Köy Enstitüleri Quotes

Rate this book
Clear rating
Köy Enstitüleri Köy Enstitüleri by Can Dündar
226 ratings, 4.35 average rating, 16 reviews
Köy Enstitüleri Quotes Showing 1-2 of 2
“Hasan Âli Yücel (bant kaydından):

Dedim ki İnönü'ye, “Bizde metot daima dediktiftir. Yukarıdan aşağıya iner. Bu demokrasi tecrübesi de böyle yukarıdan aşağıya iniyor. Sizden aşağıya iniyor. Halbuki müesseseler demokratlaştırılmadıkça bu memlekette demokrasi bir hevesten ibaret kalır ve dayandığı şey, bir ütopya olur. Herhangi bir vaziyette tam tersi bir rejim suhuletle gelebilir. Hatta demokrasi soysuzlaşabilir.” Sordu bana, "Ne yapmalı?" Ben dedim, “Bana düşeni ben yaparım.” “Nedir?” dedi, "Ne yapacaksın?" “Bu maarif teşkilatını demokratize edelim."

Tarih, Yücel'i haklı çıkaracaktı.

Yukarıdan empoze edilen demokrasinin ilk hedefi Köy Enstitüleri oldu ve İnönü'nün tahmin ettiği gibi savaş bitince konu hemen gündeme geldi. Üstelik mecliste, muhalefet ilk çıkışını bu konuyla yaptı.

1945 Mayıs'ında Milli Eğitim bütçesi görüşülürken Emin Sazak, “Köylere verilen enstitü mezunlarının kendilerini birer Atatürk zannettiklerini,” söyledi.

Hasan Âli Yücel, bu eleştiriyi yanıtlarken, “Bu çocukların birer Atatürk olması temenni edilir,” dedi ve sözü büyük toprak sahibi Emin Sazak'a getirdi:

“Emin Sazak arkadaşım, oturduğu yerden iç çekebilir; çünkü feodal sistemle idare edilmek isteyenler, ilköğretim davasını istemezler.”
Can Dündar, Köy Enstitüleri
“Bu serbest okuma saatinde, isteyen öğrencilere müzik öğretmenleri tarafından mandolin, keman, akordeon, bağlama dersleri de veriliyordu. Hatta bağlama dersini kimi zaman, enstitüleri birer birer gezen Âşık Veysel veriyordu.

Abdullah Özkucur

O ortaya çıkar; saz meraklıları da onun karşısına yarımay şeklinde otururlar: Âşık Veysel'in çaldığı türküye göre sazına bakarak seslerini de ayarlayarak ona göre tele vurmaya, çaldığı gibi çalmaya temrin ederlerdi. Böyle kısa bir zamanda da ona uyarlar, onu öğrenirlerdi.

Âşık Veysel'in kazası

Âşık Veysel, Köy Enstitüleri'ni gezer, saz hevesi vermek için enstitülerde belli bir süre dururdu. Bir gün başka bir yere gitmeden önce, "Çevreyi gezelim," dediler. Mualla Eyüboğlu var, Ferit Oğuzbayır var; epeyce kalabalığız. Bir gün önceden erzak hazırlandı, söğüşler yapıldı, kumanyalar alındı, arabaya dolduruldu. Ertesi sabah Âşık Veysel'le Küçük Veysel, erzak arabasına bindiler, dağın eteğinden gidecekler; biz İdris Dağı'nın yamaçlarından gideceğiz. Böyle yola çıktık. Çok kalabalıktık. Mualla Hanım'ın yanından hiç ayrılmadığım için biliyorum, karlara basarak gidiyoruz. Dağı aştık, Dereşik köyüne vardık, Dereşik köyünde hafif bir yamaç var, ondan sonra köy görünüyor. Oraya vardık. Tonguç da var başımızda. Yaya yürüyor. İşte köyü gezdi arkadaşlarımız, öğlen oldu, yemek zamanı geldi fakat erzak arabası gelmedi. Bekliyoruz, gelmez. Bir de haber geldi ki arabanın dingili kırılmış, araba devrilmiş, erzaklar etrafa saçılmış, Âşık Veysel yaralanmış, sazı kırılmış. Hemen bir ekip çıktı, Âşık'ı aldılar, getirdiler. Ama Âşık Veysel'in suratı asık, sanki yağmur yağacak gibi, bulutlar aşağı inmiş hava kararmış gibi, canı sıkılıyor. Epeyce dinlendikten sonra Âşık, yanındaki Hidayet Gülen'e, “Eline kâğıdı kalemi al," dedi, kalemi kâğıdı aldı, “yaz bakayım,” dedi. “Ben gidersem, sazım sen kal dünyada / gizli sırlarımı aşikâr etme / olsun dillerin söyletme yâre” diyerek “Sazım” türküsünü yazdırdı.

Abdullah Özkucur”
Can Dündar, Köy Enstitüleri