Fasıldan Fasıla 2 Quotes

Rate this book
Clear rating
Fasıldan Fasıla 2 Fasıldan Fasıla 2 by M. Fethullah Gülen
16 ratings, 5.00 average rating, 1 review
Fasıldan Fasıla 2 Quotes Showing 1-4 of 4
“Müslüman’ın her hareket, her davranış ve her sözü mutlaka ölçülü olmalıdır. Bu cümleden olarak, mesela insanlarla iyi diyalog içinde olmak çok güzel bir davranıştır. Ama bu, mü’minin itikadını, imanını zedeleyici şekle dönüşmemelidir. Müslüman, herkese karşı hoşgörülü olmalıdır, fakat küfrün bizzat kendisini hoşgörmek doğru değildir.

Davranışlarımız daima ciddiyet yörüngeli olmalıdır; ne var ki ciddiyet ile buz gibi soğuk davranışlar da birbirine karıştırılmamalıdır. Latîfeleşme, nükteli sözler söyleme bazen sohbete ayrı bir çeşni katar. Şu kadar var ki, şaklabanlık ve sululuk da hiçbir zaman, kıvrak zekâ mahsulü ince nüktelerle iltibas edilmemelidir.

Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) de yer yer latife yapardı. Ama O’nun her latifesi de ciddiyet gamzeliydi. Bir gün çölden gelen Zâhir (radıyallâhu anh) adındaki sahabinin arkadan gelip gözlerini kapatmış, sonra da “Benden bu köleyi alacak var mı?” demişti. Zâhir, kendisine yapılan bu iltifatla kendinden geçmiş ve “Yâ Resûlallah! Çok ucuz bir köle satıyorsunuz.” demişti. İşte sözün burasında Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), Zâhir’i ömür boyu gaşyedecek şu mukabelede bulunmuşlardı: “Fakat sen Allah yanında çok kıymetlisin.”[1]

İnsanın, anne-baba ve evlatları yanında vakar ve ciddiyet içinde durması, anne‑babaya karşı saygısızlık, evlatlara karşı da bir mürüvvetsizliktir. Ama resmî makamında oturan bir insanın, vakar ve ciddiyeti, gayet yerinde bir davranıştır. Misalleri çoğaltmak mümkündür. Sözün özü, Müslüman’ın her davranışı peygamberâne olmalıdır.”
M. Fethullah Gülen, Fasıldan Fasıla 2
“Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) en inatçı, küfre âdeta kilitli insanlardan bile hiç ümidini kesmemiş ve fasıla vermeksizin tebliğ ve irşadına devam etmiştir. İşte böyle bir anlayıştan hareketle, karşımızda Ebû Cehil bile olsa, ümidimizi kesmeyerek, usûl ve metotları iyi ayarlayarak İslâm’ı anlatmak bizim vazifemizdir. Bence küfre, kâfire açıktan açığa hücum ederek –tavır meselesi farklı– insanları tahrik edip kendi düşüncelerinde daha fazla şartlanmışlığa iterek İslâm anlatılmaz.

Bizim için esas olan, gönüllere Allah sevgisini duyurma, insanların küfr‑ü mutlakını kırarak onlara ahiret duygusunu aşılama olmalıdır. Bence bir insana bağışlanabilecek en büyük hediye de işte bu olsa gerek. Bu da ancak, küreselleşen ve gün geçtikçe küçülen bir dünyada, diyalog ile, müsamaha ve mülâyemetle olacak şeylerdendir.

Bakın dün gazetelerde boy boy aleyhinize yazılar yazan insanlar, bugün özür diliyorlar. “Sizleri yanlış anlamış, yanlış tanımışız!” diyerek itizarlarını dile getiriyorlar. Şahsen ben, bana bu türlü itiraflarda bulunan birkaç kişiye “Estağfirullah, belki biz kendimizi anlatamadık, sizde günah yok!” dediğimde, onlar civanmertliklerine bir civanmertlik daha ilâve ederek “Hayır, Hocam, itiraf ediyoruz. Biz yanlış yaptık!” diyecek kadar civanmertlik sergiliyorlar.

Bu çarpıcı misalden de anlaşılıyor ki, bizim dünyamıza olabildiğince yabancı bir kesime İslâm’ı anlatmada benimsenecek yol, diyalog yolu ve müsamahadır. Hem Allah’ın kullarına kin ve düşmanlık duymaya ne hakkımız var ki!

Demokrasi ile uğraşmaya gelince; daha önceleri de çeşitli vesilelerle ifade ettim: Bırakın böyle şeyleri; bunlar bize ait meseleler değil!

Bu bir düşünce meselesi. Hatta ruhta terakki meselesi. Bugünkü insanlar sistem olarak bunu yeterli buluyorlar. Belki yarınki nesiller, onu rötuşlayacak, farklı hâle getirecek ve onunla yönetilmeyi isteyeceklerdir. Dolayısıyla bu, içine girilmiş bir vetiredir. Ve bu vetirenin sonu ise, bugünkü insanlar olarak bizleri çok fazla alâkadar etmez.”
M. Fethullah Gülen, Fasıldan Fasıla 2
“Mevlâna’ya atfedilen bir söz var: “Bir ayağım şeriatın içinde, diğer ayağım yetmiş küsur milletle beraber...” Esasen bizim mesleğimiz de bu düşünce çizgisindedir. Herkesle iyi geçinme, herkesle diyalog içinde olma ve herkesle şartların elverdiği ölçüde münasebet ve bağlantı kurma…

Elbette, herkesle diyalog içinde olmanın bir ölçüsü olacaktır. İnsan, ayağını sağlam basıyor ve İslâmî prensiplerle mukayyet yaşıyorsa, yani insanın bir ayağı, Mevlâna’nın ifadesiyle, hep dinin özüne bağlıysa, bu diyaloglar faydalıdır. Aksine, bu insanın hayatı Sünnet yörüngeli değilse, kaymalar olabilir ve işte diyalogun bu türlüsü de hatalıdır, hatarlıdır.”
M. Fethullah Gülen, Fasıldan Fasıla 2
“Son hâdiseler münasebetiyle beni “Yıllarca İslâm’a, Kur’ân’a başkaldırmış, düşmanlık etmiş insanlarla dostluk kuruyorsun.” diye tenkit edenler oldu. Hâlbuki bu İslâmî bir düşünce ve bu düşüncenin hayata yansımasından ibarettir. Rica ederim, Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) yıllarca kendisine kan kusturan Ebû Cehil’i karşısına alıp muhatap olarak kabul etmedi mi? Ve daha onun gibi nicelerini... O hâlde çeşitli vesilelerle görüştüğümüz, konuştuğumuz bu insanlar –kaldı ki çokları inancını izhar ediyorlar– yüzünden, böyle İslâmî nasslarla telif edilemeyecek tenkitler yapmanın mânâsı ne?

Bu, aslında İslâm’ı tam anlamıyla özümseyememenin bir ifadesidir. Hatta ben, “Bu tavır, bu tarz, bu üslup benim kendi tavrımdır.” desem ukalalık etmiş, İslâm’ın getirdiği evrensel kaideleri kendime mâl etmiş olurum. Onun için bugün bir ateistle de karşılaşsam aynı şekilde davranırım. Ve bu kat’iyen mümaşat, müdarat veya takıyye değildir. Aksine İslâmî tavır ve düşüncenin ortaya konuşudur.

İslâm, öfkelendiğiniz zaman bile öfkenizi belli üslup içinde yansıtmanızı emreder. Gelin Kur’ân’a bakalım; onun çok sert bir üslup ile eleştirdiği nice meseleler vardır ki, onlarda isim tasrih etmez. –Her ne kadar esbab ı nüzulcüler belli isimler verse de, rivayetlerin sıhhatinde şüpheler vardır–. Belki kıyamete kadar gelecek değişik tiplerle temsil edilecek düşünceleri, mülhitçe anlayışları tenkit eder.

Evet, ilâhî ve evrensel dinin tebliğ ve temsil erleri, muhatabı olan kişi veya kitlelere sert davranmamalıdırlar. Paylaştıkları fasl ı müşterekleri çok çok iyi değerlendirmeli ve hatta bırakın bugünü, gelecekte onlara bir şeyler anlatmayı plânlıyorlarsa şimdiden İslâmî tavrın gereği olarak yumuşaklığı, mülâyemeti fıtratlarının bir yanı hâline getirmeli ve bu konuda yıllardan beri yapılagelen yanlışlıklara son vermelidirler.”
M. Fethullah Gülen, Fasıldan Fasıla 2