Biz Bu Dağın Çiçeğiydik... Quotes
Biz Bu Dağın Çiçeğiydik...
by
Evrim Alataş13 ratings, 3.85 average rating, 1 review
Biz Bu Dağın Çiçeğiydik... Quotes
Showing 1-11 of 11
“1970'in sonlarında, koynunda martılarla gelmişti Denizler köye. Deniz, Yusuf ve Hüseyin. Derdi ki annem, bütün hepsini anlatırken, "En güzeli Sinan'di", "Deniz boylu posluydu ama Sinan güzeldi." Sonradan, çocukluğumda hala özel eşyaları vardı evde. Kiymetini bilemediğimiz eşyalar. Nenem, "Yok yok, Hüseyin'di" derdi. "Ağzı var dili yoktu çocuğun ama Alevi olan oydu. Aslında o lider olmalıydı." Ki bunu onlara da söylemişti. Gülüp geçmişlerdi.”
― Biz Bu Dağın Çiçeğiydik...
― Biz Bu Dağın Çiçeğiydik...
“Evet, burası Dersim. Bu kentte, insanlar arasında bir yolculuğa çıkacak olsanız, trajik hayatların labirentinde bulursunuz kendinizi. Zamanlar ve mekanlar, kahredici bir labirent halini alır. Tüm zamanlara yayılmış trajedi, bir girdap gibi içine çeker sizi. Ve geçmişin gölgesinde, anıların arasında dolaşırken, kimi zaman bulunduğunuz ana yabancılaşırsınız. Geçmiş, geleceğin üzerinde ağır bir gölgedir Dersim'de. Bir yaşlının elini tutsanız, eliniz yanar, bir gencin gözüne baksanız, geleceğiniz kanar. Tüm zamanlara sinmiş bir ateş kokusu vardır o coğrafyada.”
― Biz Bu Dağın Çiçeğiydik...
― Biz Bu Dağın Çiçeğiydik...
“Alevi dedeleri bir dönem biraz gevşemişti, bilen bilir... Biz Malatyalılar'da da vardır böyle dede hikayeleri. Dersim'de dede evin gelinine gözünü dikmiştir. Akşam eve gider. Dedenin onuruna yemek verecektir genç çift. Ve tabii gelin anlar durumu. Kocası komşulara daveti haber vermeye gidince başlar dedeyle sual etmeye:
- Dede bir insan kirvesine gönül verse ne olur?
- Haşa de, o nasıl söz, hiç öyle şey olur mu?
- Dede bir insan peki pirine gönül verse ne olur?
- Haşaa o nasıl söz?
- Peki bir insan dedesine gönül verse ne olur?
- Ohooo, sen cennetin yolunu bulmuşsun!
Dede boyle hınzır gülünce, genç kadın elindeki kepçeyle dedenin kafasına bir tane indirir. Komşular da gelmeye başlarlar.
Sofa indirilir, herkes dededen icazet bekler yemek için. Dede küsmüştür, yemez. Cemaat ısrar edince gelin dayanamaz, "O sizden önce bir kepçe yedi" der.
İşte Dersim., Her şeyiyle, meşeleri, yılanları, gülen yüzü, efsaneleri ve evliyalarıyla...”
― Biz Bu Dağın Çiçeğiydik...
- Dede bir insan kirvesine gönül verse ne olur?
- Haşa de, o nasıl söz, hiç öyle şey olur mu?
- Dede bir insan peki pirine gönül verse ne olur?
- Haşaa o nasıl söz?
- Peki bir insan dedesine gönül verse ne olur?
- Ohooo, sen cennetin yolunu bulmuşsun!
Dede boyle hınzır gülünce, genç kadın elindeki kepçeyle dedenin kafasına bir tane indirir. Komşular da gelmeye başlarlar.
Sofa indirilir, herkes dededen icazet bekler yemek için. Dede küsmüştür, yemez. Cemaat ısrar edince gelin dayanamaz, "O sizden önce bir kepçe yedi" der.
İşte Dersim., Her şeyiyle, meşeleri, yılanları, gülen yüzü, efsaneleri ve evliyalarıyla...”
― Biz Bu Dağın Çiçeğiydik...
“Fransa'nın dağlarında, kocaman bir vadide yaşayan bir Dersimli. 12 Eylül'de kaçmak zorunda kalan solun militanlarından biri. Şimdi bir dağın tepesinde, köpeğiyle yaşıyor. On yıldır! Neden, çünkü o vadiyi Munzur Vadisi'ne benzetiyor. Ve daha da ötesi, Bozatlı Xızır'ın da o dağın tepesinde gezindiğini düşünüyor. Suyundan elektriğine, ekmeğinden sebzesine kendisi üretiyor. Üretim ilişkilerinden koparmış kendisini. Ve satın aldığı, o vadiyi satmaya kalkışsa,milyarder olacak ama satmıyor. Bir gün, ancak Dersim'e dönme koşulu oluşursa satabileceğini söylüyor. "Bir soruştur bakalım, belki dönme olanağın vardır" diyoruz safından. "Dönersem askerlik yapmak zorundayım" diyor. Bir anda Fransa'nın dağlarında olduğumuzu unutuyoruz. Gerçekten de Munzur Vadisindeymişiz gibi bir hava çöküyor ortalığa. Masanın üstüne kendi arılarından elde ettiği bal şişelerini koymuş. Alman kurt köpeği olmasa, o köpek her sırnaştığında Fransızca komutlar vermek zorunda kalmasak, işte Dersim. Varsın aşağılarda tanklar toplar gezinmesin. Bir hayali Dersim...
Ne diyelim... Devletimiz var olsun, şan olsun!”
― Biz Bu Dağın Çiçeğiydik...
Ne diyelim... Devletimiz var olsun, şan olsun!”
― Biz Bu Dağın Çiçeğiydik...
“Biz gerçek evliyalarla ilgilenelim. Sormayın hemen "evliyanın gerceği olur mu?" diye... İnsan nerede, neyi yaratmak isterse onu yaratır. Ve bu yaratiıar kesesinin ağzını açınca, herkesten bir hikaye sıkar. Bende var, eminim sizlerde de vardır..
Kesenizin ağzını açmanız yeter. Gerek eğer ki fazla gerçekse, bırakalım o zaman gerceküstücülük yerini alsın. Dersimlilerin gerçeği bence fazla gerçektir. El ele vermiş ölüme giden Demenan aşireti üyelerinin bakışlarındaki son ne denli gerçekse, bu isyana karışmış o yırtık çarıklı adamların, onların kurşuna dizilmiş çocuklarının, gelinlerinin bıraktıkları efsaneler de o denli gerçeküstüdür. Bu sebepten her zaman severim bu yılanlı, hikayeli, Xızırlı ve Düzgün Babalı şehri... Gerçek konuşamıyorsa, bırakalım efsaneler konuşsun...
Ve tabii Dersim deyince böyle sadece trajedi, hüzün düşmesin gönüllere... Bir şehir solcuların kalesi olursa oradan sadece direnç ve hüzün çıkmaz... O şehir Dersim olunca, yani biraz muzir, biraz nüktedan olunca, acıyı bazen unutur, hikäyelere dalar, gülersiniz de... Benim en sevdiğim yan budur işte. Kendine gülebilmek! Bu bir erdemdir bence...
Herkes karşılıklı bol atıp tutsun diye bir "Palavra Meydanı" vardır Dersim'in. Bilhassa derler ki 12 Eylül'den önce solcular toplanıp, atıp tutarmış. Ve tabii o günden bugüne hikayeler böyle akmış... Herkes esprisini yapar ya TIKKO, TIKB, TKP-ML gibi bütün örgütlerin başındaki T aslında Türkiye değil de Tunceli kısaltmasıdır diye. Serde hem Alevilik hem de komünistlik olunca, torbanı alıp topla işte hikayeleri... Bir insan hem Alevi hem de komünist nasıl olur diye sormayın. Bu ancak biz Alevilere mahsustur.”
― Biz Bu Dağın Çiçeğiydik...
Kesenizin ağzını açmanız yeter. Gerek eğer ki fazla gerçekse, bırakalım o zaman gerceküstücülük yerini alsın. Dersimlilerin gerçeği bence fazla gerçektir. El ele vermiş ölüme giden Demenan aşireti üyelerinin bakışlarındaki son ne denli gerçekse, bu isyana karışmış o yırtık çarıklı adamların, onların kurşuna dizilmiş çocuklarının, gelinlerinin bıraktıkları efsaneler de o denli gerçeküstüdür. Bu sebepten her zaman severim bu yılanlı, hikayeli, Xızırlı ve Düzgün Babalı şehri... Gerçek konuşamıyorsa, bırakalım efsaneler konuşsun...
Ve tabii Dersim deyince böyle sadece trajedi, hüzün düşmesin gönüllere... Bir şehir solcuların kalesi olursa oradan sadece direnç ve hüzün çıkmaz... O şehir Dersim olunca, yani biraz muzir, biraz nüktedan olunca, acıyı bazen unutur, hikäyelere dalar, gülersiniz de... Benim en sevdiğim yan budur işte. Kendine gülebilmek! Bu bir erdemdir bence...
Herkes karşılıklı bol atıp tutsun diye bir "Palavra Meydanı" vardır Dersim'in. Bilhassa derler ki 12 Eylül'den önce solcular toplanıp, atıp tutarmış. Ve tabii o günden bugüne hikayeler böyle akmış... Herkes esprisini yapar ya TIKKO, TIKB, TKP-ML gibi bütün örgütlerin başındaki T aslında Türkiye değil de Tunceli kısaltmasıdır diye. Serde hem Alevilik hem de komünistlik olunca, torbanı alıp topla işte hikayeleri... Bir insan hem Alevi hem de komünist nasıl olur diye sormayın. Bu ancak biz Alevilere mahsustur.”
― Biz Bu Dağın Çiçeğiydik...
“yeryüzündeki bütün akarsuların adı Munzur'du.”
― Biz Bu Dağın Çiçeğiydik...
― Biz Bu Dağın Çiçeğiydik...
“Alevilik komünistliğe evrildiği vakit, devletin elektriğinin kaç vat olduğunu köyün erkekleri cinsel organlarında test ettiklerinde, ben ve biz hala "Kürdüz lan" demiyorduk. Önce Alevi, sonra komünisttik. Lenin neyse, Hz. Ali oydu bizim için. Bu çatal dilli kılıcın, komprador ağa sistemini, emperyalizmi er gec parçalayıp, ezilenlerin iktidarını kuracağını epey düşledik.”
― Biz Bu Dağın Çiçeğiydik...
― Biz Bu Dağın Çiçeğiydik...
“Haydi Kızlar Okula kampanyasının aynı zamanda bir hızlandırılmış asimilasyon kampanyası olduğunu kim düşündü? Peki bunun alternatifi kaba bir biçimde "kızlar okumasın, asimile olmayalım" mıdır? Hayır, ikisi de değil. Üçüncü seçenek gerekir. Bu çocuklar kendi dillerini öğrenerek okumalıdırlar. Medeniyet, Türkleşmek değildir.”
― Biz Bu Dağın Çiçeğiydik...
― Biz Bu Dağın Çiçeğiydik...
“Kentleşmiş kadının ihtiyaçları ile savaş yaşanan geleneksel bir toplumun kadınlarının ihtiyaçları örtüşemez, örtüşemiyor.”
― Biz Bu Dağın Çiçeğiydik...
― Biz Bu Dağın Çiçeğiydik...
“Şimdi ben, Türkçe yazan bir Kürt kadını olarak, bir yandan Kürt kadınlarının eşikler atlamasını savunurken, öte taraftan hangi dille bu eşikleri atlayacağının sancısını birebir yasamaktayım.”
― Biz Bu Dağın Çiçeğiydik...
― Biz Bu Dağın Çiçeğiydik...
“Bu yazı bir miktar "siz" ve "biz" yazısı olacak. Bu dili tutturmadan sanırım yazıyı döşeyemeyeceğim. O sebepten, okuyucunun kendisini nereye konumlandıracağı, çok önemli. İlla da üstünüze almayın bu "siz" hitabını. Bu sadece benle ilgili, beni rahatlatacak bir kavram. Üstüne alınacaklar olursa, bu da beni bahtiyar eder. Umudum odur ki, birileri bu işaret parmağının kendisine doğrultulduğunu fark eder, hisseder...”
― Biz Bu Dağın Çiçeğiydik...
― Biz Bu Dağın Çiçeğiydik...
