıra, cebren sahip oluyor kadına. Nefsini doyurduktan sonra, rahatlamış yayılıyor bu hayvan. Bunu fırsat bilen kadıncağız mutfaktan kaptığı bıçakla saldırıyor ırz düşmanına. Bacağından hafif yaralıyor bu pezevengi. Bıçağın acısıyla, zaten yarım olan aklını tümüyle yitiriyor Yasin, çektiği gibi tabancayı boşaltıyor kadının üzerine kurşunları... Yan odada uyuyan çocuklar uyanıyor silah sesine. Oğlan iki, kız beş yaşında... Yasin kaçacakken şeytan fısıldıyor kulağına, "Çocuklar olanı biteni gördü, hakkında şahitlik yaparlar." diye. Dönüp çocuklara da ikişer mermi sıkıyor. Katil olduğu anlaşılmasın diye olaya da hırsızlık süsü veriyor. Ama Allahın hikmeti işte, beş yaşındaki kız yaralı kurtuluyor. Sorguydu, sualdi, kan grubuydu, parmak iziydi derken, kız teşhis ediyor katili. Şimdi Kadı Halil ne yapsın? Mihri'yi çağırıyor yanına. "Tamam." diyor. "Yasin suçlu. Oğlum ölümü hak etti. Ama hakkını bana vermeni istiyorum. Biliyorum, acın büyük, ne yaparsan yap, dinmeyecek, lâkin bu işte benim büyük hatam var. Bir tek Yasin değil, ben de cezamı çekmeliyim. İzin ver, onun canını ben alayım." Mihri başlıyor yaprak gibi titremeye... Bir yandan ağlıyor, bir yandan Halil Abi'nin elini öpmeye çalışıyor. Koca kabadayı ayağa kaldırıyor adamını. "Ağlama evladım," diyor. "Ağlayacak bir şey yok. Racona göre hata yapan öder, herkes gibi Yasin de ödeyecek, ben de ödeyeceğim." Ödüyor da. Önce oğlunun kafasına sıkıyor, sonra kendine...'

Duymuştum bu hikâyeyi ama rivayet sanıyordum.

'Gerçek mi bu?'

'Gerçek tabii, istersen Mihri'yi çağırayım, kendi ağzıyla anlatsın sana.”
Ahmet Ümit, Beyoğlu'nun En Güzel Abisi
“Saklayacak değilim, kaybetmiş insanları, kazananlardan daha yakın bulurum kendime. Onların yaşadıklarında çok daha fazla merhamet vardır, çok daha fazla acı.”
Ahmet Ümit, Beyoğlu'nun En Güzel Abisi
“Telefonu kapatıp Kurtuluş'un akşam sakini bu eski sokağından Tatavla'ya yürürken kendimi, Tarlabaşı'nın çürümeye yüz tutmuş binalarının arasındaymış gibi hissettim. "İnsan yaşadığı yere benzer," demişti bir şair. Hukukumuz da yaşadığımız yerler gibiydi, eskimiş, işlevini yitirmiş, çürümeye terk edilmiş, yıkılmak üzere... Böyle bir toplumda adalet gerçekleşebilir miydi?”
Ahmet Ümit, Beyoğlu'nun En Güzel Abisi
“Gözlerim yıkılmayı bekleyen talihsiz binaları taradı. Bir zamanlar bu evlerde yaşayan İstanbulluları hatırladım, onların bu şehre, kültürümüze kattıklarını. Sahiden de lanetlenmiş gibiydi bu semt. Çekilen acılardan sonra uğursuz rüzgârların eksik olmadığı bir belde gibi. Şehrin dokusuna müdahale edilmişti, sadece bu binalara değil, insanların hayatına da. Bu meşum viranelik, İstanbul'un göbeğindeki bu getto, o toplumsal histerinin, o devlet intikamının bir bedeliydi. Ama şimdi bunu çocuklara anlatmaya çalışsam anlamayacaklardı, üstelik çözmemiz gereken iki ölümlü bir cinayet dosyası bizi bekliyordu hâlâ.”
Ahmet Ümit, Beyoğlu'nun En Güzel Abisi
“O zaman fark ettim direnişten sonra buraya hiç uğramadığımı. Sert günlerdi, acımasızca saldırıyordu sizin polisler. Her yer biber gazıyla kirletilmişti, her yanda tazyikli su, her yanda TOMA'lar... Coplarla, tahta sopalarla öldüresiye vuruyorlardı gencecik kızlara, erkeklere. Ama yılmıyordu direnişçiler, İstanbul insandan bir ırmak olmuş, akıyordu şu küçücük yeşil alana. Her geçen gün artıyordu direnişe katılan insan sayısı. Bin, on bin, yüz bin, bir milyon... Kırk küsür gün sürmüştü direniş. Hükümet pes etmişti sonunda, bırakın var olan yeşili ortadan kaldırmayı, yeni ağaçlar dikmişti bu alana. Ama o günden sonra görmemiştim parkı. Acayip bir istek duydum içeri girmek için.”
Ahmet Ümit, Beyoğlu'nun En Güzel Abisi
“Söyledikleri akla yakındı, ama aşkın, mantıkla hiçbir ilgisi yoktu. Belki de bütün o pis işlerin içinde masum bir şeylere ihtiyaç duymuştu Engin. Ruhunun derinliklerine itilmiş de olsa içindeki iyilik tümüyle ölmemişti. Azize onun simgesi olmuştu belki. Bataklıkta açan bir çiçek.”
Ahmet Ümit, Beyoğlu'nun En Güzel Abisi
“Kendine haksızlık etme, insanlar o kadar korkunç ki senin merakın, onların vahşetinin yanında çok masum kalır.”
Ahmet Ümit, Beyoğlu'nun En Güzel Abisi
“İnsan aynı anda hem keder hem sevinç duyabilir mi? Duyabilirmiş, boğazıma bir şeyler düğümlendi, ne diyeceğimi bilemedim.”
Ahmet Ümit, Beyoğlu'nun En Güzel Abisi
“Haklıydı. Benim gereksiz bir nezaketle donanmış içi boş iyimserliğimin aksine, ekmeğini kazanmak için gecenin bir yarısı kara, fırtınaya, aldırmadan direksiyon sallayan bu yaşlı adam, acı hakikati olanca gerçekliği içinde görüyordu. İstanbul hakikaten bitmişti, Damat Sacit, Kara Nizam gibi toplumun dibindeki adamlar değil, hepimizin ortak vurdumduymazlığı, ortak acımasızlığı, ortak cahilliği bitirmişti bu şehri. Ama hâlâ kalıntılarıyla beslenip duruyorduk işte, dişleri için öldürülen bir filin devasa gövdesini didikleyen akbabalar gibi...”
Ahmet Ümit, Beyoğlu'nun En Güzel Abisi
“Bildiğiniz kepazelikler... Evet, bu memlekette kadınların eti de, canı da sudan ucuz.. Bu memlekette kadınlar, erkeklere kurban diye sunulmuş, hem zevklensinler hem işlerini görsünler hem de öldürsünler diye...”
Ahmet Ümit, Beyoğlu'nun En Güzel Abisi
“Nasıl da mantıklı konuşuyordu. Zamanından önce büyüyordu bu çocuklar, tıpkı zamanından önce ölecekleri gibi.”
Ahmet Ümit, Beyoğlu'nun En Güzel Abisi
“O kadar umut dolu ki, en kötü davranışa bile bir sebep buluyordu hep. Saflık, salaklık filan değil, çaresizlik. Bu bataklıkta bir genç kızın kuracağı düş bundan renkli olmaz. İşte o düşte de Engin gibi çakallar bile bir anda beyaz atlı prense dönüşür.”
Ahmet Ümit, Beyoğlu'nun En Güzel Abisi
“Gündüz daha köhne göründü sokak gözüme, binalar daha yıpranmış, daha yorgun. Gece, yaşlı şehirlerin kusurlarını örten siyah kadifeden bir örtüdür, diye bir cümle okumuştum; hangi kitapta, kim yazmış, hatırlamıyorum.”
Ahmet Ümit, Beyoğlu'nun En Güzel Abisi
“Telefonu kapatınca daha bir çoğaldı içimdeki hüzün. Bir tür terk edilmişlik duygusu. Sanki denize vuran güneş solmuş, gökyüzünün mavisi koyulaşmaya başlamıştı, akşam nasıl da hızlı çöküyordu şehre.”
Ahmet Ümit, Beyoğlu'nun En Güzel Abisi
“Giyindim, en iyisi yeniden hayata karışmaktı... Hayata karışmak mı? Kanlı katillerin peşinde koşturmak desene şuna. Evet, hakikat buydu; birilerinin hayatına son veren eylemler, benim için hayatın ta kendisiydi. Hiç de yaman bir çelişki değildi, mesleğim buydu; cinayetler... Katilin işi bittiğinde benimki başlıyordu.”
Ahmet Ümit, Beyoğlu'nun En Güzel Abisi
“En çok da böyle yorgun düştüğüm anlarda ortaya çıkardı acı hatıralar. Yolu yoktu, ne zaman bu kara duygulara kapılsam, uyku aklımı teslim alıncaya kadar sürerdi işkence. Bütün mesele uyanıklıkla uyku arasındaki o süreyi kısaltmaktaydı. Şimdi de gözümde büyüyordu işte o belirsiz zaman dilimi. Belki de derhal çıkıp gitmeliydim bu evden, zihnimi şu cinayet meselesiyle meşgul etmeli, yeniden hayatın çılgın temposuna bırakmalıydım kendimi. Böylece kurtulurdum belki bu ıssızlıktan, bu soğuktan, bu acımasız boşluktan. Bedenimi, aklımı yormalı, o kada yormalıydım ki hatırlamaya, hissetmeye, düşünmeye mecalim kalmamalıydı.”
Ahmet Ümit, Beyoğlu'nun En Güzel Abisi
“Sokakta geçen uykusuz gecelerin en berbat tarafı, uyanmak için bomboş bir eve dönmektir.”
Ahmet Ümit, Beyoğlu'nun En Güzel Abisi
“Evet, artık yaşlanmıştı Beyoğlu. Üstelik güzel bir yaşlanma değildi bu. İnsanlar iyi bakmamışlardı ona, yabancı seyyahların bir zamanlar dünyanın en çekici kadını olarak tarif ettikleri bu benzersiz yerin, vakitsiz çökerek adeta bir acuzeye dönüşmesi için ellerinden geleni yapmışlardı. Ancak barbarlara yakışır bir açgözlülükle, yüzyıllık binalarını yıkmış, zarif sokakların canına okumuş, zaten küçük olan meydanlarını iğrenç apartmanlarla doldurmuşlardı. Hâlâ cazibesini koruması, bırakın korumayı, ayakta durması bile mucizeydi.”
Ahmet Ümit, Beyoğlu'nun En Güzel Abisi
“Galiba ben bu çağa ait biri değilim Nevzat Komiserim”
Ahmet Ümit, Beyoğlu'nun En Güzel Abisi
“Kadınlar, onlarla oynayamazsın.Oynadığını zannedersin ama bir de bakmışsın asıl oyuncak sen olmuşsun.”
Ahmet Ümit, Beyoğlu'nun En Güzel Abisi
“İnsan ne iyidir ne de kötü, hem şeytan vardır içimizde hem de melek. Hangisini uyandırırsak, hangisini beslersek, o ele geçirir ruhumuzu”
Ahmet Ümit, Beyoğlu'nun En Güzel Abisi
“Yeraltı âleminin kendi kuralları vardır. Bunların başında da acımasızlık gelir. Korku salmayan adama saygı duymazlar...”
Ahmet Ümit, Beyoğlu'nun En Güzel Abisi
“Hayat çok merhametsiz Başkomserim, patron değişir, iş değişmez.”
Ahmet Ümit, Beyoğlu'nun En Güzel Abisi
“Bu memlekette kadınların eti de, canı da sudan ucuzdur.”
Ahmet Ümit, Beyoğlu'nun En Güzel Abisi
“Öyle böyle değil, kadın hakikaten çok zengin. Ama bu geri zekâlı, gitti, o pavyon yosmasına gönül indirdi.”
Ahmet Ümit, Beyoğlu'nun En Güzel Abisi
“Yazarların yarı deli
olduğunu söylerlerdi de inanmazdım, doğruymuş demek.”
Ahmet Ümit, Beyoğlu'nun En Güzel Abisi
“Belki eski kafalı diyeceksiniz, ama bir evde kadın yoksa, orası hiçbir zaman yuva olmuyordu galiba.”
Ahmet Ümit, Beyoğlu'nun En Güzel Abisi

« previous 1