Şeriat ve Kölelik Quotes
Şeriat ve Kölelik
by
İlhan Arsel51 ratings, 3.90 average rating, 3 reviews
Şeriat ve Kölelik Quotes
Showing 1-17 of 17
“Köleliğin Resmen Kaldırılmış Olmasına Rağmen İslam Ülkelerinde Kölelik Kuruluşunu Geçerli Bilen Zihniyet Hâlâ Canlıdır.”
― Şeriat ve Kölelik
― Şeriat ve Kölelik
“İslam Ülkelerinde Kölelik 20. Yüzyıla Kadar Sürmüş ve Ancak Batı Dünyasının Zorlamalarıyla Sona ermiştir”
― Şeriat ve Kölelik
― Şeriat ve Kölelik
“Her ne kadar Osmanlı devleti 1908 Anayasa’sı (1293 Kanun-u Esâsî) ile köleliği saf dışı kılmış olmakla beraber, bu kurulusun gerçek anlamda ortadan kalkması ve Türk topraklarından silinip atılması Atatürk’ün yarattığı Türkiye Cumhuriyeti sayesinde olmuştur. 1926 yılında Cenevre'de imzalanan ve yeryüzü ülkelerinin tamamını köleliğe "Hayır" demeye zorlayan antlaşmayı imzalamakla Türk devleti, Kur’an’daki kölelikle ilgili hükümlerin uygulanmasına kesin olarak son vermiştir.”
― Şeriat ve Kölelik
― Şeriat ve Kölelik
“Orta Çağ’da bile köleliği insan haysiyetine karşı suç şeklinde gören nice fikir türleri gelişmiştir. O en karanlık bilinen dönemlerde, köleliği doğal bilen zihniyete karşı isyan edenler çoktur.
Oysa ki İslam’da böyle bir gelişme görülmez: ne din adamları ve ne de ne düşünürler arasında sesini yükselten olmuştur. İslam dünyası bu açıdan insan şahsiyetinin haysiyetine âdeta yabancı kalmıştır. Kur’an’ın köleliği doğal gören hükümlerine karşı "Hayır" diyebilecek cesarette bir kimse çıkmamıştır. Aksine bu hükümlerin köleliğe engel olmadığını savunanlar çıkmıştır. Geçmiş dönemler boyunca İslam bilginlerinin yaptıkları şey, İslam dininin kölelere, kendi özgürlüklerini satın alma hakkını tanıdığını ve kölelerin durumunu iyileştirdiği masallarını tekrarlamaktan ibaret kalmıştır: onlara göre güya İslam şeriatı bu "olumlu" yenilikleri getiren ilk ve son dindir. Oysaki söyledikleri yalandır, çünkü İslam’dan 2500 yıl önceleri Babilonya'da, köleler için kendi özgürlüklerini satın alma hakkı vardı. Yine bunun gibi İslam’dan bin yıl önce uygulanan Manu kanunlarına göre Hindistan'da kocalara, kölelerini döverlerken, karılarını dövdükleri gibi dövmeleri emredilmiştir. Eski Mısır’da, örneğin Ramses III zamanında, kölelerin yerli halktan kimselerle evlenerek bir kaç kuşak sonra özgürlüğe kavuştukları görülürdü.”
― Şeriat ve Kölelik
Oysa ki İslam’da böyle bir gelişme görülmez: ne din adamları ve ne de ne düşünürler arasında sesini yükselten olmuştur. İslam dünyası bu açıdan insan şahsiyetinin haysiyetine âdeta yabancı kalmıştır. Kur’an’ın köleliği doğal gören hükümlerine karşı "Hayır" diyebilecek cesarette bir kimse çıkmamıştır. Aksine bu hükümlerin köleliğe engel olmadığını savunanlar çıkmıştır. Geçmiş dönemler boyunca İslam bilginlerinin yaptıkları şey, İslam dininin kölelere, kendi özgürlüklerini satın alma hakkını tanıdığını ve kölelerin durumunu iyileştirdiği masallarını tekrarlamaktan ibaret kalmıştır: onlara göre güya İslam şeriatı bu "olumlu" yenilikleri getiren ilk ve son dindir. Oysaki söyledikleri yalandır, çünkü İslam’dan 2500 yıl önceleri Babilonya'da, köleler için kendi özgürlüklerini satın alma hakkı vardı. Yine bunun gibi İslam’dan bin yıl önce uygulanan Manu kanunlarına göre Hindistan'da kocalara, kölelerini döverlerken, karılarını dövdükleri gibi dövmeleri emredilmiştir. Eski Mısır’da, örneğin Ramses III zamanında, kölelerin yerli halktan kimselerle evlenerek bir kaç kuşak sonra özgürlüğe kavuştukları görülürdü.”
― Şeriat ve Kölelik
“slam şeriatına göre, babası köle olmasa dahi köle kadından doğan çocuk köle sayılır. Ve bu usul İslam’ın hayrına olmak üzere yorumlanır.”
― Şeriat ve Kölelik
― Şeriat ve Kölelik
“İnsanı kulluktan yukarı bir değere layık görmeyen Muhammed, köleyi daha da aşağı kertede bilir ve onu insandan bile saymazdı. Bunun nice örneklerinden biri, Müslüman kişilere dörde kadar "hür" kadın alma hakkı tanıdığı halde sayısız cariye alma olanağını tanımış olmasıdır. Hele kızı Fatima’nın üzülmesini önlemek maksadıyla damadı Ali'ye, birden fazla kadınla evlenme fırsatını vermediği halde dilediği kadar cariye alma olasılığını tanımış olması daha da ilginç bir örnektir.
Anımsatalım ki Muhammed, çok karılı evliliğin kadın bakımından azap verici bir şey olduğunu bildiği için, çok sevdiği kızı Fatima’yı bu azaptan uzak kılmak maksadıyla damadı Ali'ye, başkaca bir kadınla evlenme izni vermemiştir; şöyle demektedir:
“Fatima benim bir parçamdır, kim ki Fatima'ya kötülük eder, tıpkı bana (kötülük etmiş gibi) olur; kim ki onu hoşnut eder, beni hoşnut etmiş olur.”
― Şeriat ve Kölelik
Anımsatalım ki Muhammed, çok karılı evliliğin kadın bakımından azap verici bir şey olduğunu bildiği için, çok sevdiği kızı Fatima’yı bu azaptan uzak kılmak maksadıyla damadı Ali'ye, başkaca bir kadınla evlenme izni vermemiştir; şöyle demektedir:
“Fatima benim bir parçamdır, kim ki Fatima'ya kötülük eder, tıpkı bana (kötülük etmiş gibi) olur; kim ki onu hoşnut eder, beni hoşnut etmiş olur.”
― Şeriat ve Kölelik
“Müslüman erkek, eğer birden fazla kadın aldığı zaman onların arasında adalet-eşitlik gözetemeyeceğini düşünürse, bir tek kadınla ve cariyeleriyle yetinmelidir. Cariyeler arasında adalet-eşitlik gözetlemek diye bir şey söz konusu değildir, çünkü onlar insandan sayılmamışlardır.”
― Şeriat ve Kölelik
― Şeriat ve Kölelik
“Muhammed'in “Cahiliyet” diye küçümsediği İslam öncesi dönemlerde kölelerin elleri “demir bukağı” (ki Türkçe'de buna “lâle” tabir olunur) ile boyunlarına zincirlenirdi; bundan dolayıdır ki bunlara “laleli esirler” denirdi. Hem haysiyet kırıcı ve hem de bedenî bakımdan eziyet ve işkence niteliğinde olan bu ilkel geleneği Muhammed değiştirmemiştir; köleliği bu şekliyle, yani kölelerinin ellerinin boyunlarına bağlanması usulüne uygun olarak sürdürmüştür. O kadar ki “laleli esirlerin” bu halini, ibret alınmak gereken bir şeymiş gibi Kur’an’da zikretmekten bile geri kalmamıştı”
― Şeriat ve Kölelik
― Şeriat ve Kölelik
“Muhammed, ömrü boyunca hizmetinde köle bulundurmuş, savaşlarda ele geçirilen esirlerin paylaşılması sırasında kendi payına düşen kölelere sahip olmuş, köle satın almış, elindeki köleleri para karşılığında satmış, ya da ona buna hediye olarak dağıtmış, ölümünden önceki Veda haccı vesilesiyle yaptığı konuşmada, köleleri efendilerine karsı sadık olmaya çağırarak: “... efendisinden başkasına intisaba kalkan nankör, Allah'ın gazabına, meleklerin lanetine ve bütün Müslümanların ilencine uğrasın...” (Sahih-i Buhari Muhtasari... Cilt X. sh. 398) demiş, ve ölürken de karılarına büyük araziler, hurmalıklar ve bu arada hizmetinde bulunan köleleri miras bırakmıştır.”
― Şeriat ve Kölelik
― Şeriat ve Kölelik
“Muhammed, içinden çıktığı ortamın zihniyetine saplı olarak, insanların Tanrı tarafından eşit yaratılmadıklarına inanmıştı. Bu inanca saplı bir kimsenin, Tanrı’dan gelme çeşitli eşitsizlikler yanında, köleliğin de yer almış olmasına inanması kadar olağan ne vardır?
Fakat bundan gayri bir de Arapları putlara tapmaktan vazgeçirtip tek bir Tanrı’ya taptırtabilmek için kölelik kurulusunu geçerli bilmiştir. Hemen ekleyelim ki bunu yaparken asıl düşündüğü şey, kendisini Tanrı’nın elçisi (peygamberi) imiş gibi gösterip Arapları, Tanrı’ya taparken kendisine taptırmak olmuştur.”
― Şeriat ve Kölelik
Fakat bundan gayri bir de Arapları putlara tapmaktan vazgeçirtip tek bir Tanrı’ya taptırtabilmek için kölelik kurulusunu geçerli bilmiştir. Hemen ekleyelim ki bunu yaparken asıl düşündüğü şey, kendisini Tanrı’nın elçisi (peygamberi) imiş gibi gösterip Arapları, Tanrı’ya taparken kendisine taptırmak olmuştur.”
― Şeriat ve Kölelik
“Muhammed, iman sahibi erkeklere, köle kadınları "cariye" (odalık) olarak şehvet aracı şeklinde kullanma olasılığını sağlamıştır. Arapların kadına ne kadar düşkün olduklarını bildiği için, şu veya bu nedenle kadınsız kalmasınlar diye bu yolu düşünmüştür. Gazali bu konuda şöyle der:
"Arap kavminde şehvet galip olduğu için, sâlih olanları da daha çok evlenme ihtiyacı duyarlar... Kalbin huzurunu sağlamak ve zinayı önlemek için cariye ile evlenmek mubah olmuştur..."
Bundan dolayıdır ki Muhammed Kur’an’a bu olasılığı sağlayacak hükümler koymuştur. Örneğin Nisâ suresinde, "imanlı hür" kadınlarla evlenmeye gücü yetmeyen Müslüman erkeklerin, kendi elleri altında bulundurdukları cariyeleri alabilecekleri yazılıdır:
"İçinizden, hür mümin kadınlarla evlenmeye güç yetiremeyen kimse, ellerinizin altında bulunan imanlı genç kızlarınız (sayılan) cariyelerinizden alsın..." (K. Nisâ 25).”
― Şeriat ve Kölelik
"Arap kavminde şehvet galip olduğu için, sâlih olanları da daha çok evlenme ihtiyacı duyarlar... Kalbin huzurunu sağlamak ve zinayı önlemek için cariye ile evlenmek mubah olmuştur..."
Bundan dolayıdır ki Muhammed Kur’an’a bu olasılığı sağlayacak hükümler koymuştur. Örneğin Nisâ suresinde, "imanlı hür" kadınlarla evlenmeye gücü yetmeyen Müslüman erkeklerin, kendi elleri altında bulundurdukları cariyeleri alabilecekleri yazılıdır:
"İçinizden, hür mümin kadınlarla evlenmeye güç yetiremeyen kimse, ellerinizin altında bulunan imanlı genç kızlarınız (sayılan) cariyelerinizden alsın..." (K. Nisâ 25).”
― Şeriat ve Kölelik
“Görülüyor ki Muhammed'in tanımladığı Tanrı, "güzel bir şekilde rızıklandırdığı" kulları ile bu kulların sahip bulundukları köleler arasında eşitlik olamayacağını bildirmekte, ve bununla âdeta övünmektedir.
Öte yandan Tanrı, yine Muhammed'in söylemesine göre, köle ile efendisi arasında eşitlik sağlamanın aleyhindedir; sağlamak isteyenlerin de karsısındadır. Çünkü köleyi efendisi ile eşit kılmanın, Tanrı’ya sirk koşmak (putları Tanrı’ya ortak yapmak) gibi bir şey olabileceğini anlatmaktadır.”
― Şeriat ve Kölelik
Öte yandan Tanrı, yine Muhammed'in söylemesine göre, köle ile efendisi arasında eşitlik sağlamanın aleyhindedir; sağlamak isteyenlerin de karsısındadır. Çünkü köleyi efendisi ile eşit kılmanın, Tanrı’ya sirk koşmak (putları Tanrı’ya ortak yapmak) gibi bir şey olabileceğini anlatmaktadır.”
― Şeriat ve Kölelik
“Muhammed'in söylemesine göre Tanrı, köleliği doğal bir kuruluş olarak benimsemiş ve Kur’an hükümleriyle o şekilde düzenlemiştir. Gerçekten de Nahl ve Rum surelerinde, "rızkı bol ve hür" kişilerle, bu kişilerin satın alıp sahip bulundukları kölelerden söz edilmekte, bunların birbirlerine eşit bulunmadıkları belirtilmektedir. Nahl Suresinde şöyle yazılı:
“Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen, başkasının malı olmuş bir köle ile, katımızdan kendisine verdiğimiz güzel rızıktan gizli ve açık olarak harcayan (hür) bir kimseyi örnek verir. Bunlar hiç eşit olurlar mı?...” (K. 16 Nahl 75)”
― Şeriat ve Kölelik
“Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen, başkasının malı olmuş bir köle ile, katımızdan kendisine verdiğimiz güzel rızıktan gizli ve açık olarak harcayan (hür) bir kimseyi örnek verir. Bunlar hiç eşit olurlar mı?...” (K. 16 Nahl 75)”
― Şeriat ve Kölelik
“Kölelik Araplar arasında yerleşik bir kuruluş idi. Eğer Tanrı köleliği bir anda kaldırmış olsaydı, halk ayaklanır, kargaşalık olurdu.”
Söylemeye gerek yoktur ki böyle bir iddia, Tanrı’yı “acz” içerisinde, “güçsüz” bir “Yaratan” imiş gibi gösterip Tanrı fikrini zedelemekten başka bir ise yaramaz. Zira iktidarına sınır bulunmayan ve her şeyi dilediği gibi yaratıp dilediği sekle sokabilen bir Tanrı’nın, kölelik gibi kötü bir kurulusu, sırf halk ayaklanır endişesi ile yasaklamadığını söylemek, O'nun iktidarını ve yüceliğini inkâr demek olur
Öte yandan toplum düzenini sağlamak üzere en sert ve amansız cezaları öngörmekten geri kalmayan (örneğin şarap içimini yasaklatan, ya da hırsızın bileklerinin kesilmesini emreden) bir Tanrı’yı: “Köleliği yasaklarsam toplumda kargaşalık çıkar" mazeretine sığınmış gibi göstermek, Tanrı fikrini küçültmekten başka bir şey değildir.”
― Şeriat ve Kölelik
Söylemeye gerek yoktur ki böyle bir iddia, Tanrı’yı “acz” içerisinde, “güçsüz” bir “Yaratan” imiş gibi gösterip Tanrı fikrini zedelemekten başka bir ise yaramaz. Zira iktidarına sınır bulunmayan ve her şeyi dilediği gibi yaratıp dilediği sekle sokabilen bir Tanrı’nın, kölelik gibi kötü bir kurulusu, sırf halk ayaklanır endişesi ile yasaklamadığını söylemek, O'nun iktidarını ve yüceliğini inkâr demek olur
Öte yandan toplum düzenini sağlamak üzere en sert ve amansız cezaları öngörmekten geri kalmayan (örneğin şarap içimini yasaklatan, ya da hırsızın bileklerinin kesilmesini emreden) bir Tanrı’yı: “Köleliği yasaklarsam toplumda kargaşalık çıkar" mazeretine sığınmış gibi göstermek, Tanrı fikrini küçültmekten başka bir şey değildir.”
― Şeriat ve Kölelik
“Tüm İslam ülkelerinde kölelik, yirminci yüzyıla gelinceye kadar “doğal” ve “resmi” bir kuruluş olarak iş görmüştür; panayırlarda ve esir pazarlarında insanlar, tıpkı hayvanlar gibi parayla alınıp satılabilmişlerdir.
20. yüzyılın başlarında kölelik, Müslüman ülkelerde resmen kaldırılmaya başlanmış olmakla beraber, ne uygulanması gerçekten yok edilebilmiş ve ne de zihniyet olarak terk edilebilmiştir. O kadar ki İslam dünyasının en büyük “bilim” yuvası sayılan el-Ezher Üniversitesi, köleliğin Kur’an’dan kaynaklanan bir kuruluş olduğunu ve savaş esirlerinin “köle” olarak kullanılmalarının doğal olduğunu savunmaktan geri kalmamıştır (Bkz. “Macalla”, Temmuz 1962). Yine bunun gibi 1962 yılında Kral Faysal, Batı ülkelerinin zorlamasıyla köleliği kaldırır görünürken, din adamları, bu kuruluşun temellerinin Kur’an’da yattığını söyleyerek, direnme yolunu seçmişlerdir.”
― Şeriat ve Kölelik
20. yüzyılın başlarında kölelik, Müslüman ülkelerde resmen kaldırılmaya başlanmış olmakla beraber, ne uygulanması gerçekten yok edilebilmiş ve ne de zihniyet olarak terk edilebilmiştir. O kadar ki İslam dünyasının en büyük “bilim” yuvası sayılan el-Ezher Üniversitesi, köleliğin Kur’an’dan kaynaklanan bir kuruluş olduğunu ve savaş esirlerinin “köle” olarak kullanılmalarının doğal olduğunu savunmaktan geri kalmamıştır (Bkz. “Macalla”, Temmuz 1962). Yine bunun gibi 1962 yılında Kral Faysal, Batı ülkelerinin zorlamasıyla köleliği kaldırır görünürken, din adamları, bu kuruluşun temellerinin Kur’an’da yattığını söyleyerek, direnme yolunu seçmişlerdir.”
― Şeriat ve Kölelik
“Kur’an’a göre insanlar "hür" ve "köle" olmak üzere yaşam sürerler. "Köle" insan, başkasının mülkü sayılan, onun hizmetinde olan, onun tarafından yönetilen, alınıp satılabilen insan demektir (dişi köleye "cariye" denir). Köle olmayan, ya da kölelere efendilik yapanlar ise “hür” sayılırlar. Ancak ne var ki Kur’an’ın "hür" olarak tanımladığı insanlar dahi aslında gerçek anlamda hür (özgür) olmaktan uzaktırlar: gökten indiği söylenen buyrukların uygulayıcısıdırlar; yani özgür iradeye sahip olarak is görme olasılığından yoksundurlar. Çünkü Kur’an’a göre Tanrı insanları (ve cinleri) esas itibariyle kul diye yaratmıştır. "Kul" sözcüğü Kur'an'da "abd" olarak geçer ki esas itibariyle "köle" anlamındadır.”
― Şeriat ve Kölelik
― Şeriat ve Kölelik
“Gerçekten de şeriat hükümleri, kaynaklarıyla belirteceğimiz gibi, köleliğin “doğal” bir kuruluş olup “köle” ile “hür” arasında hukuki eşitsizlikler bulunduğunu, savaşlarda alınan esirlerin köle (ya da cariye) olarak paylaşılmasının “Tanrı emri” olduğunu ortaya vurmaktadır. O kadar ki, Kur’an’da Tanrı’nın büyük cömertlikle Muhammed’e ganimet olarak köleler, cariyeler helal ettiği dahi yazılıdır. Ayet şöyle: “Ey Muhammed! …Allah’ın sana ganimet olarak verdiği ve elinin altında bulunan cariyeleri sana helal kıldık…” (K. 33 Ahzab Suresi, ayet 50)”
― Şeriat ve Kölelik
― Şeriat ve Kölelik
