Shecharchoret > Shecharchoret's Quotes

Showing 1-20 of 20
sort by

  • #1
    Amitav Ghosh
    “already know by instinct
    we're not comfortably at home
    in our translated world.”
    Amitav Ghosh, The Hungry Tide

  • #2
    Robert Frost
    “Before I built a wall I'd ask to know what I was walling in or walling out.”
    Robert Frost

  • #3
    Ernest Hemingway
    “You did not kill the fish only to keep alive and to sell for food, he thought. You killed him for pride and because you are a fisherman. You loved him when he was alive and you loved him after. If you love him, it is not a sin to kill him. Or is it more?”
    Ernest Hemingway, The Old Man and the Sea

  • #4
    Amitav Ghosh
    “How do you lose a word? Does it vanish into your memory, like an old toy in a cupboard, and lie hidden in the cobwebs and dust, waiting to be cleaned out or rediscovered?”
    Amitav Ghosh, The Hungry Tide

  • #5
    Amitav Ghosh
    “(He) was in love with the idea of revolution. Men like that, even when they turn their backs on their party and their comrades, can never let go of the idea: it's the secret god that rules their hearts. It is what makes them come alive; they revel in the danger, the exquisite pain. It is to them what childbirth is to a woman, or war to a mercenary.”
    Amitav Ghosh, The Hungry Tide

  • #6
    Han Kang
    “The feeling that she had never really lived in this world caught her by surprise. It was a fact. She had never lived. Even as a child, as far back as she could remember, she had done nothing but endure. She had believed in her own inherent goodness, her humanity, and lived accordingly, never causing anyone harm. Her devotion to doing things the right way had been unflagging, all her successes had depended on it, and she would have gone on like that indefinitely. She didn't understand why, but faced with those decaying buildings and straggling grasses, she was nothing but a child who had never lived.”
    Han Kang, The Vegetarian

  • #7
    Han Kang
    “Why, is it such a bad thing to die?”
    Han Kang, The Vegetarian

  • #8
    Han Kang
    “She was no longer able to cope with all that her sister reminded her of. She'd been unable to forgive her for soaring alone over a boundary she herself could never bring herself to cross, unable to forgive that magnificent irresponsibility that had enabled Yeong-hye to shuck off social constraints and leave her behind, still a prisoner. And before Yeong-hye had broken those bars, she'd never even known they were there.”
    Han Kang, The Vegetarian

  • #9
    Han Kang
    “I want to swallow you, have you melt into me and flow through my veins.”
    Han Kang, The Vegetarian

  • #10
    Han Kang
    “When a person undergoes such a drastic transformation, there's simply nothing anyone else can do but sit back and let them get on with it.”
    Han Kang, The Vegetarian

  • #11
    Han Kang
    “Her life was no more than a ghostly pageant of exhausted endurance, no more real than a television drama. Death, who now stood by her side, was as familiar to her as a family member, missing for a long time but now returned.”
    Han Kang

  • #12
    Han Kang
    “Or perhaps it was simply that things were happening inside her, terrible things, which no one else could even guess at, and thus it was impossible for her to engage with everyday life at the same time. If so, she would naturally have no energy left, not just for curiosity or interest but indeed for any meaningful response to all the humdrum minutiae that went on on the surface.”
    Han Kang, The Vegetarian

  • #13
    Oğuz Atay
    “Kelimeler, albayım, bazı anlamlara gelmiyor.”
    Oğuz Atay, Tehlikeli Oyunlar

  • #14
    Oğuz Atay
    “Beni anlamalısın. Çünkü ben kitap değilim, çünkü ben öldükten sonra kimse beni okuyamaz, yaşarken anlaşılmaya mecburum.”
    Oğuz Atay, Tehlikeli Oyunlar

  • #15
    Oğuz Atay
    “(...) çok güzel kızlar varmış ve Kant'ı da su gibi okuyorlarmış diye söylentiler çıkarıyorlar, doğru mu acaba? Onları ne yazık ki karşıdan karşıya geçerken ve vapurda bacak bacak üstüne atarken ve piyasa caddelerinde gözlerini ilerde bir noktaya dikmiş yürürken göremiyoruz, nerede saklanıyorlar dersin, bak ben ortadayım, onlarda kim bilir ne isterler? Kant'ın kendisini isterler, hem de güzel bir Kant isterler, kirli çamaşırlarını bile kimselere koklatmazlarmış öyle mi? Beni şimdiye kadar otuz yedinci sayfaya kadar okudular, sıkılıp ellerinden bıraktılar, o sayfam açık öylece kaldım, o sayfada sarardım, bizim bir arkadaş vardı, kadınlara kendini acındıracaksın diye öğüt veriyordu bana, çok üzülüyorum – ne yapacağımı bilmiyorum – yalnız kaldığım için intihar etmeyi düşünüyorum diye dert yandı mı bütün kadınlar ağına düşüyormuş, sonra bir yanlışlık oldu: Bu arkadaş -başımız sağ olsun- intihar etti, benim de korktuğum anlar oluyor, insan bu güven olmaz, pencere bu kadar yakınken ve iki adım daha atınca denize düşmek ihtimali varken, korkmayın canım şey, sizi elde etmek için yalan söyledim, ben ölür müyüm? ha- ha, vicdan azabı rolünde yaşamak niyetindeyim, kendimden bahsettiğime bakmayın, asıl mesele sizsiniz, ben yaşlanıyorum, siz hep genç kalıyorsunuz, yıllardır vapura binerim, yıllardır geniş caddelerde karşıdan karşıya geçerim, yıllardır yollarda yürürüm, gördüğüm kadarıyla siz hep gençsiniz, hep güzelsiniz, yirmi yaşında kalıyorsunuz her zaman, bir bayrak yarışında olduğu gibi gençliği birbirinize devrederek ilerliyorsunuz, ben benzetme için özür dilerim, sizi yerinizden oynatacak kadar heyecanlı bir benzetme yapmayı ne kadar isterdim, bizi iyi yetiştirmediler, hep ukalalık öğrettiler, öğretenleri bir elime geçirebilsem, sizin yanınızdaki delikanlılar da yaşlanmıyor, ne garip ne karışık bir düzen bu, bazen yanınızda yaşlıları da görüyorum, sakın paraya kıymet vermeyin olur mu? Sizi onlarla gördükçe daha çok üzülüyorum, beni kırmayın olmaz mı? (...)”
    Oğuz Atay, Tehlikeli Oyunlar

  • #16
    Oğuz Atay
    “Fakat, Allah kahretsin, insan anlatmak istiyor albayım; böyle budalaca bir özleme kapılıyor. Bir yandan da hiç konuşmak istemiyor. Tıpkı oyunlardaki gibi çelişik duyguların altında eziliyor. Fakat benim de sevmeğe hakkım yok mu albayım? Yok. Peki albayım. Ben de susarım o zaman. Gecekondumda oturur, anlaşılmayı beklerim. Fakat albayım, adresimi bilmeden beni nasıl bulup anlayacaklar? Sorarım size: Nasıl? Kim bilecek benim insanlardan kaçtığımı? Ben ölmek istiyorum sayın albayım, ölmek. Bir yandan da göz ucuyla ölümümün nasıl karşılanacağını seyretmek istiyorum. Tehlikeli oyunlar oynamak istiyor insan; bir yandan da kılına zarar gelsin istemiyor. Küçük oyunlar istemiyorum albayım.”
    Oğuz Atay, Tehlikeli Oyunlar

  • #17
    Hermann Hesse
    “Şu gördüğün," dedi taşla oynayarak "bir taştır, belli bir zaman sonra toprak olacak belki, topraktan da bitki olarak boy verecek ya da bir hayvana, bir insana dönüşecek. Eskiden olsa derdim ki: "Bu taş yalnızca bir taştır, değersizdir, Maya dünyasındaki nesnelerden biridir; ama yaşam çevriminde insana ve ruha da dönüşebileceği için bu taşa önem veriyorum. Eskiden olsa böyle düşünürdüm belki. Ama bugün şöyle düşünüyorum: Bu taş taştır, aynı zamanda hayvandır, aynı zamanda Tanrı'dır, aynı zamanda Buddha'dır, ileride şu ya da bu nesneye dönüşeceği için ona saygı duyuyor, onu sayıyor değilim, çoktan ve her zaman şu ya da bu nesne olduğu için sevip sayıyorum onu.”
    Hermann Hesse, Siddhartha

  • #18
    “Ölmek nedir? Yaşayabileceğini hayal ettiğim olayların bitmesidir ya da insanın öyle sanmasıdır.”
    Oğuz Atay, Tehlikeli Oyunlar

  • #19
    Hermann Hesse
    “Nesneler bir hayal olsun ya da olmasın fark etmez, ben de nihayet bir hayal sayılırım ve böyle bir durumda ben nasılsam nesneler de öyle demektir. Nesneleri sevimli ve el üstünde tutulmaya değer gösteren de işte budur: Onların da benim gibi olmaları. Bu yüzden sevebiliyorum onları.”
    Hermann Hesse, Siddhartha

  • #20
    Gustave Flaubert
    “Perhaps she would have liked to confide all these things to someone. But how tell an undefinable uneasiness, variable as the clouds, unstable as the winds? Words failed her—the opportunity, the courage.”
    Gustave Flaubert, Madame Bovary



Rss