Sarı Mustafa'm Quotes

Rate this book
Clear rating
Sarı Mustafa'm Sarı Mustafa'm by Ali Güler
11 ratings, 3.45 average rating, 0 reviews
Sarı Mustafa'm Quotes Showing 1-7 of 7
“İdadilerin 1892 yılından sonra uygulanan üç yıllık ders programlarında, eski programa göre bazı değişiklikler vardır. Bunlarla birlikte, idadiler fen ve yabancı dil ağırlıklı eğitim yapan okullar olma özelliklerini korumuşlardır. Sadece 1900 yılında programda olmayan "Akaid-i Diniyye" dersi, her üç sınıfın programına da konulmuştur. Buna karşılık "Tarihi Umumi", dersleri 1901 yılından itibaren programdan çıkarılmıştır. Tarih derslerinin kaldırılıp yerine din derslerin konulması asker sivil ayrımı yapılmadan uygulanmıştır. Bu uygulamada Padişah II. Abdiilhamit'in "İslamcılık" politikasının ve tarih eğitiminin "istibdadını" sarsacağı endişesinin payı olduğu düşünülebilir. Bu değişikliklerin dışında idadi programlan istikrarlı ve sağlam bir program olarak yürütülmüştür.”
Ali Güler, Sarı Mustafa'm
“Genç Mustafa Kemal'in kişiliği bakımından üzerinde durulması gereken bir nokta da, daha 12 yaşında babasını kaybederek "yetim" kalmış olmasıdır. Psikolojik açından, kendi geleceği hakkında yine kendisinin bağımsız, özgürce karar vermesinde yetim oluşunun rolü bilim adamlarınca kabul edilmektedir. "Yetim çocuklarda gelişen 'güçlenme içgüdüsü' çoğu kez onları amaçlarına ulaştırmaktadır" diyen, İsviçreli bilim adamı psikanalizci Dr. Pierre Retchnick, şu tespitte bulunmaktadır: "Bu konuda en güzel örnek çocuk yaşta babasını yitiren Mustafa Kemal Atatürk'tür. Kendini ülkenin yararlarına adayan Atatürk'ün bu çapta bir kişi olmasının en büyük etkenlerinden biri, babasının o küçük yaştayken ölmesidir." Mustafa Kemal'in sonradan çocuklara çok büyük sevgi duymasının ve ilgi göstermesinin temelinde de, küçük yaşta babasız kalması yatmaktadır. Mustafa Kemal, yaşamı boyunca çocuklarla yakından ilgilenecektir. Özellikle yetim, yoksul çocuklara olduğu gibi, diğer çocuklar için de çocuklara açılan bir sevgi kucağı olacaktır. Kimilerini ödüllendirecek, kimilerini de manevi evlat olarak koruması altına alacaktır. Türk çocuklarının eğitim öğretimleriyle de ilgilenecek, her gittiği yerde okulları ziyaret edecektir.”
Ali Güler, Sarı Mustafa'm
“Şemsi Efendi'nin öğretmen olarak çalıştığı Terakki ve Fevziye adlı okullar, "Dönmeler", "Avdetiler" veya "Selanikliler" diye bilinen cemaat tarafından kurulup hizmete sokulan özel okullar olarak bilinmektedir. Burada öğretim açısından devlet okullarının programları tatbik edilerek "İslam Akaidi" gibi dersler okutulurdu. Bu durum söz konusu eğitim kurumlarının Müslüman Türkler tarafından da benimsenmesine yol açmıştır.”
Ali Güler, Sarı Mustafa'm
“Atatürk'ün sağlığında soyadının kabulünden (24 Kasım 1934) sonra düzenlenen nüfus cüzdanında doğum yılı olarak miladi 1881 tarihi tespit edilmiş bulunmaktadır, rumi 1296 yılının sadece 20 Kânunuevvel ile 28 Şubat tarihleri arasındaki günleri, miladi 1881 yılının 01 Ocak ile 12 Mart tarihleri arasına tekabül ettiğine göre; Mustafa Kemal bu tarihler arasındaki herhangi bir günde doğmuş olmalıdır. Bu gün hangisi olabilir?

Şüphesiz bu tarihin tespitinde en sağlam anlatımları ve resmi belgelere göre tespit edilebilen yukarıdaki tarihler arasındaki günleri işaret edenleri ele almak gerekir. Atatürk'ün annesi Zübeyde Hanım 1922 yılında Enver Behnan Şapolyo'ya bu konuda şunları anlatmıştır: "O zamanki Hamidiye kâğıtlarına gün ve ay yazılmaz, yalnız yıl yazılırdı. Ben oğlum Mustafa'yı 'Erbain Soğukları' devam ederken doğurdum. Bu, doğum benim aklımda kaldığına göre 23 Kânunevvel 1296 tarihine düşmektedir."

"Erbain Soğukları" 22 Aralıktan 31 Ocağa kadar süren 40 günlük kışın en soğuk günlerinde esen şiddetli rüzgarlar için kullanılan addır. Bu durumda Zübeyde Hanım'ın verdiği tarih olan rumi 23 Kânunuevvel 1296 tarihi, hem anlatımındaki esaslara, hem de resmi kayıtlardaki tarihlere uymaktadır. Bu tarih miladi 04 Ocak 1881 Sah günüdür.

Şu halde Mustafa Kemal Atatürk'ün doğum tarihini 4 Ocak 1881 Salı günü olarak kabul etmek mümkündür. Onun, İngiliz Büyükelçiliğinin kutlama için sorması üzerine, "bu bir 19 Mayıs günü niçin olmasın?" demesi ve bu tarihin bildirilmesi, tamamen "mecazi" bir anlam ifade eder. Eğer bu tarih gün ve ay olarak kabul edilirse, Atatürk'ün doğum yılının değişmesi gerekir Çünkü 19 Mayıs 1881 tarihi, rumi 07 Mayıs 1297 tarihine tekabül etmektedir.”
Ali Güler, Sarı Mustafa'm
“Osmanlı Devleti, 1356'da Gelibolu Yarımadasındaki Çimpe Karlesi'nin alınmasından sonra Rumeli'nde süratli bir şekilde yayılmış, aralıksız 1912 yılına kadar sürecek olan yaklaşık 550 yıllık Türk hâkimiyeti sırasında Rumeli Türkleşmiştir. Müslüman Anadolu Türklerinin Rumeli'ye gelişleri başlangıçta "Kolonizatör Türk Dervişleri" ile başlamış, söz konusu "dervişler" askerî fütuhattan önce yerli halkın ve özellikle IX. yüzyılda bölgeye gelip yerleşen Peçenek ve Kuman Türklerinin gönüllerini kazanarak asıl fetih hareketinin zeminini oluşturmuşlardır. Ordunun ardından veya onlarla birlikte hareket eden, bir nevi "psikolojik harp" veya "istihbarat" unsuru olarak da değerlendirilebilecek olan tarikat mensubu birçok dervişin, ıssız yerlerde yolların geçtiği önemli mevkilere zaviyeler ve tekkeler inşa etmesiyle ilk teşebbüsler başlamış, kurulan bu tekke ve zaviyeler ilk iskân nüvelerini teşkil etmiştir. Rumeli'yi bu şekilde iskân eden "Sarı Saltuk" ile Bursa'nın fethinde rol oynayan "Geyikli Baba" bunlara örnek olarak verilebilir.”
Ali Güler, Sarı Mustafa'm
“Atatürk'ün soyu ile ilgili elimizdeki en sağlam bilgiler öncelikle kendisinin, annesinin, kardeşi Makbule Hanım'ın anlattıklarıdır. İkinci olarak, kendisini ve ailesini tanıyan Hacı Mehmet Somer gibi, kimi çocukluk arkadaşlarının verdiği bilgilerdir. Mustafa Kemal dahil aile fertlerinde kuvvetli bir "Yörük, Türkmen olma" bilinci vardır: Makbule Hanım, E. B. Şapolyo'nun sorduğu "babanız nerelidir?" sorusuna şu cevabı vermiştir: "Babam Ali Rıza Efendi yerli olarak Selaniklidir. Kendileri Yörük sülalesindendir. Annem her zaman Yörük olmakla iftihar ederdi. Bir gün Atatürk'e 'Yörük nedir? diye sordum. Ağabeyim de bana 'Yürüyen Türkler' dedi." Yine Şapolyo'nun Ruşen Eşref Ünaydın'dan naklettiğine göre, "Atatürk, çok kere benim atalarım Anadolu'dan Rumeli'ye gelmiş Yörük Türkmenlerdendir derlerdi.”
Ali Güler, Sarı Mustafa'm
“Kocacık; okulları, yönetim binaları ve pazaryeri ile gerçekten tam bir kasaba görünümündeydi. Türklerin gelişiniden 1912 yılına dek yaklaşık 500 yıl içinde Kocacık'ta her cuma günü pazar kuruluyordu. Bu durum Kocacık'a ayrı bir değer kazandırıyor, diğer yöre halkıyla aralarında ekonomik ve sosyal bağlarm kurulmasmı sağlıyordu. Kuşkusuz bu durum Kocacıklıların mutlu yaşamalarına katkıda bulunuyordu. Osmanlı ülkesinde olan isyanlar, Avrupa'daki kargaşalıklar; ulaşım zorlukları; onların kendi aralarındaki derin bağlılık nedeniyle olumsuz yönde pek etkilemedi. Ancak 1789 Fransız ihtilali'nin getirdiği "Hürriyet/ vatan, millet" düşüncesi Balkanları bir yangın gibi sardıktan sonra rahatlan bozuldu. Silahı eline kapan dağa çıktı. Bunlara Osmanlıların bozulan ordusundaki Yeniçeri artıkları da katıldı. Kocacıklar bu artıklara "dayılar" diyordu. Hristiyan çetelerle birlikte bu artıkların yaptıkları gün geçtikçe çekilmez, bir hâl alıyordu. Tüm Kocacıklılar, silah elde geceleri nöbet tutarak kendilerini korumaya çalışıyordu. Bu dönemde çeteler de geceleri nöbet tutarak kendilerini korumaya çalışıyordu. Bu çeteler, geceleri mahalle aralarında "çorbacı, garda..." diye bağırarak geziyorlar, ne olduğunu öğrenmek amacıyla kapıya çıkanları yakalayıp kurşuna diziyorlar ya da boğazına dek diri diri toprağa gömüp taşlamak yoluyla öldürüyorlardı. Çoğu kez güpegündüz evleri basıyor, yiyecek istiyor, yedikten sonra da süngüsünü çıkarıp sofraya çakıyor ve "getirin bakalım diş kirası şu kadar sarı lirayı" gibi insaf ölçülerini aşan isteklerde bulunuyorlardı, istenen parayı getirmeyenlerin küçük çocuklarını havaya atıp karnına süngüyü geçirmekten çekinmiyordu. Hatta 1913 yılının bir bayram gününde Elessa Camisi'nde bayram namazını kılan kırk Türk'ü günahsız oldukları hâlde acımasızca kurşuna dizdiklerini yaşlı Kocacıklılar gözyaşları içinde anlatmaktadırlar.

Hristiyan çeteler ile "dayılar" denilen ordu bozuntuları çeteler; sözde milliyetçilik adına, Osmanlı'dan öç alırcasına Kocacık Türklerine acımasızca eziyetler yapmaktan çekinmiyordu. Ancak çetelerin dışında kalan yörenin Hristiyan halkı bu yağma, talan ve gaddarlığa katılmıyor, ama kaba güce karşı koyma cesaretini de kendilerinde bulamıyordu.

Bu kargaşalıklar içinde "Arnavut Birliği" yolunda çalışmalar da yapılıyordu. 1 Nisan 1878'de oluşan "Arnavut İttihadı" ile 10 Haziran 1878 Prizren İttihad Kongresi, 1881'deki Debre gizli toplantısı ile 1883'teki Kuzey Arnavutluk'taki Arnavutlar arası birleşmeler gibi çalışmalar iyi komşulukların ve dinsel birliğin sonucu Kocacıklıları olumsuz yönde etkilemedi.

Bu koşullar içinde 1908 İkinci Meşrutiyet öncesine gelindi. Ülkedeki karışıklığı gidermek için "Hürriyet ve Terakki" gibi partiler kuruluyor; Enver, Talat, Cemal paşalar birer kurtarıcı olarak ortaya çıkıyordu. Bunlara bağlı olarak bir de "Makedonya Komitesi" kuruluyordu. Bu komitenin kuruluşunda Kocacıklılar da etkin rol oynadı. Çünkü Kocacaklıların da bir bölümü kurtuluşu Abdülhamid'in tahttan indirilmesinde görüyordu.”
Ali Güler, Sarı Mustafa'm