S > S 's Quotes

Showing 1-14 of 14
sort by

  • #1
    Sarah J. Maas
    “To the people who look at the stars and wish, Rhys."
    Rhys clinked his glass against mine. “To the stars who listen— and the dreams that are answered.”
    Sarah J. Maas, A Court of Mist and Fury

  • #2
    Laura Thalassa
    “From flame to ashes, dawn to dusk, for the rest of our lives, be mine always, Desmond Flynn.”
    Laura Thalassa, Rhapsodic

  • #3
    Laura Thalassa
    “And the mountains may rise and fall, and the sun might wither away, and the sea may claim the land and swallow the sky. But you will always be mine. And the stars might fall from the heavens, and night might cloak the earth, but until darkness dies, I will always be yours.”
    Laura Thalassa, Rhapsodic
    tags: des, oath

  • #4
    Oğuz Atay
    “Sevgili Bilge, bana bir mektup yazmış olsaydın, ben de sana cevap vermiş olsaydım. Ya da son buluşmamızda büyük bir fırtına kopmuş olsaydı aramızda ve birçok söz yarım kalsaydı, birçok mesele çözüme bağlanamadan büyük bir öfke ve şiddet içinde ayrılmış olsaydık da yazmak, anlatmak, birbirini seven iki insan olarak konuşmak kaçınılmaz olsaydı. Sana, durup dururken yazmak zorunda kalmasaydım. Bütün meselelerden kaçtığım gibi uzaklaşmasaydım senden de.

    İnsanları, eski karıma yapmış olduğum gibi, büyük bir boşluk içinde
    bırakmasaydım. Kendimden de kaçıyorum gibi beylik bir ifadenin içine
    düşmeseydim. Bu mektubu çok karışık hisler içinde yazıyorum gibi basmakalıp sözlere başvurmak zorunda kalmasaydım. Ne olurdu, bazı sözleri hiç söylememiş olsaydım; ya da bazı sözleri hiç söylememek için kesin kararlar almamış olsaydım. Sana diyebilseydim ki, durum çok ciddi Bilge, aklını başına topla.

    Ben iyi değilim Bilge, seni son gördüğüm günden beri gözüme uyku girmiyor diyebilseydim. Gerçekten de o günden beri gözüme uyku girmeseydi. Hiç olmazsa arkamda kalan bütün köprüleri yıktım ve şimdi de geri dönmek istiyorum, ya da dönüyorum cinsinden bir yenilgiye sığınabilseydim. Kendime, söyleyecek söz bırakmadım. Kuvvetimi büyütmüşüm gözümde. Aslında bakılırsa, bu sözleri kullanmayı ya da böyle bir mektup yazmayı bile, ne sen ne aşk ne de hiçbir şey olmadığı günlerde kendime yasaklamıştım. Sen, aşk ve her şeyin olduğu günlerde böyle kararlar alınamazdı. Yaşamış birinin ölü yargılarıydı bu
    kararlar. Şimdi her satırı, “bu satırı da neden yazdım?” diyerek öfkeyle bir öncekine ekliyorum. Aziz varlığımı son dakikasına kadar aynı görüşle ayakta tutmak gibi bir görevim olduğunu hissediyorum. Çünkü başka türlü bir davranışım, benimle küçük de olsa bir ilişki kurmuş, benimle az da olsa ilgilenmiş insanlarca yadırganacaktır. Oysa, sevgili Bilge, aziz varlığımı artık ara sıra kaybettiğim oluyor. Fakat yaralı aklım, henüz gidecek bir ülke bulamadığı için bana dönüyor şimdilik. Biliyorum ki, bu akıl beni bütünüyle terk edinceye kadar gidip gelen aziz varlık masalına kimse inanmayacaktır.

    Bazı insanlar bazı şeyleri hayatlarıyla değil, ölümleriyle ortaya koymak
    durumundadır. Bu bir çeşit alın yazısıdır. Bu alın yazısı da başkaları
    tarafından okunamazsa hem ölünür ve hem de dünya bu ölümün anlamını bilmez; bu da bir alın yazısıdır ve en acıklı olanıdır. Bir alın yazısı da ölümün anlamını bilerek, ona bu anlamı vermesini beceremeden ölmektir ki, bazı müelliflere göre bu durum daha acıklıdır. Ben ölmek istemiyorum. Yaşamak ve herkesin burnundan getirmek istiyorum.

    Bu nedenle, sevgili Bilge, mutlak bir yalnızlığa mahkum edildim. (İnsanların kendilerini korumak için sonsuz düzenleri var. Durup dururken insanlara saldırdım ve onların korunma içgüdülerini geliştirdim.) Hiç kimseyi görmüyorum. Albay da artık benden çekiniyor. Ona bağırıyorum. (Bütün bunları yazarken hissediyorum ki, bu satırları okuyunca bana biraz acıyacaksın. Fakat bunlar yazı, sevgili Bilge; kötülüğüm, kelimelerin arasında kayboluyor.)

    Geçen sabah erkenden albayıma gittim. Bugün sabahtan akşama kadar
    radyo dinleyeceğiz, dedim. Bir süre sonra sıkıldı. (İnsandır elbette
    sıkılacak. Benim gibi bir canavar değil ki.) Bunun üzerine onu zayıf
    bulduğumu, benimle birlikte bulunmaya hakkı olmadığını yüzüne bağırdım. (Ben yalnız kalmalıyım. Başka çarem yok.)
    ...”
    Oğuz Atay, Tehlikeli Oyunlar

  • #5
    Emily Brontë
    “He's more myself than I am. Whatever our souls are made of, his and mine are the same.”
    Emily Brontë, Wuthering Heights

  • #6
    Emily Brontë
    “If all else perished, and he remained, I should still continue to be; and if all else remained, and he were annihilated, the universe would turn to a mighty stranger.”
    Emily Jane Brontë , Wuthering Heights

  • #7
    Reşat Nuri Güntekin
    “Bütün olan, geçen şeylere rağmen, sen yine bir parça benimdin; ben bütün ruhumla senin...”
    Reşat Nuri Güntekin

  • #8
    Bernard M. Baruch
    “Be who you are and say what you feel, because those who mind don't matter, and those who matter don't mind.”
    Bernard M. Baruch

  • #9
    J.K. Rowling
    “Can you think what the Mirror of Erised shows us all?" Harry shook his head.

    "Let me explain. The happiest man on earth would be able to use the Mirror of Erised like a normal mirror, that is, he would look into it and see himself exactly as he is. Does that help."
    Harry thought. Then he said slowly, "It shows us what we want... whatever we want..."
    "Yes and no," said Dumbledore quietly.
    "It shows us nothing more or less than the deepest, most desperate desire of our hearts. You, who have never known your family, see them standing around you. Ronald Weasley, who has always been overshadowed by his brothers, sees himself standing alone, the best of all of them. However, this mirror will give us neither knowledge or truth. Men have wasted away before it, entranced by what they have seen, or been driven mad, not knowing if what it shows is real or even possible.

    "The Mirror will be moved to a new home tomorrow, Harry, and I ask you not to go looking for it again. If you ever do run across it, you will now be prepared. It does not do to dwell on dreams and forget to live, remember that. Now, why don't you put that admirable cloak back on and get off to bed.”
    J.K. Rowling, Harry Potter and the Sorcerer's Stone

  • #10
    Charlotte Brontë
    I care for myself. The more solitary, the more friendless, the more unsustained I am, the more I will respect myself.”
    Charlotte Brontë, Jane Eyre

  • #11
    Yaşar Kemal
    “İnsan evrende gövdesi kadar değil, gönlü kadar yer kaplar.”
    Yaşar Kemal

  • #12
    Sarah J. Maas
    “Once upon a time,” she said to him, to the world, to herself, “in a land long since burned to ash, there lived a young princess who loved her kingdom . . . very much.”

    And then she told him of the princess whose heart had burned with wildfire, of the mighty kingdom in the north, of its downfall and of the sacrifice of Lady Marion. It was a long story, and sometimes she grew quiet and cried—-and during those times he leaned over to wipe away her tears.”
    Sarah J. Maas, Heir of Fire

  • #13
    Sarah J. Maas
    “Passed over one of those mountains, where a winged male stood beside a heavily pregnant female, gazing at those very stars. Fae.”
    Sarah J. Maas, Kingdom of Ash

  • #14
    Sarah J. Maas
    “To whatever end,” he whispered.
    Silver lined her eyes. “To whatever end.”
    A reminder—and a vow, more sacred than the wedding oaths they’d sworn on that ship.
    To walk this path together, back from the darkness of the iron coffin. To face what waited in Terrasen, ancient promises to the gods be damned.”
    Sarah J. Maas, Kingdom of Ash



Rss