Türk - Ermeni İlişkilerinde Gerçekler Quotes

Rate this book
Clear rating
Türk - Ermeni İlişkilerinde Gerçekler Türk - Ermeni İlişkilerinde Gerçekler by Abdurrahman Çaycı
4 ratings, 4.00 average rating, 1 review
Türk - Ermeni İlişkilerinde Gerçekler Quotes Showing 1-4 of 4
“Van ve çevresi 17 Mayıs'ta Ermenilerin ellerine geçti. Kanlı komiteci Aram Manukyan vali olarak atandı. Daha önce başladıkları gibi, çeteler Müslüman ahaliyi kadın, çocuk, ihtiyar demeden aklın almayacağı feci bir katliama tabi tuttular. Meselâ hamile kadınların karınları deşildi, göğüsleri parçalandı, burunları kulakları kesildi. Irzlarına geçirilerek öldürüldüler. Bebekler kaynar sulara veya tandırlara atıldılar. Erkekler gözleri oyularak türlü işkencelerle öldürüldüler. Çarpıcı bir örnek Zeve'ye sığınan 7-8 köy halkı iki bini aşkın insan hunharca katliama tabi tutulmuşlardır. Bütün bu korkunç ve ahlak dışı cinayetlerin tehcir kanunundan önce meydana geldiği dikkate alınmalıdır. Son zamanlarda bu cinayetlerle ilgili toplu mezarların bir kısmı açılmış, olayla ilgili belgeler gözler önüne serilmiştir. (Tafsilatlı bilgi ve belgeler için bakınız: Başbakanlık Arşivleri Genel Müdürlüğü; Arşiv Belgelerine Göre Kafkaslar'da ve Anadolu'da Ermeni Mezalimi (1914-1918), Ankara 1996; Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörlüğü; Yakın Tarihimizde Van Uluslararası Sempozyumu, Van 2-5 Nisan 1990, Ankara 1990; İlter, Erdal, Ermeni ve Rus Mezalimi. Ankara, 1996).”
Abdurrahman Çaycı, Türk - Ermeni İlişkilerinde Gerçekler
“1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşında Doğu Anadolu'yu istila eden Rus ordusunda Ermeni asıllı subay ve generaller mevcuttu. Lors Melikof gibi. Bunlar Osmanlı Ermenileri ile temas ve onlara yardım teklifinde bulundular. Böylece Ruslar, Doğu Anadolu'daki emellerini gerçekleştirmek için, Osmanlı Ermenilerini devlet aleyhinde kullanmak yoluna girdiler.

Ermeni Patriği Nerses Ayastefanos'a gidip Babıâli' ye kabul ettirilecek anlaşmaya Ermeniler lehine hükümler konulmasını istedi.

Esasen Rus generalleri, Ayastefanos'ta (Yeşilköy) Ermenilerin evlerinde kalmakta idiler. Onlar da Ermenileri böyle bir müracaat için tahrik ettiler. Bu Ermenilerin, İstanbul Ermenilerini harekete geçirmeleriyle, Ayastefanos Andlaşması'na Ermenilerle ilgili 16. madde konuldu. Bu maddeye göre, Osmanlı Devleti, Ermenilerin yerleşmiş olduğu eyaletlerde, mahalli şartların gerektirdiği ıslahat ve tensikatı vakit kaybetmeksizin icra edeceğini ve Ermenilerin güvenliklerini Kürtler ve Çerkezlere karşı koruyacağını taahhüt etmekteydi. Bu madde ile Rusya, Doğu Anadolu işlerine karışmak imkânını kazanıyordu. Fakat Doğu Anadolu'da Ermeni çoğunluğu yoktu. Azınlığın arzu ve iradesi çoğunluğa tercih mi edilecekti? Netice itibariyle bu madde ile Ermeni meselesi iç mesele olmaktan çıkıp Şark meselesinin bir parçası haline gelerek milletlerarası bir nitelik kazanmıştır.”
Abdurrahman Çaycı, Türk - Ermeni İlişkilerinde Gerçekler
“1863 Nizamnamesi ile Ermenilerin dini, sosyal ve kültürel meselelerini serbest bir şekilde kendi meclisleri kanalı ile çözümlemek, din adamlarını, öğretmenleri serbestçe tayin etmek imkânını kazanmışlardı. Bu nizamname Ermeni cemaatine adeta bağımsız devlet statüsünde haklar sağlıyordu.

Bu nizamname, Rusya'nın 1836'da çıkarmış olduğu Ermeni teşkilat kanunu ile mukayese edildiğinde, şunlar gözlemlenmektedir. Rusya'daki düzenleme Ermeni cemaatini asimile etmeye, din ve kültürlerini eritme amacına yöneliktir. Osmanlı 1863 nizamnamesi ise tam aksine, Ermeni cemaatine dinlerini, dillerini, kültürlerini geliştirme, kendi aralarında birlik ve dayanışma sağlama, laik öğretimle aralarında milli bilinci geliştirme imkânını vermiştir.

Özetleyecek olursak, Ermenilerin Osmanlı yönetiminde huzur, güven ve refah içinde yaşadıkları, ekonomik, sosyal ve kültürel durumlarını tam bir serbestlik içinde geliştirdikleri, Bakanlıklar dahil en yüksek memuriyetlere geldikleri, ülkenin en varlıklı kişileri oldukları görülmektedir. 1855'den beri cizye yerine askerlik bedeli veriyorlar, işleriyle, ticaretleriyle meşguller. Türklerle ilişkileri örnek olacak kadar iyidir. Öyle ki hacca giden Türkler işlerinin yürütülmesini Ermenilere bırakabiliyor; taşraya giden Ermeniler de servetlerini Türk komşularına emanet edecek kadar iyi ilişkiler içinde bulunuyorlardı.

Sonuç: Buraya kadar verdiğimiz bilgilerden, Ermenilerin yüzyıllar boyunca Türklerden zulüm gördükleri iddiasının gerçek olmadığı, tam aksine Ermenilerin Türk idaresinde hiçbir yönetimde görmedikleri ölçüde her bakımdan hoşgörüye mazhar oldukları tartışmaya imkân vermeyecek kadar açık seçik görülmektedir.”
Abdurrahman Çaycı, Türk - Ermeni İlişkilerinde Gerçekler
“Ermeniler Türk kültürüne yatkınlıkları dolayısıyla, özellikle 1821 Rum isyanından sonra her çeşit devlet memuriyetinde büyük ölçüde yer tuttular. Özellikle saray hizmetleri ve dış işlerinde büyük ölçüde istihdam edildiler. Il. Mahmut döneminde sadakatlarının delili olarak kalpaklarına tuğra takmalarına müsaade edildi. Abdülmecit zamanında (1839-1861) sarayın seçkin hizmetleri, mesela Hazine-i Hassa Nazırlığı başta olmak üzere, çeşitli görevler verildi. Öyle ki Padişah Ermenilere yemeğe gidecek kadar onlara güven ve sevgi besliyordu.

1839 Gülhane Hattı Hümayunu ve 1856 Islahat Fermanından sonra, Ermenilere gösterilen güven çoğaldığı gibi, verilen imkânlarda artırıldı. Dışişleri de dahil olmak üzere, çeşitli bakanlıklar, elçilikler, genel müfettişlikler, müsteşarlıklar gibi en üst düzey görevlere getirildiler.”
Abdurrahman Çaycı, Türk - Ermeni İlişkilerinde Gerçekler