Nohut Oda Quotes

Rate this book
Clear rating
Nohut Oda Nohut Oda by Melisa Kesmez
4,643 ratings, 4.27 average rating, 508 reviews
Nohut Oda Quotes Showing 1-17 of 17
“O gidince hayatlarınızın yabani bitkiler gibi yıllarca birbirine doğru büyüyüp iç içe geçtiği yeri, bu müşterek alandaki şahsi hikayeni, yani onun yanında seni de kaybediyordun. Karşılıklı oturduğunuz masaları kaybediyordun mesela. Sadece ona anlatacağın şeyleri kaybediyordun. Onu bir sabah kahvaltıya çağırma ihtimalini.Ondan ödünç alacağın ve vermeyi unutup unutup sonunda el mecbur senin edilen giysileri.Günlerdir içini kemiren bir meseleyi gecenin bir vakti kapısını çalıp anlatma şansını ve onun verdiği akılla belli bir yönde alacağın kararları.Yüz yıldır tanıdığın birine iç rahatlığıyla şımarma, kızma, surat asma, bozuk çalma, onunla kavga etme hakkını.Birinin sen leb demeden leblebi diyecek olmasını kaybediyordun. O, seninkilere dolanmış köklerini söküp alırken, seni de yerinden ediyordu.Aynı bahçenin çiçekleri olmak böyle bir şeydi.”
Melisa Kesmez, Nohut Oda
“Artık yeni insanları sevmekte güçlük çektiğin yaşlara geldiğinde, daha az müşkülpesent ve muhtemelen daha cesur olduğun yaşlarında bir yolunu bulup çok sevmeyi başardığın birini havaalanına bıraktıktan sonra, o dev ayrılık makinesinin kapısından çıkıp bir kaç saat önce birlikte geçtiğiniz yollardan, bu defa tek başına elin kolun bomboş dönerken kuru ekmek gibi ufalanıyordu için.”
Melisa Kesmez, Nohut Oda
“Ayaklarımızın altında bir zemin yok artık. Bir çatımız da. Gelecek yok. Geçmişin izleriyse çoktan silinmeye başladı. Aşk, bize bu sonsuz boşlukta ev olacak tek şey.”
Melisa Kesmez, Nohut Oda
“Bir dönem her şeyin yolunda gittiğine neredeyse inanacak oldum.
Ama öyle şeyler oluyordu ki, ben istediğim baha­neyi uydurayım, istediğim çiçeği ekeyim, balkonu botanik parkına çevireyim, canım evim diye duvarlara falan sarılayım, kapıyı pencereyi dışarının çirkinliğine istediğim kadar sıkı sıkı kapatayım, dışarıda fokur fokur kaynayan cinnet açık unuttuğum bir aralık bulup içeri süzülüyor, beni ağılı bir duman gibi sinsi sinsi ze­hirliyordu.”
Melisa Kesmez, Nohut Oda
“O gidince hayatlarınızın yabani bitkiler gibi yıllarca birbirine doğru büyüyüp iç içe geçtiği yeri, bu müşterek alandaki şahsi hikayeni, yani onun yanındaki seni de kaybediyordun. Karşılıklı oturduğunuz masaları kaybediyordun mesela. Sadece ona anlatacağın şeyleri kaybediyordun. Onu bir sabah kahvaltıya çağırma ihtimalini. Ondan ödünç alacağın ve vermeyi unutup unutup sonunda el mecbur senin ilan edilen giysileri. Günlerdir içini kemiren bir mese­leyi gecenin bir vakti kapısını çalıp anlatma şansını ve onun verdiği akılla belli bir yönde alacağın kararları. Yüz yıldır tanıdığın birine iç rahatlığıyla şımarma, kız­ma, surat asma, bozuk çalma, onunla kavga etme hak­kını. Birinin sen leb demeden leblebi diyecek olmasını kaybediyordun. O, seninkilere dolanmış köklerini sö­küp alırken, seni de yerinden ediyordu. Aynı bahçenin çiçekleri olmak böyle bir şeydi.”
Melisa Kesmez, Nohut Oda
“Dikenim çiçek açmış, gördün mü? dedi Handan. Mutfak penceresinin denizliğindeki dikeni işaret etti. Pembe bir çiçek patlamıştı dallardan birinin ucunda.
'Aylarca yanından geçtim gittim, yüzüne bakmadım, bir çift laf olsun konuşmadım. Ne yaptı etti, açtı o çiçeği.'
"Kal demiş sana.”
Melisa Kesmez, Nohut Oda
“Yaşamın ilk çabası kabuk oluşturmaktır.”
Melisa Kesmez, Nohut Oda
“Latife benim için dışarının kaosunu katlanılır kılıyordu. Bana kanaatkâr olmayı öğretiyordu. Tahammül etmeyi. Bazen de boş vermeyi. Ama yalandan bir boş vermişlik değildi onunkisi. Uzun uzun düşünülmüş, muhasebesi yapılmış bir karardı; arkasında uzun bir ömrün tecrübesi vardı. Durmanın bilgeliğine ikna olmuştu. Dövüşmekten, şikayet etmekten uzaktı. Onu bırakıp giden sahibesine bile anlayış gösteriyor, halden anlıyordu. Özlüyordu muhakkak ama bu özlem onu endişelendirmiyordu, bu özlem yüreğini kemirmiyordu. Yalnızlığını seviyordu, beni de yalnızlığıma alıştırmaya, onu sevmeye, kendime ait olmaya teşvik ediyordu. Yakında bana veda edeceğini biliyor, gittiği vakit hayatımda açılması olası boşlukla şimdiden barıştırıyordu beni. ''Ben önemli değilim.'' diyordu, ''Sen de değilsin. Kendini önemli sananların hiçbiri önemli değil. Yaşa sadece”
Melisa Kesmez, Nohut Oda
“Pasaport kontrolünden geçmiş, dönüp bana bakmış, el sallamamış da gülümsemişti sadece. Sanki devrilmemek için tutunduğu çizgi gibi bir gülümsemeyle.”
Melisa Kesmez, Nohut Oda
“Babam olduğu yerde dizlerinin üstüne çöktü. Çamurun içinde öylece kalakaldı.
Gittim, sarıldım. Ağlamaya başladı. Babam annemin olmadığı bir evde mutlu olamazken, annemin onun olmadığı bir çadırda mutlu olabilmesine ağlıyordu. Başka bir şeye değil.”
Melisa Kesmez, Nohut Oda
“İnsan galiba sadece görüşemeyeceklerine görüşürüz diyor. "Tabi," diyor asla arayıp sormayacağı insanlara, "mutlaka görüşelim...”
Melisa Kesmez, Nohut Oda
“Kitapları ne yaptın?" diye sormuştum o akşam.Kitaplar en zoruydu, biliyordum.Yıllardır o evden o eve koli koli taşıdığın, bin türlü nakliyeci suratı çektiğin, evlat gibi üzerine titrediğin ama işte bir gün gelip vedalaşılması icap eden kitaplarını öyle birine emanet etmeliydin ki, bir daha dönüp alamayacak da olsan, bundan böyle emin ellerde olduklarını bilmen gerekirdi.”
Melisa Kesmez, Nohut Oda
“Zira her şeyden önce bir ülkeden nasıl gidilir, bir ülke nasıl geride bırakılır, bir ülke ne zaman insanın canına tak eder, insan bir ülkenin tekmesine tokadına hangi noktada artık dayanamaz olur sorularını yanıtlamam gerekiyordu.”
Melisa Kesmez, Nohut Oda
“O gidince hayatlarınızın yabani bitkiler gibi yıllarca birbirine doğru büyüyüp iç içe geçtiği yeri, bu müşterek alandaki şahsi hikayeni, yani onun yanında seni de kaybediyordun. Karşılıklı oturduğunuz masaları kaybediyordun mesela. Sadece ona anlatacağın şeyleri kaybediyordun. Onu bir sabah kahvaltıya çağırma ihtimalini. Ondan ödünç alacağın ve vermeyi unutup unutup sonunda el mecbur senin edilen giysileri.Günlerdir içini kemiren bir meseleyi gecenin bir vakti kapısını çalıp anlatma şansını ve onun verdiği akılla belli bir yönde alacağın kararları.Yüz yıldır tanıdığın birine iç rahatlığıyla şımarma, kızma, surat asma, bozuk çalma, onunla kavga etme hakkını. Birinin sen leb demeden leblebi diyecek olmasını kaybediyordun. O, seninkilere dolanmış köklerini söküp alırken, seni de yerinden ediyordu. Aynı bahçenin çiçekleri olmak böyle bir şeydi.”
Melisa Kesmez, Nohut Oda
“Zaman donmuş, her şey donmuş, dün yok, yarın yok, sadece şimdi vardı. Sonsuz, kopkoyu bir şimdi...”
Melisa Kesmez, Nohut Oda
“Ben sabah kahvemi yalnız ve sessiz severim.”
Melisa Kesmez, Nohut Oda
“Pencerenin çerçevelediği balkonun sarı ışığında oturmuş, eşyanın tabiatı marifetiyle aynı fotoğraf karesine girmekle yükümlü ama gerçekte birbirlerinden kilometrelerce uzak annemle babama baktım. Beni bu dünyaya getiren iki insana. Bir yaz gecesinin ortasında, bir balkonun ya eserse ihtimaline sığınmışlar, plastik bir balkon masasının hatırına aynı metrekarede buluşmuşlardı.
Herhalde ev mobilyalarını tasarlarken bunu amaçlamıştı birileri; biraz cereyanda kalsa hastalanmaya teşne çekirdek ailenin parçalanmasına, her bir parçanın kopup uzay boşluğunda birbirinden uzağa sürüklenmesine engel olmak içindi mobilyalar. Bir masanın en az iki sandalyesi oluyordu mesela. İkili koltuk hakeza. Hele iki kişilik yatak. İnsanı sokakta yanından geçip gideceği bir adamla ya da kadınla ömür boyu birlikte uyumaya mecbur kılmaktan başka neydi ki bu kötü fikrin özü? Her gece aynı yorganın altında uyuyan iki insan değil kopmaya, kopmayı aklının ucundan geçirmeye dahi nasıl cesaret edebilirdi.
Ailemizi aynı çatı altında kenetleyen şey eşyaydı sanki; tek sandalyesini kullanmadığımız dört kişilik yemek masamızdı, odalarımızı birbirine bağlayan koridorlardı, yüzümüzü birbirimizin ıslaklığına kuruladığımız havluydu, paltolarımızı birbirine sarılma mesafesinde muhafaza eden portmanto, çamaşırlarımızı birbirimizin kirli sularında döndürüp duran çamaşır makinesi...”
Melisa Kesmez, Nohut Oda