Rübab-ı Şikeste Quotes
Rübab-ı Şikeste
by
Tevfik Fikret121 ratings, 4.18 average rating, 7 reviews
Rübab-ı Şikeste Quotes
Showing 1-16 of 16
“Ve kendi hüsnümü başlardım önce sevmekten.
Bu ruh için bir hak:
Biraz da kendini sevmek değil midir yaşamak!...”
― Rübab-ı Şikeste
Bu ruh için bir hak:
Biraz da kendini sevmek değil midir yaşamak!...”
― Rübab-ı Şikeste
“Hicrân biter mi, girye-i hicran diner mi hiç?...”
― Rübab-ı Şikeste
― Rübab-ı Şikeste
“emellerimde soluk bir hazan tezehhür eder.”
― Rübab-ı Şikeste
― Rübab-ı Şikeste
“Hayatı bence teessürdür eyleyen isbat,”
― Rübab-ı Şikeste
― Rübab-ı Şikeste
“Pişmanlıkla kahırlıyım, bakışım yerlere dönük,
yolumun çevresinde siyah kanadlı hayâletler;
mânalı gülüşlere rastlar ve kederlenirim,
mânalı sorularla her adımda bir durarak;
hayat boyutlarını böyle hep âvare dolaşırım.
Yıllarca kurtuluşun kilitli kapısını aramak,
yıllarca sıkıntılarla, güçlüklerle döğüşmek,
bu dikenlikte sefâletin en ağır yüküyle gezmek,
ağılı, acı bir zehirle ağılı olarak... Nihâyet
bir gül koparıp koklamadan toprağa düşmek!
Ben böyle mi sandım seni, ey keder dolu ömür?
Gönlüm nefret acılığı içinde, şu nasipsizliğine pişman
olarak kahırlarının yüzünden ölmeyi canına minnet buluyor?”
― Rübab-ı Şikeste
yolumun çevresinde siyah kanadlı hayâletler;
mânalı gülüşlere rastlar ve kederlenirim,
mânalı sorularla her adımda bir durarak;
hayat boyutlarını böyle hep âvare dolaşırım.
Yıllarca kurtuluşun kilitli kapısını aramak,
yıllarca sıkıntılarla, güçlüklerle döğüşmek,
bu dikenlikte sefâletin en ağır yüküyle gezmek,
ağılı, acı bir zehirle ağılı olarak... Nihâyet
bir gül koparıp koklamadan toprağa düşmek!
Ben böyle mi sandım seni, ey keder dolu ömür?
Gönlüm nefret acılığı içinde, şu nasipsizliğine pişman
olarak kahırlarının yüzünden ölmeyi canına minnet buluyor?”
― Rübab-ı Şikeste
“Nerde, o evvelki dipdiri neşem,
nerde, o evvelki arzuların nağmesi?
Şimdi ben, fikirlerimin ölüm uykusundayım... Söyle, ey pek istekli çocuk, gerçek
sanıyor muydun sen, ölü bir telde
yeni bir şarkı seslenecek?”
― Rübab-ı Şikeste
nerde, o evvelki arzuların nağmesi?
Şimdi ben, fikirlerimin ölüm uykusundayım... Söyle, ey pek istekli çocuk, gerçek
sanıyor muydun sen, ölü bir telde
yeni bir şarkı seslenecek?”
― Rübab-ı Şikeste
“Güzelliğin bütün duygularını değiştirir gibi: Saçtığın nurla, kederin çehresi güler,
önünde bir seher gibi aydınlanır durur gecelerin karanlığı.
Bu göksel yüzüne öyle bir saygıdır ki, çevrende depremler hep sükûnet bulur;
eğer dargın bir bakışın göke çarpsa,
tepe-aşağı düşer!
Mâna taşıyan vaziyetin şiirlerden güzeldir; şâir değil ama ne kadar şâirânesin!
Aşkın sâflığına çiçeklerden daha güzel
bir misâlsin.”
― Rübab-ı Şikeste
önünde bir seher gibi aydınlanır durur gecelerin karanlığı.
Bu göksel yüzüne öyle bir saygıdır ki, çevrende depremler hep sükûnet bulur;
eğer dargın bir bakışın göke çarpsa,
tepe-aşağı düşer!
Mâna taşıyan vaziyetin şiirlerden güzeldir; şâir değil ama ne kadar şâirânesin!
Aşkın sâflığına çiçeklerden daha güzel
bir misâlsin.”
― Rübab-ı Şikeste
“Hep ezgi ve ışıklı bir boşlukta dopdolu,
günlerimiz sona kadar şeref ve renkliliğiyle geçsin...
Sen cisimleşmiş bir şiir,
ben duygulanmış bir şâir,
sen güzellik ve büyü, ben sana günden güne büyülü!”
― Rübab-ı Şikeste
günlerimiz sona kadar şeref ve renkliliğiyle geçsin...
Sen cisimleşmiş bir şiir,
ben duygulanmış bir şâir,
sen güzellik ve büyü, ben sana günden güne büyülü!”
― Rübab-ı Şikeste
“Aldanma, ben ağlamam desem de:
Ruhumu okşıyan hayâlin karşısında, gözyaşlarım kirpiklerimin ucunda!
Lâkin ayrılık gecesi uzayıp soğudukça
bu tâze kaynak artık donar kalbimde;
artık yalnızca ve ebedi gömülmüşümdür sanki,
bir türbeyi andıran köşemde
duruşum, asık yüzlü, gücenik bir adama, yokluğa arkadaş olan bir mûtekife benzer... Ancak dönüp geldizin vakit, bütün sevgimle senden seni sorduğum, ve sevimli
bakışınla sanki içimde taştan
bir yığın hâlinde duran hayâta bir his,
bir neşe yarattığın o dakika,
yalnız o zaman bu keder tabutundan
can atarcasına sıyrılıp çıkarken
hissettiğim kalp çarpıntısını
hisseyliyemez kimse o şiddetiyle.
Hattâ çok şeyler yalvaran bir mûtekife Allah'ı,
cennetiyle beraber gökleri bağışlasa bile!”
― Rübab-ı Şikeste
Ruhumu okşıyan hayâlin karşısında, gözyaşlarım kirpiklerimin ucunda!
Lâkin ayrılık gecesi uzayıp soğudukça
bu tâze kaynak artık donar kalbimde;
artık yalnızca ve ebedi gömülmüşümdür sanki,
bir türbeyi andıran köşemde
duruşum, asık yüzlü, gücenik bir adama, yokluğa arkadaş olan bir mûtekife benzer... Ancak dönüp geldizin vakit, bütün sevgimle senden seni sorduğum, ve sevimli
bakışınla sanki içimde taştan
bir yığın hâlinde duran hayâta bir his,
bir neşe yarattığın o dakika,
yalnız o zaman bu keder tabutundan
can atarcasına sıyrılıp çıkarken
hissettiğim kalp çarpıntısını
hisseyliyemez kimse o şiddetiyle.
Hattâ çok şeyler yalvaran bir mûtekife Allah'ı,
cennetiyle beraber gökleri bağışlasa bile!”
― Rübab-ı Şikeste
“Senin yerinde olaydım, hayır, severdim ben;
ama, önce kendi güzelliğimi sevmeğe başlardım.
Bu, ruh için bir hak:
Yaşamak, biraz da kendini sevmek değil midir?...”
― Rübab-ı Şikeste
ama, önce kendi güzelliğimi sevmeğe başlardım.
Bu, ruh için bir hak:
Yaşamak, biraz da kendini sevmek değil midir?...”
― Rübab-ı Şikeste
“Siz, ey bilmediğim, görmediğim okurlarım!
Size bunları ben, armağan olsun, diye sunuyorum.
Size armağan olsun, diye; çünkü neden saklıyayım,
o sizin görmediğim, bilmediğim gözleriniz, şiirlerimin sayfalarına cân ü gönülden bakarken
belki bir noktada birden durarak sessiz ve
gösterişsiz iki-üç damlacık akıtır...
İşte ben hayâtımı bu ümit ile uğurlamaktayım.
İki-üç şefkat damlası... Bana bu avunma yetişir;
şu sıkıntılı çekişme dünyasında bütün haraplıklarla,
bütün ıztırap ve fâcialarla geçen günlerimin
ancak o iki-üç damladır yasını silecek.”
― Rübab-ı Şikeste
Size bunları ben, armağan olsun, diye sunuyorum.
Size armağan olsun, diye; çünkü neden saklıyayım,
o sizin görmediğim, bilmediğim gözleriniz, şiirlerimin sayfalarına cân ü gönülden bakarken
belki bir noktada birden durarak sessiz ve
gösterişsiz iki-üç damlacık akıtır...
İşte ben hayâtımı bu ümit ile uğurlamaktayım.
İki-üç şefkat damlası... Bana bu avunma yetişir;
şu sıkıntılı çekişme dünyasında bütün haraplıklarla,
bütün ıztırap ve fâcialarla geçen günlerimin
ancak o iki-üç damladır yasını silecek.”
― Rübab-ı Şikeste
“Bilim ışıklariyle donanmış bir fikir ordusuyuz ;
bayrağımızda hakikatın âyetleri okunur.
Ümidsizliğin edebî düşmanıyız, mutlu ümidler,
düşünme hareketlerimizde bize yol gösterir...
Cahilliği, karanlığı yıkar geçer, ilme hizmet ederiz ;
fikir ordusu, feyz ordusu, nur ordusuyuz biz.
Seher dolu gözlerimiz durmuş bakıyor :
Nurlar içinde yükseliş ufuklarını görüyor ;
şefkatli vatan, ey feyzi gür ve taptaze kucak,
birgün seni elbet «fikirler tanı» olarak görürüz...
Fikir ordusu, çaba ordusu, azim ordusuyuz ; cahilliği, karanlığı yıkar geçer, ilme hizmet ederiz.”
― Rübab-ı Şikeste
bayrağımızda hakikatın âyetleri okunur.
Ümidsizliğin edebî düşmanıyız, mutlu ümidler,
düşünme hareketlerimizde bize yol gösterir...
Cahilliği, karanlığı yıkar geçer, ilme hizmet ederiz ;
fikir ordusu, feyz ordusu, nur ordusuyuz biz.
Seher dolu gözlerimiz durmuş bakıyor :
Nurlar içinde yükseliş ufuklarını görüyor ;
şefkatli vatan, ey feyzi gür ve taptaze kucak,
birgün seni elbet «fikirler tanı» olarak görürüz...
Fikir ordusu, çaba ordusu, azim ordusuyuz ; cahilliği, karanlığı yıkar geçer, ilme hizmet ederiz.”
― Rübab-ı Şikeste
“Nev-emel bir çocuk inâdiyle
Şu atılmış, kırık rübâbımdan
Bir sürûd istedin... Peki, dinle:
Dinle târ-ı şikeste-i rûhu,
Dinle şekvâ-yrrûh-ı mecrûhu;
Fakat incinme iktirâbımdan.”
― Rübab-ı Şikeste
Şu atılmış, kırık rübâbımdan
Bir sürûd istedin... Peki, dinle:
Dinle târ-ı şikeste-i rûhu,
Dinle şekvâ-yrrûh-ı mecrûhu;
Fakat incinme iktirâbımdan.”
― Rübab-ı Şikeste
“Firâk... Belki o, lâkin düşünme encâmı,
Çıkar şu vehm-i sa'adet-güzârı fikrinden;
Yeter, yeter bize aşkın hayâl-i hod-gâmı!”
― Rübab-ı Şikeste
Çıkar şu vehm-i sa'adet-güzârı fikrinden;
Yeter, yeter bize aşkın hayâl-i hod-gâmı!”
― Rübab-ı Şikeste
“Zavallı soytarı, uğraş hayâta kanmak için...
Bu böyle işte, için ağlıyor, fakat güleceksin;
Ya sen hayâtını satmış değil misin?.. Öleceksin!”
― Rübab-ı Şikeste
Bu böyle işte, için ağlıyor, fakat güleceksin;
Ya sen hayâtını satmış değil misin?.. Öleceksin!”
― Rübab-ı Şikeste
“Kayık çocuk gibidir: Oynuyor mu kayd etme, Dokunma keyfine; yalnız tetik bulun, zîrâ
Deniz kadın gibidir: Hiç inanmak olmaz ha!”
― Rübab-ı Şikeste
Deniz kadın gibidir: Hiç inanmak olmaz ha!”
― Rübab-ı Şikeste
