Türkler ve Kızılderililer Quotes
Türkler ve Kızılderililer
by
Reha Oğuz Türkkan11 ratings, 3.73 average rating, 0 reviews
Türkler ve Kızılderililer Quotes
Showing 1-4 of 4
“Pek çok tarihçi, Türkleri Mongoloid ırkının bir parçası saydıklarından Kızılderililerin Mongoloid ırkından olduklarını tartışacağımı sanırlar. Hedefim bu değil. Asıl hedef - konum, Anahuatl'dan Tiachunaco'ya ve ötesine kadar olan egemen gruplardır. Daha da belirteyim, özellikle Quetzalcoatl (Kukulkan), Vir-akkoca gibi efsanevi şahıslarla ve tarihi Ölmeklerle, Tolteklerle, Mayalarla ve Ön-İnka'larla ilgileniyorum. Ben uygar ülkelerin yöneticilerinin ve ruhban sınıfının (veya "klan'ının) "beyaz" ırktan olduğu konusundaki kesin kanıtları reddediyorum anlamında anlaşılmamalıdır; Turan-Türk esas itibariyle zaten "beyaz" "Alpin" ırka mensuptur. Türklerin sakalları gürdür; bir Çin yazmasında Kansu eyaletindeki Türkleri Çinli halk katliama uğratırken, uzun sakallarından yakaladıkları anlatılır. Günümüz Türklerinin antropolojisi üzerinde olsun, tarihi Çin, İranlı ve Arap tasvirlerinde olsun, Türklerin ak teni, "ateş rengi saçları", ve "kedi gözü" "yeşil-ela" göz rengi belirtilir.
Bu özellikler, Türk soyunun "Moğolluğu" üzerinde peşin-hükümlü olan bazı Batılı yazarların canını sıkmış, çıkar yol olarak, Orta Asya'da dolaşan "Aryan" kabilelerle melezleşme teorileri üretmişlerdir. Eğer bu "Aryan'larla kastettikleri Hint-Avrupalıların "Hint-îran koluysa, "Akdeniz" adlı soya mensup olduklarından, siyah saç ve koyu göz ve esmer ten, onlarda Turan-Türk halkında rastlanandan daha fazladır. Bu kolay teori üreticileri, Cengiz Han'ın bile kızıla çalar kahverengi saçlı ve yeşil gözlü olduğunu öğrenirlerse pek şaşıracaklardır, çünkü "Moğol" hükümdarı olan Cengiz Han aslında, "Şatu-Uygur" Türklerinin Börütegin (Bozkurt Prens), annesi Ulun Eke ise Moğolların dışında Merkit Türk soyundandır.”
― Türkler ve Kızılderililer
Bu özellikler, Türk soyunun "Moğolluğu" üzerinde peşin-hükümlü olan bazı Batılı yazarların canını sıkmış, çıkar yol olarak, Orta Asya'da dolaşan "Aryan" kabilelerle melezleşme teorileri üretmişlerdir. Eğer bu "Aryan'larla kastettikleri Hint-Avrupalıların "Hint-îran koluysa, "Akdeniz" adlı soya mensup olduklarından, siyah saç ve koyu göz ve esmer ten, onlarda Turan-Türk halkında rastlanandan daha fazladır. Bu kolay teori üreticileri, Cengiz Han'ın bile kızıla çalar kahverengi saçlı ve yeşil gözlü olduğunu öğrenirlerse pek şaşıracaklardır, çünkü "Moğol" hükümdarı olan Cengiz Han aslında, "Şatu-Uygur" Türklerinin Börütegin (Bozkurt Prens), annesi Ulun Eke ise Moğolların dışında Merkit Türk soyundandır.”
― Türkler ve Kızılderililer
“Türk"ün Kimlik Cüzdanı
Bu karışıklık beni çok rahatsız ettiği (ve, Tecrübi Psikolojiye ilaveten Antropoloji ve Türkoloji öğrenimim de olduğu) için, konuyu etraflıca araştırdım; vardığım sonuçlar, hem İngilizce, hem Türkçe kitap ve inceleme olarak yayınlandı. Kısaca, Yontma Taş çağında sırf Doğu Asyada yaşayan Bakır Tenlilerle (Asya Kızılderilileriyle), Avrasyada bulunan Ak-Tenli Alpin'lerin kaynaşmasıyla Türk'ün doğuş hikayesi şöyle: Ural Dağları bölgesi sonraları "Fin-Uygur" (Fin-Macar) diye bilinecek olan halkların anayurdu olarak görünüyordu. Bunlar, ya Türkler'in atalarının bir kolu ya da akrabası idi.
Asya'nın en güneyinde - Çin Denizinden başlayıp, Tibet'e kuzeydoğu Çin'e ve oradan, Kingan, Çungarya dağlarından "Sibirya'nın Bering Boğazına doğru bir çizgi çizecek olsak, buralarda da sarı (Mongoloyid) ırkın oluşmasında rol oynayacak "bakır tenliler" yaşardı. Bu ırk henüz bugünkü keskin ve kesin özelliklerini kazanmamış, şimdiki Amerika'daki Kızılderilileri andırır bir tipti, Kısa-orta boylu, uzunca kafalı, sarımtrak tenli, orta-en burunlu, kara saçlı, hafif çekik göz kapaklı halklardı. Daha M.Ö.12.000, belki 18.000 yıllarında Bering'i aşıp Amerika'ya ayak basmışlar ve oradan güneye doğru yayılmaya başlamışlardır. Asya'da kalanlar (Asya Kızılderilileri), başka ırkların oluşmasında önemli rol oynayacaklardı.
M.Ö.5000'lerde Asya'da kalan "bakır tenli" ırkla Batıdan gelen "Fin-Ugur" tipli "Alp" ırkı, önce Aral Gölü civarında, sonra da Tanrı-Altay Dağlan bölgesinde karşılaşır, birleşir ve ilk Türkler böyle dogar.
***
Konumuzun bu kısmını en hatırda kalır şekilde anlatabilmek için, "Biz Kimiz" kitabımın arka kapağına bastığım "Türk" insanının "Kimlik" kartının ilk yarısını buraya aktarıyorum:
Adı: Türk.
Soyadı: Alp-Turanid.
Doğum Yeri: Hem Seyhun-Ceyhun nehirleri arası, hem de Altay-Tanrıdağ yaylaları.
Doğum Tarihi: Hem M.Ö. 9000, hem 2500
İkametgahı (Adresi): Türkistan, Kafkaslar, İdil-Ural ve Türkiye ile Balkanlar.
Anası, Babası: Alp (ak tenli) ve "Asya" Kızılderilileri (Bakır tenli Turanid'ler).
Oğulları: Kıbrıs/Batı Trakya/Balkan Türkleri, Azeriler, Türkmenler, Kazaklar, Kırgızlar, Özbekler, Uygurlar, Altaylılar, Yakutlar, Kıpçaklar, Tatarlar, Başkurtlar, Kerküklüler, Gaga (Gök) Oğuzlar, Tuva ve Şor'lar... v.b.
Amca çocukları: Macarlar, Finler, Kızılderililer, Japonlar.
Dili: Ural-Altay dil grubundan Türkçe ve bunun lehçeleri.
Eşkali (belirli işaretler): En sık rastlanan tip: orta boylu beyaz-buğday benizli, yuvarlak başlı (brakisefal), adaleli yapılı, badem gözlü (Türkiye Türklerinde düz % 40.49, hafif kıvrımlı % 41.32). Göz rengi: Kestane-ela; saç rengi: Kestane ya da kara (başka renklere de rastlanırsa da daha azdır).”
― Türkler ve Kızılderililer
Bu karışıklık beni çok rahatsız ettiği (ve, Tecrübi Psikolojiye ilaveten Antropoloji ve Türkoloji öğrenimim de olduğu) için, konuyu etraflıca araştırdım; vardığım sonuçlar, hem İngilizce, hem Türkçe kitap ve inceleme olarak yayınlandı. Kısaca, Yontma Taş çağında sırf Doğu Asyada yaşayan Bakır Tenlilerle (Asya Kızılderilileriyle), Avrasyada bulunan Ak-Tenli Alpin'lerin kaynaşmasıyla Türk'ün doğuş hikayesi şöyle: Ural Dağları bölgesi sonraları "Fin-Uygur" (Fin-Macar) diye bilinecek olan halkların anayurdu olarak görünüyordu. Bunlar, ya Türkler'in atalarının bir kolu ya da akrabası idi.
Asya'nın en güneyinde - Çin Denizinden başlayıp, Tibet'e kuzeydoğu Çin'e ve oradan, Kingan, Çungarya dağlarından "Sibirya'nın Bering Boğazına doğru bir çizgi çizecek olsak, buralarda da sarı (Mongoloyid) ırkın oluşmasında rol oynayacak "bakır tenliler" yaşardı. Bu ırk henüz bugünkü keskin ve kesin özelliklerini kazanmamış, şimdiki Amerika'daki Kızılderilileri andırır bir tipti, Kısa-orta boylu, uzunca kafalı, sarımtrak tenli, orta-en burunlu, kara saçlı, hafif çekik göz kapaklı halklardı. Daha M.Ö.12.000, belki 18.000 yıllarında Bering'i aşıp Amerika'ya ayak basmışlar ve oradan güneye doğru yayılmaya başlamışlardır. Asya'da kalanlar (Asya Kızılderilileri), başka ırkların oluşmasında önemli rol oynayacaklardı.
M.Ö.5000'lerde Asya'da kalan "bakır tenli" ırkla Batıdan gelen "Fin-Ugur" tipli "Alp" ırkı, önce Aral Gölü civarında, sonra da Tanrı-Altay Dağlan bölgesinde karşılaşır, birleşir ve ilk Türkler böyle dogar.
***
Konumuzun bu kısmını en hatırda kalır şekilde anlatabilmek için, "Biz Kimiz" kitabımın arka kapağına bastığım "Türk" insanının "Kimlik" kartının ilk yarısını buraya aktarıyorum:
Adı: Türk.
Soyadı: Alp-Turanid.
Doğum Yeri: Hem Seyhun-Ceyhun nehirleri arası, hem de Altay-Tanrıdağ yaylaları.
Doğum Tarihi: Hem M.Ö. 9000, hem 2500
İkametgahı (Adresi): Türkistan, Kafkaslar, İdil-Ural ve Türkiye ile Balkanlar.
Anası, Babası: Alp (ak tenli) ve "Asya" Kızılderilileri (Bakır tenli Turanid'ler).
Oğulları: Kıbrıs/Batı Trakya/Balkan Türkleri, Azeriler, Türkmenler, Kazaklar, Kırgızlar, Özbekler, Uygurlar, Altaylılar, Yakutlar, Kıpçaklar, Tatarlar, Başkurtlar, Kerküklüler, Gaga (Gök) Oğuzlar, Tuva ve Şor'lar... v.b.
Amca çocukları: Macarlar, Finler, Kızılderililer, Japonlar.
Dili: Ural-Altay dil grubundan Türkçe ve bunun lehçeleri.
Eşkali (belirli işaretler): En sık rastlanan tip: orta boylu beyaz-buğday benizli, yuvarlak başlı (brakisefal), adaleli yapılı, badem gözlü (Türkiye Türklerinde düz % 40.49, hafif kıvrımlı % 41.32). Göz rengi: Kestane-ela; saç rengi: Kestane ya da kara (başka renklere de rastlanırsa da daha azdır).”
― Türkler ve Kızılderililer
“Bir İleri Bir Geri Adım Atan Biri
önce bir "tenakuz" (birbirini tutmayış) hikayesiyle başlayalım yeni ilâvelerime.
Kitabımın evvelki baskılarında, "Son Birkaç Not" bölümünde, şairlik taslayan bir zatın Kızılderililerin Türklerle akrabalıkları tezime de ilişmesinden sözetmiştim. Adı Sunay Akındı ve "Kızkulesinde Kızılderili" kitapçığından birkaç alıntı yapmıştım. Hatta "ilginç" diyerek yaşadıklarına bir sahife kadar da yer vermiştim. Akın o kitapçığında benim iddiamı biraz şüpheli ifadelerle karşılamış, sonunda akrabalığı lütfen kabul edip "mühimsenecek bir şey değil" diyerek bağlamıştı.
Tuhaf tesadüf, birkaç yıl sonra Cüneyt Özdemir CNN-Türk'teki programına Kızılderililer konusuna dair benimle röportaj yapmak için davet edince karşımda Sunay Akını da buldum! Evvelce yazdıklarını unutmuş olacak, bu sefer Kızılderililerin Türklerle ilişkisini toptan inkâr ediyordu! İnsan fikir değiştirebilir, olabilir, ama beni sinirlendiren, konuşma sırası bitip de ben söz alınca kabaca sözümü kesişi ve nutuk atmaya kalkışmasıydı. Cüneyt de onu susturamayınca birden masaya bir yumruk indirdim, şaşırıp sustu. Ve seyirciler 1960'larda Amerikada, Barry Farber'in TV programında Kıbrıs Rum delegesi Rosidis'in de aynı saygısızlığı yapıp sıra bendeyken sözümü kesip durunca masaya vurduğumu, aramızdaki bardaktan suyu fışkırıp Rosidis'in suratını ıslatınca ancak susturabildiğimi anlattım. "Sunay Bey, dua edin aramızda su bardağı yok" deyince Cüneyt güldü. Ben de daha rahat bir şekilde en son DNA araştırmalarının akrabalıkları nasıl kanıtladığını anlatabildim.”
― Türkler ve Kızılderililer
önce bir "tenakuz" (birbirini tutmayış) hikayesiyle başlayalım yeni ilâvelerime.
Kitabımın evvelki baskılarında, "Son Birkaç Not" bölümünde, şairlik taslayan bir zatın Kızılderililerin Türklerle akrabalıkları tezime de ilişmesinden sözetmiştim. Adı Sunay Akındı ve "Kızkulesinde Kızılderili" kitapçığından birkaç alıntı yapmıştım. Hatta "ilginç" diyerek yaşadıklarına bir sahife kadar da yer vermiştim. Akın o kitapçığında benim iddiamı biraz şüpheli ifadelerle karşılamış, sonunda akrabalığı lütfen kabul edip "mühimsenecek bir şey değil" diyerek bağlamıştı.
Tuhaf tesadüf, birkaç yıl sonra Cüneyt Özdemir CNN-Türk'teki programına Kızılderililer konusuna dair benimle röportaj yapmak için davet edince karşımda Sunay Akını da buldum! Evvelce yazdıklarını unutmuş olacak, bu sefer Kızılderililerin Türklerle ilişkisini toptan inkâr ediyordu! İnsan fikir değiştirebilir, olabilir, ama beni sinirlendiren, konuşma sırası bitip de ben söz alınca kabaca sözümü kesişi ve nutuk atmaya kalkışmasıydı. Cüneyt de onu susturamayınca birden masaya bir yumruk indirdim, şaşırıp sustu. Ve seyirciler 1960'larda Amerikada, Barry Farber'in TV programında Kıbrıs Rum delegesi Rosidis'in de aynı saygısızlığı yapıp sıra bendeyken sözümü kesip durunca masaya vurduğumu, aramızdaki bardaktan suyu fışkırıp Rosidis'in suratını ıslatınca ancak susturabildiğimi anlattım. "Sunay Bey, dua edin aramızda su bardağı yok" deyince Cüneyt güldü. Ben de daha rahat bir şekilde en son DNA araştırmalarının akrabalıkları nasıl kanıtladığını anlatabildim.”
― Türkler ve Kızılderililer
“Bir de, 1938'de Sivas Halkevinde bir konferans veren Kültür Direktörü Cemal Gültekin, 2. Türk Tarih Kongresinde "Tahsin Ömer" Bey adlı birinin bir tebliğ okuduğundan bahseder. Bu herhalde Mayatepek'tir. Ancak konferansçının Tahsin Beye atfen naklettiği Maya kelimelerinin çoğunun uydurma olabileceği şüphesi uyanıyor insanda.
1 Eylül 1937 tarihinde Bükreş'te toplanan 17. Milletlerarası Antropoloji ve Prehistuar Kongresinde, Türk Tarih Kurumu Başkanı H. R. Tankut "Maya alfabesi ve Mayaların Türk Menşei" adlı bir tebliğ okumuş, ilim çevrelerinin ciddiye almadıkları albay Churchward'ın hipnotizmacılar yoluyla öğrendiğini iddia ettiği Pasifikte batmış Mu kıtasının hayali alfabesini Mayaca ve Türkçe'nin mukayesesi için kullanması bir talihsizlik olmuştur. Atatürk'ün beklediği herhalde bu çeşit tebliğler değildi.
Aynı abartma, Türk Dil Kurumunun başına geçen Agop Dilaçar adlı Ermeni kökenli vatandaşın yönetimiyle Türkçe'de yapılıyor, dilimiz de kargaşaya geliyordu. Bir ara, Babil kulesinin yükselişini durdurmak isteyen Babilonyalıların tanrısının işçilerin dillerini birbirine anlaşılmaz hale sokması gibi, Türklerin de bir nesli diğerini anlayamaz hale gelmişti.
Bu saçmalıklara tepki sert, hatta aşırı derecede oldu. 1950'lerin ve '60'ların Türk tarihçileri, gerçek payı olan bazı göç kollarını da silip atmış, mesela Sümer'lerin, Etrüsk'lerin ve Çu'ların Türklerle bağlantısını şüpheyle karşılayıp derslerinde ve eserlerinde onlardan hiç söz etmez olmuşlardı.
Kökenimizin soy/ırk bağlantısı da bundan nasibini aldı. Zaten Batılı antropologlar meseleyi çıkmaza sokmuşlardı. Büyük çoğunluğu bizi "Sarı ırk/Mongoloyid" grubuna sokarken, daha yeni antropologlar (Topinard, Pittard, Legendre, Montandon, Dixon gibi) bizi "Beyaz/Alpin" ırktan sayıyorlardı. Türkiye'de o günlerde antropolog pek olmadığından bu konuya el atanlar da az oluyordu. Meydan tarihçilere ve gazetecilere kalıyordu. Bir de Atatürk'e: o, Türklerin yuvarlak kafataslı, sarışınca ve Beyaz ırktan olduklarına inanmıştı (isviçreli Pittard'ın araştırmalarını yakından takip ediyordu). Elinde antropometrik pergel, Çankaya'ya gelenlerin kafatasını mutlaka ölçüyorduk. Okul tarih kitapları da hep buna göre yazılmıştı (ben de o devirde okudum). Atatürk'ün evlatlığı (1960'ların Prof. Dr. Afet inanı), isviçre'de doktora yaparken, müracaatı üzerine Sağlık Bakanlığı Anadolu'da 64.000 kadın, sonra da erkekler üzerinde tam ölçümler almış, özellikler aydınlığa kavuşmuştur.
Dincilere gelince, onlar da bir "Yafes" teorisi tutturmuşlardı. Hz. Nuh'un oğlu Yafes'in hangi ırktan olduğunu pek söylemiyorlardı ama, Ham siyahi, Sam (Arap) siyahımsı olduğuna göre Yafes'in de Beyaz olması gerekiyordu (etraflarına baksalar bunun zaten aşikar olduğunu görürlerdi). Peki, Çinlilerin atası kimdi diye ayrıca merak edip durmuşumdur. Ya Kızılderililerin?
Derken ünlü bir tarihçimiz çıktı. Merhum yazar, Türklerin "Aryen" (Ari) ırktan ve Hint-Avrupa dili konuşan Cermenlerle aynı sarışın-mavi gözlü soydan geldiklerini ispata çalışan iki ciltlik bir eser yayınladı. O yıllarda Hitler'in "Aryen'lerinin "üstün ırk" iddiaları yaygındı; üstelik Atatürk de sarışın-mavi gözlüydü.
Böylece, kendi alanında ciddi ve değerli bir tarihçi olan bu zat gibi, pek çok kişi, şu veya bu sebepten, ihtisasları olmayan alanlara karışmış ve konuyu arap saçına çevirmişlerdir, işte bu karışık durum yüzünden, gerçekler biraz olsun aydınlatılmaz ve parçalar yerli yerine oturtulmazsa, ne oldukları anlaşılamayan Türklerin Kızılderililerle ilişkisi nasıl anlaşılabilir?”
― Türkler ve Kızılderililer
1 Eylül 1937 tarihinde Bükreş'te toplanan 17. Milletlerarası Antropoloji ve Prehistuar Kongresinde, Türk Tarih Kurumu Başkanı H. R. Tankut "Maya alfabesi ve Mayaların Türk Menşei" adlı bir tebliğ okumuş, ilim çevrelerinin ciddiye almadıkları albay Churchward'ın hipnotizmacılar yoluyla öğrendiğini iddia ettiği Pasifikte batmış Mu kıtasının hayali alfabesini Mayaca ve Türkçe'nin mukayesesi için kullanması bir talihsizlik olmuştur. Atatürk'ün beklediği herhalde bu çeşit tebliğler değildi.
Aynı abartma, Türk Dil Kurumunun başına geçen Agop Dilaçar adlı Ermeni kökenli vatandaşın yönetimiyle Türkçe'de yapılıyor, dilimiz de kargaşaya geliyordu. Bir ara, Babil kulesinin yükselişini durdurmak isteyen Babilonyalıların tanrısının işçilerin dillerini birbirine anlaşılmaz hale sokması gibi, Türklerin de bir nesli diğerini anlayamaz hale gelmişti.
Bu saçmalıklara tepki sert, hatta aşırı derecede oldu. 1950'lerin ve '60'ların Türk tarihçileri, gerçek payı olan bazı göç kollarını da silip atmış, mesela Sümer'lerin, Etrüsk'lerin ve Çu'ların Türklerle bağlantısını şüpheyle karşılayıp derslerinde ve eserlerinde onlardan hiç söz etmez olmuşlardı.
Kökenimizin soy/ırk bağlantısı da bundan nasibini aldı. Zaten Batılı antropologlar meseleyi çıkmaza sokmuşlardı. Büyük çoğunluğu bizi "Sarı ırk/Mongoloyid" grubuna sokarken, daha yeni antropologlar (Topinard, Pittard, Legendre, Montandon, Dixon gibi) bizi "Beyaz/Alpin" ırktan sayıyorlardı. Türkiye'de o günlerde antropolog pek olmadığından bu konuya el atanlar da az oluyordu. Meydan tarihçilere ve gazetecilere kalıyordu. Bir de Atatürk'e: o, Türklerin yuvarlak kafataslı, sarışınca ve Beyaz ırktan olduklarına inanmıştı (isviçreli Pittard'ın araştırmalarını yakından takip ediyordu). Elinde antropometrik pergel, Çankaya'ya gelenlerin kafatasını mutlaka ölçüyorduk. Okul tarih kitapları da hep buna göre yazılmıştı (ben de o devirde okudum). Atatürk'ün evlatlığı (1960'ların Prof. Dr. Afet inanı), isviçre'de doktora yaparken, müracaatı üzerine Sağlık Bakanlığı Anadolu'da 64.000 kadın, sonra da erkekler üzerinde tam ölçümler almış, özellikler aydınlığa kavuşmuştur.
Dincilere gelince, onlar da bir "Yafes" teorisi tutturmuşlardı. Hz. Nuh'un oğlu Yafes'in hangi ırktan olduğunu pek söylemiyorlardı ama, Ham siyahi, Sam (Arap) siyahımsı olduğuna göre Yafes'in de Beyaz olması gerekiyordu (etraflarına baksalar bunun zaten aşikar olduğunu görürlerdi). Peki, Çinlilerin atası kimdi diye ayrıca merak edip durmuşumdur. Ya Kızılderililerin?
Derken ünlü bir tarihçimiz çıktı. Merhum yazar, Türklerin "Aryen" (Ari) ırktan ve Hint-Avrupa dili konuşan Cermenlerle aynı sarışın-mavi gözlü soydan geldiklerini ispata çalışan iki ciltlik bir eser yayınladı. O yıllarda Hitler'in "Aryen'lerinin "üstün ırk" iddiaları yaygındı; üstelik Atatürk de sarışın-mavi gözlüydü.
Böylece, kendi alanında ciddi ve değerli bir tarihçi olan bu zat gibi, pek çok kişi, şu veya bu sebepten, ihtisasları olmayan alanlara karışmış ve konuyu arap saçına çevirmişlerdir, işte bu karışık durum yüzünden, gerçekler biraz olsun aydınlatılmaz ve parçalar yerli yerine oturtulmazsa, ne oldukları anlaşılamayan Türklerin Kızılderililerle ilişkisi nasıl anlaşılabilir?”
― Türkler ve Kızılderililer
