may > may's Quotes

Showing 1-30 of 174
« previous 1 3 4 5 6
sort by

  • #1
    Thomas Bernhard
    “Öğrenim gördüğümüz yerdeki çevre bize düşmansa, bize dostça bakan çevrede olduğundan daha iyi çalışırız, öğrenim gören kişi ona dost olan çevre yerine, düşman olan çevreyi seçerse daha iyi eder, çünkü ona dost olan çevre eğitimine vereceği dikkatin büyük bir bölümünü alıp götürür, düşman çevre ise ona yüzde yüz bir eğitim sağlar, çünkü o bu eğitime yoğunlaşmak zorundadır, umutsuzluğa kapılmamak için, böyle bakıldığında Salzburg büyük bir olasılıkla tüm öteki güzel denilen kentler içinde eğitim için mutlaka önerilir, ama yalnızca güçlü bir kişiliği olana, zayıf biri orada kısa sürede kuşkusuz yitip gider.”
    Thomas Bernhard, De onderspitdelver

  • #2
    Thomas Bernhard
    “Bizim bitik adam fanatik bir insan, demişti Glenn bir keresinde, kendi kendine duyduğu acıma duygusu ile neredeyse durmadan ölüyor(...)”
    Thomas Bernhard, De onderspitdelver

  • #3
    Thomas Bernhard
    “İnsanlara baktığımızda yalnızca sakatları görürüz, demişti Glenn bize bir keresinde, dışsal ya da içsel ya da içsel ve dışsal olarak sakatlanmışları, başkaları yoktur, diye düşündüm. Bir insana ne kadar uzunca bir süre bakarsak o kadar sakatlanmış olduğunu kavrayamayacağımız kadar sakatlanmıştır, işin aslı budur. Dünya sakatlarla doludur. Sokağa çıkarız ve yalnız sakatları görürüz.”
    Thomas Bernhard, De onderspitdelver

  • #4
    Thomas Bernhard
    “Şimdiden o utanmazım, diye düşündüm. Ölüleri kıskandım. Bir an için onlardan, düşünceliliklerinden ötürü nefret ettim.”
    Thomas Bernhard, The Loser

  • #5
    “The peculiar drama of my life has placed me in a world that by and large thinks it would be better if people like me did not exist. My fight has been for accommodation, the world to me and me to the world.”
    Alice Wong, Disability Visibility: First-Person Stories from the Twenty-first Century

  • #6
    Harriet McBryde Johnson
    “He insists he doesn’t want to kill me. He simply thinks it would have been better, all things considered, to have given my parents the option of killing the baby I once was and to let other parents kill similar babies as they come along and thereby avoid the suffering that comes with lives like mine and satisfy the reasonable preferences of parents for a different kind of child. It has nothing to do with me. I should not feel threatened.”
    Harriet McBryde Johnson, Disability Visibility: First-Person Stories from the Twenty-first Century

  • #7
    Harriet McBryde Johnson
    “God didn’t put me on this street to provide disability awareness training to the likes of them. In fact, no god put anyone anywhere for any reason, if you want to know.
    But they don’t want to know. They think they know everything there is to know, just by looking at me.”
    Harriet McBryde Johnson, Disability Visibility: First-Person Stories from the Twenty-first Century

  • #8
    Harriet McBryde Johnson
    “We take constraints that no one would choose and build rich and satisfying lives within them.”
    Harriet McBryde Johnson, Disability Visibility: First-Person Stories from the Twenty-first Century

  • #9
    Harriet McBryde Johnson
    “The case for assisted suicide rests on stereotypes that our lives are inherently so bad that it is entirely rational if we want to die.
    (...)
    It is not about autonomy but about nondisabled people telling us what’s good for us.
    In the discussion that follows, I argue that choice is illusory in a context of pervasive inequality. Choices are structured by oppression. We shouldn’t offer assistance with suicide until we all have the assistance we need to get out of bed in the morning and live a good life. Common causes of suicidality—dependence, institutional confinement, being a burden—are entirely curable.”
    Harriet McBryde Johnson

  • #10
    Harriet McBryde Johnson
    “As an atheist, I think all preferences are moot once you kill someone. The injury is entirely to the surviving community.”
    Harriet McBryde Johnson, Disability Visibility: First-Person Stories from the Twenty-first Century

  • #11
    Georges Perec
    “Bütün bunlar çok zamanını alacak gibi görünüyorsa da işlemin temel kuralı çok basittir: Yatağı, vücudu tek bir nokta, bir bilya oluncaya kadar toparlamak, veya, ki bu da aynı kapıya çıkar, vücudun tüm pörsüklüğünü yoğunlaştırmak, bu pörsüklüğü tek bir yere toplamak gerekir; örneğin, bir bel omurunun içine toplamak gibi. Ne var ki şu anda, vücudun o az önceki güzel birlikteliğinden eser yoktur, her yöne yayılmaktadır. Ayak parmaklarından birini, baş parmağını, ya da uyluklarını merkeze doğru döndürmeye çalışırsın, ama her seferinde unuttuğun bir kural vardır, ki bu da tahtanın sertliğini hiç gözardı etmemek gerektiğidir; kurnazca davranman, vücudun bir şeyden kuşkulanmadan, hatta sen bile bunu kesin olarak bilmeden, onu toparlaman gerekiyordu, ama artık çok geç, nicedir çok geç, ve sonuçta tuhaf bir şey oluyor: Kaşlarının çizgisi kırılıp ikiye ayrılıyor ve merkezde, iki gözün ortasında, sanki birleşme noktası bütün vücudu ayakta tutuyormuşcasına ve birleşme noktasının tüm gücü bu yerde toplanmışcasına, birden belirgin bir ağrı ortaya çıkıyor, kesinlikle bilinçli bir ağrı ve sen bunun en adisinden bir baş ağrısı olduğunu hemen anlıyorsun.”
    Georges Perec, Un homme qui dort

  • #12
    Georges Perec
    “Önceden düşünülmüş bir hareket değil bu, bir hareket de değil zaten, bir hareket yokluğu, yapmadığın bir hareket,yapmaktan kaçındığın hareketler.”
    Georges Perec, Un homme qui dort

  • #13
    Georges Perec
    “Bir şeyler kırılıyordu, bir şeyler kırıldı. Kendini-nasıl demeli?-dayanıklı hissetmiyorsun artık: Sana bugüne kadar güç veren-öyle sanıyordun, öyle sanıyorsun-,yüreğini ısıtan şey, varoluş duygun,neredeyse önemli olduğun duygusu, dünyaya bağlanma,dünyada kalma duygusu eksikliğini hissettirmeye başlıyor.”
    Georges Perec, Un homme qui dort

  • #14
    Georges Perec
    “Bu senin yaşamın. Bu sana ait. Önemsiz servetinin tam bir dökümünü yapabilir, ilk çeyrek yüzyılının kesin bilançosunu çıkarabilirsin. Yirmi beş yaşındasın ve yirmi dokuz dişin, üç gömleğin, sekiz çorabın, artık okumadığın birkaç kitabın, artık dinlemediğin birkaç plağın var. Başka şeyleri hatırlamayı canın hiç çekmiyor: ne aileni, ne öğrenimini, ne aşklarını, ne dostlarını, ne tatillerini, ne de tasarılarını. Yolculuklara çıktın ve dönüşte yanında hiçbir şey getirmedin. Oturuyor ve beklemek istiyorsun sadece, bekleyecek bir şey kalmayana kadar beklemek: Gece olsun, saatler vursun, günler geçip gitsin, anılar silikleşsin.”
    Georges Perec, Un homme qui dort

  • #15
    Georges Perec
    “Sen bir aylak, bir uyurgezersin, bir istiridyesin. Tanımlar saatlere, günlere göre değişiyor ama taşıdıkları anlam az çok belli: Yaşamanın, harekete geçmenin, bir şey yapmanın pek sana göre olmadığını hissediyorsun; sadece sürüp gitmek istiyorsun, sadece bekleyişi ve unutuşu istiyorsun.”
    Georges Perec, Un homme qui dort

  • #16
    Georges Perec
    “Seni rahatsız eden, seni duygulandıran, seni korkutan, ama bazen de coşturan şey başkalaşmanın aniliği değil, aksine, bunun bir değişim olmadığı, hiçbir şeyin değişmediği, -bunu ancak bugün bilsen de- öteden beri böyle olduğun duygusu, o belirsiz ve ezici duygu; çatlak aynadaki bu yüz senin yeni yüzün değil, maskeler düştü sadece, odanın sıcaklığı onları eritti, uyuşukluk onları yerinden söktü. Doğru yolun, güzel kanaatlerin maskeleri. Bugün artık pençesine düşmüş olduğun şey hakkında yirmi beş yıldır hiç mi bir şey anlamadın? Kendi tarihinde hiç mi çatlaklık, zayıf nokta görmedin? Ölü zamanlar, boş geçitler. Geçici ve yürek paralayıcı o arzu, artık bir şey duymama, bir şey görmeme, sessiz ve hareketsiz kalma arzusu. Saçma sapan yalnızlık düşleri. Körler Ülkesi'nde başıboş dolaşan, bellek kaybına uğramış biri: geniş ve boş sokaklar, soğuk ışıklar, bakışın şöyle bir değip geçeceği dilsiz yüzler. Sana ulaşılamazdı asla.”
    Georges Perec, Un homme qui dort

  • #17
    Georges Perec
    “Sen bulanık bir gölgeden, sert bir kayıtsızlık çekirdeğinden, bakışlardan kaçan nötr bir bakıştan başka bir şey değilsin. Sessiz dudakların, sönük gözlerinle sen, bundan böyle su birikintilerinde, vitrinlerde, otomobillerin ışıldayan kaportalarında, yavaşlatılmış yaşamının geçici yansımalarını bulabileceksin.”
    Georges Perec, Un homme qui dort

  • #18
    Georges Perec
    “Rahatsız edici bir durum. Sahici bile olmayan bu ayrıntılara önem vermekle hata ettin; bunların birer tuzak olduğu apaçık ortada, ve şimdi sen, ısının ve karanlığın iyice arttığı ve içinden nasıl çıkacağını kaygılanarak düşündüğün yastığa bal gibi hapsoldun.”
    Georges Perec, Un homme qui dort

  • #19
    Georges Perec
    “Tüm yaşamını bir ağacın karşısında geçirebilirmişsin gibine geliyor, onu tüketmeden, anlamadan, çünkü anlayacağın bir şey yok; sadece ona bakarak. Bu ağaç hakkında eninde sonunda söyleyebileceğin tek şey bir ağaç olduğudur; bu ağacın sana söyleyebileceği tek şey de bir ağaç olduğudur: kök, sonra gövde, sonra dallar, sonra da yapraklar. Ağaçtan daha başka bir hakikat bekleyemezsin.”
    Georges Perec, Un homme qui dort

  • #20
    Georges Perec
    “Bir köpekle karşı karşıya yaşayamazsın, çünkü köpek, her an, senden onu yaşatmanı, beslemeni, okşamanı, ona uygun bir insan olmanı, efendisi olmanı, onu anında yere yatıracak o köpek ismini gürleyen Tanrı olmanı isteyecektir. Oysa ağaç senden bir şey istemez. KöpekIerin Tanrısı, kedilerin Tanrısı, yoksulların Tanrısı olabilirsin, elinde bir tasma, biraz ciğer, biraz servet olması bunun için yeterlidir, ama asla bir ağacın efendisi olmayacaksın. Kendin de bir ağaç olmayı istemekten başka bir şey yapamayacaksın.”
    Georges Perec, Un homme qui dort

  • #21
    Georges Perec
    “insanlardan nefret ettiğin anlamına gelmez bu, ne diye onlardan nefret edesin ki? ne diye kendinden nefret edesin ki? keşke insan türüne ait olmak, o dayanılmaz ve sağır edici gürültüyü de beraberinde getirmeseydi; keşke hayvanlar aleminden çıkıp aşılan o birkaç gülünç adımın bedeli, sözcüklerin, büyük tasarıların, büyük atılımların o dinmek bilmeyen hazımsızlığı olmasaydı! karşı karşıya getirilebilen başparmaklara, iki ayak üstünde duruşa, omuzlar üzerinde başın yarım dönüşüne fazla ağır bir bedel bu. yaşam denen bu kazan, bu fırın, bu ızgara, bu milyarlarca uyarı, kışkırtma, tembih, coşkunluk, bu bitmek bilmeyen baskı ortamı, bu sonsuz üretme, ezme, yutma, engelleri aşma, durmadan ve yeniden baştan başlama makinesi, senin değersiz varoluşunun her gününü, her saatini yönetmek isteyen bu yumuşak dehşet.”
    Georges Perec, Un homme qui dort

  • #22
    Georges Perec
    “Serüvenlerin öyle iyi betimlenmiş ki, en şiddetli isyan bile kimsenin kılını kıpırdatmayacaktır. Sen istediğin kadar sokağa çıkıp insanların şapkalarını başlarından uçur, başına iğrenç şeyler tak, çıplak ayakla yürü, bildiriler yayınla, önüne çıkan bir kapkaççıyı geçerken kurşunla, boşuna, bir işe yaramayacak: Düşkünler yurdunun yatakhanesinde yatağın çoktan yapılmış, lânetli şairler sofrasında yerin ayrılmış.”
    Georges Perec, Un homme qui dort

  • #23
    Georges Perec
    “En yüksek tepelerin doruğuna ne diye tırmanasın ki, sonradan inmek zorunda kalacak olduktan sonra; inince de, yaşamını oraya nasıl çıktığını anlatarak geçirmemen mümkün mü? Ne diye yaşar gibi görünesin ki? Neden sürdüresin? Başına gelecekleri şimdiden bilmiyor musun sanki? Olman gereken her şeyi daha önce olmadın mı: anasına babasına lâyık bir oğul, küçük cesur izci, daha iyisini yapabilecek iyi bir öğrenci, çocukluk arkadaşı, uzak kuzen, yakışıklı asker, yoksul genç adam?”
    Georges Perec, Un homme qui dort

  • #24
    Georges Perec
    “Yararlı öğütleri dinlemeyeceksin artık. Çare nedir diye sormayacaksın. Kendi yolunda yürüyüp gidecek, ağaçlara, taşlara, suya, göğe, çehrene, bulutlara, tavanlara, boşluğa bakacaksın.”
    Georges Perec, Un homme qui dort

  • #25
    Georges Perec
    “Vakit öldürmenin binbir yolu vardır ve hiçbiri ötekine benzemez, ama hepsi de eş değerdedir; bir şey beklememenin bin şekli vardır, uydurabileceğin ve anında vazgeçebileceğin binlerce oyun vardır.”
    Georges Perec, Un homme qui dort

  • #26
    Georges Perec
    “Saydamlığı, hareketsizliği, varolmayışı öğreniyorsun. Bir gölge olmayı ve insanlara sanki hepsi birer taşmış gibi bakmayı öğreniyorsun.”
    Georges Perec, Un homme qui dort

  • #27
    Georges Perec
    “Dünyanın karşısında, kayıtsız kişi ne cahildir ne de düşman. Niyetin okumazyazmazlığın sağlığa yararlı keyfini yeniden keşfetmek değil, okurken, okuduklarına hiçbir ayrıcalık tanımamaktır. Niyetin çırılçıplak gezmek değil, ille de özenli ya da bakımsız olmak anlamına gelmeyecek bir şekilde giyinmektir; niyetin kendini açlıktan öldürmek değil, sadece beslenmektir. Bu hareketleri alabildiğine masum bir tavırla harfi harfine yerine getirmek değil istediğin -çünkü masumluk çok kuvvetli bir terimdir- sadece, en basitinden, bu "en basitinden"in bir anlamı olabilirse eğer, istediğin şey bu hareketleri yansız, apaçık, her tür değerden, özellikle de işlevsellikten kurtulmuş -çünkü işlevsellik değerlerin en kötüsü, en sinsisi, en tehlikelisidir- aşikâr, gerçek, değiştirilemez bir yere bırakmaktır. Okuyorsun, giyiniksin, yiyiyorsun, uyuyorsun, yürüyorsun demek dışında söylenecek bir şey olmasın; bunlar birer davranış, birer hareket olsun; birer kanıt, birer değiş tokuş aracı değil. Giyimin, yiyip içtiklerin, okudukların senin adına konuşmayacaklar artık, onlar sayesinde karşındakinden daha açıkgöz davranamayacaksın artık. Seni temsil etmenin o yiyip bitiren, çekilmez, öldürücü görevini bunlara bırakmayacaksın.”
    Georges Perec, Un homme qui dort

  • #28
    Georges Perec
    “Çok mutlu bir parantez içinde, hiçbir şey beklemediğin, vaatlerle dolu bir boşlukta yaşıyorsun. Görünmez, duru ve saydamsın. Yoksun artık: Saatlerin ardından, günlerin ardından, mevsimler geçerken, zaman akarken, neşelenmeden, hüzünlenmeden, geleceksiz ve geçmişsiz, öylece, düpedüz, apaçık yaşayaduruyorsun, tıpkı sahanlıktaki musluktan damlayan bir su damlası gibi, pembe plastik bir leğende suya bastırılmış altı adet çorap gibi, bir sinek ya da istiridye gibi, inek gibi, salyangoz gibi, bir çocuk ya da bir ihtiyar gibi, bir fare gibi.”
    Georges Perec, Un homme qui dort

  • #29
    Georges Perec
    “Kayıtsızlık dili geçersiz kılıyor,işaretleri anlaşılmaz hale getiriyor.Sabırlısın ama beklemiyorsun, özgürsün ama seçmiyorsun,müsaitsin ama hiçbir şey seni harekete geçirmiyor. Hiçbir şey istemiyor,hiçbir şey talep etmiyor, hiçbir şeyi dayatmıyorsun.Hiç dinlemeden duyuyor,hiç bakmadan görüyorsun.”
    Georges Perec, Un homme qui dort

  • #30
    Georges Perec
    “Bir gözden başka bir şey değilsin. Kocaman ve sabit bir göz, her şeyi gören, yığılan vücudunu olduğu kadar seni de, bakan, bakılan seni de gören, sanki yuvasında tamamen ters dönmüş de hiçbir şey demeden seni seyrediyormuş gibi, seni, senin içini, karanlık, boş, su yeşili, korkmuş, güçsüz içini. Sana bakıyor ve seni olduğun yere çiviliyor. Kendini görmeyi hep sürdüreceksin. Hiçbir şey yapamazsın, kendinden kaçamazsın, kendi bakışından kaçamazsın, hiçbir zaman bunu yapamayacaksın: Hiçbir sarsıntının, hiçbir seslenmenin, hiçbir yanığın seni uyandıramayacağı kadar derin uyumayı başarsan bile, bu göz hep olacak, senin gözün, hiç kapanmayacak, hiç uyumayacak olan gözün. Kendini görüyorsun, kendini gören kendini görüyorsun, sana bakan sana bakıyorsun. Uyansan bile, görüntün aynı, değişmez kalacak. Kendine binlerce, milyarlarca gözkapağı eklemeyi başarsan bile, hâlâ, arkada, seni görmek için bu göz olacak. Uyumuyorsun, ama uyku artık gelmeyecek. Uyanık değilsin ve hiç uyanmayacaksın. Ölü değilsin ve ölüm bile seni kurtaramayacak...”
    Georges Perec, Un homme qui dort



Rss
« previous 1 3 4 5 6