Find & Share Quotes with Friends
Ermeni Suçlamaları ve Gerçekler Quotes
Ermeni Suçlamaları ve Gerçekler
by
İlker Başbuğ15 ratings, 4.40 average rating, 1 review
Ermeni Suçlamaları ve Gerçekler Quotes
Showing 1-12 of 12
“McCarthy'nin dediği gibi "Bir taraf ölülerini sayarken diğer tarafın kendi ölülerinden bihaber olması" olaylara soykırım görüntüsü veriyor.”
― Ermeni Suçlamaları ve Gerçekler
― Ermeni Suçlamaları ve Gerçekler
“Bu nedenle, Malta Yargılaması tarihi bir gerçektir. Bu yargılamada, Malta'da o günün deyimiyle “Ermeni Kırımı” bugünün deyimiyle ise “soykırım” iddiasıyla yargılanan Türkler yargı önünde aklanmışlardır. Suçsuz bulunmuşlardır.
Malta kararı, Osmanlı devletinin ve İttihatçı liderlerin “soykırım” suçunu işlemediklerini ortaya koyan tarihi bir yargı kararıdır.
Bu kararın, uluslararası meşruiyetini kimse sorgulayamaz.
Savcılıkların, “suçsuzluk” anlamı taşıyan “kovuşturmaya yer olmadığı”, ya da “takipsizlik” kararı da yargı sürecinin bir parçasıdır.
1919-1921 Malta Yargılaması, yargısal olarak “bir soykırım soruşturması”dır. Bu açıdan çok önemli bir olaydır. Bu gerçeği hiçbir şey ortadan kaldıramaz.
Son söz; 1915 Tehcir olayı; Malta'da yargılanmıştır. Kraliyet Savcılığı, soruşturma sonunda verdiği “kovuşturmaya yer olmadığı” veya “takipsizlik” kararı ile Tehcir olayında kovuşturma açılmasını gerektirecek, herhangi bir “suç unsuruna” veya “deliline” ulaşamamıştır. Bu, bir şekilde “suçsuzluk” anlamına gelmektedir.”
― Ermeni Suçlamaları ve Gerçekler
Malta kararı, Osmanlı devletinin ve İttihatçı liderlerin “soykırım” suçunu işlemediklerini ortaya koyan tarihi bir yargı kararıdır.
Bu kararın, uluslararası meşruiyetini kimse sorgulayamaz.
Savcılıkların, “suçsuzluk” anlamı taşıyan “kovuşturmaya yer olmadığı”, ya da “takipsizlik” kararı da yargı sürecinin bir parçasıdır.
1919-1921 Malta Yargılaması, yargısal olarak “bir soykırım soruşturması”dır. Bu açıdan çok önemli bir olaydır. Bu gerçeği hiçbir şey ortadan kaldıramaz.
Son söz; 1915 Tehcir olayı; Malta'da yargılanmıştır. Kraliyet Savcılığı, soruşturma sonunda verdiği “kovuşturmaya yer olmadığı” veya “takipsizlik” kararı ile Tehcir olayında kovuşturma açılmasını gerektirecek, herhangi bir “suç unsuruna” veya “deliline” ulaşamamıştır. Bu, bir şekilde “suçsuzluk” anlamına gelmektedir.”
― Ermeni Suçlamaları ve Gerçekler
“Ünlü İngiliz yazar, araştırmacı ve tarihçi Andrew Mango, 10 Mart 2005 tarihinde BBC Türkçe servisinde kendisiyle yapılan söyleşide, Mavi Kitap'ı şöyle değerlendirmiştir:
“Mavi Kitap, harp sırasında hazırlanmış propaganda maksatlı bir kitaptır. Kitabı yazanların başında bir İngiliz diplomat vardı: Lord Bryce. Sonradan İngiltere'nin Washington D. C. elçisi olarak tayin edildi. ABD, o zaman daha savaşa girmemişti. Alman propagandası o dönemde ABD'de oldukça kuvvetliydi. Amerikan kamuoyunu müttefikler lehine çevirebilmek amacıyla, böyle bir kitap hazırlandı. Ünlü tarihçi Arnold Toynbee de bu çalışmaya katıldı. Ama, iyi bir tarihçi olduğu için, daha sonra bir kitabında bunun propaganda olduğunu itiraf etti. Aslında, bugünlerde hiçbir ciddi tarihçi Mavi Kitap'a önemli bir belge gözüyle bakmıyor. Gerçekte konuyu aydınlatmak İçin 'Soykırım' konusunu Ermeni ve Türk tarihçilerini bir araya toplamak için bazı teşebbüsler oldu. Ama, Ermeniler son zamanlarda böyle toplantılardan kaçınıyor. Çünkü, 'Soykırım' iddialarını tamamen siyasi maksatlarla kullanıyorlar.*
* Ayça Aybakan, "BBC Türkçe Servisi Andrew Mango ile Söyleşi", 10 Mart 2005”
― Ermeni Suçlamaları ve Gerçekler
“Mavi Kitap, harp sırasında hazırlanmış propaganda maksatlı bir kitaptır. Kitabı yazanların başında bir İngiliz diplomat vardı: Lord Bryce. Sonradan İngiltere'nin Washington D. C. elçisi olarak tayin edildi. ABD, o zaman daha savaşa girmemişti. Alman propagandası o dönemde ABD'de oldukça kuvvetliydi. Amerikan kamuoyunu müttefikler lehine çevirebilmek amacıyla, böyle bir kitap hazırlandı. Ünlü tarihçi Arnold Toynbee de bu çalışmaya katıldı. Ama, iyi bir tarihçi olduğu için, daha sonra bir kitabında bunun propaganda olduğunu itiraf etti. Aslında, bugünlerde hiçbir ciddi tarihçi Mavi Kitap'a önemli bir belge gözüyle bakmıyor. Gerçekte konuyu aydınlatmak İçin 'Soykırım' konusunu Ermeni ve Türk tarihçilerini bir araya toplamak için bazı teşebbüsler oldu. Ama, Ermeniler son zamanlarda böyle toplantılardan kaçınıyor. Çünkü, 'Soykırım' iddialarını tamamen siyasi maksatlarla kullanıyorlar.*
* Ayça Aybakan, "BBC Türkçe Servisi Andrew Mango ile Söyleşi", 10 Mart 2005”
― Ermeni Suçlamaları ve Gerçekler
“TALAT PAŞA, İttihat ve Terakki'nin son kongresinin yapıldığı 1 Kasım 1918 günü yaptığı konuşmada tehcir konusuna da değinmiştir. Talat Paşa, şunları söylemişti:
Ermenilerin tehcir meselesi, içeride ve bilhassa dışarıda harp kabinelerine en çok söz getirmiş meselelerden birisidir.
En evvel söylemek lazım gelir ki, bu tehcir ve katliam rivayetleri son derece mübalağa (abartma) edilmiştir. Ermeni ve Rum neşriyatı biri on yaparak dünyayı gürültüye boğmuştur.
Bununla olayları inkâr etmek istemiyorum. Yalnız hakikati söylemek, fazla mübalağaları ortadan kaldırmak arzusundayım.
Şu mübalağalardan sarfınazar olunursa, herhalde böyle bir hayli tehcir olayları olmuştur. Fakat, Babıâli bunların hiçbirinde evvelden verilmiş bir karar üzerine hareket etmiş değildir. Meydana gelen olayların sorumluluğu, her şeyden evvel onlara sebep olan, telafi edilmez dayanılmaz hareketleri yapan unsurlara aittir. Şüphesiz bundan bütün Ermeniler sorumlu değildir. Fakat, devletin hayat ve ölüm kararını verecek, büyük bir harp esnasında, ordularının hareket serbestisini engelleyen, arkada isyanlar çıkararak, memleketin geleceğini ordunun emniyetini tehlikeye düşüren hareketlere hoşgörü ile bakılmazdı.
Erzurum havalisinde ordularımızın harekâtını işgal eden Ermeni çeteleri bütün Ermeni köylerinde yardım ve koruma buluyorlardı. Başları sıkıştığı zaman gönderdikleri bir haber üzerine, köylüler kiliselerde sakladıkları silahları çıkararak imdatlarına koşuyorlardı.
Ordunun arkasında böyle devamlı geri çekilme yollarımızı keserek ve cephe gerisi hizmetlerini engelleyecek tehlikelerin varoluşuna göz yumamazdık. Ordulardan bilgi, vilayetlerden devamlı olarak gelen uyarılar ve bildirimler, bu mesele hakkında kesin tedbirler alınmasını zorunlu kıldı.
İşte tehcir meseleleri; her şeyden önce böyle bir savaş zorunluluğu neticesinde alınmış olan çarelerden, tedbirlerden oluşmuştur.
Demek istiyorum ki, her yerde tehcir muntazam bir şekilde ve yalnız zorunlu olunduğu derecede yapılmıştır. Birçok yerlerde çoktan beri birikmiş olan düşmanlıklar, bu neden ile patlayarak katiyen arzu etmediğimiz suiistimallere sebep olmuştur. Birçok memurlar, haddinden fazla zulüm ve şiddet gösterdiler. Birçok yerlerde, haksız yere birtakım masumlar da kurban oldular. Bunu itiraf edelim.*
(...)
1918 yılı Kasım ayında Talat Paşa böyle konuşmuştur. Ondan yaklaşık üç yıl sonra; 24 Şubat 1921'de, Mustafa Kemal Paşa da aynı konuda şunları söylemiştir:
Düşmanca ithamda bulunanların sürdürdükleri büyük mübalağalar (abartılar) dışında, Ermenilerin tehcir meselesi aslında şuna dayanmaktadır:
Rus ordusu 1915'te bize karşı büyük taarruzunu başlattığı bir sırada, o zaman çarlığın hizmetinde bulunan Taşnak Ermeni Komitesi, askeri birliklerimizin gerisinde bulunan Ermeni ahalisini isyan ettirmişti. Düşmanın sayı ve malzeme üstünlüğü karşısında, çekilmeye mecbur kaldığımız için kendimizi iki ateş arasında kalmış gibi görüyorduk. İkmal ve yaralı konvoylarmız acımasız şekilde katlediliyor, gerimizdeki köprüler ve yollar tahrip ediliyor ve Türk köylerinde terör hüküm sürdürülüyordu.
Bu cinayetleri işleyen ve saflarına eli silah tutabilen bütün Ermenileri katan çeteler, silah, cephane ve iaşe ikmallerini, bazı büyük devletlerin daha sulh zamanından beri kendilerine kapitülasyonların bahşettiği dokunulmazlıklardan bilistifade ve bu maksadı matuf olarak, büyük stoklar husule getirmeye muvaffak oldukları Ermeni köylerinden yapıyorlardı.
İngiltere'nin sulh zamanında ve harp sahasından uzak olarak İrlanda'ya reva gördüğü muameleye hemen hemen kayıtsız bir şekilde bakan dünya efkârı, Ermeni ahalinin tehciri hususunda almaya mecbur kaldığımız karar için bize karşı haklı bir ithamda bulunamaz.
Bize karşı yapılmış iftiraların aksine, tehcir edilmiş olanlar hayattadır ve bunlardan ekserisi, şayet İtilaf devletleri bizi tekrar harp etmeye zorlamasa idi, evlerine dönmüş olurlardı.**
* Kâmuran Gürün, Ermeni Dosyası, s. 288
** Kâmuran Gürün, Ermeni Dosyası, s. 393”
― Ermeni Suçlamaları ve Gerçekler
Ermenilerin tehcir meselesi, içeride ve bilhassa dışarıda harp kabinelerine en çok söz getirmiş meselelerden birisidir.
En evvel söylemek lazım gelir ki, bu tehcir ve katliam rivayetleri son derece mübalağa (abartma) edilmiştir. Ermeni ve Rum neşriyatı biri on yaparak dünyayı gürültüye boğmuştur.
Bununla olayları inkâr etmek istemiyorum. Yalnız hakikati söylemek, fazla mübalağaları ortadan kaldırmak arzusundayım.
Şu mübalağalardan sarfınazar olunursa, herhalde böyle bir hayli tehcir olayları olmuştur. Fakat, Babıâli bunların hiçbirinde evvelden verilmiş bir karar üzerine hareket etmiş değildir. Meydana gelen olayların sorumluluğu, her şeyden evvel onlara sebep olan, telafi edilmez dayanılmaz hareketleri yapan unsurlara aittir. Şüphesiz bundan bütün Ermeniler sorumlu değildir. Fakat, devletin hayat ve ölüm kararını verecek, büyük bir harp esnasında, ordularının hareket serbestisini engelleyen, arkada isyanlar çıkararak, memleketin geleceğini ordunun emniyetini tehlikeye düşüren hareketlere hoşgörü ile bakılmazdı.
Erzurum havalisinde ordularımızın harekâtını işgal eden Ermeni çeteleri bütün Ermeni köylerinde yardım ve koruma buluyorlardı. Başları sıkıştığı zaman gönderdikleri bir haber üzerine, köylüler kiliselerde sakladıkları silahları çıkararak imdatlarına koşuyorlardı.
Ordunun arkasında böyle devamlı geri çekilme yollarımızı keserek ve cephe gerisi hizmetlerini engelleyecek tehlikelerin varoluşuna göz yumamazdık. Ordulardan bilgi, vilayetlerden devamlı olarak gelen uyarılar ve bildirimler, bu mesele hakkında kesin tedbirler alınmasını zorunlu kıldı.
İşte tehcir meseleleri; her şeyden önce böyle bir savaş zorunluluğu neticesinde alınmış olan çarelerden, tedbirlerden oluşmuştur.
Demek istiyorum ki, her yerde tehcir muntazam bir şekilde ve yalnız zorunlu olunduğu derecede yapılmıştır. Birçok yerlerde çoktan beri birikmiş olan düşmanlıklar, bu neden ile patlayarak katiyen arzu etmediğimiz suiistimallere sebep olmuştur. Birçok memurlar, haddinden fazla zulüm ve şiddet gösterdiler. Birçok yerlerde, haksız yere birtakım masumlar da kurban oldular. Bunu itiraf edelim.*
(...)
1918 yılı Kasım ayında Talat Paşa böyle konuşmuştur. Ondan yaklaşık üç yıl sonra; 24 Şubat 1921'de, Mustafa Kemal Paşa da aynı konuda şunları söylemiştir:
Düşmanca ithamda bulunanların sürdürdükleri büyük mübalağalar (abartılar) dışında, Ermenilerin tehcir meselesi aslında şuna dayanmaktadır:
Rus ordusu 1915'te bize karşı büyük taarruzunu başlattığı bir sırada, o zaman çarlığın hizmetinde bulunan Taşnak Ermeni Komitesi, askeri birliklerimizin gerisinde bulunan Ermeni ahalisini isyan ettirmişti. Düşmanın sayı ve malzeme üstünlüğü karşısında, çekilmeye mecbur kaldığımız için kendimizi iki ateş arasında kalmış gibi görüyorduk. İkmal ve yaralı konvoylarmız acımasız şekilde katlediliyor, gerimizdeki köprüler ve yollar tahrip ediliyor ve Türk köylerinde terör hüküm sürdürülüyordu.
Bu cinayetleri işleyen ve saflarına eli silah tutabilen bütün Ermenileri katan çeteler, silah, cephane ve iaşe ikmallerini, bazı büyük devletlerin daha sulh zamanından beri kendilerine kapitülasyonların bahşettiği dokunulmazlıklardan bilistifade ve bu maksadı matuf olarak, büyük stoklar husule getirmeye muvaffak oldukları Ermeni köylerinden yapıyorlardı.
İngiltere'nin sulh zamanında ve harp sahasından uzak olarak İrlanda'ya reva gördüğü muameleye hemen hemen kayıtsız bir şekilde bakan dünya efkârı, Ermeni ahalinin tehciri hususunda almaya mecbur kaldığımız karar için bize karşı haklı bir ithamda bulunamaz.
Bize karşı yapılmış iftiraların aksine, tehcir edilmiş olanlar hayattadır ve bunlardan ekserisi, şayet İtilaf devletleri bizi tekrar harp etmeye zorlamasa idi, evlerine dönmüş olurlardı.**
* Kâmuran Gürün, Ermeni Dosyası, s. 288
** Kâmuran Gürün, Ermeni Dosyası, s. 393”
― Ermeni Suçlamaları ve Gerçekler
“Türkler ve Kürtler kimseyi incitmeyen masum kuzucuklar mıydı? Hayır. Saldırıya uğradılar ve karşılık verdiler. Çoğu kez öfkeyle öldürdüler ve masumlar zarar gördü. Masum Ermeniler ve Türkler, her iki taraf da zarar gördü. Bazen Ermeniler Türklerden daha fazla mı zarar gördü? Evet. Savaş içinde geçen bir yüzyılda, bazen Türkler daha çok kaybetti, bazen de Ermeniler. Savaş hali.”
― Ermeni Suçlamaları ve Gerçekler
― Ermeni Suçlamaları ve Gerçekler
“Ermeni ihtilalcilerin amaçları diğer milliyetçi ihtilalcilerinkinden çok farklıydı. İtalya'da yaşayan insanlar İtalyan idi ve İtalyan devrimcileri çoğunluğun yönettiği bir devlet istiyorlardı. Polonyalı milliyetçiler, Rus bir azınlık tarafından yönetilen ve bastırılmış bir çoğunluk olan Polonyalılar için bir devlet oluşturmak istiyorlardı. Aynı şey tüm dünyada geçerliydi, yöntemleri her ne olursa olsun, iyi ya da kötü, milliyetçiler en azından çoğunluğun kendini yönetebileceği bir devlet için savaştılar.
Ermeni milliyetçileri için bu böyle değildi. Ermeni isyancıları, kendilerinin nüfusun %20'sinden daha az bir kısmını oluşturdukları bir toprağı ele geçirmek için savaştılar. Altı vilayet dedikleri bölgede, Müslümanlar Ermenilerin dört katı fazlaydı. Polonyalılar, İtalyanlar, Özbekler, Güney Afrikalılar, Cezayirliler ya da İrlandalıların aksine, Ermeniler imparatorluk tarafından yönetilen büyük bir çoğunluk değildiler. Çoğunluğu yenerek topraklarını ele geçirmek isteyen küçük bir gruptular. Ülkelerinin düşmanlarından yardım alan küçük bir gruptular; çünkü dışarıdan yardım almadan Müslüman çoğunluğu yenmeleri imkânsızdı.
Eğer başarılı olsalardı, Ermeni milliyetçileri ne yapacaktı? Balkanlar'daki Türklerin acı kaderini örnek vererek gösteriyor tarih bunu bize. Bir Ermenistan kurmanın tek yolu çoğunluğu sürmek ya da öldürmekti. İhtilalciler Müslümanları saf dışı etmediği sürece, Anadolu'da bir Ermeni devleti kurulamazdı.
Osmanlıların Ermeni isyancılara verdiği karşılık her düşünüldüğünde, bu gerçek hatırlanmalı. Osmanlılar sadece iktidarlarını savunmuyorlardı. Çoğunluğun yönetimini reddedenlere karşı çoğunluk olan halkı savunuyorlardı. Dahası, isyancılar başarıya ulaştıkları takdirde isyancıların öldüreceği ya da yurtlarından süreceği insanları savunuyorlardı.”
― Ermeni Suçlamaları ve Gerçekler
Ermeni milliyetçileri için bu böyle değildi. Ermeni isyancıları, kendilerinin nüfusun %20'sinden daha az bir kısmını oluşturdukları bir toprağı ele geçirmek için savaştılar. Altı vilayet dedikleri bölgede, Müslümanlar Ermenilerin dört katı fazlaydı. Polonyalılar, İtalyanlar, Özbekler, Güney Afrikalılar, Cezayirliler ya da İrlandalıların aksine, Ermeniler imparatorluk tarafından yönetilen büyük bir çoğunluk değildiler. Çoğunluğu yenerek topraklarını ele geçirmek isteyen küçük bir gruptular. Ülkelerinin düşmanlarından yardım alan küçük bir gruptular; çünkü dışarıdan yardım almadan Müslüman çoğunluğu yenmeleri imkânsızdı.
Eğer başarılı olsalardı, Ermeni milliyetçileri ne yapacaktı? Balkanlar'daki Türklerin acı kaderini örnek vererek gösteriyor tarih bunu bize. Bir Ermenistan kurmanın tek yolu çoğunluğu sürmek ya da öldürmekti. İhtilalciler Müslümanları saf dışı etmediği sürece, Anadolu'da bir Ermeni devleti kurulamazdı.
Osmanlıların Ermeni isyancılara verdiği karşılık her düşünüldüğünde, bu gerçek hatırlanmalı. Osmanlılar sadece iktidarlarını savunmuyorlardı. Çoğunluğun yönetimini reddedenlere karşı çoğunluk olan halkı savunuyorlardı. Dahası, isyancılar başarıya ulaştıkları takdirde isyancıların öldüreceği ya da yurtlarından süreceği insanları savunuyorlardı.”
― Ermeni Suçlamaları ve Gerçekler
“Türkler ve Ermeniler arasında oluşan gerginliğin rasyonel sebeplerini aramak daha uygun olacaktır. Türklerin Ermenilere karşı savaşmalarının gerçek nedeni kolayca açıklanabilir ve tamamen rasyoneldir. Türkler kendilerini savunuyorlardı.*
* Justin McCarthy, "Kim başlattı?", 24 Nisan 2002 tarihinde İstanbul'da yaptığı konuşma.”
― Ermeni Suçlamaları ve Gerçekler
* Justin McCarthy, "Kim başlattı?", 24 Nisan 2002 tarihinde İstanbul'da yaptığı konuşma.”
― Ermeni Suçlamaları ve Gerçekler
“— Tehcirin başlangıçta, savaş cephelerinin güvenliğini sarsacak geri bölgelerdeki Ermenilere uygulanması düşünülmüştür. Daha sonra yaşanan olaylar nedeniyle uygulama alanı genişletilmiştir. Bu nokta, tehcir ile bütün Ermenilerin hedef alınmadığını açıkça göstermektedir.
— Zorunlu göç kararı bütün Ermenilere uygulanmamıştır. Başbakanlık Osmanlı Arşivi'ndeki belgeler bunu açıkça ortaya koymaktadır. İş, hastalık ve Katolik, Protestan olmaları nedeniyle, bazı Ermeniler tehcire tabi tutulmamıştır.
— Tehcir esnasında, savaş koşullarının güç şartları, çete saldırıları, şahsi kin ve intikam duyguları, salgın hastalıklar, ilaç ve gıda yetersizlikleri gibi nedenlerle Ermeniler kayıplar vermiştir. Ancak, bu husus Ermeniler tarafından abartılı rakamlar verilerek istismar edilmiştir. Diğer taraftan, yukarıda sıralanan gerçekler nedeniyle savaş ortamı içinde bulunan Osmanlılar için de aynı şekilde geçerli olup, uğranılan acılar, ortak acı olmuştur.
— İstanbul'da 70.000'in üzerinde Ermeni'nin yaşadığı bilinmektedir. Ancak, İstanbul Ermenileri tehcire tabi tutulmamıştır.*
Bunun nedenleri arasında İstanbul'un ticaret merkezi oluşu ve şehirde çok sayıda yabancı diplomatın var oluşu sayılabilir. Fakat neden ne olursa olsun, Ermeni toplumunu yok etmeyi hedefleyen bir yönetimin, böyle çok sayıda Ermeni'yi yerinde bırakmayı planlamasının düşünülemeyeceği açıktır. Bu konu üzerinde çalışan bir öğrenci şöyle yazmıştır:
“Herhangi bir kimse, Hitler'in Yahudilerin Berlin'de yaşamasına izin verirken, diğer her yerde onlara karşı soykırıma girişmesini düşünebilir mi?”**
* Guenter Lewy, Osmanlı Ermenilerine Ne Oldu?, s. 323
** Michael M. Gunter, Pursuing the Just Cause of their People: A Study of Contemporary Armenian Terrorism, s. 23”
― Ermeni Suçlamaları ve Gerçekler
— Zorunlu göç kararı bütün Ermenilere uygulanmamıştır. Başbakanlık Osmanlı Arşivi'ndeki belgeler bunu açıkça ortaya koymaktadır. İş, hastalık ve Katolik, Protestan olmaları nedeniyle, bazı Ermeniler tehcire tabi tutulmamıştır.
— Tehcir esnasında, savaş koşullarının güç şartları, çete saldırıları, şahsi kin ve intikam duyguları, salgın hastalıklar, ilaç ve gıda yetersizlikleri gibi nedenlerle Ermeniler kayıplar vermiştir. Ancak, bu husus Ermeniler tarafından abartılı rakamlar verilerek istismar edilmiştir. Diğer taraftan, yukarıda sıralanan gerçekler nedeniyle savaş ortamı içinde bulunan Osmanlılar için de aynı şekilde geçerli olup, uğranılan acılar, ortak acı olmuştur.
— İstanbul'da 70.000'in üzerinde Ermeni'nin yaşadığı bilinmektedir. Ancak, İstanbul Ermenileri tehcire tabi tutulmamıştır.*
Bunun nedenleri arasında İstanbul'un ticaret merkezi oluşu ve şehirde çok sayıda yabancı diplomatın var oluşu sayılabilir. Fakat neden ne olursa olsun, Ermeni toplumunu yok etmeyi hedefleyen bir yönetimin, böyle çok sayıda Ermeni'yi yerinde bırakmayı planlamasının düşünülemeyeceği açıktır. Bu konu üzerinde çalışan bir öğrenci şöyle yazmıştır:
“Herhangi bir kimse, Hitler'in Yahudilerin Berlin'de yaşamasına izin verirken, diğer her yerde onlara karşı soykırıma girişmesini düşünebilir mi?”**
* Guenter Lewy, Osmanlı Ermenilerine Ne Oldu?, s. 323
** Michael M. Gunter, Pursuing the Just Cause of their People: A Study of Contemporary Armenian Terrorism, s. 23”
― Ermeni Suçlamaları ve Gerçekler
“İşte bu şartlar altında Osmanlı orduları üç cephede savaşırken Başkumandan Vekili Enver Paşa, Dahiliye Nazırı Talat Paşa'ya 2 Mayıs 1915 günü aşağıdaki yazıyı yolladı:
“Van Gölü etrafında ve Van valiliğince bilinen belirli yerlerdeki Ermeniler, isyanlarını sürdürmek için daima toplu ve hazır bir haldedirler. Toplu halde bulunan Ermenilerin buralardan çıkarılarak, isyan yuvasının dağıtılması düşüncesindeyim. 3. Ordu Komutanlığı'nın verdiği bilgiye göre, Ruslar 20 Nisan 1915'te, kendi sınırları içindeki Müslümanları sefil ve perişan halde sınırlarımızdan içeriye sokmuşlardır. Hem buna karşılık olmak ve hem de yukarıda belirttiğim amacı sağlamak için, ya bu Ermenileri aileleriyle birlikte Rus sınırı içine göndermek, yahut bu Ermeni ve ailelerini Anadolu içinde çeşitli yerlere dağıtmak gereklidir. Bu iki şekilden uygununun seçilmesiyle yapılmasını rica ederim. Bir sakınca yoksa, isyancıların ailelerini ve isyan bölgesi halkını sınırlarımız dışına göndermeyi ve onların yerine sınırlarımız içinde, dışarıdan gelen İslam halkın yerleştirilmesini tercih ederim."*
Enver Paşa'nın bu yazısı tehcir kararının ilk işaretidir.
* Kâmuran Gürün, Ermeni Dosyası, s. 268”
― Ermeni Suçlamaları ve Gerçekler
“Van Gölü etrafında ve Van valiliğince bilinen belirli yerlerdeki Ermeniler, isyanlarını sürdürmek için daima toplu ve hazır bir haldedirler. Toplu halde bulunan Ermenilerin buralardan çıkarılarak, isyan yuvasının dağıtılması düşüncesindeyim. 3. Ordu Komutanlığı'nın verdiği bilgiye göre, Ruslar 20 Nisan 1915'te, kendi sınırları içindeki Müslümanları sefil ve perişan halde sınırlarımızdan içeriye sokmuşlardır. Hem buna karşılık olmak ve hem de yukarıda belirttiğim amacı sağlamak için, ya bu Ermenileri aileleriyle birlikte Rus sınırı içine göndermek, yahut bu Ermeni ve ailelerini Anadolu içinde çeşitli yerlere dağıtmak gereklidir. Bu iki şekilden uygununun seçilmesiyle yapılmasını rica ederim. Bir sakınca yoksa, isyancıların ailelerini ve isyan bölgesi halkını sınırlarımız dışına göndermeyi ve onların yerine sınırlarımız içinde, dışarıdan gelen İslam halkın yerleştirilmesini tercih ederim."*
Enver Paşa'nın bu yazısı tehcir kararının ilk işaretidir.
* Kâmuran Gürün, Ermeni Dosyası, s. 268”
― Ermeni Suçlamaları ve Gerçekler
“Nisan 1915'e gelindiğinde, Osmanlı İmparatorluğu üç cephede ateş altındaydı:
İngiliz ve Fransızların Çanakkale, Rusların Doğu Anadolu ve İngilizlerin güneyde Süveyş harekâtı başlamıştı.
Ermenilerin en büyük umudu, Osmanlı İmparatorluğu'nun savaşa girmesiydi. Kasım 1914'te bekledikleri fırsat ortaya çıktı. Ruslar Doğu Cephesi'nde ilerlerken, Osmanlı tebaası olan Ermeniler silahlanıp, hem cephe hem de çete savaşına başlamışlardı. 15 Nisan'da Ermenilerin alevlenen Van İsyanı, bardağı taşıran son damla oldu.
24 Nisan 1915'te Dahiliye Nezareti, Ermeni komite merkezlerinin kapatılması, evrakına el konulması ve komite elebaşlarının tutuklanmasını ilgili makamlara iletti.
Dahiliye Nezareti'nin bu talimatı üzerine İstanbul'da 235 kişi tevkif edildi. Esat Uras'ın ifadesine göre, İstanbul'da oturan Ermenilerin sayısı 77.735 idi. Diğer bir kaynağa göre ise tutuklananların sayısı 2345'tir.*
İngiliz arşivlerine göre, tutuklanan Ermenilerin, Müttefik ordularına hizmet eden Ermeni gönüllüler veya Müslüman katliamı sorumluları olduğu, daha sonra İstanbul'daki İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Calthorpe'e gönderilen şifre telgraflarda kayıtlıdır.**
Ermenilerin her yıl nümayiş yaptıkları 24 Nisan, işte bu 235 kişinin tutuklandığı gündür.
* Salahi Sonyel, Osmanlı Ermenileri, s. 364 ** Hikmet Özdemir, Kemal Çiçek, Ömer Turan, Ramazan Çalık, Yusuf Halaçoğlu, Ermeniler, Sürgün ve Göç, s. 61”
― Ermeni Suçlamaları ve Gerçekler
İngiliz ve Fransızların Çanakkale, Rusların Doğu Anadolu ve İngilizlerin güneyde Süveyş harekâtı başlamıştı.
Ermenilerin en büyük umudu, Osmanlı İmparatorluğu'nun savaşa girmesiydi. Kasım 1914'te bekledikleri fırsat ortaya çıktı. Ruslar Doğu Cephesi'nde ilerlerken, Osmanlı tebaası olan Ermeniler silahlanıp, hem cephe hem de çete savaşına başlamışlardı. 15 Nisan'da Ermenilerin alevlenen Van İsyanı, bardağı taşıran son damla oldu.
24 Nisan 1915'te Dahiliye Nezareti, Ermeni komite merkezlerinin kapatılması, evrakına el konulması ve komite elebaşlarının tutuklanmasını ilgili makamlara iletti.
Dahiliye Nezareti'nin bu talimatı üzerine İstanbul'da 235 kişi tevkif edildi. Esat Uras'ın ifadesine göre, İstanbul'da oturan Ermenilerin sayısı 77.735 idi. Diğer bir kaynağa göre ise tutuklananların sayısı 2345'tir.*
İngiliz arşivlerine göre, tutuklanan Ermenilerin, Müttefik ordularına hizmet eden Ermeni gönüllüler veya Müslüman katliamı sorumluları olduğu, daha sonra İstanbul'daki İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Calthorpe'e gönderilen şifre telgraflarda kayıtlıdır.**
Ermenilerin her yıl nümayiş yaptıkları 24 Nisan, işte bu 235 kişinin tutuklandığı gündür.
* Salahi Sonyel, Osmanlı Ermenileri, s. 364 ** Hikmet Özdemir, Kemal Çiçek, Ömer Turan, Ramazan Çalık, Yusuf Halaçoğlu, Ermeniler, Sürgün ve Göç, s. 61”
― Ermeni Suçlamaları ve Gerçekler
“1856 yılına kadar, ne Rusya'nın ne de başka devletlerin Osmanlı İmparatorluğu içindeki Ermeni toplumu ile ilgilenmediği bilinmektedir.
Bu yıllara kadar da, Osmanlı Ermenileri yaşamlarından oldukça memnundur. Bu konuda New York'ta 1857'de yazılmış bir yazıda şöyle denilmektedir:
“Ermeniler, Türkiye'de günlük hayatın esasını teşkil ediyordu. Türkler sanayinin bütün dallarını onlara bırakmışlardı. Bankerler, tüccarlar, mekanikler hep Ermeni idi. Ayrıca, onlarla Müslümanlar arasında his benzerliği ve menfaat birliği vardı. Çünkü, menşe itibariyle aynı bölgeden oluşları dolayısıyla duyguları ve âdetleri aynıydı. Bu sebeple de, kendilerini Türklere rahatlıkla uydurmuş ve emniyetlerini kazanarak reayanın en nüfuzlusu haline gelmişti ve hâlâ da öyledir.
“Ermenilere bir şekilde borçlu olmayan bir tek paşa veya yüksek rütbeli memur bulunmazdı. En fakir köylü bile ektiği tohumun bedeli için onlara borçlanırdı.
“Türkiye'yi çökertmek isteyen Ruslar, bu toplumu kazanmaya çalışmıştır.*
Ermeniler, “Osmanlı Devletinin Sadık Kulları” (Tebe'a-i Sadıka/Millet-i Sadıka) olarak tanımlanmaktaydı.
Bu yıllarda, Ermeniler yoğun olarak İstanbul bölgesinde yaşamaktaydılar.
Doğu Anadolu'da dağlık platolarda Ermeniler, Kürtlerle beraber yaşıyordu.
19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, bu bölgede yaşayan Ermeniler ile Kürtler arasındaki ilişkiler bozulmaya başladı.
İstanbul'a ve bölgedeki Kürt ağalarına vergilerini ödemekte zorlanan Ermeniler, Kürt ağalarının saldırıları ile karşı karşıya kalmaya başladılar.
1876'da Meşrutiyet idaresine geçilmesi de, Ermenilerin durumlarının düzeltilmesine fazla katkı sağlayamadı.
Doğu Anadolu'da, Ermenilerin yaşamakta olduğu bölgelere Amerikan ve Alman misyonerlerinin gelişi ile Ermeniler arasında milliyetçi düşünceler filizlenmeye başladı.
Ermeni Kilisesi, Ermeni toplumu için her şeydi. Kilise, Osmanlı İmparatorluğu içinde muhtar (özerk) bir Ermenistan'ın kurulmasını istiyordu.
Bulgaristan'da çıkan isyan hareketi, her şeyi değiştirdi. Bunu takip eden süreçte, 1877 yılının Nisan ayında, Osmanlı İmparatorluğu Rusya'nın kendisine savaş ilanıyla karşı karşıya kaldı.
1856'da Islahat Fermanı'nın ilan edilmesi 1876'da ise Meşrutiyet idaresine geçiş, Osmanlı devleti tarafından arzu edilen neticelerin elde edilmesinde yararlı olamamıştı.
1876'da ilan edilen I. Meşrutiyet idaresi de, Abdülhamid'in 1877-78 Harbini bahane ederek 1878'de Meclisi kapatmasıyla sona ermişti.
1877-78 Harbi esnasında, Doğu Anadolu'yu işgal eden Rus ordusunun başında bir Ermeni vardı: Mikayel Loris-Melikov. Ayrıca, Rus ordusunda da çok sayıda Rus-Ermenisi bulunmaktaydı.
Bu durum, Osmanlı devletinin Ermenilere karşı duyduğu güveni büyük oranda zedeledi.
Savaş sonrası imzalanan Ayastefanos Antlaşması'nın 16. maddesi gereğince, Osmanlı devleti, Ermenilerin bulunduğu eyaletlerde mahalli menfaatlerin gerektirdiği ıslahat ve düzenlemeyi vakit kaybetmeksizin yapmayı ve Ermenilerin Kürtlere ve Çerkezlere karşı güvenliklerini sağlamayı garanti etmişti.
Antlaşmanın bu hükmü, esas itibariyle bağımsızlık kazanmak isteyen Ermenileri tam anlamıyla tatmin etmemiş olsa bile, “Ermeni Sorunu”nun tarihte ilk kez bir uluslararası belgeye yansıması ve “Ermenistan” diye bir bölgenin varlığından söz edilmesi bakımından büyük bir önem taşımaktadır.
Daha sonra, 13 Temmuz 1878'de imzalanan Berlin Antlaşması ile 1877-1878 harbine son verildi.
Berlin Antlaşması'nın 61. maddesi, Ayastefanos Antlaşması'nın 16. maddesini daha da kuvvetlendirerek, Osmanlı devleti tarafından alınacak ıslahat ve güvenlik tedbirlerinin Osmanlı devletince ilgili devletlere bildirilmesi şartını da getirmiştir. Böylece, Türk-Ermeni ilişkilerine yabancı güçlerin müdahale edebilme hakkı tanınmıştır.
Aslında, böylece “Ermeni Sorunu” resmen, uluslararası bir konu haline getirilmişti.
* C. Oscanyan, The Sultan and His People, s. 353”
― Ermeni Suçlamaları ve Gerçekler
Bu yıllara kadar da, Osmanlı Ermenileri yaşamlarından oldukça memnundur. Bu konuda New York'ta 1857'de yazılmış bir yazıda şöyle denilmektedir:
“Ermeniler, Türkiye'de günlük hayatın esasını teşkil ediyordu. Türkler sanayinin bütün dallarını onlara bırakmışlardı. Bankerler, tüccarlar, mekanikler hep Ermeni idi. Ayrıca, onlarla Müslümanlar arasında his benzerliği ve menfaat birliği vardı. Çünkü, menşe itibariyle aynı bölgeden oluşları dolayısıyla duyguları ve âdetleri aynıydı. Bu sebeple de, kendilerini Türklere rahatlıkla uydurmuş ve emniyetlerini kazanarak reayanın en nüfuzlusu haline gelmişti ve hâlâ da öyledir.
“Ermenilere bir şekilde borçlu olmayan bir tek paşa veya yüksek rütbeli memur bulunmazdı. En fakir köylü bile ektiği tohumun bedeli için onlara borçlanırdı.
“Türkiye'yi çökertmek isteyen Ruslar, bu toplumu kazanmaya çalışmıştır.*
Ermeniler, “Osmanlı Devletinin Sadık Kulları” (Tebe'a-i Sadıka/Millet-i Sadıka) olarak tanımlanmaktaydı.
Bu yıllarda, Ermeniler yoğun olarak İstanbul bölgesinde yaşamaktaydılar.
Doğu Anadolu'da dağlık platolarda Ermeniler, Kürtlerle beraber yaşıyordu.
19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, bu bölgede yaşayan Ermeniler ile Kürtler arasındaki ilişkiler bozulmaya başladı.
İstanbul'a ve bölgedeki Kürt ağalarına vergilerini ödemekte zorlanan Ermeniler, Kürt ağalarının saldırıları ile karşı karşıya kalmaya başladılar.
1876'da Meşrutiyet idaresine geçilmesi de, Ermenilerin durumlarının düzeltilmesine fazla katkı sağlayamadı.
Doğu Anadolu'da, Ermenilerin yaşamakta olduğu bölgelere Amerikan ve Alman misyonerlerinin gelişi ile Ermeniler arasında milliyetçi düşünceler filizlenmeye başladı.
Ermeni Kilisesi, Ermeni toplumu için her şeydi. Kilise, Osmanlı İmparatorluğu içinde muhtar (özerk) bir Ermenistan'ın kurulmasını istiyordu.
Bulgaristan'da çıkan isyan hareketi, her şeyi değiştirdi. Bunu takip eden süreçte, 1877 yılının Nisan ayında, Osmanlı İmparatorluğu Rusya'nın kendisine savaş ilanıyla karşı karşıya kaldı.
1856'da Islahat Fermanı'nın ilan edilmesi 1876'da ise Meşrutiyet idaresine geçiş, Osmanlı devleti tarafından arzu edilen neticelerin elde edilmesinde yararlı olamamıştı.
1876'da ilan edilen I. Meşrutiyet idaresi de, Abdülhamid'in 1877-78 Harbini bahane ederek 1878'de Meclisi kapatmasıyla sona ermişti.
1877-78 Harbi esnasında, Doğu Anadolu'yu işgal eden Rus ordusunun başında bir Ermeni vardı: Mikayel Loris-Melikov. Ayrıca, Rus ordusunda da çok sayıda Rus-Ermenisi bulunmaktaydı.
Bu durum, Osmanlı devletinin Ermenilere karşı duyduğu güveni büyük oranda zedeledi.
Savaş sonrası imzalanan Ayastefanos Antlaşması'nın 16. maddesi gereğince, Osmanlı devleti, Ermenilerin bulunduğu eyaletlerde mahalli menfaatlerin gerektirdiği ıslahat ve düzenlemeyi vakit kaybetmeksizin yapmayı ve Ermenilerin Kürtlere ve Çerkezlere karşı güvenliklerini sağlamayı garanti etmişti.
Antlaşmanın bu hükmü, esas itibariyle bağımsızlık kazanmak isteyen Ermenileri tam anlamıyla tatmin etmemiş olsa bile, “Ermeni Sorunu”nun tarihte ilk kez bir uluslararası belgeye yansıması ve “Ermenistan” diye bir bölgenin varlığından söz edilmesi bakımından büyük bir önem taşımaktadır.
Daha sonra, 13 Temmuz 1878'de imzalanan Berlin Antlaşması ile 1877-1878 harbine son verildi.
Berlin Antlaşması'nın 61. maddesi, Ayastefanos Antlaşması'nın 16. maddesini daha da kuvvetlendirerek, Osmanlı devleti tarafından alınacak ıslahat ve güvenlik tedbirlerinin Osmanlı devletince ilgili devletlere bildirilmesi şartını da getirmiştir. Böylece, Türk-Ermeni ilişkilerine yabancı güçlerin müdahale edebilme hakkı tanınmıştır.
Aslında, böylece “Ermeni Sorunu” resmen, uluslararası bir konu haline getirilmişti.
* C. Oscanyan, The Sultan and His People, s. 353”
― Ermeni Suçlamaları ve Gerçekler
“1892 yılında Osmanlı İmparatorluğu'nda kurulan İstatistik Umum Müdürlüğüne, aynı yıl Nuri Bey, 1892-1897 yılları arasında Fethi Franco isimli bir Musevi, 1897-1903 yıllarında Mıgırdıç Şinapyan adlı bir Ermeni ve 1903-1908 yılları arasında ise Robert isimli bir Amerikalı başkanlık yapmıştır.*
Kaçaznuni'nin kastettiği “Ermeni vilayetleri” Osmanlı İmparatorluğu'nun o günkü idari yapılanmasına göre; Erzurum, Van, Bitlis, Diyarbakır, Elaziz (Elazığ) ve Sivas vilayetleriydi.**
Osmanlı devleti tarafından son nüfus sayımı 1904-1905 yılları arasında yapılmıştır. Bu nüfus sayımı konuyu inceleyenler tarafından, en güvenilir nüfus göstergesi olarak kabul edilmektedir. Bu tespit; aslında yabancı bir kaynağa aittir.***
Görüldüğü gibi; 1904-1905 yıllarında nüfus sayımı yapılırken, işin başında bir Amerikalı bulunmaktadır.
Bu nüfus sayımına göre; 1905 yılında Osmanlı topraklarında yaşayan Ermeni nüfusu 1.173.233'tür. 1914'te ise toplam Ermeni nüfusunun; yapılan güncelleme ile 1.294.851'e ulaştığı anlaşılmaktadır.**** Kabaca bu rakam 1.300.000 olarak kabul edilebilir. Bunun dışında başkaları tarafından verilen farklı rakamların ise doğru olduğu kabul edilemez.
Ermenilerin “Ermeni vilayetleri” olarak gördükleri bu altı vilayette 1.300.000 Ermeni'den ne kadarı yaşıyordu? Altı vilayette yaşayan Ermeni nüfusunun da toplam olarak, 565.000-635.000 arasında olduğu kabul edilebilir.*****
Şimdi burada durun; yine bir yabancı kaynağa göre Ermeniler bu vilayetlerde hiçbir zaman nüfus çoğunluğuna erişememiştir.******
1915 yılında uygulanan tehcirin Ermeni nüfusuna etkisi ne olmuştur?
İstanbul Patriğinin 1921 yılında İngilizlere verdiği bir belgede, o tarihte Osmanlı hudutları içinde bulunan Ermeniler, göç ettirilmiş olanlarla yerlerine dönmüş olanlar da dahil, 625.000 olarak gösterilmektedir.^
Bu da, neredeyse Osmanlı topraklarında yaşayan Ermeni nüfusunun % 50'ye yakın azaldığını göstermektedir.
Milletler Cemiyeti Göçmenler Komitesi'nin raporuna göre de, Türkiye'den yaklaşık 400.000-420.000 arasındaki Ermeni Rusya'ya göç etmiştir.^^
Osmanlı hudutları içinde 1921 yılında yaşayan toplam Ermeni nüfusu olan 625.000'e, Rusya'ya göç edenlerin toplamı olan 400.000 ilave edilirse; 1.025.000 rakamına ulaşılır. Bu rakam 1914'teki Osmanlı topraklarında yaşayan toplam Ermeni nüfusu olan 1.300.000'den çıkarılırsa ortaya 275.000 çıkar. Bu da 1915-1916 yılları arasında “çeşitli nedenlerle” hayatını kaybeden Ermenilerin yaklaşık sayısını bize vermektedir. Bu nedenle Kâmuran Gürün, tehcir sürecinde hayatını kaybeden Ermenilerin sayısının 300.000'e ulaşamayacağını söylemiştir.^^^
Yusuf Halaçoğlu da Anadolu, Suriye ve Kafkasya'daki Ermeni kayıplarının 250.000-300.000 arasında olduğunu yazmaktadır.^^^^
* Kâmuran Gürün, Ermeni Dosyası, s. 134
** a. g. e. , s. 137
*** Guenter Lewy, Osmanlı Ermenilerine Ne Oldu?, s. 364
**** Kâmuran Gürün, Ermeni Dosyası, s. 135
***** a. g. e. , s. 146
****** Guenter Lewy, Osmanlı Ermenilerine Ne Oldu?, s. 369
^ Kâmuran Gürün, Ermeni Dosyası, s. 294
^^ a. g. e. , s. 293
^^^ a. g. e. , s. 294
^^^^ Yusuf Halaçoğlu, Sürgünden Soykırıma Ermeni iddiaları, s. 75”
― Ermeni Suçlamaları ve Gerçekler
Kaçaznuni'nin kastettiği “Ermeni vilayetleri” Osmanlı İmparatorluğu'nun o günkü idari yapılanmasına göre; Erzurum, Van, Bitlis, Diyarbakır, Elaziz (Elazığ) ve Sivas vilayetleriydi.**
Osmanlı devleti tarafından son nüfus sayımı 1904-1905 yılları arasında yapılmıştır. Bu nüfus sayımı konuyu inceleyenler tarafından, en güvenilir nüfus göstergesi olarak kabul edilmektedir. Bu tespit; aslında yabancı bir kaynağa aittir.***
Görüldüğü gibi; 1904-1905 yıllarında nüfus sayımı yapılırken, işin başında bir Amerikalı bulunmaktadır.
Bu nüfus sayımına göre; 1905 yılında Osmanlı topraklarında yaşayan Ermeni nüfusu 1.173.233'tür. 1914'te ise toplam Ermeni nüfusunun; yapılan güncelleme ile 1.294.851'e ulaştığı anlaşılmaktadır.**** Kabaca bu rakam 1.300.000 olarak kabul edilebilir. Bunun dışında başkaları tarafından verilen farklı rakamların ise doğru olduğu kabul edilemez.
Ermenilerin “Ermeni vilayetleri” olarak gördükleri bu altı vilayette 1.300.000 Ermeni'den ne kadarı yaşıyordu? Altı vilayette yaşayan Ermeni nüfusunun da toplam olarak, 565.000-635.000 arasında olduğu kabul edilebilir.*****
Şimdi burada durun; yine bir yabancı kaynağa göre Ermeniler bu vilayetlerde hiçbir zaman nüfus çoğunluğuna erişememiştir.******
1915 yılında uygulanan tehcirin Ermeni nüfusuna etkisi ne olmuştur?
İstanbul Patriğinin 1921 yılında İngilizlere verdiği bir belgede, o tarihte Osmanlı hudutları içinde bulunan Ermeniler, göç ettirilmiş olanlarla yerlerine dönmüş olanlar da dahil, 625.000 olarak gösterilmektedir.^
Bu da, neredeyse Osmanlı topraklarında yaşayan Ermeni nüfusunun % 50'ye yakın azaldığını göstermektedir.
Milletler Cemiyeti Göçmenler Komitesi'nin raporuna göre de, Türkiye'den yaklaşık 400.000-420.000 arasındaki Ermeni Rusya'ya göç etmiştir.^^
Osmanlı hudutları içinde 1921 yılında yaşayan toplam Ermeni nüfusu olan 625.000'e, Rusya'ya göç edenlerin toplamı olan 400.000 ilave edilirse; 1.025.000 rakamına ulaşılır. Bu rakam 1914'teki Osmanlı topraklarında yaşayan toplam Ermeni nüfusu olan 1.300.000'den çıkarılırsa ortaya 275.000 çıkar. Bu da 1915-1916 yılları arasında “çeşitli nedenlerle” hayatını kaybeden Ermenilerin yaklaşık sayısını bize vermektedir. Bu nedenle Kâmuran Gürün, tehcir sürecinde hayatını kaybeden Ermenilerin sayısının 300.000'e ulaşamayacağını söylemiştir.^^^
Yusuf Halaçoğlu da Anadolu, Suriye ve Kafkasya'daki Ermeni kayıplarının 250.000-300.000 arasında olduğunu yazmaktadır.^^^^
* Kâmuran Gürün, Ermeni Dosyası, s. 134
** a. g. e. , s. 137
*** Guenter Lewy, Osmanlı Ermenilerine Ne Oldu?, s. 364
**** Kâmuran Gürün, Ermeni Dosyası, s. 135
***** a. g. e. , s. 146
****** Guenter Lewy, Osmanlı Ermenilerine Ne Oldu?, s. 369
^ Kâmuran Gürün, Ermeni Dosyası, s. 294
^^ a. g. e. , s. 293
^^^ a. g. e. , s. 294
^^^^ Yusuf Halaçoğlu, Sürgünden Soykırıma Ermeni iddiaları, s. 75”
― Ermeni Suçlamaları ve Gerçekler
