Aydın ve "Aydın" Quotes
Aydın ve "Aydın"
by
İlhan Arsel24 ratings, 4.08 average rating, 2 reviews
Aydın ve "Aydın" Quotes
Showing 1-6 of 6
“Gece bastı kara kaplı kitab oldu hâkim,
Anırırken tepişen bunca eşek hep âlim!
Hepsi de kendisinin gittiği yol doğru sanır..."
Türk toplumunun Atatürk sayesinde şeriat bataklığından çıkmış olmasından duyduğu sevinci belirtirken artık bir daha geriye dönülmemesi hususundaki dileğini de şeriatın yalanlar ve kandırmalarla dolu içyüzünü ortaya vurmak için şöyle konuşur:
"Gitme maziye çıkan izbe o kanlı yoldan,
Bil, muhabbetle seni karşılayan şeytandır,
Aldatır lafz-ı uhuvvetle (kandırıcı sözlerle), tekin ol, kanma;
Müslümanlıkta nifak (ikiyüzlülük) an'ane-i imandır (geleneksel imandır).”
― Aydın ve "Aydın"
Anırırken tepişen bunca eşek hep âlim!
Hepsi de kendisinin gittiği yol doğru sanır..."
Türk toplumunun Atatürk sayesinde şeriat bataklığından çıkmış olmasından duyduğu sevinci belirtirken artık bir daha geriye dönülmemesi hususundaki dileğini de şeriatın yalanlar ve kandırmalarla dolu içyüzünü ortaya vurmak için şöyle konuşur:
"Gitme maziye çıkan izbe o kanlı yoldan,
Bil, muhabbetle seni karşılayan şeytandır,
Aldatır lafz-ı uhuvvetle (kandırıcı sözlerle), tekin ol, kanma;
Müslümanlıkta nifak (ikiyüzlülük) an'ane-i imandır (geleneksel imandır).”
― Aydın ve "Aydın"
“17. yüzyılda "Epicure" felsefesine bürünmüş olarak dinsel geleneklere ve inanışlara saldıranlardan biri de "Cyrano de Bergerac"tır. İnsan yaşamını mutsuz kılıcı her şeye karşı savaş açmıştır; örneğin gelecek dünya yaşamlarının, bu yeryüzü yaşamlarına tercih edilmek gerektiğini öngören dinsel inançları yerer. La Mort d'Agrippine adlı piyesinde kaderciliği küçümser ve dünya yaşamlarının zevk ve mutluluk arama temeline dayatılması fikrini işler. Benimsediği Tanrı anlayışı, din kitaplarındakinden çok farklıdır. Ona göre Tanrı fikri yücelik ifade etmelidir ve bu yüceliği zedeleyici tanımlamalar yok edilmelidir: Örneğin, uğruna kurbanlar kesilen ya da korku duygularıyla itaat edilen bir Tanrı anlayışına yer verilmemelidir; zira böyle bir Tanrı, olsa olsa insanların kendi kafalarından uydurdukları bir şeydir. Bu tür fikirleriyle “Cyrano de Bergerac", sadece halk yığınlarını değil fakat aydın sınıfları ve bilim çevrelerini dahi olumlu yönde etkilemiştir.”
― Aydın ve "Aydın"
― Aydın ve "Aydın"
“(Bu kutsal bilinen kitaplar) fesat ve kötülük ve cinayetler tarihinden başka bir şey değildir ve insanları sadece ahlaksızlıklara ve vahşete sürüklemekten başka bir işe yaramamışlardır ve ben, şahsen gaddarlıktan ve müstehcenlikten ve benzeri şeylerden asla hoşlanmayan bir kimse olarak bu kitaplara karşı tiksinti duymaktayım...”
― Aydın ve "Aydın"
― Aydın ve "Aydın"
“Bruno" bu düşüncelerini özellikle dinsel dogmalara uygulamak isterdi. "Kutsal" diye bilinen din kitaplarının insanları zekâ bakımından gerilettiğini, ahlaken çökerttiğini söylerdi. Gelişme kanunlarından söz eder ve Doğa'nın devamlı bir gelişme halinde bulunduğunu belirtirdi. Tüm yayınlarında genel olarak savunduğu şu olmuştur ki, "iman" yoluyla ilim yapmak mümkün değildir; bilimsel araştırmalara başlarken o alanda "gerçek" diye bilinen ne varsa her şeyi şüpheyle karşılayıp tekrar ele alıp eleştirmek ve Tanrı sözleri diye öne sürülen şeyleri bile akıl eleğinden geçirmek gerekir. Ve işte bundan dolayıdır ki, Kilise, halkı, "Eğer kurtuluşa ulaşmak ve Cennet'lere kavuşmak istiyorsanız iman sahibi olun, imanı her şeyin üstünde tutun" şeklindeki beyin yıkamalarıyla yetiştirirken, “Bruno" aksini savunur ve “İman yoluyla değil fakat ancak şüphecilik (akılcılık) sayesinde gerçeklere ulaşabilirsiniz" formülünü salık verirdi.* Kilise, yeryüzü eşitsizliklerini ve yoksulluklarını kader işi gibi gösterirken, “Bruno”, tüm eşitsizliğin beşeri düzen'in bozukluğundan, yani insanların kendinden gelme olduğunu ve ancak insan eliyle giderilebileceğini ve insanların ancak bu sayede insanlık haysiyetine yaraşır bir yaşam düzenine çıkabileceklerini belirtirdi. Bu tür görüşleri yüzünden başta Kilise olmak üzere çevresinin hışmına uğradı. 1576'da Kilise tarafından zındıklıkla suçlandı ve işinden atıldı. Canını kurtarmak için Fransa'ya kaçtı, Toulouse ve Paris Üniversitelerinde ve daha sonra İngiltere'de Oxford Üniversitesi'nde ders verdi ve özellikle "Aristo"nun fikirlerini okuttu. Fakat her gittiği yerde gericilerin saldırılarına uğradı. Almanya'ya geçmek istedi, izin alamadı. Ömrünün 16 yılını bir ülkeden bir diğerine göç ederek geçirdi. Venedikli zengin bir tüccarın daveti üzerine İtalya'ya döndü, fakat görüşlerini paylaşmayanların şikâyeti üzerine yargılandı ve hapse atıldı; sonunda odun ateşinde yakılma cezasına mahkûm edildi.** Mahkûmiyet kararını dinlerken bile insan haysiyetine yaraşır bir cesaretle yargıçlara şöyle haykırdı: “Bu kararı veren sizler, kararı dinleyen benden daha fazla korku içerisindesiniz.” Odun ateşinde yakılmaya götürüldüğü sırada şöyle diyordu: "Istırap duymaktan kaçınmayan kişi, faziletli ve hikmet sahibi olan kişidir; her şeye akılcı açıdan bakan kişi, mutlu olan kişidir...” Ölüm cezasından kurtulmak için dahi olsa görüşlerini değiştirmeyeceğini bildirmesi ve ateşte yakılırken dudaklarını bile kıpırdatmadan kendisini ölüme terk etmesi, onun cesareti ve üstün karakteri hakkında bilgi vermeye yeterlidir. Fakat emsalsiz karakteriyle daha sonraki yüzyıllarda insanlığa yazgısını değiştiren büyük düşünürlerin yetişmesine vesile olacak, onlara örnek teşkil edecektir ki, bunlar arasında "Descartes", “Leibnitz", “Kant", "Hegel" gibi dev düşünürler ve onların aracılığıyla "Goethe" ve "Emerson" gibi ünlüler yer alacaktır. Sadece fikirsel gelişme alanında değil ve fakat insan karakterinin ve ahlakiliğinin gelişmesi bakımından da insanlığa en büyük hizmetlerde bulunmuştur.
* Brinton, Giordano Bruno, Philosopher and Martyr, Philadelphia, 1980, s.23, 24, 29.
** Brinton, Giordano Bruno, Philosopher and Martyr, Philadelphia, 1980, s.1-23; Ponsonby, Rebels and Reformers; Biographs for the Young, New York, 1919, s.119.”
― Aydın ve "Aydın"
* Brinton, Giordano Bruno, Philosopher and Martyr, Philadelphia, 1980, s.23, 24, 29.
** Brinton, Giordano Bruno, Philosopher and Martyr, Philadelphia, 1980, s.1-23; Ponsonby, Rebels and Reformers; Biographs for the Young, New York, 1919, s.119.”
― Aydın ve "Aydın"
“Onun zamanındaki inanışlara göre "Gökkuşağı", Tanrı'nın gökyüzünde kendi parmağıyla çizdiği bir çizgi olarak bilinirdi: "Bacon" bunun böyle olmadığını, çünkü gökkuşağının, yağmur taneciklerinden süzülen güneş ışınlarının oluşturduğu bir doğa olayı olduğunu açıklamıştır...* “Kutsal" kitapları bilimsel gerçekler kaynağı olarak kabul etmediği içindir ki, çevresinin düşmanlığını kazandı; fakat sınırsız bir medeni cesarete ve bilimsel dürüstlüğe sahip olduğu için fikirlerini söylemekten geri kalmadı. Bu yüzden ömrünün 24 yılını hapislerde geçirdi. Bilgisiz ve bağnaz çevresi için şu şekilde konuşmaktan kaçınmadı: "Birlikte ve yan yana yaşamak zorunluluğunda bulunduğum bu insanların cehaleti ve dar görüşlülüğü nedeniyle insanlığa daha yararlı şeyler kazandırma olanağını (bulamadığım için üzgünüm)..."**
* Wilson, Great Men of Science, New York, 1929, s.76.
** Bu alıntı için bkz. Draper, History of the Intellectuel Development of Europe, c.Il, New York, 1918, s.79; ayrıca bkz. John Henry Bridges, The Life and Work of Roger Bacon; an Introduction to the Opus Majus, Londra, 1914.”
― Aydın ve "Aydın"
* Wilson, Great Men of Science, New York, 1929, s.76.
** Bu alıntı için bkz. Draper, History of the Intellectuel Development of Europe, c.Il, New York, 1918, s.79; ayrıca bkz. John Henry Bridges, The Life and Work of Roger Bacon; an Introduction to the Opus Majus, Londra, 1914.”
― Aydın ve "Aydın"
“Gerçek "Aydın" için akıl denen nesne, belli verileri ve örneğin gökten indiği söylenen emirleri ya da gerçek diye yerleşmiş şeyleri bellemek ve uygulamak bakımından değil ve fakat her şeyi araştırma, tartışma ve deneye vurma bakımından önem taşıyan tek değer sayılmıştır. 18. yüzyıl düşünürlerinden Lessing'in şu izlemi, aklın fonksiyonu konusunda gerçek aydın'ın tutumunu tanımlamaya yeterlidir: "...Şayet Tanrı karşıma dikilse ve bir elinde tüm gerçekleri tuttuğunu ve diğer elinde de gerçeklere götüren aracı bulundurduğunu söyleyerek bana 'Seç bunlardan birisini' dese, büyük bir meclûbiyetle ben ona: 'Ey Tanrım, sen bana gerçeklere götüren aracı ver, diğer elinde tuttuğun gerçekleri kendine sakla' derdim."* Lessing'in bu sözleri, Tanrı'nın elindeki hazır gerçekleri almaktansa, gerçeği araştırıp bulmak ve ortaya koymak isteyen "gerçek aydın"ın akılcılığını sergiler. Batı dünyasını bilimsel aşamada üstün yapan şey, işte bu akılcı davranıştır. Tanrı'dan geldiği sanılan "gerçekler" yerine, bilimsel gerçeklere ulaştıracak usullere sarılmak suretiyle Batılı aydın, kendi toplumunu karanlık çağdan aydınlık çağa yöneltebilmiştir.
* Bu konuda bkz. G. E. Von Grunebaum, Modern Islam: The Search for Culture Identity, Berkeley, 1962, s.41.”
― Aydın ve "Aydın"
* Bu konuda bkz. G. E. Von Grunebaum, Modern Islam: The Search for Culture Identity, Berkeley, 1962, s.41.”
― Aydın ve "Aydın"
