Yaşam Dönüşümdür Quotes
Yaşam Dönüşümdür
by
Victor Ananias54 ratings, 4.46 average rating, 4 reviews
Yaşam Dönüşümdür Quotes
Showing 1-3 of 3
“Eldeki tohumlar, ayın doğru zamanında (köylerde hâlâ birçok iş ayın doğru zamanında yapılır; tahıllar, ağaçlar kurtlanmasın, turşu erimesin, dikilen bitki gelişebilsin diye) tavında, bir çift öküzle sürülmüş toprağa ekilirken, bir avuç tahıl "kurda", bir avuç tahıl "kuşa", üçüncü avuç tahıl "aşa" denerek atılırdı.”
― Yaşam Dönüşümdür
― Yaşam Dönüşümdür
“çocukluğumda yalıkavak'ta ve birçok ege köyünde çetimek yoğması için bir geniş, düz taş; üzerinde de silindire benzer ağır, bir kişinin yerinden kaldıramayacağı büyükçe bir taş bulunurdu. ancak her iki kişi kovasına, sepetine, heybesine çetimek (çitlenbik, yabani antep fıstığı, menengiç meyvesi) ve onun iki üç katı da kuru bardacık doldurur digerdi çetimek yoğması yapmaya.
önce çitlenbik taşa yayılır, bir kişi onları demir yaslaç ile geri itip çeker mütemadiyen. çıtırtılar arasında ve çok güzel bir koku çıkartarak kırılır, ezilir yağlı taneler sert kabuklarına rağmen. sonra iyi ezildiklerinde kuru incirler de atılır ve başta zor da olsa birlikte ezilmeye devam edilir çukulatamız. en sonunda bir saatlik bir uğraşla simsiyah, yağı, şekeri, tadı ve cazibesiyle çetimek yoğması dediğimiz harika çukulata ortaya çıkar ikram edilmek, yenmek, saklanmak üzere. ilk çukulatayı tattığımda hiç beğenmemişim, çetimek yuğmasının kötü bir taklidi gibi gelmişti bana.”
― Yaşam Dönüşümdür
önce çitlenbik taşa yayılır, bir kişi onları demir yaslaç ile geri itip çeker mütemadiyen. çıtırtılar arasında ve çok güzel bir koku çıkartarak kırılır, ezilir yağlı taneler sert kabuklarına rağmen. sonra iyi ezildiklerinde kuru incirler de atılır ve başta zor da olsa birlikte ezilmeye devam edilir çukulatamız. en sonunda bir saatlik bir uğraşla simsiyah, yağı, şekeri, tadı ve cazibesiyle çetimek yoğması dediğimiz harika çukulata ortaya çıkar ikram edilmek, yenmek, saklanmak üzere. ilk çukulatayı tattığımda hiç beğenmemişim, çetimek yuğmasının kötü bir taklidi gibi gelmişti bana.”
― Yaşam Dönüşümdür
“Dostumun el izleri
Yolun kilometrelerini, saatin dakikasını hesaplayarak İzmir’e giderken yalnız başıma, renkler durdurdu beni. Bir yamaçtaki yeşil, sarı, turuncu, kırmızı ve daha adını bilmediğim yüzlerce rengin farkına vardım ve durdum. Arabayı yolun kenarına park ettim. Kapıyı açmadan, öylece durup düşündüm, iştahsız, aşksız ve renksiz hissediyorum kendimi, son on gündür şehirde kurduğum tüm ilişkiler, almalar-vermeler ne kadar aşksızdı… Ne kadar çok insanla ne kadar çok şey konuşup ne kadar çok şey yaptım, halbuki ruhum ve hücrelerim ne kadar aç kalmış. Kara bulutların altından sıyrılıp arabanın kapısını açtım ve dışarı çıktım.
Şu anda yazımı yazarken çamurlu ayağını iki omzuma koymuş, kulağımı ısırarak beni oyunumuzun devamına çağıran küçük siyah köpek benim dostum. Karşılaştığımız ilk andan itibaren bana aşk verdi, bana ayna oldu, mutluluk verdi, çamur verdi neyi varsa onu verdi, neyse yalnızca o oldu. Gönlüm açıldı, sonra gözüm, kulaklarım. Sonra ağladım, ne kadar ihtiyacım varmış ağlamaya.
Ne garip, on gündür İstanbul’da, bir sürü sevdiğim insanla istediğim, sadece kendimiz ve çevremiz için değil, evrensel olarak da iyi olduğuna inandığım işler için çabalıyoruz; yemeksiz, uykusuz kalıyorum. Tüm bu insanlar ve olaylar içerisinde oturup ağlayabileceğim bir an olmamış; çok ihtiyacım olduğu halde. Yaklaşık bir saattir burdayım.
Kendimi çok iyi hissediyorum. Ufaklık hâlâ yanımda, çalılarla oynuyor arada bir bana sataşıyor. Yanımızdan iki adam geçti, selamlaştık, mantar aramaya gidiyorlarmış. Nereye ait olduğumu kestiremiyorum pek şu sıralar. Mutlu olmazsam, aşk yaşamazsam bir süre sonra şimdi ürettiklerimi bile üretemeyecek duruma gelebilirim. Şehirde birçok insanın beni içine koyup rahat etmek istediği tam vejetaryan, doğal bakkal, şeker çocuk, sakin adam rollerine bile uymayabilirim hatta bir süre sonra.
Yalıkavaklı bir köy çocuğu olarak otobüs şoförü olmayı çok istemiştim bir zamanlar.
Üniversiteye gitmeyi, her çeşit insanı tanımayı hayal ederdim o zaman; zengin, meşhur, köylü, politikacı, bankacı, belediye başkanı. Seyahat etmek isterdim bir sürü ülkeye; bunların çoğu gerçekleşti. Asıl besinim olan aşk ise hep derin bir nefes alıp “En doğrusunun, olması gerekenin olması”, “Bütün için en iyi şekilde kullanılmam” duasını ettiğimde sardı beni.
Bu durumlarda “olma”nın en doğru şey olduğuna hep inandım, gördüm; şu an olduğu gibi. İçim buruk; şu an yaşadığım ayrılık tıpkı annemle olan gibi çok acı. Anneye, sevgiliye, toprağa duyulan özlem çok kutsal; ayrılık varsa bu özlemi yaşamam gerekiyor, diye düşünüyorum. İyi ki arabama biraz önce niyet ettiğim gibi rengârenk çınar yapraklı dalı koparıp getirmedim, ayrılık o dala yakışmayacaktı.”
― Yaşam Dönüşümdür
Yolun kilometrelerini, saatin dakikasını hesaplayarak İzmir’e giderken yalnız başıma, renkler durdurdu beni. Bir yamaçtaki yeşil, sarı, turuncu, kırmızı ve daha adını bilmediğim yüzlerce rengin farkına vardım ve durdum. Arabayı yolun kenarına park ettim. Kapıyı açmadan, öylece durup düşündüm, iştahsız, aşksız ve renksiz hissediyorum kendimi, son on gündür şehirde kurduğum tüm ilişkiler, almalar-vermeler ne kadar aşksızdı… Ne kadar çok insanla ne kadar çok şey konuşup ne kadar çok şey yaptım, halbuki ruhum ve hücrelerim ne kadar aç kalmış. Kara bulutların altından sıyrılıp arabanın kapısını açtım ve dışarı çıktım.
Şu anda yazımı yazarken çamurlu ayağını iki omzuma koymuş, kulağımı ısırarak beni oyunumuzun devamına çağıran küçük siyah köpek benim dostum. Karşılaştığımız ilk andan itibaren bana aşk verdi, bana ayna oldu, mutluluk verdi, çamur verdi neyi varsa onu verdi, neyse yalnızca o oldu. Gönlüm açıldı, sonra gözüm, kulaklarım. Sonra ağladım, ne kadar ihtiyacım varmış ağlamaya.
Ne garip, on gündür İstanbul’da, bir sürü sevdiğim insanla istediğim, sadece kendimiz ve çevremiz için değil, evrensel olarak da iyi olduğuna inandığım işler için çabalıyoruz; yemeksiz, uykusuz kalıyorum. Tüm bu insanlar ve olaylar içerisinde oturup ağlayabileceğim bir an olmamış; çok ihtiyacım olduğu halde. Yaklaşık bir saattir burdayım.
Kendimi çok iyi hissediyorum. Ufaklık hâlâ yanımda, çalılarla oynuyor arada bir bana sataşıyor. Yanımızdan iki adam geçti, selamlaştık, mantar aramaya gidiyorlarmış. Nereye ait olduğumu kestiremiyorum pek şu sıralar. Mutlu olmazsam, aşk yaşamazsam bir süre sonra şimdi ürettiklerimi bile üretemeyecek duruma gelebilirim. Şehirde birçok insanın beni içine koyup rahat etmek istediği tam vejetaryan, doğal bakkal, şeker çocuk, sakin adam rollerine bile uymayabilirim hatta bir süre sonra.
Yalıkavaklı bir köy çocuğu olarak otobüs şoförü olmayı çok istemiştim bir zamanlar.
Üniversiteye gitmeyi, her çeşit insanı tanımayı hayal ederdim o zaman; zengin, meşhur, köylü, politikacı, bankacı, belediye başkanı. Seyahat etmek isterdim bir sürü ülkeye; bunların çoğu gerçekleşti. Asıl besinim olan aşk ise hep derin bir nefes alıp “En doğrusunun, olması gerekenin olması”, “Bütün için en iyi şekilde kullanılmam” duasını ettiğimde sardı beni.
Bu durumlarda “olma”nın en doğru şey olduğuna hep inandım, gördüm; şu an olduğu gibi. İçim buruk; şu an yaşadığım ayrılık tıpkı annemle olan gibi çok acı. Anneye, sevgiliye, toprağa duyulan özlem çok kutsal; ayrılık varsa bu özlemi yaşamam gerekiyor, diye düşünüyorum. İyi ki arabama biraz önce niyet ettiğim gibi rengârenk çınar yapraklı dalı koparıp getirmedim, ayrılık o dala yakışmayacaktı.”
― Yaşam Dönüşümdür