Atatürk Quotes

Rate this book
Clear rating
Atatürk: Resmi Yayınlara Girmemiş Söylev, Demeç, Yazışma ve Söyleşileri Atatürk: Resmi Yayınlara Girmemiş Söylev, Demeç, Yazışma ve Söyleşileri by Sadi Borak
1 rating, 5.00 average rating, 0 reviews
Atatürk Quotes Showing 1-6 of 6
“TÜRK DİLİ VE KÜLTÜRÜ

(18.8.1932)

Cumhuriyet gazetesi Başyazarı Yunus Nadi (Abalıoğlu) 18 Ağustos 1932 tarihinde Yalova Kaplıcaları Köşkü'nde Gazi ile Türk dili konusunda bir röportaj yapmış, bunu 'Gazi Hazretleriyle bir hasbihal' başlığı altında 21 Ağustos 1932 tarihli Cumhuriyet gazetesinde başyazı olarak yayımlamıştır.

Yunus Nadi, bu röportaj-hasbihal ile ilgili olarak şunları yazmaktadır:

Büyük Reis ve rehber, kendilerini Yalova'daki son ziyaretimizde:

'Maksadın Türk Milletine kendi mazisinde mevcut ve kendi mazisinden mevrus ve bu itibarla bittabi daha mütekâmil şekilleriyle istikbaline de şamil kendi kültürünü ortaya çıkararak göstermek' olduğunu izah ettikten sonra 'Türk Dili Cemiyeti'nin bu yoldaki mesaisinden onaya cidden hayret olunacak neticeler, yani hakikatler çıkması muhakkak bulunduğunu' bütün bir emniyet ve kuvvetle beyan buyurdular ve:

'İsterseniz, dediler; isterseniz evvela mevzubahis olan ''kültür" kelimesini ele alalım. Şöylece bir tesadüf bu kelime üzerinde bile bizi tenvire kifayet etti.'

Bunları söyleyerek Büyük Reis bize yanlarındaki bir kitabı uzatarak:

'Evvela, dediler; bu kitabın ismini, müellifini ve basma tarihini okuyunuz.'

Okuduk:

Lûgat-i Çagatay. Müellifi Şeyh Süleyman Efendi-i Buharî. İstanbul 1298.

Sonra da:

'Şimdi, dediler; bu kitapta "kilturmak" kelimesini bulunuz.'

Bulduk.

'Kelimenin karşısındaki mana izahlarını okuyunuz.'

Dediler. Şöylece okuduk:

Getürmek, ihzar ve isal. İrat ve peyda etmek. Sevk ve ikame etmek. Tekarrur.

Bundan sonra Gazi Hazretleri şunları söylediler:

'Türkçe fiillerinde "mek" ve "mak" lahikalarının kaldırılmasiyle geri kalan maddenin asıl kelime olduğunu bilirsiniz. "Kilturmak" fiilinin asıl maddesi "kiltur"dur demek. Fransızca, İngilizce, Almanca gibi bellibaşlı Garp dillerinde pek az telaffuz farkıile kullanılan "kültür" kelimesiyle bu "kiltur" kelimesi arasında telaffuz itibariyle olduğu gibi mana itibariyle mevcut olan tetabuka dikkat etmemek mümkün müdür? Malumdur ki Garp dillerinde kültürün manası hem maddidir, hem manevi. Türkçede de aynı Nihayet Çagatay-i Türkide yapılacak işe tekarrur edecek son şeklini vermeye "kiltur" diyor. Frenk, tarlayı ekmeye "kültür" dediği gibi ulum ve fünunda tekemmül muhassalasına da "kültür" diyor. Şeyh Süleyman Efendi-i Buharî'nin bu "kiltur" kelimesini Garp lisanlarından almamış olduğuna şüphe yok. Öyle bir şey hatıra dahi gelemez. Bu zatın Türk dilleri şubelerinden Çagataycanın kelimelerini toplamış ve onların manalarını yazmış olduğu meydandadır. Pek ufak bir telaffuz farkı ile kelime, bütün manaları itibariyle Asya'da ve Avrupa'da aynıdır. Acaba onun asıl menşei Asya mıdır, Avrupa mıdır? Burasını tetkike çok zaman ve imkanımız vardır. Fakat şimdiden söylenebilir ki kelime esasen Asyalıdır. Avrupa'nın halen çok müterakki olduğundan şüphe olmayan kültürü dahi aslen Türktür demek olur.

Filhakika bir kültür kelimesini Garp medeniyetlerinde gördükten. sonra onu Arapça bir kelime ile ifade etmek için "hars" kelimesini almışız. "Hars" ve "haraset", kültürün aslına ve iştikaklanna maddi ve manevi manalariyle tetabuk eden bir kelimedir. Garp dillerindeki "kültür" kelimesine menşe olarak Latince "cultura" ve "cultuver" (kültüve) mukabili olarak "cultivare" (kültivare) kelimelerini buluyoruz ki aynı ile "hars" ve "haraset" demektir. Fakat şimdi asıl Türk dilinde "kiltur" kelimesini buluyoruz, bunun da aynen "kültür" demek olduğunu görüyoruz.'

(Cumhuriyet, 21.8.1932, s. 1 -5)”
Sadi Borak, Atatürk: Resmi Yayınlara Girmemiş Söylev, Demeç, Yazışma ve Söyleşileri
“Millet (Devletler Hukuku Bakımından):

Devletler Hukuku bakımından, millet, aynı toprak parçası üzerinde, aynı hükümete tabi fertlerin ve ailelerin tamamıdır. Denizlerin öte tarafında bulunan bir müstemleke dahi, milli ülkenin bir parçasıdır. Ahalisi uzak olmasına rağmen, tabi oldukları devletin tebaası, anavatanın azasıdırlar.

Diğer taraftan, aynı ve bir hükümete tabi olmak şartıyle millet, ahlak, dil ve kanunları çeşitli toplumları kapsayabilir. Genellikle, millet, devlet kavramı ile karıştırılır. ikisi bir değildir. Devlet, milletin ancak bir teşkilat unsurudur, örgütüdür. Nation kelimesi iştikakı (kökeni) gösteriyor ki millet kavramı, genel olarak kök birliği, aynı ırktan, aynı dilden ve aynı âdet ve aynı özel yeteneklere sahip ve aynı toprak parçasında birleşmiş insan topluluklarını gerektirir.

Devlet ise kanunların uygulanması ve ortak savunmanın sağlanması için toplumun kuvvet ve haklarının toplandığı güç ve kudret demektir. Devlet, milletin gözle görülür şeklidir. Bir araçtır.

Bir millete tabi kişiler milliyet (Tabiiyet) denilen bir bağ ile bağlıdırlar. Daha dar bir anlamda, özellikle doğuda, millet bir memlekette yabancı tabiiyette bulunan kişilerin toplamına denilir. Ve bunların konsolosluklarının yanında milletin temsilcileri denilen vekilleri vardır. Millet meclisleri vardır. Buraya tacirlerin ve diğer tebaanın girmesi zorunludur. Bu meclisler konsolosların başkanlığında genel meseleleri kararlaştırırlar. Siyasi dilde en ziyade 'Mazhar-ı müsaadeye sahip millet' demek, üçüncü bir millete verilen veya verilecek olan daha büyük menfaatlerin korunmasını temin etmek anlamındadır.”
Sadi Borak, Atatürk: Resmi Yayınlara Girmemiş Söylev, Demeç, Yazışma ve Söyleşileri
“Ernest Renan'a göre, çağdaş milletin kurulmasına yardım eden unsurlar, aynı bir hanedanın idaresi altında yaşayan, aynı merkezi örgütler tarafından idare edilen toplulukları birleştiren manevi bağlar olmuştur. Bu noktadan hareketle millet, gerçek olarak ancak Roma İmparatorluğunun dağılmasından sonra ortaya çıkmıştır.

Ortaçağda, bu İmparatorluğun özelliği, sakinlerinin çeşitli ırklara bağlı olmasıdır. Ve bu çağdaş anlamda bir devlet kurulmasına engel olmuştur. Milletlerin varlığı Cermen istilasından başlar. Bazı istilacı milletlerin gücü, kendi isimlerini verdikleri ve bazı önemli yerlerde, birliği sağlamıştır. Avrupa'da bugün görülen kuruluşlar o devirlerin sonucudur. Bir Fransız, bir Burgondi, bir Lombardi ve özellikle Normanlar ilh... oradan gelmektedir. Fransa, Almanya, İngiltere, İtalya, İspanya çoğunlukla dolaşık yollardan ve binbir macera arasında milli varlıklarını yürütmektedirler. Bu çeşitli devletlerde, başka yerlerde mesela, Türkiye'de gördüğümüzün aksine olarak kaynaşma temsili olarak sağlanmış veya oluşmuştur. Bu birleşmelerin birinci sebebi galip ve mağluplar tarafından aynı dinin, Hıristiyanlığın kabulü olmuştur. İkinci sebebi de galiplerin kendi dillerini unutmalarıdır. Bir üçüncü unsur Cermenlerin Latin kadınlarla evlenmeleridir. Sonuçta, genel olarak galiplerin mağluplar tarafından massedilmeleri (asimile) başlıca sebebidir.

Fransa'da milli birliği yaratan hanedan bağıdır. İtalya'da bu birlik uzun çalışmalar sonunda fikri alanda oluşmuştur. İtalya'da hükümran olan hanedan, millete aynı emelde olmaksızın yalnız çalışmanın içinde, fikri çalışmanın içinde aktif rol oynamıştır.

Avusturya-Macaristan'da ayrılık kesindir. Bir Avusturya Devleti vardır. Fakat bir Avusturya milleti yoktur. Diğer memleketlerde, İsviçre'de, Belçika'da, Felemenk'te hüküınet şekli ne olursa olsun milliyet toplumların doğrudan doğruya kendi arzu ve iradelerinin eseridir. Bu sebeple, Pruhdon'un söylediği gibi 'milliyet ortak siyasi müesseselerin (kurumların) veya merkezi idarenin cebir, (zor) sonucudur' görüşü, doğru değildir. Fakat doğru olan şudur ki aynı toprak parçası üzerinde yaşayan ve millet haline gelen toplulukların ortak siyasi kuruluşlar tarafından idare edilmesi gerekir.

Prudhon'un eseri bir an için etkili olmuş görünmektedir. Bizzat Fransa, krallar tarafından idare edilmeden evvel derebeylik zamanında da millet idi. Onun siyasi kuruluşları komşu ülkelerin ve özellikle İngiltere'nin taarruzlarına şiddetli ve etkili bir biçimde karşı koyduğu için ve bu karşı koymada ısrarla gereğini yaptıkları için merkeziyete dönmek sağlanmış ve merkeziyet gelişmiştir. Tehlikeyi hisseden Fransız vilayetleri, korumak arzusuna büyük ölçüde zorunluluk duydukları için merkezi bir kuvvet etrafında toplanmışlardı. Fakat Fransa zaten vardı. İngiltere'de de derebeylik ve çeşitli unsurların varlığına rağmen coğrafi durumunun sonucu milli birlik krallıktan önce oluşmuş bulunuyordu.”
Sadi Borak, Atatürk: Resmi Yayınlara Girmemiş Söylev, Demeç, Yazışma ve Söyleşileri
“Millet adı verilen insani toplanma (topluluk) tarihi süreçten daha eskidir. Kök birliği, varlık benzeyişleri, ahlak yakınlığı, tarihi veya siyasi akrabalık, aynı ülkede yaşamak şartıyle, aynı zamanda tamamen veya kısmen bir arada bulunması gerekli unsurlardır. Bu sebeple, her halkı ayrı olarak düşündükçe bu fikri bilimsel olarak tanımlamak imkanı yoktur. Irk, dil, din, hükümet kesinlikle insanların millet halinde birleşmelerine yardım etmiştir. Fakat, çeşitli dilleri konuşan ve çeşitli görüşlere sahip olan çeşitli ırklardan kurulmuş milletler de vardır. Bunun gibi, siyasi kuruluşlarla ayrılmış veyahut Yahudiler gibi bütün dünya üzerine yayılmış, dağılmış oldukları halde birbirlerine sıkı milli bağlarla bağlı kalmış topluluklar da vardır. İngilizlerle Kuzey Amerikalılar, İspanya ahalisi ile Güney Amerikalılar ve Portekizlilerle Brezilyalılar; Fransa ile Doğu Belçika; Almanya ile Doğu İsviçre ahalisinde olduğu gibi aynı dili konuştukları halde aynı millete bağlı olmayanlar da vardır.

Bazı milletler, birbirinden esaslı bir şekilde farklı ırklardan kurulmuşlardır. Mesela, Rusya, Beyazlarla, Kızılderili insanların dirsek dirseğe bulunduğu Amerika gibi.

Din, milli hissin oluşmasında en kuvvetli unsurlardan biri kabul edilebilir. Buna karşılık bazı milletlerin içerisinde birbirine zıt dinlerin yan yana bulundukları da görülmektedir.

Bütün bu sonuçlara göre, bütün kavimlere (toplumlara) kelimenin tam anlamı ile uygulanması mümkün olacak surette millet kelimesinin mantıki ve gerçekçi bir tanımlanmasını yapmak zordur. Çünkü insan toplulukları çok çeşitlidir.

Ernest Renan 1882'de yayımladığı 'Bir Millet Nedir?' isimli eserinde Çin, Mısır ve eski Babil'de olduğu gibi büyük insan yığınlarını, Yahudi ve Araplarda olduğu gibi kabileyi, Atina ve Isparta'da olduğu gibi siteyi, Acem ve Roma ve Şarlman İmparatorluğunda olduğu gibi dini bağı korumak zorunda olmuş vatansız toplumları; Fransa ve İngiltere gibi ileri milletleri, İsviçre ve Amerika sistemi üzerinde kurulmuş birlikleri, ırkın veyahut daha çoklukla dilin Germenler ve Slavlar arasında oluşturduğu bir kavram' olarak milleti tanımlamaktadır.

Bütün bu ayrı toplanmalara, topluluklara 'millet' ismi vermek mümkün müdür?”
Sadi Borak, Atatürk: Resmi Yayınlara Girmemiş Söylev, Demeç, Yazışma ve Söyleşileri
“Spencer'in 'Sosyoloji Prensipleri' isimli eserinde belirttiği gibi, İngiltere ve Fransa ayrı ayrı insan topluluklarının bu iki memleketin geçirdiği derebeylik devrinden sonra ruhen birleşmeleri onların bir millet haline gelmelerine yardım etti. Fransa milleti, İngiliz milleti, Alman milleti, Napolyon'a karşı yapıları muharebelerin sonucudur. Bu suretle daha eski zamanlara çıkılırsa, önce kuvvetsiz küçük devletlere ayrılmış Yunanlıların İranlılarla savaşmak için birleştikleri görülür. Yunan milleti o zamandan başlar.

Savaşlar, insan topluluklarının birleşmesinde en güçlü etkenlerden biri olmuştur. Milletlerin nasıl kurulduğu arandığı zaman, bunun tamamen başka bir unsur ile karıştığı görülür. Bu da toprak parçasının şeklidir (Coğrafya). Fakat bunun ilişkilerde kesin bir prensip, devletlere tabii (doğal) hudut olarak nehirlerin, dağların gösterilmesidir. Bunun önemi, keyfi bir hareketle hudutsuz parçalanmalara sebebiyet verebileceğinde görülür. Ernest Renan'ın deyişiyle 'stratejik unsurlar'dan söz açılmaktadır. Hiçbir şey bu durumda yeterli değildir. Zorunluluk karşısında pek çok fedakârlıkta bulunmak gerekli olur. Fakat bütün bunların bir hududu (haddi) vardır. Aksi halde, bütün dünya kendine en uygun ve askeri hareketin gereği olanı ister ki bunlar sürekli savaşlara sebep olur. Hayır, toprak, milleti mevcut ırki bağından fazla bir şey yapamaz. Toprak; çalışma, uğraşma alanıdır. İnsan ise ruhdur.

İnsan, kavim denilen (insan topluluğu) mukaddes şeyin meydana gelmesinde temel unsurdur. Yalnız maddiyat bu oluşum için yeterli değildir. Bir millet, tarihin derin devrimlerinin verimli olan manevi unsuru, manevi bir ailedir. Toprak parçasının şekli ile ortaya çıkmış bir grup değildir.

Bu fikir üzerinde ısrarla duran Ernest Renan, millet hakkında geçici ve yetersiz unsurları ikinci derece unsurlar kabul ederek, insan topluluklarının iki şeyin birleşmesiyle millet haline geldiğini açıklamaktadır. Bunlardan birincisi zengin bir geçmişin mirasını paylaşmak, diğeri beraber yaşamak hususunda arzu ve fikir birliğidir. Beraber yaşamak hususundaki istek ve karşılıklı anlaşma sahip olunan mirasın korunmasında devam eden irade birliğinin sonucudur.

Geçmişte ortak zafer ve kurulmuş miras gelecekte ortaya çıkarılacak ve gerçekleştirilecek programların temelini kapsayacaktır. Beraber ıstırap çekmiş olmak, beraber sevmiş olmak, beraber aynı ümitleri yaşamış olmak, hudutlardan yabancıların giriş ve çıkışlarının kayıtlanmasından, gümrüklerden ve stratejik zorunluluklardan daha önemlidir. İşte milli birlik ve beraberlik zorununda ırk ve dil anlaşmamazlığına rağmen anlaşılması gereken budur. Fakat, ortak fikirlerin, belirsiz benzeyişlerin, ilk kök birliğinin ahlaki temeli kurmasına etkili olduğu da açıktır. İlk kök ve ırk birliği bunların etkilerini inkar edemez. İnsan topluluklarının geçirdikleri uzun geçmiş ve birçok çağlar içinde ahlakın, geleneğin, hatıralarını, çıkarların özetle bugün milleti kuran her şeyin kutlu hazinesini korumakta dilin de önemli etkisini unutmamak gerekir.”
Sadi Borak, Atatürk: Resmi Yayınlara Girmemiş Söylev, Demeç, Yazışma ve Söyleşileri
“Millet-Nation

Millet, aynı toprak parçası üzerinde oturan, aynı kanunlara tabi, ahlak ve dil birliği halinde yaşayan insan topluluğuna denir. Fransız Milleti, Alman Milleti, İspanyol Milleti denir. Kullanırken çoğunlukla 'millet' kelimesiyle 'kavim' kelimesi karışır. Fakat şu farkla ki millet kelimesiyle siyasi kuruluş anlaşılır. Kavim 'peuple' kelimesi ise her şeyden önce kök bağını ve ırkı hatırlatır.

Yahudi kavmi bugün bütün dünya yüzeyine dağılmış olup bir millet anlamına gelmez. Bununla beraber, Polonya'da olduğu gibi, bir kavmin milleti, geleceği yok olduğu halde yaşayabilir ve birçok milletler aynı hükümdarın idaresi altında birleşebilir. (Rusya-Avusturya.) Bugün, milliyetler prensibi denildiği zaman, siyaseten ayrılmış, aynı ırktan insanların bir millet halinde birleşmek istemeleri, arzuları anlaşılır. İtalya, Almanya zamanımızda bu prensiplerin tatbiki için örnektir.”
Sadi Borak, Atatürk: Resmi Yayınlara Girmemiş Söylev, Demeç, Yazışma ve Söyleşileri