Türk Dili Tarihi / Başlangıçtan Yirminci Yüzyıla Quotes

Rate this book
Clear rating
Türk Dili Tarihi / Başlangıçtan Yirminci Yüzyıla Türk Dili Tarihi / Başlangıçtan Yirminci Yüzyıla by Ahmet Bican Ercilasun
21 ratings, 4.81 average rating, 2 reviews
Türk Dili Tarihi / Başlangıçtan Yirminci Yüzyıla Quotes Showing 1-11 of 11
“Saka sözü Türkçe Yaka (kıyı, kenar) kelimesinin İran dilinde aldığı biçim olmalıdır. Nitekim bugün de Yakut Türkleri kendilerine Saha demektedirler ve Saha, Genel Türkçedeki yaka'nın Yakutçadaki karşılığıdır. Skit ise Saka sözünün Türkçe ve Moğolcada kullanılan +t çokluk ekiyle oluşturulmuş Sakat veya Sakıt biçiminin (krş. Oglan-oglıt, tarkan-tarkat, Kerey-Kereit) Yunancalaşmış şeklidir. Askuz(ai) Asur dilinde, İşkıgulu ise Urartu dilindeki çokluk biçimleri olabilir. Zeki V. Togan, Saka boyları olan Targutae, Skolot ve Paralat'ların adlarını Türk, Çigil, Barula boy adlarıyla bir- leştirir (Togan 1981: 35). Dikkati çeken nokta her üç boy adında da Skit'te olduğu gibi +t çokluk ekinin kullanılmış olmasıdır. Kavim ve boy adlarında geçen +t çokluk eki, Sakaların bir Altay kavmi olduklarının en önemli delillerinden biridir.

Zeki V. Togan karım paluk ve Temerinda kelimelerine de dikkat çeker. Bunlardan birincisi Karadeniz İskitleri dilinde bir balık adıdır; ikincisi ise İskitlerde Azak denizinin adıdır ve Plinius Secundus tarafından kelimenin ilk yarısının "deniz" demek olduğu açıklanmıştır (Togan 1981: 35). Paluk sözünün Türkçede balık ile, temer sözünün de eski Bulgar Türkçesindeki teŋer/teŋir (deniz) ile aynı olduğu açıkça görülmektedir. "Bütün cesaretlerin başı" anlamına gelen Artimpaşa ve "denizin babası anlamına gelen Thamimasadas tanrı adları da (Çay-Durmuş 2002: 489) Türkçe ile açıklanabilir. Artimpaşa açıkça erdem başı'dır. Erdem, Eski Türkçede "hüner, yiğitlik ve fazilet" demektir. Thamimasadas, teŋir ata olarak açıklanabilir. Teŋir, eski Bulgar Türkçesinde "deniz" demektir. Aynı şekilde Herodot'un İskitlerde "ev ve aile tanrısı" olarak belirttiği Tabiti (Çay-Durmuş 2002: 490) ile Türkçe tap- fiili arasında açık ilgi vardır. Üstelik aynı fiilden türemiş olan tabu, Karaçay-Malkar Türklerinde ocak tanrıçasıdır (Tavkul 1997: 145). Saka veya Massagetlerin kadın hükümdarı Tomiris ise P. Wittek'in ihtimal olarak düşündüğü temir (demir) kelimesiyle açıkça ilgili olmalıdır (Togan 1981: 409). Sakalardan kalan cartasis adı da "kardaş" şeklinde açıklanmıştır (Togan 1981: 406).”
Ahmet Bican Ercilasun, Türk Dili Tarihi / Başlangıçtan Yirminci Yüzyıla
“Oğuznamelerdeki "yabgu han"lar dönemi Batı Koktürklerini ve onların devamı olan Türgişleri içine alır. Bu dönemde Salur Kazan'la en çok benzeşen hükümdar, 716-737 yıllan arasında Türgişleri idare eden Sulu Kağandır. Dede Korkut'taki Oğuz-Kıpçak, Bahadır Han'daki Oğuz-Peçenek savaşlarının ilk tabakası da Türgişlerle Doğu Köktürkleri arasındaki Bolçu savaşlarıdır. Uygurların ikinci kağanı Bayan Çor'un diktirdiği Şine-Usu anıtına göre Doğu Köktürkleri "tür...bçk"lardır (Orkun 1936: 164). Klyaştornıy, silinmiş harfleri tamir ederek buradaki kelimeleri "Türk Kıbçak" olarak okumuştur (Klyaştornıy 1986: 153). Bütün bunlardan çıkan sonuçlara göre Doğu Köktürkleri, Türk Kıpçaklar, Batı Köktürkleri (Türgişler) ise Türk Oğuzlardır. Onlar arasındaki Bolçu savaşları Türklerin hafızasında uzun yıllar yer etmiş; daha sonraki Oğuz-Peçenek ve Oğuz-Kıpçak savaşlarının hatıraları da bunlara eklenerek Oğuznamelere ve Dede Korkut boylarına yansımıştır. Köktürk bengü taşlarını Doğu Köktürklerinin yazılı-resmi tarihleri kabul edebileceğimiz gibi, Oğuznamelerle Dede Korkut boylarını da Batı Köktürkleri ile Türgişlerin (On Okların = Oğuzların) sözlü halk tarihi kabul edebiliriz, İnal Sır Yavkuy Han (İstemi Kağan) çağında iki Türk boyu bir kökte birleşmekte ve dip kökler Boğaç Han = Oğuz Kağan (=Motun) ile Hunlar çağına, M.Ö. 3. yüzyıl sonlarına ulaşmaktadır.”
Ahmet Bican Ercilasun, Türk Dili Tarihi / Başlangıçtan Yirminci Yüzyıla
“Oğuzların destanı olan Dede Korkut boylarının söyleyicisi Korkut Ata'nın vezirlik ettiği han'ın adı Reşideddin Oğuznamesinde Kayı İnal Han'dır. Reşideddin'de Kayı İnal'ın (İnal Yavı Han'ın) babası da zikredilir: İnalsır Yavkuy Han (Togan 1972: 54). İşte bu İnalsır Yavkuy Han, Arap kaynaklarının Sincîbu, Bizans kaynaklarının Silzibul dediği İstemi Kağan'dır. Sincîbu ve Silzibul kelimeleri Sir Yabgu'nun bozulmuş biçimleridir (Ercilasun 2002: 28). Sir Yabgu=Sincîbu=Silzibul=(İnal) Şir Yavkuy ayniyeti Oğuzların, Oğuz Kağan'dan 4000 yıl sonraki büyük cedlerinin İstemi Kağan olduğunu gösteriyor. Esasen Reşideddin Oğuzname'sinde, bilinen dönemlerden (Selçuklu-Karahanlı-Uygur) geriye gidildiğinde İnalsir Yavkuy, Kayı İnal Han ve Korkut Ata'nın yaşadığı dönem Köktürkler dönemi olmaktadır. Öte yandan Korkut Ata'nın yaşamış olduğu peygamber çağı da İstemi Kağan'la denk gelmektedir.”
Ahmet Bican Ercilasun, Türk Dili Tarihi / Başlangıçtan Yirminci Yüzyıla
“Motun ömrünün son yıllarında, kuzeybatı Kansu'da yaşayan Yüeçileri bir yenilgiye uğratmıştı. Daha sonra Motun'un oğlu Lao Şang (Kök Han ?) Yüeçilere son darbeyi vurdu ve onları Kansu'dan çıkardı. M.Ö. 170 yıllarındaki bu olay, birkaç yüzyıl sürecek olan göç ve oluşumların başlangıcıdır. Yüeçilerin Kansu'dan atılmasının ilk etkisi Usunlar üzerinde görüldü. Usunlar, İli vadisi ve Isık Göl taraflarında, keçe çadırlarda yaşayan, et yeyip kımız içen konar göçer bir Türk halkı idi. Kansu'dan çıkarılan Yüeçiler İli vadisine gelerek Usunları ağır bir yenilgiye uğrattılar; hükümdarlarını öldürdüler. Usun hükümdarının küçük oğlu bir bataklığa atıldı. Dişi bir kurt çocuğu emzirdi. Hunlar bunu görünce çocuğun Tanrı tarafından kutsandığını düşündüler. Hun yabgusu çocuğu eğitip büyüttü. Adı Kun-mo idi; yiğit bir komutan oldu; dağılmış olan halkının başına geçti. Hun yabgusundan izin alarak M.Ö. 130 civarında Yüeçilerin üzerine yürüdü. Böylece Yüeçiler Isık Göl'ü de terk etmek zorunda kaldılar (Ögel 1981: 486-489). Çin tarihlerinin kaydettiği bu olay iki önemli hususu göstermektedir: 1) Tarihî Çin'in kuzeyinde ve Orhun vadisinde Hunlar yaşarken bugünkü Batı Türkistan'ın İli vadisi ve Isık Göl havzasında da Usun Türkleri yaşamaktaydı. 2) Köktürklerin türeyişiyle ilgili Bozkurt efsanesi, çekirdek motifi (kurt tarafından emzirilen çocuk) itibarıyla Köktürklerden çok eskiye, Usunlara dek uzanmaktaydı.”
Ahmet Bican Ercilasun, Türk Dili Tarihi / Başlangıçtan Yirminci Yüzyıla
“Oğuz Kağan'ın gökten gelen ışık içindeki kızla evlenmesi ve bu evlilikten Kün (Güneş), Ay, Yıltız hanların doğması göğün yaratılışını temsil eder. Hem ışık gökten gelmiştir; hem de güneş, ay ve yıldız gök (uzay) cisimleridir. Oğuz Kağan'ın göl ortasında bulunan ağaç kovuğundaki kızla evlenmesi ve bu evlilikten Kök (Gökyüzü), Tağ ve Tegiz (Deniz) hanların doğması ise yeryüzünün (yer-su) yaratılışını temsil eder. Gök (atmosfer), dağ ve deniz yeryüzüne ait cisimlerdir (Ögel 1971: 139-140). Bu simgeleştirme Köl Tigin bengü taşındaki "üze kök tengri - yukarıda mavi gök, asra yağız yir kılındukda - aşağıda kara yer kılındığında" ifadesine tam tamına uygun düşmektedir. Öte yandan Oğuz Kağan Destanı'nın 17. yüzyıl varyantı Şecere-i Terâkime'nin bir yerinde Türk'ün oğlu Tütek'in, bir başka yerinde ise Oğuz'un Keyûmers zamanında yaşadığının belirtilmesi (Ergin: 24,55) önemlidir. Keyûmers, İran efsanesine göre ilk insandır; bir nevi Farsların Âdem'idir. Onunla çağdaş olan Oğuz da Müslümanlıktan önceki Türk anlayışında ilk insan kabul edilmiş olabilir.”
Ahmet Bican Ercilasun, Türk Dili Tarihi / Başlangıçtan Yirminci Yüzyıla
“Çin'in en eski hanedanları Hsia (M.Ö. 21-17. yüzyıl), Şang (M.Ö. 17-11. yüzyıl) ve Cou (M.Ö. 1027-256) hanedanlarıdır. M.Ö. 481-256 arası Çin tarihinde "Savaşçı Devletler Çağı" olarak adlandırılır. 14 derebeyliğin sürekli olarak çekiştiği bu çağın sonunda Çin hanedanı duruma hâkim olur. M.Ö. 206-M.S. 220 arasında ise Çin, Han hanedanı tarafından yönetilmiştir. İlk hanedanlardan beri Çin kültüründe Tibet ve Türk etkisi bazı bilginlerce kabul edilmiştir. M.Ö. 1027-256 arasında hüküm süren Cou hanedanının Türk asıllı olduğu ise bilginler arasında yaygın bir görüştür. Coulara "batı topraklılar" adı verilmesi, bu hanedan döneminde "hayvancılık bakanlığı" kurulması, ordunun onlar, yüzler, binler diye ayrılması ve bir tür tımar sistemi oluşturulması, önceki hanedanlarda bulunmayan gök inancı ve hükümdarın "göğün (Tanrının) oğlu" kabul edilmesi, Couları bozkır kavimlerine bağlayan özellikler sayılmaktadır (Kafesoğlu 1996: 56; İzgi 2002: 431-432). Savaşçı Devletler Çağı'nda bozkır kavimlerinin tesiri Çin üzerinde kuvvetle hissedilir. Çin hanedanı M.Ö. 5. yüzyıl ortalarında Türklerin tesiriyle savaş arabalarından atlı birlik düzenine geçer (Ögel 1981: 58). M.Ö. 307'de, Kuzey Çin'deki Cao devletinde giyim ve silâh reformu da yapılır; Hun elbiseleri giyilir; at üstünde yay çeken askerler orduya kaydedilir (Ögel 1981: 98-99). Çinli tarihçi Wang Kuo-wei'nin araştırmasına göre giyim reformu yapılırken Çin elbiselerinin birçok bölümleri ile küçük parçalarının adları da yabancı kavimlerden alınmıştı." (Ögel 1981: 104). Böylece "Çinlilerin eskiden beri giydikleri uzun elbiseler, yerlerini tokalı kısa ceketlere" bırakmış, at için uygun olan pantolon ve ayakkabı yerine de çizme yayılmaya başlamıştı. Bunlarla birlikte "Hunların süs eşyaları ile madenden yapılmış silâh ve donanım eşyaları da Çin'e gelmiş ve yayılmışlardı." (Ögel 1981: 64-65). Cao hükümdarı Wu-ling kuzey sınırlarında, sonradan Çin seddini oluşturacak uzun duvarlar da yaptırmıştı. Sınırda kurdurduğu pazarlarda bozkır kavimleri, Çinlilerle alış veriş yapıyorlar, onlara at satıyorlardı.”
Ahmet Bican Ercilasun, Türk Dili Tarihi / Başlangıçtan Yirminci Yüzyıla
“779 yılında çıkan bir anlaşmazlık dolayısıyla Bögü Kağan, amcası oğlu veziri Tun Baga Tarkan'ca öldürüldü. Alp Kutlug Bilge Kagan unvanıyla tahta oturan Tun Baga Tarkan muhtemelen Maniheizm'e karşı idi. Bögü Kağan'ın adamları olan Maniheist Soğdak tüccarları da öldürtmüştü. Kırgızları yeniden itaat altına alarak devletin gücünü korudu. Ancak Şatolarla birleşen Tibetlilerin Beş Balık'ı almalarına engel olamadı.”
Ahmet Bican Ercilasun, Türk Dili Tarihi / Başlangıçtan Yirminci Yüzyıla
“İstemi, önce Sâsânîlerle ittifak yaparak 557 yılında Akhun devletini yıktı; Akhunlardan alınan toprakların Ceyhun'a kadar olan bölümüne Köktürkler sahip oldular. İttifak dolayısıyla İstemi'nin kızı Fakim (Taşağıl 2002: 671) Sâsânîlerin ünlü hükümdarı Nûşirevan'la evlendi. Fakim kelimesi Türkçe Begim olmalıdır. Bu evlilikten doğan Sâsânî hükümdarı Hürmüz, Türkzâd (Türk'ten doğma) lâkabıyla anıldı. Fars ve Türk edebiyatının ünlü mesnevilerinden Hüsrev ü Şîrin'in kahramanı Hüsrev, Hürmüz’ün oğludur. Hürmüz’ün ana tarafından dedesi İstemi Kağan olmaktadır.”
Ahmet Bican Ercilasun, Türk Dili Tarihi / Başlangıçtan Yirminci Yüzyıla
“Kağanlığın batı kanadını Tanrı Dağlarındaki Ak Dağ (Ek Tag) bölgesinde oturan (Kafesoğlu 1996: 95) İstemi Yabgu yönetiyordu. Köktürk anıtlarında adı İstemi (İştemi ?) şeklinde geçen bu büyük devlet adamı, Arap kaynaklarında Sincibû Hâkan, Bizans kaynaklarında Silzibul olarak geçer (Golden 2002: 103). Arap ve Bizans kaynaklarındaki şekil, Türkçe Sir Yabgu'nun karşılığıdır. Sir/Sır kelimesi sı- fiilinden gelir ve "kıran, muzaffer" demektir (Ercilasun 2002: 28). Reşideddin Oğuznâmesindeki İnal Sır Yavkuy Han, Şecere-i Terâkime'deki İnal Yavı Han, Bumın'ın kardeşi İstemi Yabgu ile aynı şahsiyettir (Ercilasun 2002: 28). Anıtlardaki İstemi adı, Sir Yabgu'nun Çinceleşmiş biçimi olabilir. Esasen İstemi kelimesi Çin kaynaklarında, benzer şekilde Şi-tien-mi ve Se-ti-mi olarak geçmektedir (Taşağıl 2002: 703).”
Ahmet Bican Ercilasun, Türk Dili Tarihi / Başlangıçtan Yirminci Yüzyıla
“Köktürk anıtlarında Bumın olarak geçen kurucu kağanın adı Çin kayraklarında Tumen şeklindedir. Bu, büyük bir ihtimalle Türkçe Tuman (duman) kelimesidir. Tuman Kağan'ın oğlu Mukan/Muhan ise Türkçe Buka+n (boğa) olmalıdır. Köktürk tarihçisi Klyaşforni'nin fikrine göre Bukan ile Tumen kelimeleri, bu kağanların 160-180 yıl sonraki torunları (Bilge Kağan ve çağdaşları) tarafından karıştırılmış ve anıttaki Bumın adı bu karıştırma sonucu ortaya çıkmıştır. Köktürk anıtlarında Bumın ve Mukan'ın ayrı ayrı adlarının geçmemesi bu fikri desteklemektedir. Çünkü biri kurucu, diğeri kağanlığı zirveye ulaştıran bu şahsiyetlerin ikisinin de anıtlara yansıması beklenirdi. Öyle anlaşılıyor ki 160-180 yıllık sözlü gelenek iki büyük şahsı, tek bir Bumın isminde birleştirmiştir. Tuman (duman) ve Bukan adlarının, Asya Hunlarının iki büyük hükümdarı Teoman (Tuman) ve Motun (Boğa+tur) ile aynı olması da Türk kültür devamlılığı açısından son derece dikkat çekicidir. Müslümanlıktan önceki Orhun merkezli iki büyük hanedanın kurucu baba ve oğlu, Tuman ve Boğa adlarını taşımışlardır.”
Ahmet Bican Ercilasun, Türk Dili Tarihi / Başlangıçtan Yirminci Yüzyıla
“Kıpçak sözü ilk olarak, 759 yılında dikilmiş olan Bayan Çor (Şine Usu) bitiginde geçer: Türk Kıbçak elig yıl olurmış (BÇ K 4). "Türk Kıpçak elli yıl oturmuş (yönetmiş)" anlamına gelen bu cümle, 682-745 arasındaki ikinci Köktürk dönemine işaret etmektedir. Köktürk idaresi altındaki Uygurlar için bu dönem muhtemelen 642-792 yılları arasıdır ve elli yıldır. Metindeki Türk kelimesinin son harfi ile Kıbçak kelimesinin ilk harfi silinmiş olsa da bu ibarenin Türk Kıpçak olduğu genellikle kabul edilmiştir. Bu duruma göre Kıpçaklar, ya doğrudan doğruya Doğu Köktürklerinin kendileriydi; yahut da Türk'ü, Köktürklere bağlı diğer Türkçe konuşan boyları da ifade eden daha geniş bir kavram olarak düşünürsek Doğu Köktürklerle bir arada olan bir Türk boyuydu. Metin, Uygurlara elli yıl hâkim olan "Türk Kıpçak"lardan bahsettiğine göre bizce birinci ihtimal daha geçerlidir.”
Ahmet Bican Ercilasun, Türk Dili Tarihi / Başlangıçtan Yirminci Yüzyıla