İlker Başbuğ
Born
in Afyonkarahisar, Turkey
April 29, 1943
|
Suçlamalara Karşı Gerçekler
—
published
2013
|
|
|
Nasıl Bir Türkiye
—
published
2015
|
|
|
Osmanlı'dan Cumhuriyete Güç Odaklarının Mücadelesi
—
published
2018
|
|
|
20. Yüzyılın En Büyük Lideri Mustafa Kemal (1881'den 1923'e)
—
published
2012
|
|
|
20. yüzyılın en büyük lideri Atatürk (1923'ten 1938'e)
—
published
2012
|
|
|
Unutulan Ada Kıbrıs
—
published
2016
|
|
|
15 Temmuz Öncesi ve Sonrası
—
published
2016
|
|
|
Türkiye Cumhuriyeti'nde Güç Odaklarının Mücadelesi 1923-1961
—
published
2019
|
|
|
Ergenekon'dan Çıkış
—
published
2019
|
|
|
Sorunlarla Yüzleşmek
—
published
2017
|
|
“Nisan 1915'e gelindiğinde, Osmanlı İmparatorluğu üç cephede ateş altındaydı:
İngiliz ve Fransızların Çanakkale, Rusların Doğu Anadolu ve İngilizlerin güneyde Süveyş harekâtı başlamıştı.
Ermenilerin en büyük umudu, Osmanlı İmparatorluğu'nun savaşa girmesiydi. Kasım 1914'te bekledikleri fırsat ortaya çıktı. Ruslar Doğu Cephesi'nde ilerlerken, Osmanlı tebaası olan Ermeniler silahlanıp, hem cephe hem de çete savaşına başlamışlardı. 15 Nisan'da Ermenilerin alevlenen Van İsyanı, bardağı taşıran son damla oldu.
24 Nisan 1915'te Dahiliye Nezareti, Ermeni komite merkezlerinin kapatılması, evrakına el konulması ve komite elebaşlarının tutuklanmasını ilgili makamlara iletti.
Dahiliye Nezareti'nin bu talimatı üzerine İstanbul'da 235 kişi tevkif edildi. Esat Uras'ın ifadesine göre, İstanbul'da oturan Ermenilerin sayısı 77.735 idi. Diğer bir kaynağa göre ise tutuklananların sayısı 2345'tir.*
İngiliz arşivlerine göre, tutuklanan Ermenilerin, Müttefik ordularına hizmet eden Ermeni gönüllüler veya Müslüman katliamı sorumluları olduğu, daha sonra İstanbul'daki İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Calthorpe'e gönderilen şifre telgraflarda kayıtlıdır.**
Ermenilerin her yıl nümayiş yaptıkları 24 Nisan, işte bu 235 kişinin tutuklandığı gündür.
* Salahi Sonyel, Osmanlı Ermenileri, s. 364 ** Hikmet Özdemir, Kemal Çiçek, Ömer Turan, Ramazan Çalık, Yusuf Halaçoğlu, Ermeniler, Sürgün ve Göç, s. 61”
― Ermeni Suçlamaları ve Gerçekler
İngiliz ve Fransızların Çanakkale, Rusların Doğu Anadolu ve İngilizlerin güneyde Süveyş harekâtı başlamıştı.
Ermenilerin en büyük umudu, Osmanlı İmparatorluğu'nun savaşa girmesiydi. Kasım 1914'te bekledikleri fırsat ortaya çıktı. Ruslar Doğu Cephesi'nde ilerlerken, Osmanlı tebaası olan Ermeniler silahlanıp, hem cephe hem de çete savaşına başlamışlardı. 15 Nisan'da Ermenilerin alevlenen Van İsyanı, bardağı taşıran son damla oldu.
24 Nisan 1915'te Dahiliye Nezareti, Ermeni komite merkezlerinin kapatılması, evrakına el konulması ve komite elebaşlarının tutuklanmasını ilgili makamlara iletti.
Dahiliye Nezareti'nin bu talimatı üzerine İstanbul'da 235 kişi tevkif edildi. Esat Uras'ın ifadesine göre, İstanbul'da oturan Ermenilerin sayısı 77.735 idi. Diğer bir kaynağa göre ise tutuklananların sayısı 2345'tir.*
İngiliz arşivlerine göre, tutuklanan Ermenilerin, Müttefik ordularına hizmet eden Ermeni gönüllüler veya Müslüman katliamı sorumluları olduğu, daha sonra İstanbul'daki İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Calthorpe'e gönderilen şifre telgraflarda kayıtlıdır.**
Ermenilerin her yıl nümayiş yaptıkları 24 Nisan, işte bu 235 kişinin tutuklandığı gündür.
* Salahi Sonyel, Osmanlı Ermenileri, s. 364 ** Hikmet Özdemir, Kemal Çiçek, Ömer Turan, Ramazan Çalık, Yusuf Halaçoğlu, Ermeniler, Sürgün ve Göç, s. 61”
― Ermeni Suçlamaları ve Gerçekler
“Ermeni ihtilalcilerin amaçları diğer milliyetçi ihtilalcilerinkinden çok farklıydı. İtalya'da yaşayan insanlar İtalyan idi ve İtalyan devrimcileri çoğunluğun yönettiği bir devlet istiyorlardı. Polonyalı milliyetçiler, Rus bir azınlık tarafından yönetilen ve bastırılmış bir çoğunluk olan Polonyalılar için bir devlet oluşturmak istiyorlardı. Aynı şey tüm dünyada geçerliydi, yöntemleri her ne olursa olsun, iyi ya da kötü, milliyetçiler en azından çoğunluğun kendini yönetebileceği bir devlet için savaştılar.
Ermeni milliyetçileri için bu böyle değildi. Ermeni isyancıları, kendilerinin nüfusun %20'sinden daha az bir kısmını oluşturdukları bir toprağı ele geçirmek için savaştılar. Altı vilayet dedikleri bölgede, Müslümanlar Ermenilerin dört katı fazlaydı. Polonyalılar, İtalyanlar, Özbekler, Güney Afrikalılar, Cezayirliler ya da İrlandalıların aksine, Ermeniler imparatorluk tarafından yönetilen büyük bir çoğunluk değildiler. Çoğunluğu yenerek topraklarını ele geçirmek isteyen küçük bir gruptular. Ülkelerinin düşmanlarından yardım alan küçük bir gruptular; çünkü dışarıdan yardım almadan Müslüman çoğunluğu yenmeleri imkânsızdı.
Eğer başarılı olsalardı, Ermeni milliyetçileri ne yapacaktı? Balkanlar'daki Türklerin acı kaderini örnek vererek gösteriyor tarih bunu bize. Bir Ermenistan kurmanın tek yolu çoğunluğu sürmek ya da öldürmekti. İhtilalciler Müslümanları saf dışı etmediği sürece, Anadolu'da bir Ermeni devleti kurulamazdı.
Osmanlıların Ermeni isyancılara verdiği karşılık her düşünüldüğünde, bu gerçek hatırlanmalı. Osmanlılar sadece iktidarlarını savunmuyorlardı. Çoğunluğun yönetimini reddedenlere karşı çoğunluk olan halkı savunuyorlardı. Dahası, isyancılar başarıya ulaştıkları takdirde isyancıların öldüreceği ya da yurtlarından süreceği insanları savunuyorlardı.”
― Ermeni Suçlamaları ve Gerçekler
Ermeni milliyetçileri için bu böyle değildi. Ermeni isyancıları, kendilerinin nüfusun %20'sinden daha az bir kısmını oluşturdukları bir toprağı ele geçirmek için savaştılar. Altı vilayet dedikleri bölgede, Müslümanlar Ermenilerin dört katı fazlaydı. Polonyalılar, İtalyanlar, Özbekler, Güney Afrikalılar, Cezayirliler ya da İrlandalıların aksine, Ermeniler imparatorluk tarafından yönetilen büyük bir çoğunluk değildiler. Çoğunluğu yenerek topraklarını ele geçirmek isteyen küçük bir gruptular. Ülkelerinin düşmanlarından yardım alan küçük bir gruptular; çünkü dışarıdan yardım almadan Müslüman çoğunluğu yenmeleri imkânsızdı.
Eğer başarılı olsalardı, Ermeni milliyetçileri ne yapacaktı? Balkanlar'daki Türklerin acı kaderini örnek vererek gösteriyor tarih bunu bize. Bir Ermenistan kurmanın tek yolu çoğunluğu sürmek ya da öldürmekti. İhtilalciler Müslümanları saf dışı etmediği sürece, Anadolu'da bir Ermeni devleti kurulamazdı.
Osmanlıların Ermeni isyancılara verdiği karşılık her düşünüldüğünde, bu gerçek hatırlanmalı. Osmanlılar sadece iktidarlarını savunmuyorlardı. Çoğunluğun yönetimini reddedenlere karşı çoğunluk olan halkı savunuyorlardı. Dahası, isyancılar başarıya ulaştıkları takdirde isyancıların öldüreceği ya da yurtlarından süreceği insanları savunuyorlardı.”
― Ermeni Suçlamaları ve Gerçekler
“1856 yılına kadar, ne Rusya'nın ne de başka devletlerin Osmanlı İmparatorluğu içindeki Ermeni toplumu ile ilgilenmediği bilinmektedir.
Bu yıllara kadar da, Osmanlı Ermenileri yaşamlarından oldukça memnundur. Bu konuda New York'ta 1857'de yazılmış bir yazıda şöyle denilmektedir:
“Ermeniler, Türkiye'de günlük hayatın esasını teşkil ediyordu. Türkler sanayinin bütün dallarını onlara bırakmışlardı. Bankerler, tüccarlar, mekanikler hep Ermeni idi. Ayrıca, onlarla Müslümanlar arasında his benzerliği ve menfaat birliği vardı. Çünkü, menşe itibariyle aynı bölgeden oluşları dolayısıyla duyguları ve âdetleri aynıydı. Bu sebeple de, kendilerini Türklere rahatlıkla uydurmuş ve emniyetlerini kazanarak reayanın en nüfuzlusu haline gelmişti ve hâlâ da öyledir.
“Ermenilere bir şekilde borçlu olmayan bir tek paşa veya yüksek rütbeli memur bulunmazdı. En fakir köylü bile ektiği tohumun bedeli için onlara borçlanırdı.
“Türkiye'yi çökertmek isteyen Ruslar, bu toplumu kazanmaya çalışmıştır.*
Ermeniler, “Osmanlı Devletinin Sadık Kulları” (Tebe'a-i Sadıka/Millet-i Sadıka) olarak tanımlanmaktaydı.
Bu yıllarda, Ermeniler yoğun olarak İstanbul bölgesinde yaşamaktaydılar.
Doğu Anadolu'da dağlık platolarda Ermeniler, Kürtlerle beraber yaşıyordu.
19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, bu bölgede yaşayan Ermeniler ile Kürtler arasındaki ilişkiler bozulmaya başladı.
İstanbul'a ve bölgedeki Kürt ağalarına vergilerini ödemekte zorlanan Ermeniler, Kürt ağalarının saldırıları ile karşı karşıya kalmaya başladılar.
1876'da Meşrutiyet idaresine geçilmesi de, Ermenilerin durumlarının düzeltilmesine fazla katkı sağlayamadı.
Doğu Anadolu'da, Ermenilerin yaşamakta olduğu bölgelere Amerikan ve Alman misyonerlerinin gelişi ile Ermeniler arasında milliyetçi düşünceler filizlenmeye başladı.
Ermeni Kilisesi, Ermeni toplumu için her şeydi. Kilise, Osmanlı İmparatorluğu içinde muhtar (özerk) bir Ermenistan'ın kurulmasını istiyordu.
Bulgaristan'da çıkan isyan hareketi, her şeyi değiştirdi. Bunu takip eden süreçte, 1877 yılının Nisan ayında, Osmanlı İmparatorluğu Rusya'nın kendisine savaş ilanıyla karşı karşıya kaldı.
1856'da Islahat Fermanı'nın ilan edilmesi 1876'da ise Meşrutiyet idaresine geçiş, Osmanlı devleti tarafından arzu edilen neticelerin elde edilmesinde yararlı olamamıştı.
1876'da ilan edilen I. Meşrutiyet idaresi de, Abdülhamid'in 1877-78 Harbini bahane ederek 1878'de Meclisi kapatmasıyla sona ermişti.
1877-78 Harbi esnasında, Doğu Anadolu'yu işgal eden Rus ordusunun başında bir Ermeni vardı: Mikayel Loris-Melikov. Ayrıca, Rus ordusunda da çok sayıda Rus-Ermenisi bulunmaktaydı.
Bu durum, Osmanlı devletinin Ermenilere karşı duyduğu güveni büyük oranda zedeledi.
Savaş sonrası imzalanan Ayastefanos Antlaşması'nın 16. maddesi gereğince, Osmanlı devleti, Ermenilerin bulunduğu eyaletlerde mahalli menfaatlerin gerektirdiği ıslahat ve düzenlemeyi vakit kaybetmeksizin yapmayı ve Ermenilerin Kürtlere ve Çerkezlere karşı güvenliklerini sağlamayı garanti etmişti.
Antlaşmanın bu hükmü, esas itibariyle bağımsızlık kazanmak isteyen Ermenileri tam anlamıyla tatmin etmemiş olsa bile, “Ermeni Sorunu”nun tarihte ilk kez bir uluslararası belgeye yansıması ve “Ermenistan” diye bir bölgenin varlığından söz edilmesi bakımından büyük bir önem taşımaktadır.
Daha sonra, 13 Temmuz 1878'de imzalanan Berlin Antlaşması ile 1877-1878 harbine son verildi.
Berlin Antlaşması'nın 61. maddesi, Ayastefanos Antlaşması'nın 16. maddesini daha da kuvvetlendirerek, Osmanlı devleti tarafından alınacak ıslahat ve güvenlik tedbirlerinin Osmanlı devletince ilgili devletlere bildirilmesi şartını da getirmiştir. Böylece, Türk-Ermeni ilişkilerine yabancı güçlerin müdahale edebilme hakkı tanınmıştır.
Aslında, böylece “Ermeni Sorunu” resmen, uluslararası bir konu haline getirilmişti.
* C. Oscanyan, The Sultan and His People, s. 353”
― Ermeni Suçlamaları ve Gerçekler
Bu yıllara kadar da, Osmanlı Ermenileri yaşamlarından oldukça memnundur. Bu konuda New York'ta 1857'de yazılmış bir yazıda şöyle denilmektedir:
“Ermeniler, Türkiye'de günlük hayatın esasını teşkil ediyordu. Türkler sanayinin bütün dallarını onlara bırakmışlardı. Bankerler, tüccarlar, mekanikler hep Ermeni idi. Ayrıca, onlarla Müslümanlar arasında his benzerliği ve menfaat birliği vardı. Çünkü, menşe itibariyle aynı bölgeden oluşları dolayısıyla duyguları ve âdetleri aynıydı. Bu sebeple de, kendilerini Türklere rahatlıkla uydurmuş ve emniyetlerini kazanarak reayanın en nüfuzlusu haline gelmişti ve hâlâ da öyledir.
“Ermenilere bir şekilde borçlu olmayan bir tek paşa veya yüksek rütbeli memur bulunmazdı. En fakir köylü bile ektiği tohumun bedeli için onlara borçlanırdı.
“Türkiye'yi çökertmek isteyen Ruslar, bu toplumu kazanmaya çalışmıştır.*
Ermeniler, “Osmanlı Devletinin Sadık Kulları” (Tebe'a-i Sadıka/Millet-i Sadıka) olarak tanımlanmaktaydı.
Bu yıllarda, Ermeniler yoğun olarak İstanbul bölgesinde yaşamaktaydılar.
Doğu Anadolu'da dağlık platolarda Ermeniler, Kürtlerle beraber yaşıyordu.
19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, bu bölgede yaşayan Ermeniler ile Kürtler arasındaki ilişkiler bozulmaya başladı.
İstanbul'a ve bölgedeki Kürt ağalarına vergilerini ödemekte zorlanan Ermeniler, Kürt ağalarının saldırıları ile karşı karşıya kalmaya başladılar.
1876'da Meşrutiyet idaresine geçilmesi de, Ermenilerin durumlarının düzeltilmesine fazla katkı sağlayamadı.
Doğu Anadolu'da, Ermenilerin yaşamakta olduğu bölgelere Amerikan ve Alman misyonerlerinin gelişi ile Ermeniler arasında milliyetçi düşünceler filizlenmeye başladı.
Ermeni Kilisesi, Ermeni toplumu için her şeydi. Kilise, Osmanlı İmparatorluğu içinde muhtar (özerk) bir Ermenistan'ın kurulmasını istiyordu.
Bulgaristan'da çıkan isyan hareketi, her şeyi değiştirdi. Bunu takip eden süreçte, 1877 yılının Nisan ayında, Osmanlı İmparatorluğu Rusya'nın kendisine savaş ilanıyla karşı karşıya kaldı.
1856'da Islahat Fermanı'nın ilan edilmesi 1876'da ise Meşrutiyet idaresine geçiş, Osmanlı devleti tarafından arzu edilen neticelerin elde edilmesinde yararlı olamamıştı.
1876'da ilan edilen I. Meşrutiyet idaresi de, Abdülhamid'in 1877-78 Harbini bahane ederek 1878'de Meclisi kapatmasıyla sona ermişti.
1877-78 Harbi esnasında, Doğu Anadolu'yu işgal eden Rus ordusunun başında bir Ermeni vardı: Mikayel Loris-Melikov. Ayrıca, Rus ordusunda da çok sayıda Rus-Ermenisi bulunmaktaydı.
Bu durum, Osmanlı devletinin Ermenilere karşı duyduğu güveni büyük oranda zedeledi.
Savaş sonrası imzalanan Ayastefanos Antlaşması'nın 16. maddesi gereğince, Osmanlı devleti, Ermenilerin bulunduğu eyaletlerde mahalli menfaatlerin gerektirdiği ıslahat ve düzenlemeyi vakit kaybetmeksizin yapmayı ve Ermenilerin Kürtlere ve Çerkezlere karşı güvenliklerini sağlamayı garanti etmişti.
Antlaşmanın bu hükmü, esas itibariyle bağımsızlık kazanmak isteyen Ermenileri tam anlamıyla tatmin etmemiş olsa bile, “Ermeni Sorunu”nun tarihte ilk kez bir uluslararası belgeye yansıması ve “Ermenistan” diye bir bölgenin varlığından söz edilmesi bakımından büyük bir önem taşımaktadır.
Daha sonra, 13 Temmuz 1878'de imzalanan Berlin Antlaşması ile 1877-1878 harbine son verildi.
Berlin Antlaşması'nın 61. maddesi, Ayastefanos Antlaşması'nın 16. maddesini daha da kuvvetlendirerek, Osmanlı devleti tarafından alınacak ıslahat ve güvenlik tedbirlerinin Osmanlı devletince ilgili devletlere bildirilmesi şartını da getirmiştir. Böylece, Türk-Ermeni ilişkilerine yabancı güçlerin müdahale edebilme hakkı tanınmıştır.
Aslında, böylece “Ermeni Sorunu” resmen, uluslararası bir konu haline getirilmişti.
* C. Oscanyan, The Sultan and His People, s. 353”
― Ermeni Suçlamaları ve Gerçekler
Is this you? Let us know. If not, help out and invite İlker to Goodreads.














