İslâmiyetten Önce Türk Kültür Tarihi Quotes

Rate this book
Clear rating
İslâmiyetten Önce Türk Kültür Tarihi: Orta Asya Kaynak ve Buluntularına Göre İslâmiyetten Önce Türk Kültür Tarihi: Orta Asya Kaynak ve Buluntularına Göre by Bahaeddin Ögel
13 ratings, 4.23 average rating, 0 reviews
İslâmiyetten Önce Türk Kültür Tarihi Quotes Showing 1-4 of 4
“12. Hunlarda Ziraatçılık

Hunlar, esas itibarile göçebe bir kavimdiler. Çin kaynaklarından öğrendiğimize göre bunlar sürüleri ile meşgul olurlarken, bu meşgalelerinin yanında ekip biçmeyi de ihmal etmiyorlardı. Altay bölgesinde Hun çağında açılmış muhtelif sulama kanallarına rastlıyoruz. Başkaus bölgesinde, Çulışman nehri yakınlarında sulama kanallarının izlerini açık olarak bugün bile görmekteyiz. Kudırge kurganlarının bulunduğu yerin yakınında bulunan bu ova, Çulışman nehrinden alınan sularla ilmî bir şekilde sulanmıştı. Ova, nehrin kıvrımının içinde kalıyordu. Bu bölgede, daha sonraki devirlere ait Göktürk kültürünün izlerine de çok rastlamaktayız. Gene Tötö ırmağından açılan bir kanal ile, bu bölgeye yakın Ak-Tura kanalı, Altay dağlarındaki ileri bir derecedeki ziraatçılığın delillerinden idiler. Tomsk üniversitesi, bu bölgedeki eski ziraat kültürünün izlerini botanik yönden tetkik ettirmiştir.

Göktürk çağına ait buluntular arasında, ziraat işlerinde kullanılan uzun kürekler ele geçmiştir. Hun çağındaki ziraat kültürü ile ilgili en önemli eserler, Selenga nehri ve Baykal gölü kıyılarındaki İvolgi ve İlmova'ya Padi'de. ele geçmişti. Kazılar sırasında bulunan bilhassa saban demirleri pek çeşitli idi. Muhtelif büyüklükteki oraklar, zahire saklamak için özel bir şekilde kazılmış çukurlar, hububatı öğütmek veya ezmek için kullanılan taşlar bu kültürün en önemli eserleri arasında idi. Bulunan saban demirleri üzerinde Çin yazılarının da bulunması, Kuzey Mogolistan'daki ziraat kültürü üzerindeki Çin tesirlerini gösterebilir. Selenga nehri üzerinde de Hun çağına ait sulama kanallarının izleri görülmüştü. Baykal gölü kıyılarında sulama kanallarının pek çok izlerine rastlıyoruz. Bu kalıntılar bize göstermektedir ki, gerek Selenga kıyılarında ve gerekse Altay bölgesinde, Büyük Hun devletinden itibaren bir ziraat kültürü meydana gelmeğe başlamıştı.”
Bahaeddin Ögel, İslâmiyetten Önce Türk Kültür Tarihi: Orta Asya Kaynak ve Buluntularına Göre
“Hunlarda Ziraatçılık

Hunlar, esas itibarile göçebe bir kavimdiler. Çin kaynak!arından öğrendiğimize göre bunlar sürüleri ile meşgul olurlarken, bu meşgalelerinin yanında ekip biçmeyi de ihmal etmiyorlardı. Altay bölgesinde Hun çağında açılmış muhtelif sulama kanallarına rastlıyoruz. Başkaus bölgesinde, Çulışman nehri yakınlarında sulama kanallarının izlerini açık olarak bugün bile görmekteyiz. Kudırge kurganlarının bulunduğu yerin yakınında bulunan bu ova, Çulışman nehrinden alınan sularla ilmî bir şekilde sulanmıştı. Ova, nehrin kıvrımının içinde kalıyordu. Bu bölgede, daha sonraki devirlere ait Göktürk kültürünün izlerine de çok rastlamaktayız. Gene Tötö ırmağından açılan bir kanal ile, bu bölgeye yakın Ak-Tura kanalı, Altay dağlarındaki ileri bir derecedeki ziraatçılığın delillerinden idiler. Tomsk üniversitesi, bu bölgedeki eski ziraat kültürünün izlerini botanik yönden tetkik ettirmiştir.

Göktürk çağına ait buluntular arasında, ziraat işlerinde kullanılan uzun kürekler ele geçmiştir. Hun çağındaki ziraat kültürü ile ilgili en önemli eserler, Selenga nehri ve Baykal gölü kıyılarındaki İvolgi ve İlmova'ya Padi'de. ele geçmişti. Kazılar sırasında bulunan bilhassa saban demirleri pek çeşitli idi. Muhtelif büyüklükteki oraklar, zahire saklamak için özel bir şekilde kazılmış çukurlar, hububatı öğütmek veya ezmek için kullanılan taşlar bu kültürün en önemli eserleri arasında idi. Bulunan saban demirleri üzerinde Çin yazılarının da bulunması, Kuzey Mogolistan'daki ziraat kültürü üzerindeki Çin tesirlerini gösterebilir. Selenga nehri üzerinde de Hun çağına ait sulama kanallarının izleri görülmüştü. Baykal gölü kıyılarında sulama kanallarının pek çok izlerine rastlıyoruz. Bu kalıntılar bize göstermektedir ki, gerek Selenga kıyılarında ve gerekse Altay bölgesinde, Büyük Hun devletinden itibaren bir ziraat kültürü meydana gelmeğe başlamıştı.”
Bahaeddin Ögel, İslâmiyetten Önce Türk Kültür Tarihi: Orta Asya Kaynak ve Buluntularına Göre
“Hun Devrinde Orta Asya'da Irklar

Büyük Hun devleti zamanında Mogolistan, Baykal gölünün kenarları ve kuzeyi brakisefal Mongoloidlerle kaplı idi. Altay dağlarını baştan başa kaplayan ve bu bölgeye hâkim olan ırk ise, ta ilk devirlerden beri burada yaşamakta olan beyaz bir ırktı. Türklerin ataları çok muhtemel olarak bu beyaz ırktan geliyordu. Tanrı dağları ile dolaylarında da braki ve mezosefal olan bir ırk bulunuyordu. Bu brakisefallerden bir kısmı, Amuderya ile Sirderya arasındaki brakisefallerle ve diğer kısmı da Altaylardaki brakisefal ırkla akraba idiler. Hun çağında, Güney Sibirya da yavaş yavaş Türkleşmeğe başlamıştı. Altaydaki beyaz ırk, yavaş yavaş Yenisey havzasındaki mongoloidlerin yerini almağa başlamış ve Minusinsk bölgesi ile Kuzey Altay arasındaki ırk farkı, yavaş yavaş ortadan kalkmağa başlamıştı. Büyük Hun devletinin kuruluşu ile bütün Orta Asya bir vahdete kavuşmuştu. Bu siyasî birliğin neticesi olarak Orta Asya ırkları arasında bir karışma ve kaynaşma da meydana geldi. Bu ırk değişimi bilhassa yüzlerin hafif bir çekik gözlülük karakterine bürünmesinden anlaşılmaktadır. Nitekim Altayların kuzeyindeki halkların yüzünde, hafif bir çekik gözlülük meydana gelmişti. Çünkü bu bölge, eskiden beri Güney Sibirya ile sıkı bir temas halindeydi. Altayların kuzeyinde dolikosefal mongoloidlerle, brakisefal beyazların karışmasından yeni ve ziraatçı bir kavim meydana gelmişti. Altayların yüksek bölgelerinde yaşayan brakisefal beyazlar ise, Göktürk devrine kadar bozulmadan yaşamışlardı. Bilhassa sonradan Göktürk mezarlarının bol olarak bulunduğu Kuray ovasında, bu brakisefal beyazlara bilhassa Hun devrinde çok olarak rastlıyoruz. Büyük Hun devleti içinde mongoloid unsurlar hareket kabiliyetine sahip olmuşlar ve muhtelif bölgelere gidebilmişlerdi. Bu sebeple Altaylarda da tek tük çekik gözlü insanlara rastlanmaktadır. Meselâ 6 Nr.lı Kuray mezarında bir mongol gôrebiliyoruz. Brakisefal olan bu mongoloid, bir Tunguz idi Halbuki Şibe kurganındaki mongoloid insan, bir dolikosefaldi. Brakisefal Mongollar umumiyetle Baykal gölü kenarlarında, Angara kıt'asında, Sibirya'da çok yayılmış olarak bulunuyorlardı. Neolitik devirlerde Selenga havzası da bu ırkla kaplı idi. Prof. Debets, bu bölgede bulunan kafaları ölçmüş ve bu ırka 'Asiatik' adını vermişti. Bu bölgelerde, M.Ö. IV-III. asırlara doğru taş mezarların şekil bakımından kısmen değiştiğini ve yazılı kayaların da daha bollaştığını görüyoruz. Bu sebeple eski mezarlara 1. Taş mezarlar ve ikincilere de 2. Taş mezarlar denmektedir. Bu mezarlarla birlikte ırkların da değiştiği ve tiplere brakisefal mongoloidlerin hakim olduğunu görmekteyiz. Bu değişiklik biraz da Karasuk kültürünün doğuya doğru yayılışından meydana geliyordu. Büyük Hun devleti zamanında mogolistan'daki Noyun-Ula mezarlarında ise dolikosefal mongoloidlerin meydana çıktığını görüyoruz. Dolikosefal mongoloidler umumiyetle Tunguz'ların ataları olarak kabul edilmişlerdi. Bu antropolojik buluntulara göre, öyle anlaşılıyor ki, Büyük Hun devletinin doğu kısımlan, Tunguzlar tarafından idare ediliyordu. Bu da tarihi hâdiseleri teyit eden bir durumdur. T'ung-hu veya Tunguzlar, Mao-tun'dan evvel, Gobi çölüne ve belki de Tula ve Orhon kıyılanna kadar yayılmışlardı. Esasen yerleri ise Şan-si'nin kuzeyinden başlıyor ve Şara-Muren kıyılarına kadar uzanıyordu. Mao-tun, T'ung-hu'ların reisine çok âni bir şekilde taarruz ederek onları mağlup etmiş ve halkını da esir etmişti. Bu seferden sonra Tunguz'ların gene eski imtiyazlarını kaybetmemiş olmaları çok muhtemeldi. Eski hükümdar ailelerinin imtiyazlarını kaybetmemesi, Orta Asya'daki göçebe imparatorlukların hususiyetlerindendi. Bu sebeple Noyun-Ula'daki prenslerin Tunguz olması, Hunların Tunguz olduğunu ispat eden bir delil değildir. Hun devleti, bir kabileler konfederasyonuna dayanıyordu.”
Bahaeddin Ögel, İslâmiyetten Önce Türk Kültür Tarihi: Orta Asya Kaynak ve Buluntularına Göre
“Büyük Hun Devletinden Önceki Orta Asya Irklarına Umumi Bir Bakış

Altay dağlan ile Sayan dağlarının güney-batı kısımları, Taş devrinin ilk çağlarından beri brakisefal beyaz bir ırk tarafından iskân ediliyordu. Bu ırk, bir yandan Tanrı dağları bölgesine yayılırken; diğer yandan da bugünkü Kazakistan içlerine doğru sızmışdı. Güney Sibirya, henüz daha bütün özellikleri ile iyice belirmiş yerli bir halka sahip değildi. Güney Sibirya'da, beyaz bir ırkla; mongoloid ırklarn karışımından yeni bir ırk doğmakta idi. Uzun bir zaman devam eden ırkların bu karışımı, M.Ö. 3. binde ve 2. binin başlarında, Güney Sibirya halkını mongoloid bir hale sokmuştu. Batı Türkistan ve Pamir bölgelerine gelince, buralarda Akdeniz ırkına benzer dolikosefal bir ırk bulunuyordu. Fergana'nın taş devrine ait kültürlerinde ve Taşkent'te bulunan Kaunçı-Tepe'nin M.Ö. 3000 senelerine tesadüf eden katlarında rastlanan bu ırk, Batı Türkistan' da Anau buluntularında, Aşağı Volga bölgesindeki Astrahan dolaylarında, Orta Volga bölgesinde, Prohovsk kurganında görülmekte idi. Bu dolikosefal ırkın çok az olarak Tanrı dağları bölgesine de girmiş olduğunu müşahede ediyoruz. Öyle anlaşılıyor ki, bu dolikosefaller, Güney Kazakistan ile Volga boylarını baştan başa kaplamışlardı. Bu sebeple Orta Asya brakisefalleri, saydığımız bölgelere pek nüfuz edememişlerdi. Fakat Bronz devri ile birlikte, Orta Asya brakisefallerinin Amuderya'ya ve Fergana'nın içlerine kadar nüfuz ettiklerini görüyoruz.

Gerçekten, Amuderya ile Sirderya arasındaki halklar ırk bakımından, Amuderya'nın güneyindeki Türkmen bozkırlarında, Pamir ve Afganistan'da yaşayan ırklardan kesin hatlarla ayrılmakta idiler. Turanî veya 'İki nehir arası' antropolojik tipi adı ile adlandınlan bu ırk, brakisefal kafalara sahipti. Altay'daki brakisefal ırklara da çok yakın olan bu iskeletler, daha sonraki Soğdluların ataları idiler. Zerefşan vâdisinde Bronz devrinden itibaren görülen bu ırk, M.S. VIII. asra kadar devam ediyordu. İki nehir arasında brakisefallerin kesin hakimiyetine rağmen, etrafındaki dolikosefaller bu bölgeye de sızmağa muvaffak olmuşlardı. İki nehir arası brakisefallerinin menşei gerçekten çok tetkike değer. Hunlardan evvel ve sonra Tanrı dağları bölgesinde de çok yayılmış olan bu insanlar, herhalde Altaylar ve Kazakistan'daki brakisefallerle çok yakın akrabalıklara sahip idiler.

M.Ö. 1700 tarihinden itibaren Orta Asya'da göçebe ve muharip bir kavme ait kültürün yavaş yavaş hakim olmağa başladığını görüyoruz. 'Andronovo insanı' diye adlandınlan bu ırk, Altayları ve Tanrı dağlarını kaplamıştı. Hun devrine ve hatta Göktürk çağına kadar devam etmişti. Andronovo insanı denen bu ırk, bize Türk ırkının bir proto tipini teşkil ediyordu. Bunlar, Amuderya güneyindeki, Pamir'deki dolikosefallerden ve Güney Rusya'daki İskitlerden kesin hatlarla ayrılıyorlardı. Ural dağlarındaki kültürlerle çok sıkı temaslar temin etmişlerdi. Ural dağlarındaki Fin-Ugor'larla Türklerin temaslarının da bu çağda başlamış olması çok muhtemeldi.

Orta Asya'da ırkların yayılışını hülâsa edecek olursak, Türklerin ataları olması çok muhtemel bulunan beyaz ve brakisefal ırk, Altay-Sayan, Tanrı dağları ve biraz da Kazakistan'a yayılmıştı. Zerefşan vâdisinde, bu ırkla akraba bir halk bulunuyordu. Amuderya'nın güneyinde, Pamir'de, Afganistan ve İran' da, daha kuzeye gidilecek olursa, Hazar denizinin kuzeyinde, Kuzey Kafkasya'da ve Güney Rusya'da Akdeniz ırklarına yakın dolikosefal bir insan nesli vardı. Altay dağlarının doğusu ve Güney Sibirya ise mongoloid bir ırkla iskân edilmişti.”
Bahaeddin Ögel, İslâmiyetten Önce Türk Kültür Tarihi: Orta Asya Kaynak ve Buluntularına Göre