Leibniz Üzerine Beş Ders Quotes
Leibniz Üzerine Beş Ders
by
Gilles Deleuze46 ratings, 4.35 average rating, 1 review
Leibniz Üzerine Beş Ders Quotes
Showing 1-1 of 1
“Belli bir manada filozof şarkı söyleyen biri değil, bağıran, çığlık atan biridir. Çığlık atma ihtiyacı duyduğunuz her defasında felsefenin bir tür çağrısına uzak olmadığınızı sanıyorum. Kavramın bir tür çığlık ya da çığlık atmanın bir biçimi olması ne anlama geliyor? İşte bu, kavrama ihtiyaç duymak: yani haykıracak bir şeyi olmak! Bu çığlığın kavramını bulmak gerekir… Binlerce şey haykırılabilir. Şöyle haykıran birini hayal edin: “Yine de bütün bunların bir nedeni olması lazım.” Bu çok basit bir çığlıktır. Tanımına dönelim: kavram çığlığın biçimidir; o zaman hemen “evet! evet!” diyecek bir sürü filozof bulursunuz. Bunlar tutkunun filozoflarıdır, coşkunun, pathos’un filozoflarıdır ve logos’un, sözün filozoflarından ayrılırlar. Mesela Kierkegaard – bütün felsefesini derinden gelen çığlıklar halinde haykırır ve temellendirir.
Ama Leibniz büyük rasyonalist (akılcı) gelenektendir. Leibniz’i hayal edin: ürkütücü bir şey vardır onda. O, düzenin filozofudur; hatta düzenin ve polisin, polis kelimesinin tüm anlamlarıyla… Özellikle de polis kelimesinin ilk anlamında – yani kentin, devletin kurallı örgütlenmesi… Düzen terimlerinin dışında asla düşünmeye yanaşmaz. Bu bakımdan aşırı tutucudur, düzenin dostudur. Ama çok tuhaftır – bu düzen zevkine kapılmış haldeyken ve bu düzeni temellendirmekle, kurmakla uğraşırken, felsefede korkunç denilebilecek bir çılgın kavramlar yaratma uğraşına koyulur. Dizginsiz, gemi azıya almış kavramlar; en taşkın, en düzensiz olanı biteni teyit etmek adına en karmaşık kavramlar. Her şeyin bir nedeni olması lazımdır.
Aslında iki tür filozof vardır – eğer tanımımızı kabul ettiyseniz – eğer felsefe kavramlar yaratan faaliyetse – ama sanki iki kutup var gibidir: çok ayık kavramlar yaratmaya koyulmuş filozoflar vardır; ötekilerden çok iyi ayırt edilmiş şu ya da bu tekillik düzeyinde yaratırlar kavramlarını – ve sonuçta şöyle bir şey düşünebiliyorum: filozofları saymak, nicelendirmek, yarattıkları veya imzaladıkları kavramların sayısı bakımından nicelendirmek… Mesela Descartes… Onunki ayık kavram yaratma tipidir. Cogito’nun, “düşünüyorum”un tarihi – tarihsel olarak burada her zaman bir gelenek, önceller ve ardıllar bulunabilir, ama bu cogito kavramında Descartes imzasını taşıyan bir şeyin bulunmasını engellemez – yani şöyle bir önermenin (bir önerme bir kavram ifade edebilir): “Düşünüyorum, o halde varım”; bu tam anlamıyla yepyeni bir kavramdır. Bu özneliliğin, düşünen öznelliğin keşfidir. Altında Descartes’ın imzası vardır. Elbette bütün bunlar Aziz Augustinus’ta da aramaya girişebilirsiniz – önceden hazırlanmış olup olmadığını araştırabilirsiniz – kavramların tarihi elbette vardır, ama bu Descartes’ın imzasını taşır. Descartes… çok hızlı geçmedik mi? Ona atfedebileceğimiz beş altı kavram vardır. Altı kavram yaratmış olmak muazzam bir şeydir. Ama bu ayık bir yaratıştır.
İkinci olarak azgın, öfkeli filozoflar vardır. Onlarda her kavram bir tekillikler kümesini kapsar – ve onlara sürekli olarak başka kavramlar, yeni kavramlar gerekir. O zaman çılgın bir kavramlar yaratımına tanık olursunuz. Tipik örnek Leibniz’dir; yeniden ve yeniden bir şeyler yaratmayı asla bırakmaz. Açıklamak istediğim şey işte buydu.
O Alman dilinin kavram bakımından kudreti üzerine düşünün ilk filozoftur – Almanca hangi bakımdan kavramsal bir üstünlüğe sahiptir? Ve bunun aynı zamanda büyük bir haykırma, çığlık dili olması da tesadüfi değildir. Leibniz bir sürü şeyle uğraşır – neredeyse her şeyle, çok büyük bir matematikçi, çok büyük bir fizikçi, çok iyi bir hukukçu, siyasi faaliyetin her türü, hep düzenin hizmetinde… Dur durak bilmez, çok karanlık, şüpheli bir heriftir.”
― Leibniz Üzerine Beş Ders
Ama Leibniz büyük rasyonalist (akılcı) gelenektendir. Leibniz’i hayal edin: ürkütücü bir şey vardır onda. O, düzenin filozofudur; hatta düzenin ve polisin, polis kelimesinin tüm anlamlarıyla… Özellikle de polis kelimesinin ilk anlamında – yani kentin, devletin kurallı örgütlenmesi… Düzen terimlerinin dışında asla düşünmeye yanaşmaz. Bu bakımdan aşırı tutucudur, düzenin dostudur. Ama çok tuhaftır – bu düzen zevkine kapılmış haldeyken ve bu düzeni temellendirmekle, kurmakla uğraşırken, felsefede korkunç denilebilecek bir çılgın kavramlar yaratma uğraşına koyulur. Dizginsiz, gemi azıya almış kavramlar; en taşkın, en düzensiz olanı biteni teyit etmek adına en karmaşık kavramlar. Her şeyin bir nedeni olması lazımdır.
Aslında iki tür filozof vardır – eğer tanımımızı kabul ettiyseniz – eğer felsefe kavramlar yaratan faaliyetse – ama sanki iki kutup var gibidir: çok ayık kavramlar yaratmaya koyulmuş filozoflar vardır; ötekilerden çok iyi ayırt edilmiş şu ya da bu tekillik düzeyinde yaratırlar kavramlarını – ve sonuçta şöyle bir şey düşünebiliyorum: filozofları saymak, nicelendirmek, yarattıkları veya imzaladıkları kavramların sayısı bakımından nicelendirmek… Mesela Descartes… Onunki ayık kavram yaratma tipidir. Cogito’nun, “düşünüyorum”un tarihi – tarihsel olarak burada her zaman bir gelenek, önceller ve ardıllar bulunabilir, ama bu cogito kavramında Descartes imzasını taşıyan bir şeyin bulunmasını engellemez – yani şöyle bir önermenin (bir önerme bir kavram ifade edebilir): “Düşünüyorum, o halde varım”; bu tam anlamıyla yepyeni bir kavramdır. Bu özneliliğin, düşünen öznelliğin keşfidir. Altında Descartes’ın imzası vardır. Elbette bütün bunlar Aziz Augustinus’ta da aramaya girişebilirsiniz – önceden hazırlanmış olup olmadığını araştırabilirsiniz – kavramların tarihi elbette vardır, ama bu Descartes’ın imzasını taşır. Descartes… çok hızlı geçmedik mi? Ona atfedebileceğimiz beş altı kavram vardır. Altı kavram yaratmış olmak muazzam bir şeydir. Ama bu ayık bir yaratıştır.
İkinci olarak azgın, öfkeli filozoflar vardır. Onlarda her kavram bir tekillikler kümesini kapsar – ve onlara sürekli olarak başka kavramlar, yeni kavramlar gerekir. O zaman çılgın bir kavramlar yaratımına tanık olursunuz. Tipik örnek Leibniz’dir; yeniden ve yeniden bir şeyler yaratmayı asla bırakmaz. Açıklamak istediğim şey işte buydu.
O Alman dilinin kavram bakımından kudreti üzerine düşünün ilk filozoftur – Almanca hangi bakımdan kavramsal bir üstünlüğe sahiptir? Ve bunun aynı zamanda büyük bir haykırma, çığlık dili olması da tesadüfi değildir. Leibniz bir sürü şeyle uğraşır – neredeyse her şeyle, çok büyük bir matematikçi, çok büyük bir fizikçi, çok iyi bir hukukçu, siyasi faaliyetin her türü, hep düzenin hizmetinde… Dur durak bilmez, çok karanlık, şüpheli bir heriftir.”
― Leibniz Üzerine Beş Ders
