Can K. > Can's Quotes

Showing 1-30 of 227
« previous 1 3 4 5 6 7 8
sort by

  • #1
    Hüsnü Arkan
    “Bir insan, yargılanmayı göze almadan kendisi olmayı nasıl başarabilir ki?”
    Hüsnü Arkan, Mino'nun Siyah Gülü

  • #2
    Jean Baudrillard
    “Eğer reklam uzun bir süredir bıkıp usanmadan olayın ekonomik yanını da içeren: “Satın alıyorum, tüketiyorum, keyif alıyorum” türünden bir ültimatomu sürekli olarak dile getirip yineledikten sonra, bugün, akla gelebilecek her yönteme başvurarak: “Oyumu veriyorum, katılıyorum, ben buradayım, bu benim sorunum” türünden sözcükleri usanmadan yineliyorsa bu bir rastlantı olamaz. Reklam, kamusal alana ait her şeye karşı duyarsız kalındığını gösteren, paradoksal bir aşağılama aynasıdır.”
    Jean Baudrillard, Simulacra and Simulation

  • #3
    Franz Kafka
    “16. Kafesin biri, bir kuş aramaya çıktı.”
    Franz Kafka

  • #4
    Jean Baudrillard
    “Gün batımında Las Vegas’a çöl tarafından baktığımızda reklam ışıklarının pırıl pırıl aydınlattığı bir kent görürsünüz. Gün doğarken çöle geri döndüğünüzde reklamın duvarları süsleyen ya da şenlendiren bir şey değil duvarların görülmesini engelleyen, sokakları, bina yüzeylerini, tüm mimariyi yok eden, her türlü dayanak ve derinliği ortadan kaldıran bir şey olduğunu görürsünüz. Zaten her şeyin reklam denilen yüzey tarafından emilmesi, anlamsızlaştırılması (burada görülen göstergelerin ne oldukları önemli değildir) insanı şaşırtıcı bir hipergerçekliğin içine sokarak rahatlatmakta ve ayartma adlı karşı konulmayan bu boş biçimi hiçbir şeyle değiş tokuş etmeyecek hâle gelmemizi sağlamaktadır.”
    Jean Baudrillard, Simulacra and Simulation

  • #5
    Jean Baudrillard
    “Engizisyon cellâtlarının sorunu neydi? Onlar Kötülüğün, Kötülük İlkesinin itiraf edilmesini istiyorlardı. Suçlulara kazara suç işlemiş olduklarını, ilâhî düzenin bir parçası olan Kötülük ilkesine istemeden uymuş olduklarını söyletmek gerekiyordu. Böylelikle itiraf olayı insanı rahatlatan bir nedenselliğin sürdürülmesini sağlarken; öte yandan işkence, yani kötülüğün işkence yoluyla yok edilmesi “bir neden olarak kötülük üretiminin” (bu ne sadistçe ne de bağışlatıcı türden bir işkencedir) baş tâcı edilmesine neden oluyordu. Aksi takdirde imandan en küçük sapma bile Tanrı’nın yarattığı her şeyden kuşku duyulmasına neden olabilirdi. Laboratuarlarda ya da füzelerde hayvanlardan bilim adına yine böylesine vahşi bir şekilde yararlanır, onları kötü emellerimize alet edip elektrotlar ve ameliyat bıçaklarıyla tehdit ederken kendilerine zorla itiraf ettirmeye çalıştığımız şey nedir?”
    Jean Baudrillard, Simulacra and Simulation

  • #6
    Thomas Szasz
    “Anglo-Amerikan çelişmeli hukuk sisteminde, aksi ispatlanmadıkça sanığın suçsuz olduğu varsayılır ve suçu ispat sorumluluğu suçlayana düşer. Psikiyatrik-tahkike dayalı [engizisyonel] “tıp” sistemindeyse, bu ilişki tersinedir: Akıl hastalığı tanısı konan kişi aksi ispatlanmadıkça deli varsayılır ve deliliğin aksini ispatlama sorumluluğu “deli” olarak töhmet altında bırakılan (genellikle aciz durumdaki) bireye düşer.”
    Thomas Szasz

  • #7
    Valerie Solanas
    “Yüksek" eğitimin amacı eğitmek değil, mümkün olduğunca fazla sayıda insanı çeşitli mesleklerden dışlamaktır.”
    Valerie Solanas, SCUM Manifesto

  • #8
    Jean Baudrillard
    “Hayvanları aşağıladığımızı gösteren en belirgin işaret kendilerine karşı beslediğimiz duygulardır. Onları ne kadar seviyorsak, o kadar aşağılıyoruz demektir. Hayvanlar sorumsuz ve insanlık dışı bir yaşama mahkûm edilip aşağılandıkları oranda, insan sevgisi ve şefkatiyle ödüllendirilmektedirler. Tıpkı masumluk ve çocukluğa mahkûm edilerek sevgi ve şefkat gösterilen çocuklar gibi. Duygusallık, hayvanlığın en alt boyutlara indirgenmiş biçimidir. Bu ırkçı olarak nitelenebilecek türden bir acıma duygusudur ve biz hayvanlara bile bu türden bir duygusallık yüklemeye çalışıyoruz.”
    Jean Baudrillard, Simulacra and Simulation

  • #9
    Jean Baudrillard
    “İnsanı mucizevî bir yöntemle “rasyonel” davranışlara sahip bir varlığa indirgeyebilmek mümkün olsaydı, bugün ne insan bilimleri ne de psikanaliz diye bir şey olurdu. Karmaşık yapısı sınırsız bir şekilde uzatılıp, genişletilebilecek psikoloji adlı disiplinin ortaya çıkmasının kökeninde (işçileri) öldürünceye kadar sömürebilme, (tutukluları) öldürünceye kadar kapalı tutabilme, (hayvanları) öldürünceye kadar şişmanlatma olanaksızlığı vardır.”
    Jean Baudrillard, Simulacra and Simulation

  • #10
    Jean Baudrillard
    “Toplumsal açıdan bir pazar ve iş olma işlevini yitiren, kültürel bir töz ya da bilimsel bir amaçtan yoksun kalan Üniversite çökmüştür. Ortada gerçek anlamda bir iktidar yoktur çünkü o da çökmüştür. Bu yüzden yeni bir 1968 Mayıs’ının gerçekleşebilmesi olanaksızdır yani bilginin (üniversitedeki sol aydın kesimi -ç.n.) iktidarı yeniden sorgulamak gibi bir niyeti yoktur. Üniversite ve iktidar arasındaki çarpıcı karşıtlığın ya da bilgiyle iktidar arasındaki suç ortaklığının su yüzüne çıkması da aynı anlama gelmektedir. Bu olgu politik olmaktan çok simgesel sayılabilecek bir yöntemle tüm toplumsal ve kurumsal yapıya bir anda bulaştırılmıştır.”
    Jean Baudrillard, Simulacra and Simulation

  • #11
    Jean Baudrillard
    “Artık çocuklar da konuşmaktadır. Çocuklar, artık büyüklerin evreni dışında kalan anlaşılması olanaksız tuhaf yaratıklar değildirler. Anlam üreten çocukların bir anlamı olmalıdır. Konuşmalarının nedeni onlara bir konuşma “özgürlüğünün” tanınmış olması değil, büyüklerin kafayı çalıştırarak bu sessizliğin bir tehdide dönüşmesini engelleyecek bir kurnazlık düşünmüş olmalarıdır. İlkellere bile söz hakkı tanınmaktadır. Konuş -maları istenmekte ve söyledikleri dinlenmektedir. Onlar artık bir hayvan gibi görülmemektedir.”
    Jean Baudrillard, Simulacra and Simulation

  • #12
    Emrah Serbes
    “Bunun üzerine seyircilerden biri mikrofonu alıp “Peki,” dedi, “evin girişleri ayrı mı yoksa ortak mı?” Akıl hastanesinden yeni salmışlardı soruyu soranı. Hepimiz delirdik, senin de artık içeride daha fazla durmanın manası kalmadı demişlerdi.”
    Emrah Serbes, Deliduman

  • #13
    Jean Baudrillard
    “İktidar (ya da onun yerini almış olan şey) artık Üniversiteye inanmamaktadır. Sonuç olarak bu kurumu belli bir yaş grubuna ait insanı bakım ve gözaltında bulundurduğu bir yer olarak görmektedir. Aralarında bir seçim yapmaya kalkışmasının bir anlamı yoktur çünkü iktidar seçkinlerini başka yerlerden seçmekte ya da başka şekilde arayıp bulmaktadır. Diplomalar artık bir işe yaramadığından, dağıtmayı reddetmesinin bir anlamı yoktur. Bu yüzden sistem artık herkese bir diploma vermeye hazırdır.”
    Jean Baudrillard, Simulacra and Simulation

  • #14
    Duygu Asena
    “Hiçbiri de demiyor ki: “Seni çok beğeniyorum, seninle flört etmek istiyorum. Bu işe başlamak ve bu konuyu konuşmak için, en iyi yer şık bir restoran, gelmek ister misin?” “Güzel bir gece geçirdik, bu gece seninle birlikte olmak istiyorum, eğer sen de istiyorsan eve gidelim, ya sana ya bana, hangisi uygunsa.” Böyle deseler sanki bir şeyler yıkılacak... Adamın kötü duyguları açığa çıkmış olacak. (Bu duygular neden kötü olsun?) Kadını kahve, plak gibi masum şeylerle çağırmazsa, kadın da bu sözlere kanmış da gitmiş gibi yapmazsa, kadının onuru kırılacak. (Bunun onurla ne ilgisi var, bu bir arzu meselesidir yalnızca.)”
    Duygu Asena, Kadının Adı Yok

  • #15
    Emrah Serbes
    “Güzel bir kadındı annem, çağımızın güzellik kriterlerine göre yani, çekici bir kadındı hâlâ, onu anlatmaya çalışıyorum, ama çok mutsuzdu, mutlu olsa daha güzel olurdu. Mutlu olunca kim biraz daha güzelleşmez ki?”
    Emrah Serbes, Deliduman

  • #16
    Jean Baudrillard
    “Bu konuda Ballard’ın gelişim çizgisi belki daha inandırıcı bir örnek oluşturacaktır. Yazmış olduğu aşırı “fantazmagorik”, bir düşü andıran, ilk şaşırtıcı ve şiirsel öykülerinden biri olan ve artık bir bilimkurgu öyküsü olarak nitelendirilemeyecek ancak günümüzde (IGH ya da Beton Adası başlıklı öykülerine oranla) kuşkusuz bir bilimkurgu modeli/örneği olarak gösterilebilecek Crash’a bir göz atalım.”
    Jean Baudrillard, Simulacra and Simulation

  • #17
    Emrah Serbes
    “Halbuki korkulacak hiçbir şey yoktu ortalıkta, çadırlar naylondandı o kadar.”
    Emrah Serbes, Deliduman

  • #18
    “Lise sonrası eğitim kurumlarının çoğu, öğrencilerinin cinsel davranışlarını yöneten ayrıntılı kurallara sahiptir ve bu kuralları Engizisyon’un en sadık görevlilerinin gayretkeşliğiyle uygularlar.”
    Eric Berkowitz, Sex and Punishment: Four Thousand Years of Judging Desire

  • #19
    Cemal Süreya
    “Bir de şiir kitabı çıkarıyor çantasından: Yetmiş Yaşın Melankolisi. Yeni şiir kitabı bu İlhami Bekir’in. O da eczacılık kitaplarının hacminde. İlhami Bekir’in şiirinden daha sonra söz edeceğim. Bu arada sözü, sırası gelmişken, hemeninden “İkinci uğraş” sorununa getirmek istiyorum. R. Escarpit, Edebiyat Sosyolojisi adlı yapıtında “ikinci uğraş” sorununun henüz tam tamına çözülmediğini, daha doğrusu aydınlanmadığını söyler. Tanık olarak da bu konuda yaptığı büyük incelemeyle tanınan Arap yazarı Taha Hüseyin’i gösterir. Bir yazarın ikinci bir işi olmalı mıdır? İkinci iş sanıldığı kadar sakıncalı mıdır? İkinci işin erdemleri, edebiyata yararlı olduğu yanlar da var mıdır? Taha Hüseyin kesin bir sonuca varamıyor. Yalnız şunu söylemekle yetiniyor: Şimdiye dek yazarların hemen her zaman ikinci bir uğraşları olmuştur. Aristo İskender’in lalasıydı, Homeros müthiş bir savaş muhabiriydi. Apollinaire küçük bir banka memuruydu...

    İlhami Bekir’e bakıyorum. Yüzü küçük bir Afrika aslanının yüzünü andıran bu şairin “ikinci uğraş”ı dünyada hiç kimseninkiyle karşılaştırılamaz.

    Evet, Homeros dünyanın ilk büyük savaş muhabiriydi, ama İlyada o işin notları olarak meydana geldi. Aristo, İskender’in lalasıydı, evet, ama gördüğü iş ona insanın “toplumsal bir hayvan” olduğu konusunda en büyük gözlemleri kazandırmıştı. Evet, Apollinaire küçük bir banka memuruydu, ama modernleşen dünyanın görünümlerini anlatırken bu uğraşının da yararlarını gördü (kübik bir hayattır banka hayatı).

    İlhami Bekir ne yaptı? 12 şiir kitabını yayımlayabilmek için tam 350 eczacılık kitabı yazdı. O eczacılık kitaplarının hepsi bazı kitaplıklarda duruyor da, şiir kitapları şairin kendisinde bile yok. Asım Bezirci bu kitapları her yerde aramış, yalnız bir tanesini bulabilmiş.

    İşte Türk sanatçısının “ birinci uğraş”ı, işte “ikinci uğraş”ı...”
    Cemal Süreya, Günübirlik

  • #20
    Emrah Serbes
    “Bir gece dedi ki bana, “Çağlar,” dedi. “Sonunda bu da oldu evlâdım." “Ne oldu dede?” dedim. Cevap vermedi.”
    Emrah Serbes, Deliduman

  • #21
    “Ur-Nammu yasaları gibi ilk yasalar epey eski ve zor dönemlerin âdetlerine dayanır. Küçük gruplar bir araya gelerek büyük şehirler oluştursalar bile her zaman işgal ve talan için fırsat kollayan çapulcuların saldığı tehditle karşı karşıyadır. Zina bir ailenin birliğini ve nesebini bozuyor, bütün bir kabileyi veya yerleşimi çok savunmasız kılıyordu. Bu açıdan bakıldığında Ur-Nammu’nun zina yapan kadınlara verdiği ölüm cezası yeni bir şey değildi; bizim bildiğimiz ilk yazılı ceza yasasıydı sadece.”
    Eric Berkowitz, Sex and Punishment: Four Thousand Years of Judging Desire

  • #22
    Nikolai Gogol
    “Asıl her şeyden azar azar anlayan akıldanelerden korkmalı insan. Herkes kendi işini yapsın, yeter. Benim gözümde bilmediğini açıkça söyleyen insan, bilmediğini biliyormuş gibi görünen ve her şeyi ağzına yüzüne bulaştıran ikiyüzlüden daha değerlidir.”
    Nikolai Gogol

  • #23
    Cemal Süreya
    “Aynı özellikleri taşıyan başka bir dergide de Kapadokya’yı anlatan bir yazıda şu cümleyi okuyoruz: “Bunlar arasında tanrısına yalvarmak için başkaldıran peri bacaları...” Yani peri bacaları isyan ede ede mi yalvarıyor Tanrıya?”
    Cemal Süreya

  • #24
    Cemal Süreya
    “Hanımlar, Efendiler, “Affedersiniz, soyunuzda deli var mı? Evet mi? Tebrik ederim. İşte dehanın birinci farikası... Şimdi delilik o kadar moda oldu ki... Herkes aklından utanıyor, çarpık lakırdı söylemek için düşünüyor. Evvelden doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlarmış.”
    Cemal Süreya, Günübirlik

  • #25
    Jean Baudrillard
    “Savaş ahlâkıyla yüce savaş “değerlerinden” söz edenler fazla üzülmesinler: Çünkü savaş bir simülakra benzediği zaman bile insana yeterince acı çektirebilmekte ve sonuç olarak bu savaşın gazileri de diğerleriyle aynı düzeyde bir değere sahip olabilmektedirler.”
    Jean Baudrillard, Simulacra and Simulation

  • #26
    Cemal Süreya
    “Böyle bir şair Kemal Burkay. Bir şiirini aşağıya alıyorum: Zindancıbaşı hey: Yaşamak kurşuna dizilmez ki Kurşuna dizilmez ki göğün mavisi Yağmur, şimşek ve tohum Ben çiçek açar sesim Sesim kurşuna dizilmez ki!”
    Cemal Süreya, Günübirlik

  • #27
    Franz Kafka
    “Cellat, günümüzde, soylu bir memur değildir; kamu işlevinin pragmatik ruhu ona iyi bir maaş sağlar. Sonuç olarak, her namuslu memurun içinde niçin bir cellat uyuyor olmasın? […] Onlar [memurlar] canlı ve dönüşebilen varlıkları ele alıp onları ölü ve en ufak dönüşüme müsait olmayan arşiv sicil kayıtları haline getirirler.”
    Franz Kafka

  • #28
    Cemal Süreya
    “Alain Prévost’un Playboy üstüne bir yazısını okumuştum. Aşağı yukarı şöyle diyordu: “Bu Amerikan dergisi aynı anda iki ayrı şeyi yapmak savını taşıyor, kimi zaman. Kafa verimleriyle baldırbacak verilerini sayfalarında yan yana koyuyor. Çıplak kadın fotoğraflarının yanı sıra Fidel Castro’yla, Jean Paul Sartre’la yapılmış uzun ve ağırbaşlı konuşmalar yayımlıyor. Düşünüyorum da, neden olmasın? Kapitalizmin gerçekçiliği diyebiliriz buna. Reklamcılık çabası bugün öyle sınırlara ulaşmış bulunuyor ki nicedir araba satışlarıyla makarna ya da sabun satışlarının bir arada yürütülmesini hiç yadırgamıyoruz. Alıştık artık. Cinsellik niçin ayrı kalsın?” Playboy büyük bir yayın organı. Baskı sayısı 3 milyona değiyor.”
    Cemal Süreya, Günübirlik

  • #29
    Cemal Süreya
    “Bir de şu var: edebiyat, insan bilincinin yüce bir durumudur. İnsan doğasında bulunan hiçbir şey ona yabancı kalamaz. İnsanın bir cinselliği varsa, niçin yadsıyalım onu? Hem, istesek de, yadsıyabilir miyiz bakalım? Sanatçı onu anlatmaktan, insanın onunla da gelen özünü açımlamaktan nasıl vazgeçebilir? Kısacası, hayatta müstehcen durumlar oldukça, müstehcen edebiyat da, müstehcen sinema da olacaktır.”
    Cemal Süreya, Günübirlik

  • #30
    Tom Robbins
    “We waste time looking for the perfect lover, instead of creating the perfect love.”
    Tom Robbins



Rss
« previous 1 3 4 5 6 7 8
All Quotes



Tags From Can’s Quotes