Nar Ağacı Quotes
Nar Ağacı
by
Nazan Bekiroğlu1,856 ratings, 4.24 average rating, 161 reviews
Nar Ağacı Quotes
Showing 1-11 of 11
“Herşeyin gölge olduğunu farkedince artık can acısa da bir acımasa da bir. O zaman bitmez zannettiğin her türlü çile de biter hem öyle bir biter ki artık bitse de farketmez bitmese de farketmez.”
― Nar Ağacı
― Nar Ağacı
“Elmasın sertliği, saflığının da nedenidir. İçine ışıktan başkası girmez ve yansıttığı aldığından fazlasıdır. Her şeyi kesebildiği halde hiçbir şey tarafından kesilemez. Bir elmas ancak bir başka elmas tarafından kesilebilir.”
― Nar Ağacı
― Nar Ağacı
“Bir acıya tahammül edebilmek ancak ondan daha büyük bir acıyla yüz yüze gelmekle mümkün olabilirmiş.”
― Nar Ağacı
― Nar Ağacı
“Olmuş bitmiş, devrini ve hükmünü kaybetmiş olaylar" der dururdum onların üzerinden geçerken. Oysa olmuş bitmiş, devrini ve hükmünü kaybetmiş olaylar için de ağlanabileceğini anladım.”
― Nar Ağacı
― Nar Ağacı
“13 Ocak 1913
Bugün defterimin ilk sayfasına bir isim yazdım Zehra,bütün bu yazdıklarımın bir ismi olmalı. 'Kırık Kafiye.' Ateşler içinde yanıyorum,bütün bedenim gibi yastığım da terden sırılsıklam. Üzerime eğilen hemşireleri de doktorları da hayal meyal görüyorum. Bunlar her zaman böyle sık gelmezlerdi. Kendi aralarında fısıldaşıyorlar bana bakarak, ne oluyor? Benimse gözlerim kapanıyor, gözümün önüne bir resim geliyor:
Bir Kalandar gecesi bu. Gülcemal bizi götürmeden önceki son Kalandar'ımız. Sen,ben,Büyükhanım ve Keyfiye var bu resimde. Alt kattaki sofadayız.
.
.
.
'İsmail' dedin, 'Heybende ne var?'
Hiç ağabey dememiştin ki. Aramızda üç yaş farka rağmen ben hep İsmail'dim. Ben de istememiştim bunu, senin İsmail'in olarak kalmayı yeğlemiştim.
'İsmail' diye tekrarladın, 'Heybende ne var?'
Nereden aklına gelmişti bu şimdi? Gülümsedim. Karakıştı ya, 'Karakoncolos' gelecekti demek bu gecelerden birinde, kapıları bir bir çalacak, çocuklara sorular soracaktı. Onun bütün sorularına 'Ka' ile başlayan cevaplar vermek şarttı. Aksi takdirde Karakoncolos'un onları alıp çok uzaklara götürmesi işten bile değildi. Gerçi bizim evde artık çocuk namına kimse kalmamıştı ama Zehra ile İsmail, Karakoncolos'un defterinde soru sorulacaklar hanesinden düşmemiş olabilirler belki de.
O zaman çocukluğumuzu hatırladım. Senin korkudan burnunun camdan dışarı çıkaramadığın karakış gecelerinde, bir mumun alevinde büyüyen gölgemizden ürkerek, ben sana muhtemel sorularla birlikte cevapları da belletirdim.
'Nereden geliyorsun?' diye sorarsa eğer, 'Karadağ'dan' dersin.
Fısıltıyla sorardın: 'Peki nereye gidiyorsun derse?'
'Karadeniz'e'.
'Bineğin ne?'
'Katır.'
'Havada ne var?'
'Kar.'
'Başka?'
'Karga. Kasırga.'
'Heybende ne var peki?'
'Heybende ne var' a sıra gelinde , 'Kartal' olabilirdi mesela, aklıma bir şey gelmezdi de öyle öğretirdim. Sen gülerdin bu kez korkuyu unutarak.
'Heybede kartal? İsmail, heybede kartal olur mu hiç? Başka bir şey bulamadın mı?'
Son Kalandar gecemizde işte sen bana bu soruyu soruyordun:
'İsmail, heybende ne var?'
Bu kez heybemdeki gerçek variyeti dökmüştüm ortaya. Şairdim ya!
'Heybemde kalem var, kağıt var.'
Şimdi ben söylüyorum sana. Bu gece Hamidiye Etfal Hastanesi'nde Kalandar.
'Ben İstanbul'da felsefe okumaya niyet etmiş, Sultani mezunu, Balkan Gönüllüsü İsmail Efendi: bir şiir kitabı yazmaya niyet etmiştim, eşikten öteye geçemedim. Heybemde sadece kırık kafiyeler var.”
― Nar Ağacı
Bugün defterimin ilk sayfasına bir isim yazdım Zehra,bütün bu yazdıklarımın bir ismi olmalı. 'Kırık Kafiye.' Ateşler içinde yanıyorum,bütün bedenim gibi yastığım da terden sırılsıklam. Üzerime eğilen hemşireleri de doktorları da hayal meyal görüyorum. Bunlar her zaman böyle sık gelmezlerdi. Kendi aralarında fısıldaşıyorlar bana bakarak, ne oluyor? Benimse gözlerim kapanıyor, gözümün önüne bir resim geliyor:
Bir Kalandar gecesi bu. Gülcemal bizi götürmeden önceki son Kalandar'ımız. Sen,ben,Büyükhanım ve Keyfiye var bu resimde. Alt kattaki sofadayız.
.
.
.
'İsmail' dedin, 'Heybende ne var?'
Hiç ağabey dememiştin ki. Aramızda üç yaş farka rağmen ben hep İsmail'dim. Ben de istememiştim bunu, senin İsmail'in olarak kalmayı yeğlemiştim.
'İsmail' diye tekrarladın, 'Heybende ne var?'
Nereden aklına gelmişti bu şimdi? Gülümsedim. Karakıştı ya, 'Karakoncolos' gelecekti demek bu gecelerden birinde, kapıları bir bir çalacak, çocuklara sorular soracaktı. Onun bütün sorularına 'Ka' ile başlayan cevaplar vermek şarttı. Aksi takdirde Karakoncolos'un onları alıp çok uzaklara götürmesi işten bile değildi. Gerçi bizim evde artık çocuk namına kimse kalmamıştı ama Zehra ile İsmail, Karakoncolos'un defterinde soru sorulacaklar hanesinden düşmemiş olabilirler belki de.
O zaman çocukluğumuzu hatırladım. Senin korkudan burnunun camdan dışarı çıkaramadığın karakış gecelerinde, bir mumun alevinde büyüyen gölgemizden ürkerek, ben sana muhtemel sorularla birlikte cevapları da belletirdim.
'Nereden geliyorsun?' diye sorarsa eğer, 'Karadağ'dan' dersin.
Fısıltıyla sorardın: 'Peki nereye gidiyorsun derse?'
'Karadeniz'e'.
'Bineğin ne?'
'Katır.'
'Havada ne var?'
'Kar.'
'Başka?'
'Karga. Kasırga.'
'Heybende ne var peki?'
'Heybende ne var' a sıra gelinde , 'Kartal' olabilirdi mesela, aklıma bir şey gelmezdi de öyle öğretirdim. Sen gülerdin bu kez korkuyu unutarak.
'Heybede kartal? İsmail, heybede kartal olur mu hiç? Başka bir şey bulamadın mı?'
Son Kalandar gecemizde işte sen bana bu soruyu soruyordun:
'İsmail, heybende ne var?'
Bu kez heybemdeki gerçek variyeti dökmüştüm ortaya. Şairdim ya!
'Heybemde kalem var, kağıt var.'
Şimdi ben söylüyorum sana. Bu gece Hamidiye Etfal Hastanesi'nde Kalandar.
'Ben İstanbul'da felsefe okumaya niyet etmiş, Sultani mezunu, Balkan Gönüllüsü İsmail Efendi: bir şiir kitabı yazmaya niyet etmiştim, eşikten öteye geçemedim. Heybemde sadece kırık kafiyeler var.”
― Nar Ağacı