sase > sase's Quotes

Showing 1-17 of 17
sort by

  • #1
    “Gerçekten, kadınların pencerelerine taktırdıkları demir parmaklıklar bana göre cinsel şiddetin kol gezdiği bir toplumun en açık belirtisidir ve böyle bir toplumda hapishaneye tıkılanlar kurbanların kendileridir.”
    Diana Scully, Cinsel Şiddeti Anlamak: Tutuklu Tecavüzcü Erkekler Üzerine Bir İnceleme

  • #2
    Yaşar Kemal
    “hapishaneyle dağın birbirinden zerrece farkı yoktur. ikisinde de reisler var, geriye kalanlar reislerin kullarıdır. hem de ne aşağılık kullar... reisler insan gibi yaşar, ötekiler köpek gibi...”
    Yaşar Kemal

  • #3
    Yaşar Kemal
    “memed:
    “ümmet kardaş, herkesin ektiği toprak, herkesin olursa nasıl olur?” diye sordu.
    ümmet:
    “çok iyi olur.” dedi.
    memed:
    “herkesin çift sürdüğü öküz, kendisinin olursa nasıl olur?”
    ümmet:
    ondan iyi şey dünyada bulunmaz.”
    Yaşar Kemal, İnce Memed 1

  • #4
    Hatice Meryem
    “Bir şeyin geleceğine, gelip onu çok mutlu edeceğine inanan­ların memnuniyeti içinde beklerdi.”
    Hatice Meryem, Sinek Kadar Kocam Olsun, Başımda Bulunsun

  • #5
    Hatice Meryem
    “Ben yakışıklı bir adamın karısı olsaydım eğer...
    ...eciş bü­cüş, hadi söyleyeyim düpedüz çirkin bir kadın olsaydım ben de, akıl verenim çok olurdu.”
    Hatice Meryem, Sinek Kadar Kocam Olsun, Başımda Bulunsun

  • #6
    Hatice Meryem
    “Meğer ki hayat, 'mavigözlüdev' işçi kocam, ben ve çocuklarım, bir de bütün dünyanın karabahatlı ezilmişleri için sırt sırta oynanan hayatta ve ayakta kalabilme oyunuymuş bir tür; bunu bilir bunu söylerdim, bir işçinin karısı olsaydım eğer.”
    Hatice Meryem, Sinek Kadar Kocam Olsun, Başımda Bulunsun

  • #7
    Hatice Meryem
    “Hayretle anlardım; yaşlılık, insanın etinin yerini öğren­mesiymiş.”
    Hatice Meryem, Sinek Kadar Kocam Olsun, Başımda Bulunsun

  • #8
    Hatice Meryem
    “Allah'ın insan­lara bahşettiği en büyük lütfun öncesiz ve sonrasız zaman olduğunu düşünürdüm...Yoksa nasıl dayanırdı insan, geç­mişine ve geleceğine aynı anda kucak açsa...Geçmişine ve geleceğine aynı anda mukayyet olabilse...”
    Hatice Meryem, Sinek Kadar Kocam Olsun, Başımda Bulunsun

  • #9
    Şule Gürbüz
    “insanın içine girdiği her bütünün sonsuzluk taşıdığını; bu bütünün içinde başka bir bütün bulunursa, bunun da bir sonsuzluk içerdiğini; insanın açıklayamadığı zaman sonsuz kavramına geldiğini - yani sonsuzu hissetmenin en büyük zayıflıklardan biri olduğunu, sonradan öğrendim. siz de şimdi öğreniyorsunuz.”
    Şule Gürbüz, Kambur
    tags: life

  • #10
    Şule Gürbüz
    “ölüm ile karşı karşıya gelen insan, başka bir çaresi yoksa, teslim olur. teslim olmak, ellerini kaldırmak değil, farkında olmak ve sonuna kadar tüm güçleri geri vermektir.”
    Şule Gürbüz, Kambur
    tags: life

  • #11
    Şule Gürbüz
    “yaşama hoyratça davranma alışkınım; çünkü bozuk para gibidir. edepsizce değil ama, yine de harcamak gerekir; yoksa tedavülden kalkabilir.”
    Şule Gürbüz, Kambur

  • #12
    Şule Gürbüz
    “kendine inananın yaşayabilmesi, mümkün değil -kendine inanan, başka hiçbir şeye inanmaz.”
    Şule Gürbüz, Kambur

  • #13
    Şule Gürbüz
    “iradem, tutsak olduğumu anlama özgürlüğümdür.”
    Şule Gürbüz, Kambur

  • #14
    Şule Gürbüz
    “tanımakla görevlendirildiğim kişi ben miyim?”
    Şule Gürbüz, Kambur

  • #15
    Şule Gürbüz
    “herkesin gelmeyeceği herkesçe bilindiği halde (bilinmeyen beklediğini de bilmiyordur; o nedenle üzerinde durmaya değmez), beklediği şeyleri, farkında değilmiş gibi kıpırtısızca beklemesi, olanı biteni sessizce izlemesi, zamanın tüm ağırlığını ve saydamlığını her saniye tüm netliğiyle görmesi - ve, yine kıpırdamaması gibi... işte yaşamın en uç noktası budur.”
    Şule Gürbüz, Kambur

  • #16
    Şule Gürbüz
    “birisinin ölümüne üzülmek bile, o kimse için bambaşka bir ölüm düşlediğimiz içindir.”
    Şule Gürbüz, Kambur

  • #17
    Şule Gürbüz
    “anlamıştım ki dünya paylaşılmış. kimin hangi parçayı elinde tuttuğu, onunla ilgili ne bildiği ve tuttuğunun ne değerde olduğu diğerlerine malum değildi. kulak duyduğuyla mamur, göz gördüğüyle mağrur, beden gidebildiği yer ve gerilebildiği kadarıyla mağmumdu. parça parça olan ülkeler, nehirler değil,ayrı olan diller değildi. o kalın çizgiler, kahverengi yükseklikler ve sınırlar coğrafi haritaya ait değildi. her şey böyle aşikar değildi. her ruhun vatanı var, onu bulmak veoraya ne kadar çorak veuzak olsa da gidip yerleşmek, oranın lisanını öğrenmek zorunda, ne denildiğini anlamak, ağıtları çözmek zorunda. bu yolculuğa çıkmak zorunda, kendi vatanında ölmek zorunda. ölebilmek zorunda. ölmeyi kolaylamak zorunda, ölmeyi anlamak zorunda. tamam da, nasıl yaşanacak, nasıl yaşanacak, nasıl yaşanacak, böyleyse neden yaşanacak, neden yaşanacak, ölebilmek için mi? ölebilmek için yaşanacak. yaşayabilmek ölebilmenin, yerinde yurdunda ve kendin olarak ölebilmenin yolunu açarsa yaşanabilmiş olacak.”
    Şule Gürbüz, Öyle miymiş?



Rss