Mete Han Quotes

Rate this book
Clear rating
Mete Han Mete Han by Ahmet Haldun Terzioğlu
39 ratings, 4.44 average rating, 4 reviews
Mete Han Quotes Showing 1-30 of 40
“Yanıma, töre gereği en azından bir binlik, üst orunlu dört ordubaş ve on kadar koruma eri almak zorundaydım. Uzun bir ticaret kervanından daha uzun bir kervanla yola çıkacaktık. Üstelik benden sürekli duyum almak isteyen Mete Tanhu, yanıma hızlı eşkincilerden almamı buyurdu.

Bu iş için özel yetiştirilmiş, zayıf ve küçük cüsseli erlerden seçilir eşkinciler. Onları durdurmak, önlerini kesmek büyük suçtur. Sorgusuz başları vurulur bunu yapanların. Yolları üzerinde, özel konak yerlerinde, hazır atlar bekler onları. Dörtnal at sürerler. Hafif oldukları için atları bizimkiler kadar yorulmaz. Pusat da taşımazlar.

Eşkinciler, at değiştirme yerlerine gelince bir attan diğerine atlayıp yollarını sürdürürler. Aşlarını at üzerinde yerler, gerektiğinde at sürerken uyumayı bile becerirler. Böylece kısa sürede iletirler bilgileri.”
Ahmet Haldun Terzioğlu, Mete Han
“Sırtını yüksek, ulu dağlara dayamıştır Ötüken Yış. Bu kutlu dağlar yemyeşil ulu ağaçlardan kurulu derin, engin ormanlarla örtülüdür. Her bir yanından sular çağlar. Aşağılara doğru özgürce akar. Sonunda Orhun ırmağına kavuşur dağların öz suları. Gök'ün mutlu gözyaşları gibi temiz ve saf! Bir yanı Orhun ırmağına bakar Ötüken Yış'ın, bir yanı ise alabildiğine geniş, sonu olmayan ovaya bakar. Her yanı yemyeşildir. Yerde, uçandan kaçandan ne kadar hayvan varsa burada örneği vardır. Yerde ne kadar çiçek açarsa, burada onların kokusu ve rengi vardır.

Çepeçevre, balçıktan elde edilen kil kalıplarını fırınlayarak elde edilen tuğlalarla yükseltilmiş bir duvar çevreler kentimizi. Üç kapısı vardır ki her biri geniş ve büyük. Hem duvarların içinde hem de dışında, budun çadırları kurulmuş, sürülerinin barınakları yapılmıştır. Günün her zamanında kalabalıklar ve sürüler gelip gider. Çok az sayıda yapılı bina vardır. Bu binaların içinde oturanlar, bize sonradan uyan budunlardan kişilerdir. Konuk muamelesi görürler bizden.”
Ahmet Haldun Terzioğlu, Mete Han
“Bizim obamız, bütün Hun obaları gibi göçerdir. Belli bir çizgide gider ve döner yerine. Aynı yolları izler. Yayla zamanı yaylaya çıkar. Buna zorunludur. Sürülerimizi en iyi otlaklarda barındırmak zorundadır.

Orası bizim yurdumuz. Kışlağımız. Sürülerimizi varsıl otlaklarda yaymak adına peşlerine düşsek de göçer olarak, terk etmeyiz yurdumuzu. Korur kollarız. Mutlaka birilerini bırakırız yurdumuzda. Sonra da dönüp geliriz oraya, bir tutku gibi!”
Ahmet Haldun Terzioğlu, Mete Han
“Mete Tanhu'nun orduya, son buyruğu ilk kez burada uygulanmıştı. Her Hun tümenbaşı, kendisine bildirilen renkte giydirmişti ordusunu. Bu nedenle, geçiş, bir renk cümbüşünü de beraberinde taşıyordu. Son geçen benim birliğim, on tümenlik Kartal Savaşçıları olacak, hanlık renklerinden al giysilerle geçeceğiz. Şimdi Gök rengi, yeşili, karasıyla tümenler geçiyor.”
Ahmet Haldun Terzioğlu, Mete Han
“En küçük sınır anlaşmazlıklarında, sonunda bizim dediğimiz olduğu halde, soylu bir konçuyu Mete Tanhu'ya göndermeyi görev bellediği için; onların töresince "Ho-ch'in" barışı ile uyalıklarını pekiştirme çabaları, han otağını Çinli konçuylarla doldurdu.

Tanhu da bu armağanlardan şikâyetçi değildi.

Bu kadar Çinli hatunun dengeleri alt üst edeceği düşünülerek, Uluğ Ata, her Çinli konçuy gelişinden sonra; soylu Hun boylarından bir Hun evdeş alınması gerektiğini söyledi Mete Tanhu'ya. Bunu uygun buldu Mete Tanhu.

Hatunlarının sayısı arttıkça doğan bala sayısı da artıyordu han otağında.”
Ahmet Haldun Terzioğlu, Mete Han
“Doğrudan devlet akını yerine, Mete Tanhu'nun buyrukları ile sol veya sağ yan eliği ordu çıkarıyor sorun çıkaran budunların üzerine. Bu arada yeni topraklar da katılıyor Hun iline. Gündoğusunda Taluyka'ya kadar ulaştık. Günbatısında ise Baykal Gölü, Obi, Ürtiş, İşim ırmakları kıyılarına kadar hükmü- müz geçiyor. Ya baş eğiyor budunlar ya da göçüyor, daha ötelere çekip gidiyorlar. Çin sınırında ise nereye kadar gitmek istersek gidiyoruz.”
Ahmet Haldun Terzioğlu, Mete Han
“Soylu Hun boyları olan ve aralarında bir zamanlar üstünlük kavgaları yaşanan Kula, Lan, Hiubu ve Siulin boyları öylesine bir birlik içinde ki! Kendi boyum Kula, orunum nedeni ile en soylu boy sayılıyor artık Mete Tanhu'nun uruğundan sonra, ait olduğu Luanti oğuşundan sonra... Her konuda söz sahibi yaptım uruğumu, oğuşumu.”
Ahmet Haldun Terzioğlu, Mete Han
“Ya doğadan seçerdik adlarımızı ya da yapılan yiğitlikten. Bunu çoktan düşünmüştü Uluğ Ata. İkinci kez sordurmadı ve tartıştırmadı.

"İki ok!"

"İki ok!" diye yineledi Han, "Güzel bir ad! Yaptığı işi hatırlatacaktır yaşadıkça. Ancak…" dedikten sonra kısa bir süre düşündü. Sonra sürdürdü sözünü, "Ancak… Bu adı böylesine söylemeyecektir budunum. Mutlaka kısaltacaktır ki en uygun haline dönecek, 'Kiok' olacaktır. Öyleyse bunu biz yapalım ve sıkıntıya sokmayalım budunu. Oğlumun adı, Kiok'tur!"

Haklıydı.”
Ahmet Haldun Terzioğlu, Mete Han
“Bunları en ince noktasına kadar düşünmüştü Ulu Tanhu. Sonunda, barışta karar kılmış ve ulak salmıştı Çin Huang-di'sine. Gözlerini bir noktaya sabitledi. Buruk bir sesle duygularını açtı bana. Bu konuşmada buldum birçok bilgiyi.

"Çin bizimdi!" dedi, "Burada, Çin Huang-di'sini kuşatmada yok edebilir, Çin ordusunun tamamım yok edebilir, karşımıza başka bir güç çıkmayacağı için gidip Çin tahtına oturabilirdim. Hem Çin'in hem de Hun budunun Tanhu'su olabilirdi. Bunu yapsaydım eğer, Hun budunu kendi ellerimle oda atmış ve yok etmiş olurdum. Kalabalık Çin, bizi yutardı. Hun budun ardında yiğitliğini, savaşçılığını unutur, yok olurdu. Hun budun Çin'den uzak durmalı. Asla Ötüken Yış'ı, Orhun'u dağlarını, ovalarım, ırmaklarım, yaylaklarını bırakmamalı. Sürülerinin ardında otlaklarında, ırmaklarının kıyılarında, özgürce dolaşmaktan vazgeçmemeli. Bundan vazgeçtiği gün, Hun budun ölür. Hun budun Çinlileştikçe yok olur!"

Çok doğruydu söyledikleri, ilimizi terk ederek Çin'e sığınan, Çin Huang-di'sinin çerisi olan Hun urugları artık yoktular, izleri bile kalmamıştı.”
Ahmet Haldun Terzioğlu, Mete Han
“Gece yarısına doğru doğrulduk çıkmak için. Bana döndü Mete Tanhu.

"Ben, Çin Huang-di'sini yendim ve canını bağışladım!"

"Evet, Han'ım!"

"Çin, artık benim buyruğumda. O halde al rengi bayrağımın üzerine Çin'in de egemeni olduğumu bildiren, ejderha tamgasını işleyin bundan sonra. Kurt başını da âlem olarak bayrağın tepesine dikin! Altından olsun âlemler!"

Düşüncesine hayran oldum bir kez daha!

Çin'in egemeniydik. Huang-di iznimiz olmadan surlarının dışına bile çıkamazdı. O halde bunu yapmak hakkıydı Mete Tanhu'nun.

"Bu bayrağın bir örneğini, Huang-di'ye gönderin!"

Otağdan çıktığımda, tatlı serin bir yel esenledi beni yüzümü yalayarak. Gündoğusundan gelen bu esinti, baharın muştucusuydu sanki. Bahar geliyordu. Baharın gelmesi yakındı. Başımı kaldırıp sonsuz çadırıma baktım. Tanrı armağanı kutlu Gök çadır...”
Ahmet Haldun Terzioğlu, Mete Han
“Her budunun kendince töresi, yasası vardır. Çin budun, Huang-di Kao-ti'nin ölümü ile yeni bir Huang-di arayışına girişmişti. Çocuk yaşta, daha yedinci baharında olan Hsiao Hui, Huang-di olarak taç giydi. Çocuk yaşta Çin'i nasıl yönetecek?

Bunu naip atayarak çözdü Çin. Çocuk Huang-di'nin anası olan Lü Kao-hou ülkeyi yönetecekti, Hsiao Hui, Çin'i tek başına yönetecek yaşa gelene kadar. Bu durumda Çin, iyice güçsüz görünüyordu gözümüze. İç işleri karışıktı, daha da karışacaktı. Hele ki bizim için tehlikeli olması bir zaman hiç mümkün değildi. Yine de dikkatli olacaktık.”
Ahmet Haldun Terzioğlu , Mete Han
“Erlerin ardımızda yerlerini almalarından sonra, hizmet kişileri yine ellerinde altın tepsilerle girdiler kapılardan. Getirip önümüze koydular tepsileri. Eski yeme İçme tepsilerini alıpçıktılar. Önüme baktım. Bir altın tabak vardı önümde. İçinde de altın varaktan küçük yıldızlar, üst üste konmuş çok sayıda yıldız! Yanlış gördüğümü düşündüm. Hemen sağımda, yüksekte oturan tümenbaşı Burç'un tabağına baktım. Beş yıldız gördüm orada. Anlayamadım. Herkes önce önündeki tabağa, sonra birbirinin gözüne, sonra da Şad'a bakıyordu. Hizmet kişilerinin çekilmesini bekledi Şad. Sonra bunların ne olduğunu anlattı.

"Artık, orun imi olarak yıldız taşıyacaksınız! Savaş ve tören giysilerinizin sol koluna, dirsekten yukarıya, yukarı doğru sıralayarak diktireceksiniz altın yıldızları. Şimdilik altın rengi, altın varaktan bu yıldızları, armağan ediyorum size. Size ve seçeceğiniz ordubaşlara… Çıkar çıkmaz bunları diktirin giysilerinize!"

Anlatırken, gösteriyordu nereye, nasıl dikileceğini… Orunlarımız çok uzaktan görülecekti. Farklı sayılarda yıldız vardı bizim önümüzde. Onu da anlattı Şad. Her kur için ayrı sayıda yıldız kullanılacaktı.

"Tek yıldız onbaşı… İki yıldız ellibaşı… Üç yıldız yüzbaşı… Dört yıldız binbaşı… Beş yıldız tümenbaşı…"

Yıldızlar… Gökteki yıldızlar artık sol kolumuzu süsleyeceklerdi. Yıldızlı orunlar taşıyacaktık. Bu Bahadır Şad'ın Gök'e bağlılığının da timsaliydi. Bizleri Gök'teki yıldızlarla ödüllendiriyordu Şad.”
Ahmet Haldun Terzioğlu, Mete Han
“Al bir bayraktan söz etti bana. Al bir bayrak…

Al bir bayrağı han koruması Börüler taşırdı. Üzerinde bozkurt başı tamga olan bir bayraktı. Hanı temsil ederdi.

Bir de budunu ve devleti temsil eden altın rengi bayrak vardı.

"Neden al, neden başka bir bayrak daha?" diye sordum.

"Kan rengi bir bayrak daha!" dedi, "Bu devlet için dökülen, dökülecek olan yiğit kanlarının imi... Bir yanda Hun budun ve devleti imleyen altın rengi, Güneş rengi bayrak; yanında uçmağa varan yiğitlerin kanının rengi, Al bayrak... Hun ordusunu imleyecek..."

İki bayrak yan yana...

Güneş'le kan...

Kanla Güneş...

Hemen arkalarında hanın bayrağı... Üç bayrak...
Heyecanla gülümsedim galiba. Al bayrağın üzerine nasıl bir tamga konulacağını sormadım. Zamanı gelince görecektim nasılsa...”
Ahmet Haldun Terzioğlu, Mete Han
“Han Wang Hsin, kendisini yalnız bıraktığını düşündüğü Huang-di'den intikam almak amacıyla, bizimle birlikte hareket ediyordu. Artık Mete Tanhu'ya bağlı bir sanggündü. On binlik ordusu ile birlikte, ordumuza katılacaktı.”
Ahmet Haldun Terzioğlu, Mete Han
“Hun töresidir. Hanlığa ulaşan kişi, yeni bir ad almak, o güne kadar kullandığı adını değiştirmek zorundadır.”
Ahmet Haldun Terzioğlu, Mete Han
“Kalabalık bir birlik kurdu, ilk kez denenen! Yüz erden oluşan, yüzlük bir birlik! Yeni ve değişik bir birlikti.

"Adını, 'Tuğ' verdim dedi!"

Çünkü kutlu tuğlar, bu birliğin önünde yürüyecek. Altın ve al renkli, bayraklar arasında. Öylesine gösterişli ki bir görüntü ki!

"Tuğ…"

Tuğ, savaş ezgileri çalan birlik!

Atlarını üzerinde, davul, tef, buğ, boru çalan erlerin bulunduğu bir birlik…

Buyruk ile hareket ediyor ve var güçleri ile hep birlikte çalmaya başlıyorlar. Ordu bu ses ile yola çıkıyor. Gök sesi gibi… Ormanda, sürek avında, bir araya toplanan av hayvanlarının birlikte çıkardığı ses gibi… Ürkütücü, esrarlı, derin…

Atlarımızın toynak sesinden önce, bu sesi duyacak yağılar. Önce ne olduğunu anlayamayacak! Gök Tanrı'nın gazabının üzerlerine geldiğini bilecekler belki, o kadar! Sonra biz geleceğiz! Önce, "Tuğ" sesi, sonra bizim haykırışlarımız!

Tuğ, savaşta, orduyu yönlendirecek, yüreklendirecek! Yağıyı korkutacak, tedirgin edecek ve kaçıracak! Mete Tanhu'nun buluşu!”
Ahmet Haldun Terzioğlu, Mete Han
“Hep, en önde o gider! Hanlar Hanı Mete Tanhu. Ak rengi devlet atının üzerinde, ak giysileri içinde…

Bu kez biz, beyler de ak giyindik! Öyle buyurdu Mete Tanhu!

"Beylerim, tümenbaşılarım, tümenlerinin başında, ak giysileri ile seçilecekler! Onları görmek istediğimde, görmeliyim!”
Ahmet Haldun Terzioğlu, Mete Han
“Mete Tanhu töresidir!

Sol yanda ve sağ yanda on birer "bey" han adına, sol ve sağ eliglerine bağlı olarak boylarını, uruglarını yönetirler. Sol ve sağ bilge eligleri ile birlikte yöneten beylerin toplam sayısı yirmi dörttür. Bu yirmi dört bey, buyruklarındaki soylulara biner erlik ordu kurma hakkı verirler. Bu binliklerin katılımı ile yirmi dört beyden her biri, kontrollerinde on bin erlik tümenden oluşan ordu bulundurma hakkına sahiptirler. Han buyruğu geldiğinde, tümenini alan bey, buyruğundaki beylerle birlikte han buyruğuna girer ve buyruğunda savaşır. Bölgelerindeki sorunları bu tümenler aracılığı ile çözme yetkisi onlardadır.

Zamanla, bu yirmi dört bey; on bin atlılar, adını alacaktır! Yüksek orunlar, atadan oğula geçecek şekilde bir hak olacaktır.”
Ahmet Haldun Terzioğlu, Mete Han
“Hanın yanında, yortuğu olarak yüksek yetkili, yüksek orunlu "Buyruklar" bulunur. Bu buyruklar hanın görev vereceği soylular arasından seçilir. Her birinin görevini han verir. Buyrukların en üstü "Buyrukbaşı" kurunu kullanır.”
Ahmet Haldun Terzioğlu, Mete Han
“Mete Tanhu töresidir!

Tanhu, başkent Ötüken Yış'ta oturur. Tahtı her zaman karayana kurulur, tahtında otururken yüzünü kızılyana döner. Sol yan, Güneş'in doğduğu yan, kutludur. Gündoğusu, kutlu yanıdır devletin. Güneş oradan doğduğu, gün oradan başladığı için…

Sağ yan, günbatısı devletin diğer yanıdır.

Hun devleti Ötüken Yış'tan yönetilir. Orhun, devletin değişmez merkezidir. Devletin sol yanını bir elig, sağ yanını başka bir elig yönetir. Bu eligler doğrudan doğruya hana bağlıdır. Eğer hanın yaşı yeten oğlu varsa, tahtın geleceği, veliahtı olarak sol yanın yönetimi, yaşı yettiğinde onundur. Eğer yoksa hanın görev vereceği han soyundan bir erkek veya ulu bir boy beyi sol yanı yönetir. O da yoksa soylu beylerden biri atanır sol bilge eliği olarak. Aynı şekilde, diğer erkek çocuklar veya han oğuşundan veya han soyundan biri ya da atanacak bir boy beyi, soylu bir bey sağ bilge eliği olur.”
Ahmet Haldun Terzioğlu, Mete Han
“Karakışın ortası! Korkumuz o ki yola çıkan konuklarımız, kara, tipiye yakalanırsa, katılım az olursa… Mete Tanhu'ya ilettim düşüncemi.

"Böylesi daha iyi! Daha makbul!" diye açıkladı fikrini, "Zorlu yolları aşıp gelen daha iyi dost olur. Kolay dostluklar kolay bozulur. Soğukları ileri sürüp gelmeyenlerden, gelecekte de yarar olmaz bize!”
Ahmet Haldun Terzioğlu, Mete Han
“Mete Tanhu için bir toy hazırlığı daha yapıyoruz. Han boyu olan Huyen boyundan Mete Tanhu, ait olduğu kutlu boydan bir eş seçti kendisine. Kurultay sırasında toy yapacağız. Böylece evdeşi, Ulu Hatun olarak, gelecekte Hun tahtı için gereken eri verecek Han'ımıza. Başka budunlardan kimseyi çağırmayacağız toya. Budun arasındaki bir toyun daha beğeni kazanacağını, budun tarafından destekleneceğini biliyoruz. Bir başka söz daha ettim Han'ıma.

"Töre odur ki gönül koymamaları için, diğer bütün Hun Boylarından eş almalısın kendine Ulu Tanhu!"

Mutlaka yapılmalı bu! Diğer boylar da hana kap olmak isterler. Böylece han, bütün boyları kendi oğuşuna katmış olur.”
Ahmet Haldun Terzioğlu, Mete Han
“Çin ile savaş olacaktı belki bu bitig Çin sarayına ulaştığında.

"Olsun!" dedi kurultay, "Onayladık!"

"Daha da güzel olacak" diyordu, Mete Tanhu. Sonra da yeni töreyi koydu.

"Bundan sonra yılın beşinci ayında ikinci kurultayımızı yapacak, olanları bitenleri konuşacağız. Kararları birlikte alacağız!"

Kurultay, o gün devletin sağ yanını Shang-chün kentinden, günbatımına, Tibet'e kadar bütün toprakları senin buyruğuna veriyorum. Oraları, töreme bağlı kalarak, yönet!"

Sol Bilge Eliği'ni, kurultaya danışarak atadı Mete Tanhu!

Han, Sol yana buyruk gönderdi.

"Sol yanın başkenti Shang-kun kentidir. Oradan gündoğusuna; Hui ırmağı kıyılarına, Feng-cheng kentinin doğu kıyısına kadar ki oralar bir zamanlar Tunghuların yurduydu; Sol Bilge Eliği'nin yönetimindedir."

Sol yana bağlı beyler de belirlendi kurultayda. Otlakları, yaylakları verildi.

Doğrudan kendisine bağladığı boyları ve beylerini de söyledi birer birer ve onlara Tai-chün ve Yün-chung arasındaki yerleri im etti.

"Simdilik bu kadar!" dedi sözün sonunda. Şimdilik…

Yeni topraklar aldığımızda, yeni yurtlar edindiğimizde…”
Ahmet Haldun Terzioğlu, Mete Han
“Töreydi! Han karşısında, Şad karşısında, üst orunlu birinin karşısında, bağdaş kurup oturulmaz. Ancak dizlerimizin üstüne… Ama bu gece, buna da izin vermişti Şad. Demek ki çok uzayacaktı konuşmamız. Söz alacak mıydık? Bilmiyorum! Eğer soru olursa… Söyleyeceğim söz olurdu mutlaka, konuşacaktım. Başlangıçta, dinlemeyi tercih edecektim. Çünkü hâlâ usum tam başımda değildi.”
Ahmet Haldun Terzioğlu, Mete Han
“Zaman zaman olurdu iki devlet arasında rehin verme işi. Kendini güvende hissetmeyen budunlar, karşı tarafın dostluğuna güvenemeyen devletler, karşılıklı olarak rehin gönderirlerdi. Rehinler genelde, hanın oğulları, kandaşları ya da yakın kapları olurdu. Böylece birbirlerine saldırmazlardı. Çünkü daha ilk saldırıda, rehinin yok edileceğini bilirlerdi. Ama rehin işi için Yüeçilerle, böylesi bir gerek oluşmamıştı ki... Sürekli isteyen ve alan taraftılar. Huzursuz olan bizdik.”
Ahmet Haldun Terzioğlu, Mete Han
“Çin Sanggünü Meng-Tien, üçe ayırdı ordusunu. Birinci birliği peşimizden göndererek dağları, geçitleri tutup oralardaki önemli bölgeleri kontrol altına aldı. Hemen yeni kaleler, surlar inşa ettirmeye başladı buralarda. Böylece can damarlarımızı sıkmayı düşünüyordu.

"Kısa bir zaman sonra, büyük umutlarla yaptırdığımız, gurumuz Teoman Kalesi'ni de aldı. Orada, canla başla savaşan yiğitlerimizin tamamı uçmağa vardı. Sarı ırmağın çok ötesinde, To Dağı ve Peichin yaylalarının ortalarından ilerleyerek, kontrolümüzdeki bölgeyi ve Yüksek Hisar'ı ele geçirdi Meng-Tien.

Ordusunun ikinci birliğini, o bölgede yedekte tutuyordu. Orhun'dan gelebilecek, yıkıcı ve yıpratıcı olacak devlet ve boy akınlarımızı engellemek, ihtiyaç olan bölgelere hemen çeri nakletmek için hazırdı bu ordu ki sayıları yüz binden fazlaydı çerilerin.

Üçüncü parçayı ise elde ettiği bölgeleri, tamamen bizlerden, Hun budundan arındırmak amacıyla kullanmaya başladı. Hâlâ Sarı ırmağın kızılyanında, Ordos'ta kalmaya direnen, yerinde tutunmaya çalışan Hun boyları sıkıntılara düştüler. Azınlıkta kalmışlardı. Böylesi kalabalık bir orduya dayanamazlardı. Onlar da vuruşa vuruşa geri çekildiler.

Sarı ırmak, bize çok uzak artık! Karayanındaki, kızılyanındaki otlaklarımız, Hun yurdu olan topraklar tamamen Çinlilerin elinde. "Kızıl Dağlar" adını verdiğimiz, Çinlilerin "Yin-şan" dediği dağlar, bizim yaylalarımız, Çin ordusunun egemenlik bölgesi oldu. Bir tek Hun uruğu kalmadı oralarda.”
Ahmet Haldun Terzioğlu, Mete Han
“Çin ile ilişkiler, bizim açımızdan çok zorlu bir dönemece girdi. Yaptığımız akında başarısız olduk. Eğer akını sürdürseydik, kalabalık Çin ordusu karşısında tamamen yok olurduk. İkinci yolu seçtik! Geri çekildik!

Biz çekildikçe Çin Ordusu üzerimize geldi. Öylesine zor durumlara düştük, öylesine sıkıştık ki... Büyük çölü zor aştık. Yalnız değildik çünkü. Koruduğumuz budun, önümüzden giden sürüler…

Evet! Çin ile aramızda büyük çöl var artık. Onlar o yanda bekliyor biz bu yanda… Ana yurdumuza, Altay Dağları'na, Orhun'a kadar sürdü çekilmemiz. Verimli otlaklarımız geride kaldı. Çin, Ordos'u aldı elimizden.

Kaçmadık! Kaçmak değil bu! Çekilme! Zamanı gelince, yeniden geri döneceğiz!

Bu kez, hep birlikte bir çekilme olsa da...”
Ahmet Haldun Terzioğlu, Mete Han
“Soyluların, uluların çadırlarının kapıları özellikle alçak yapılır. Kapıdan girenler, saygı belirtisi olarak, başlarını eğmek zorunda kalırlar.”
Ahmet Haldun Terzioğlu, Mete Han
“Yürüyüşümüz, ordugâhın orta kısmına doğruydu. Soyluların ve üst orunluların çadırlarının bulunduğu yere doğru... Bilindiği gibi, ordugâhın tam ortasında han otağı bulunur. Diğer soylular, soyluluk derecesince ve orunlarına göre onun çevresini tutarlar. En dıştakiler en düşük orunlulardır. Bu bölgeler arasında sakçılar vardır. Ordugâhın çevresi yüksek çitle çevrilidir. Sakçılar geçişleri kontrol ederler. Benim gibi erler yüksek orunluların bulunduğu yere yaklaşamazlar. Bunun bir kuralı yoktur, ama böyle alışılmış, böyle gelmiştir. Öyle her canı isteyen, elini kolunu sallayıp gezemez ordugâhta! Bu nedenle hangi çadırın kime ait olduğunu bilmiyordum.”
Ahmet Haldun Terzioğlu, Mete Han
“Kalkıp yundum. Çadırlarımızın yakınında bulunan, her ordugâhta mutlaka kurulan çergenin buğulu sıcaklığında kendime geldim. Yeni giysilerimi giydim.

Temizliğe çok önem veririz. Ordugâhların yakınına çerge kurulur erlerin yıkanması için. Oradaki hizmet kişileri kadınlar; azanlarda yaz kış sürekli sıcak suyu hazır ederler. Bölmelidir çerge. Bir yanı da sayrı evidir. Benim gibi seçme, sürekli savaşçıların giysileri orada yunar. Yenileri hazır edilir. Diğer savaşçılar ise kendi giysilerini kendileri yıkarlar. Yine burada hazırlanan bir giyitlikten yeni ve temiz giysiler alırız yıkandıktan sonra.”
Ahmet Haldun Terzioğlu, Mete Han

« previous 1