Unter Hoffmanns Werken hat Der Sandmann das weitaus größte Interesse gefunden. Sein Grundproblem ist die Selbstverfallenheit des Menschen, der aus dem Gefängnis seines Ichs nicht mehr herausfindet, deshalb in seinen Lebensbeziehungen, vor allem in seiner Liebesbindung tragisch scheitert und am Ende sich selbst zerstören muß.
Ernst Theodor Wilhelm Hoffmann, better known by his pen name E. T. A. Hoffmann (Ernst Theodor Amadeus Hoffmann), was a German Romantic author of fantasy and horror, a jurist, composer, music critic, draftsman and caricaturist. His stories form the basis of Jacques Offenbach's famous opera The Tales of Hoffmann, in which Hoffman appears (heavily fictionalized) as the hero. He is also the author of the novella The Nutcracker and the Mouse King, on which the famous ballet The Nutcracker is based. The ballet Coppélia is based on two other stories that Hoffmann wrote, while Schumann's Kreisleriana is based on Hoffmann's character Johannes Kreisler.
Hoffmann's stories were very influential during the 19th century, and he is one of the major authors of the Romantic movement.
Hoffmann’ı gotik akımıyla ilişkilendirenler olmuş, bu öykü bağlamında tuhaf geldi bu durum çünkü öykü kendi büyüsünü bozup duruyor ve öyküde korku ögelerinin aslında rasyonel bir açıklaması yapılıyor. Sonunda mutlu bir evlilik yaptırılarak olumlanan Clara, öyküdeki korku ögelerini Nathanael’in benliğinin parçalanmışlığını sebep gösterip onun zihnine indirgeyerek bunların aşkınlaşmasının önüne geçiyor gotik edebiyatın özelliklerini daha belirgin olarak taşıyan metinlerin aksine. Korku temasının dönüşümünü gösteren, korkutucu olanın artık doğaüstü ya da tanrısal olan değil, zihinsel olan haline geldiği ve delirme korkusunun işlendiği bir öyküydü.
Gotik edebiyatın yazarıyla beraber kıyıda köşede kalmış en önemli öykülerinden ikisi. Korku, gizem, sürükleyici bir dille yazılmış eser eğer türü seviyorsanız muhakkak edinilmeli. İthaki Yayınları ve "Karanlık Kitaplığı" hazırlayan ekibi tebrik etmeyi unutmamak lazım.
Kitapta 2 öykü var. İlki Kumadam, ikincisi Issız Ev. Aslında ben sadece Kumadamı okuyacağımı sandığımdan kitabın yarısına gelince ve öykü bitince ilk başta bir afalladım, nasıl böyle biter diye.
Ama sonrasında ikinci öykünün de bir bakıma ilk öykü ile bağlantılı olduğunu görünce eh dedim belki de ilk öyküdeki soru işaretlerime bu öyküde yanıt alabilirim. Uzun lafın kısası alamadım.
Her iki öykü de çok heyecan verici başlıyor aslında, merakla okumaya devam ettiriyor ama ikisinin de sonları benim için biraz havada kaldı. Yine de iyi ki okudum diyorum. Yazarın zihnini, yaratıcılığını, hikaye oluşturuş biçimini deneyimlemek tatmin ediciydi.
Bu derlemede yer alan hikâyelerden ürkütücü “Kum Adam”ı (1816) daha önce okumuş ve çok beğenmiştim. “Altın Saksı” (1814/19), hem Alman Romantizminin klasik temalarının, hem de Hoffmann’ın düş ile gerçek arasında geçişler yapma ustalığının mükemmel bir örneği sayılabilir. Belirsiz bir zamanda Venedik Karnavalında geçen “Prenses Brambilla” (1820), belli yönleriyle Altın Saksı’ya benzemekle birlikte, çok daha kompleks ve biraz dağınık bir uzun hikâye; absürd mizah sayılabilecek uçuk-kaçık durumlar ve bir 19. Yüzyıl yazarından beklenmeyecek anlatım oyunları içeriyor. “Doge ve Dogaressa” ise (1819), 14. Yüzyıl Venedik’inde gizem, kehanet ve trajediyle dolu tarihi bir hikâye olarak düşünülebilir. Kitabın başlığı “Seçme Masallar” olsa da, Hoffmann’dan klasik masallar beklememek gerek; fantastik hikâyeler demek daha doğru olur. Düş ile gerçeğin birbirine karışması, kahramanın baş edemediği kafa karışıklığı, tüm hikâyelerin ortak teması olarak ortaya çıkıyor. Hepsi de zevkle okunuyor; ama Hoffmann’ın daha gotik, daha karanlık hikâyelerini arıyorsanız, Gece Tabloları’nı tavsiye ederim.
İki öyküyü arka arkaya okuyunca kıyasladım ister istemez. Vampir adlı öyküsü ile Polidori'nin vampir mitinin öncülerinden oluşu gibi, ondan dört yıl önce 1815'de yazdığı bu öyküyle Hoffmann da kum adam mitinin öncüsü olmuş sanıyorum. Hoffman'ın kaleminin Polidori'den çok daha etkili olduğu açık. Korku duygusunu okuyucuya geçirmek, o tekinsizliği hissettirmek anlamında başarılı bir iş çıkarmış. E bir metalci olarak aklıma Enter Sandman'in gelmemesi de olanaksızdı tabii :) https://www.youtube.com/watch?v=CD-E-...
E.T.A Hoffman, uzun zamandır adını duyduğum ama hiç bir satırını bile okumadığım bir yazardı. İthaki, Karanlık Kitaplık bünyesinde yazarın ünlü "Kumadam" öyküsünü de dahil ettiğinde; seriyi de ilgiyle takip eden bir okur olarak kitabı hemen edinip, yazarı deneyimlemek istedim. Kitap bana beklentimi vermedi ama beklentime denk farklı şeyler verdi, bu yüzden beni tatmin ettiğini söyleyebilirim. Kitapta iki adet öykü bulunuyor. İlki, kitaba da adını veren ve Hoffman denilince belki de akla ilk gelen öykü olan Kumadam öyküsü idi. Çok farklı bir kurguya sahip olan bu öykü beni okurken çok memnun etti her şekilde. Dönemindeki edebiyatla kıyaslayınca çok farklı bir yerde olan yazar, bu hikayede kendi tarzını çok net belli ediyor hatta bildiğimiz bir çok gotik edebiyat yazarı, Hoffman'ın bu hikayesinden direkt etkilenmiş deniyor. Hikayede bir adamın çocukluğundan beri büyüyen ve asla sönmeyen korkusunu okuyoruz. Evlerine gelen bir adamdan inanılmaz derecede çekinen ve babasının ani ölümünü bu adama bağlayan Nathanael'ın gözlerle ilgili bir takıntısı olan bu adamı, hayatının ileriki yıllarında da karşılaşıp karşılaşmadığını sorgulamasıyla başlıyoruz. Şu an büyümüş, koca adam olmuş Nathaniel, karşılaştığı bir seyyar satıcıda bu Coppelius denen adama benzer şeyler keşfediyor ve bu adamın o olup olmadığının peşine düşüyor, bu sürede bir profesörün kızına aşık olup, nişanlısını bir nevi aldatan bu adamın; bu aşık olduğu kızda gerçekten bir tuhaflık olduğunu keşfetmesiyle hikaye başka noktalara gidiyor ve sonunda her şey birbirine bağlanıyor. İkinci hikaye olan Issız Ev de çok farklı başlayıp çok farklı biten bir hikaye... Başları beni çok içine çekmese de daha sonra öyküye inanılmaz alıştım ve bu yazarın devrine göre böyle kurgular üretmesini çok takdir ettim. İşlek sayılabilecek bir sokakta, eskimiş, sıkışmış, kasvetli bir ev var ve bu öykünün kahramanı Theodor, daha önceleri hayalet vs gördüğünü arkadaşlarına anlattığı için onlar tarafından alayla karşılanan bir genç. Bu evin karşısında bir yerde yaşayıp, bu evin gizemini çözmekle uğraşıyor. Bir gün evin penceresinde çok güzel bir kız görüyor ve Theodor ona aşık oluyor ama biliniyor ki o evde sadece yaşlı bir uşak yaşıyor. Evin sahibi de şehir dışında... Bu işin peşini bırakmayan Theodor'un yolu, bu evin asıl hikayesi ve burada yaşayan kişilerin geçmişine kadar uzanıyor. Sonu o kadar farklı yerlere gitti ki, beni oldukça şaşırttı ve tatmin etti hikaye. E.T.A Hoffman'dan açıkçası daha karanlık ve gotik öyküler bekliyordum ama bana farklı bir tat verdi bu iki öyküden. Korkuların ve gizemin ve de ters köşelerin dolu olduğu ifadeler vardı daha çok. Hayalet beklerken korkularla karşılaştım diyebilirim. Yazarın dili de çok akıcı ve anlaşılırdı. Gerçekten dönemine göre çok yaratıcı bir yazar olduğunu düşündüm. Hikayeler birbirinden farklı da olsa bir kaç noktada ilk hikayeye gönderme gördüm ikinci hikayeyi okurken. Zaten içerisindeki tuhaf aşklar, iki hikayede benzer hisler uyandırdı bende. Bu anlamda yer yer benzettiğim kısımları oldu bu iki hikayenin. Farklı beklentilere farklı şekilde yaklaştı yazar ama bu haliyle de beni oldukça tatmin etti ve şaşırttı diyebilirim. Yazarı gerçekten sevdim ve döneminden sonraki diğer yazarlara neden ilham olduğunu az çok anladım. Kesinlikle başka eserlerini de okumak istiyorum. Şeytanın İksirleri kitabını biliyorum bir tek bundan başka, onu da elime geçer geçmez okuyacağım sanırım.
Alman yazar E.T.A. Hoffman'dan okuduğum ilk eser Kumadam. Aynı zamanda İthaki'nin Karanlık Kitaplığı'nin harikalarindan biri. Karanlık çünkü korku,merak ve gerilim unsurlarına yer veriyor. İçeriğinde 2 farklı öykü barındırıyor. Biri kitabın adıyla aynı ismi taşıyan Kumadam digeri ise Issız Ev. 🧶Kumadam isimli hikayede Nathanael isimli baş karakterimizin çocukluktan gelme bir korkusuna tanıklık ediyoruz. Ve bu korkusu ile yetişkinliğinde karşılaşmış olmasına. 🧶 Issız Ev'de ise Theodor'un gizemli, ıssız bir eve takıntı yapması ve camında gördüğü bir kızı izlemesinin yol açacağı olayları okuyoruz.
İki hikaye de oldukça gizem ve merak dolu. Okurken merakla okutuyor. Yazarın dili çok güzel, yani her şeyi iyi bir şekilde harmanlayıp okuyucu gereksiz şeylerle boğmuyor, olayların gerilim ve gizemini koruyor. Ben hangi hikayeyi daha çok sevdim karar veremedim çünkü ikisi de o kadar paralel gibiydi ki. Ancak Kumadam'da kullandigi metafor ve içsel anlamına hayran kaldım. Hatta yazar psikoloji ile ilgilenmiş mi diye araştırdım, gerçekten iyi şekilde kullanmış dilin içeriklerini. Benim için hikayelerde tek sorun şu idi, sonları fazla bağlanamadı gibi hissettim. Heyecanla okuyorsunuz, ve pat eee oluyorsunuz. Evet açıklıyor, düşündürüyor ama bir şeylerin eksikliğini hissetim, belki daha iyisini bekledim bilemiyorum, gidişatı kıran bir yapısı var Hoffman'ın. Yine de romanlarını kesinlikle okuyacağım. Şimdiden keyifli okumalar 🌼
korku hikayelerinin beni gerçekten hiç korkutmaması, onu geçtim gerginlik bile hissettirmemeli beni üzüyor birazcık… bu hikayede de merak unsuru hikayeleri okumama devam etmemi sağlasa da hiç gerilmediğim için tam beklediğimi bulamadım. yine de ilginç hikayelerdi. sadece iki hikayenin de sonu çok pat diye bağlandı, tam bir açıklama ve temellendirme alabildiğimizi düşünmüyorum ben. daha uzun ve daha derin bir şekilde işlenseydi daha çok sevebilirdim.
Kumadam aynı zamanda Can Yayınlarının Lacivert klasikleri serisinde de yer alıyor. Aralarındaki fark İthaki yayınlarında Kumadam hikayesi haricinde Issız Ev adında kısa bir hikaye daha yer alması. Hoffmann'dan bir hikaye daha okumak isterseniz İthaki Yayınlarını tercih edebilirsiniz. İlk yayınlanma tarihi 1815 olan bu eser "tekinsiz" kavramını bana çok güzel yansıttı. Yazdığı eserlerden etkilenen yazarlardan biri de, Gotik ve korku türlerinde ünlü yazar Edgar Allan Poe. Ayrıca Alexandr Puşkin, Dostoyevski gibi önemli isimler de yazarın eserlerinden etkilenmiş. Çaykovski ise "Fındıkkıran Balesi"'ni bestelerken Hoffmann'ın "Fındıkkıran ve Fare Kral" eserinden esinlenmiş. Bunları belirtmemim sebebi aslında okuduğum, seyrettiğim eserlerde bir Hoffmann dokunuşunun olduğunu öğrenmek beni çok şaşırttı ve sevindirdi.
Kumadam ve Issız ev hikayelerinden bahsetmeden önce Ayfer Tunç ve Murat Gülsoy'un youtube üzerinde bulunan "Diyaloglar" serisinde bu eser yer verdiler. Çok keyif aldığım bu söylenceyi izlemenizi tavsiye ederim.
Kumadam Hikaye Nathanael'in Lothar'a yazdığı mektup ile başlıyor. Mektubunda, küçükken başına gelen bir olayın sorumlusunu şuan eğitim gördüğü yerde gördüğünü belirtir. Lakin mektubu Lothar yerine Lothar'ın kız kardeşi aynı zamanda Nathanael'in nişanlısı olan Klara okur. Mektuba Klara cevap verir. Mektubunda bahsettiği olayı küçükken yaşadığını, hayal gücü ile süslendiğini belirtir. Mektubu okuyan Nathanael, Kumadam zannettiği kişi için gerçekten o mu yoksa hayal gücü ile ortaya çıkmış biri mi düşünmeye başlar. Bu sırada da eğitim aldığı Profesörlerden birinin kızına ilgi duymaya başlar. Kısa ama dolu dolu olan kitapta beni etkileyen kısımlardan biri de 1815 de yazılmasına rağmen otomat kelimesinin geçmesi idi aynı zamanda o zamanlarda kadının toplumdaki yeri ve erkeklerin bakış açışını da biraz görmüş oluyoruz.
Issız Ev
Franz ve Lelio bir yürüyüş sırasında arkadaşları Theodor ile karşılaşırlar ve terkedilmiş gibi gözüken bir evin penceresinde gördüğü kadından bahsetmeye başlar. Evi ve kadını çevredeki insanlara sorduklarında, evde sadece bir uşak yaşadığını ve evin sahibinin dönmesini beklediğini belirtirler. Theodor gördüğü kadın hakkında bilgi alamaz ama bu gizemi çözmek istemektedir.
Hoffmann'ın daha önce Matmazel de Scudery kitabını okuyup çok beğenmemiştim. Daha bilindik ve sevilen Kumadam birçok kez önerildi. Karanlık Kitaplık serisinde çıkınca (kapak tasarımına da bayıldığım için) kaçırmayayım dedim. Scudery'ye göre daha güzeldi ama yine de kitabı bitirdikten sonraki düşüncem "eehh işte" yani oldu. Nathanael'in mektubu ve çocukluğunda yaşadığı anı ile başlıyor Kumadam. Başları gerçekten ürpertici ve ilgi çekiciydi, özellikle Kumadam'ın betimlemesi ve ilk geldiği sahne gerçekten hoştu. Fakat bir anda anlatım mektup formatından çıkıp 3. kişiye geçiyor ve oradan sonra kaybolmaya başladım. Her şey bir anda hızlı olmaya başlıyor, neredeyiz, hangi karakteri takip edeyim derken hikaye bitti. O yüzden hikayenin ortalarını pek beğenmedim, sonlara doğru toparladı fakat sonu da pek beklediğim gibi değildi onun yerine Nathanael'in çocukluğunda yaşadığı garip olayları mektuplaşma üzerinden öğrenmeye devam etsek çok daha hoş olurdu diye düşünüyorum. Klişe gotik elementlerin bol olduğu, Kumadam karakterini sevdiğim fakat genel olarak sıkıcı bulduğum bir hikaye oldu. Kumadam hikayesine ek olarak Issız ev adında bir hikaye daha koyulmuş o da fena değildi, özellikle sonunu beğendim. Kısacası kitap için "eh işte" veya "fena değil" gibi şeyler diyebilirim.
geçen yıl bu öykü ile ilgili freud'un bir makalesini okumuştum ve çok etkilenmiştim. dolayısıyla o zamandan beri okumak istiyordum. gerilim unsuru çok çok iyi ele alınmıştı, özellikle de yazıldığı dönemde almanya'da yaygın olan 'mekanik' görüş düşünülürse. bu yıl psikoloji derslerimde açıklanmaya çalışan bu 'mekanik ruh' kavramını öykünün sonunda gerçekten anladığımı düşündüm, sanki eksik bir parça yerine oturmuş gibiydi. okurken birçok noktada çok katmanlı bir öykü olduğunu hissettim ve her okuduğumda farklı bir şeyin dikkatimi çekeceğinden eminim. bu, öyküyü son okuyuşum olmayacak.
İçerisindeki iki hikaye günümüz bakış açısından incelendiğinde, çarpıcı bir iz bırakmasa da (kişisel görüşüm) döneminde sahip olduğu etkileyiciliği reddetmek, Alman ustaya haksızlık olur.
kumadam | kurgusal olarak bakıldığında psikolojik bir analiz açısından ne yapılmaya çalıştığını anlayabiliyoruz. öyle zor bir eser değil. işin psikolojik yanının farkında olarak okununca zaten tadı geliyor, yoksa birçoğumuz bu neydi şimdi bile diyebilir hikâyeye. fakat kalem. bu mesele bence çok önemli. bir fikri var, bir kurgusu, psikolojik bir olayı var; çok da güzel. fakat kalemi yok. sadelik bu kurguda gitmemiş. bana kelimeleri vermesi gerekiyordu. kelimeleri kullanması, kelimeleri öyle bükmesi gerekiyordu ki kısacık da olsa hikâyenin içine gireyim, titreyeyim, hissedeyim o karakterin bunalımını, delililiğini, şaşkınlığını, hayal kırıklığını, korkusunu. yok ama, taslak gibi olmuş bu. bir kez daha üstünden, duygular için geçilse olacak gibi. işin sanatsal, kelime yanı beni hiç tatmin etmedi. orijinal almanca metni belki çevirinin yanında bir tık daha iyi kalabilir ama gel gelelim sonuç yine aynı, duygu aktarımında kalem çok yetersiz. eserlerin, genel hatlarıyla kurguları, fikirleriyle ölümsüzleştiğinin bilincindeyim ama aktarış kısmı kurgulara hak ettiği değeri asıl veren şey. her kurgu kelime oyunları, daha derin hissetmemiz için yapılmış sembolik yazımlar vb. içermek zorunda değil, sadece bazı kurgular bu dili talep ediyor ve olmayınca eksik kalıyor; düz anlatımlar talep eden kurgular da var ama kumadam bu şekilde yazılmış ve eksik kalmış bir kurguydu. belki daha derin anlatım ile biraz daha uzatılabilirmiş. aklıma clive barker'ın cehennemlik yürek eserini getirdi ki o kitap da kısa olmasının yanında mükemmel bir duygu aktarımına sahip. kıyas yapacaksam bu iki kitap arasında bir kıyas yapabilirim. ıssız ev | bu hikâyenin anlatımı direkt kişinin anısını aktarması şeklindeydi. ilk başta güzel gibi durdu ama sonda yapılan açıklamayı görüp, sevince dedim bu olmamış. işin gizem kısmı öyle aman amaaaaan bir başarıya sahip değil bence, açıklamayı kurgu olarak başlatsa, ne bileyim biraz daha kurgusallaştırsa falan. böyle fikirlerini kısa kısa yazıp çekiliyorlar kenara. bazı şeyler kısa olmalıdır ama bazı şeyler de kısa eksik kalır. açıklama kısmı kurguyu biraz daha güzelleştirdi velhasıl orada da pat diye bitti hikâye. yine ben derim ki: güzel kurgu yanlış anlatım biçimi. neden böyle oluyor anlayamıyorum...
Kumadam - E. T. A. Hoffmann // Kitap Yorumu📚 [Spoiler içermez.]
Kitaba puanım: 6/10 Hitap ettiği yaş grubu: 15 yaş ve üstü (Anlaşılma zorluğu sebebiyle)
Evet, anlaşılma zorluğu demişken ben 25 yaşındayım ve kitaptaki birçok şeyi anlamadım. Amaç neydi? Bende mi bir sorun var? Daha derin düşünüp her cümleyi tek tek ders çalışır gibi sorgulamalı mıydım acaba? Belki de öyle yapmalıydım zira bu kitapta bulunan iki hikaye de hiçbir yere bağlanmadı sanki. Yani bana göre. Bağlanmış da ben anlamamış olabilirim tabii.
Tamam, karakterlerin başına doğaüstümsü (ondan bile emin değilim) bir şeyler gelmiş de neymiş ki o? Biraz daha açıklasaydın sevgili yazar, hevesim kursağımda kaldı valla. Neil Gaiman beyefendinin yaptığı gibi kitabın bir kısmını okuyucunun hayal gücüne bırakmak iyi hoş da sen benim hayal gücüme bir tık fazla güvenmişsin sanki.🥲
Bu benden kaynaklı da olabilecek durumun dışında kitabı beğendim, kısacık bir hikaye kitabı ve merak uyandırıcı. Her ne kadar şahsen merakımı pek giderememiş olsam da öneririm, bir şans vermeye değer gibi. Keyifli okumalar güzel kitap kurtları!
Not: İthaki Yayınları'na aşığım. Bu kitabı, ki gerçekten zor bir kitap, öyle mükemmel çevirmişler ki (Anıl Alacaoğlu çevirmiş, editörü de Alican Saygı Ortanca). Uzun zamandır bu kadar hatasız, bu kadar ustaca bir çeviri okumuyordum. Ellerinize sağlık. Diğer yayınevlerinden de aynı performansı bulmak için dua edeceğim. . . . . . #okudum #kitapyorumu #kitaptavsiyesi #kitapönerisi #bookstagram #bookstagramtürkiye #kitap #bircadı #etahoffmann #kumadam #thesandman #karanlıkkitaplık #ithakiyayınları
E.T.A yani Ernst Theodor Amadeus Hoffmann çok çok önemli bir isim. İlham olduğu kişiler: Edgar Allan Poe, Alexandr Puşkin Guy de Maupassant ve Fyodor Mihayloviç Dostoyevski. Sizce bu isimleri etkilemiş ve Çaykovski'nin fındıkkıran balesine malzeme olmuş bir yazarı okumak bir gurur değil de ne? Kumadam: Nathanael'in Lothar'a yazdığı mektupla başlıyor hikaye. Daha sonra yazar anlatıcı rolü üstlenip N'nin çocukluğunda onu korkutan kumadam sandıkları babasının arkadaşı ve kapısıına yıllar sonra gelen aynı isimli seyyar satıcı ile korkularını anlatıyor. N'nin hiç konuşmayan ve garip yürüyen güzeller güzeli bir kadına aşık olması da burada başlıyor. Anlatım oldukça süslü yer yer zor olmasına karşın çok heyecanlı ve akıcıydı. Sonu ise aşırı şaşırtıcıydı. Hikayede bahsi geçen hayaletgören kitabını da daha önce okumuş ve beğenmiştim. Issız ev: çevresindeki malikane ve apartmanlardan çok farklı olarak eskiliği ile göze çarpan bir ev anlatıcının dikkatini çeker. Ev fazla tadilat görmemiş ve metruktur. Yanındaki pastaneci evde yalnızca bir kahyanın ve bir köpeğin yaşadığını garip sesler ve kokular duyulduğunu söylemektedir. Anlatıcı evin içinden uzanan güzel bir kol görmüştür ve bu işin peşine düşer. Satın aldığı bir aynada aynı yüzüğü görünce delirdiğini düşünür.
-Kumadam hikayesinde Kumadam diye biri yok. Hatta birçok kez sürçme yüzünden Kurtadam diye okudum. Nathanael isimli narsist erkek karakterimiz aşık olduğu Clara'ya saçma bir kazık atarak Olimpia isimli kıza aşık olur. Kız onun okuduğu, anlattığı her şeyi kıpırtısız dinleyen biridir. Detaylar çok ilginç, okunmalı. Sonra kabustan uyanıyor. Hikaye komple ters köşe. Son birkaç sayfası daha da garip bitti. en.wikipedia.org/wiki/The_Sandman_(sh... -Issız Ev hikayesi ise tamamen karanlık bir hava veriyor. Hatta derin gotik ögeler barındırıyor. Bir ev hatta malikanede sürekli bir kadın gördüğünü iddia eden Theodor oradaki gizemi çözmeye çalışır. Adam aynada silüetler görmeye başlar ve sonunda bir doktora görünür. Doktor bile ondan korkmaya başlıyor. Onu bir ara hipnotize ediyor ve bilincinin derinliklerinde o evde olan karmaşayı anlıyor. Evde yaşananlardan anladığım kadarıyla hayatı heba olan genç bir kadının ve kaybolan bebeğinin acısı oralarda kalmış. Eşi kont olan kadın eşini de kaybediyor. Kadında acılar yaşıyor.
iki öyküden yalnızca sandmann'ı okuyarak bir değerlendirme yapıyorum, almanca metinle karşılaştırarak okudum ve anıl alacaoğlu'nun çevirisi gayet güzel, bana da bazı noktalarda yön göstermiş oldu. bugüne kadar kafamda canlanan sandmann bu değildi, sanırım kitabı okumayı erteleye erteleye kafamda gerçekten korkunç, kumdan bir adam canlandı ve sonunda başladığımda onun gelmesini bekledim ama hiç gelmedi
nathaniel'in clara'ya olan hislerinin kayboluşu ve hikayenin sonu aslında bize yalnızca delirmiş bir adamın hikayesi gibi aktarılsa da asıl anlatılmak istenen şey hoffman'ın aydınlanma'nın akılcılık ilkesine karşı duruşu. clara'nın ismi bile "klar"(clear, netlik) kelimesinden türetilerek seçilmiş; nathaniel ise dilsiz olympia'nın gerçekliğinden bile bir an olsun şüpheye düşmüyor: gerçek olmayan bir şeyle bile yalnızca anlaşıldığını hissettiği için bir bağ kurabildi, tamamen duygusal
özetle bir yazıyı okurken neden önemli olduğunu ve göndermelerini görebilmek süper. weimar ironisi motifi de okuruyla konuşan lady whistledownmış meğer derste anlamamıştım. çok iyi
E.T.A Hoffmann’ın seçme masallarını okuyucuyla buluşturan "Kum Adam - Seçme Masallar", yazarın Alman romantik edebiyatındaki yerini net bir şekilde gösteren bir kitap. Özellikle ilk iki masal olan "Kum Adam" ve "Altın Saksı", yazarın hayal gücüne hayran kalacağınız ayrıntılarla dolu büyülü bir okuma keyfi sunuyor. "Kum Adam" öte yandan oldukça cringe finaliyle okuyucuyu yerine çivileyen oldukça korkutucu bir masal. "Prenses Brambilla" masalı ise fazlasıyla deneysel olmakla beraber tek bir hikayeye odaklanmaktansa biraz destansı tarza özenen hikaye geçişleriyle takibi çok zor olmasından dolayı okuyucuyu kaybeden bir masal. Açıkçası kitabın içerik kalitesi sebebiyle yazarın daha bilindik ve güçlü masallarından birinin bu toplamaya koyulmasını tercih ederdim. Son masal ise ilk iki masal kadar güçlü olmasa da merak uyandırmayı başarıyor. Yazarın farklı yönlerini tanımak için ideal bir eser. Tam notum: 3.5/5
Kitapta iki hikaye mevcut. İlk hikayedeki dili biraz faklı ama ikisinde de okuyucuda bıraktığı tat güzel.
İlk hikayede; kahramanın çocukluğundan hayatına giren bir korku figürünün canlı başlı bir insan olarak tekrar hayatına girmesi konu alıyor. Hayatı boyunca babasını bu canavar yüzünden kaybetmekle suçlayan kahramanımızın başından geçen tuhaf olaylar.
İkinci hikayede; pahalı bir semtte bulunan köhne, gizemli bir ev var. Bu absürd evi gören hayal gücü gelişmiş kahramanımız bir süre sonra ilginç bir şey gözlemleyip evin gizeminin peşine düşüyor.
Kitaba ismini veren öykünün benzer temadaki kuzenlerinden Rappaccini'nin Kızı ile olan benzerliğinden ve sinemadaki uzantılarında Hugo ve The Best Offer gibi yapımlara esin vermiş olmasından bahsetmek için buraya geldim ve gidiyorum. Çılgın bilimadamlarının kızlarına neler yapabildiğine dair Les Yeux Sans Visage'ye değin pek çok sinema eserinin de izi sürülebilir ancak temelde yatan edebiyatsa bu öykü de yapıtaşlarından biri. Bu şekilde değerlendirilmeli. Diğer yandan, Rappaccini ile Hawthorne'un anlatımı çok daha akıcı ve finaliyle vurucu. Bunu da belirtmek isterim.
Roller coastera binmek gibiydi, çok keyif aldım okurken. Sonu tam iyi bitiyor derken Nathaniel iyice kafayı sıyırdı. Gözle ilgili şeyler beni iğrendirdiği için hikayedeki bazı kısımları düşünmesi bile ürkünç geldi, ben de ileride partnerim kukla mı değil mi testi yapacağım. Profesör ve Coppola'nın ilişkisinin geçmişini bilmek isterdim.
This entire review has been hidden because of spoilers.
İçerisinde kitaba da adını veren Kumadam ve Issız Ev adlı iki öykünün olduğu kitap oldukça ürkütücüydü. İlk öykü Kumadam’da çocukluğundan beri tanıdığı ve kendisi için travmatik bir çocukluk öcüsü ile eşleşmiş olan bir adam yüzünden hayatı mahvolan, deliren ve canından olan Nathaniel’ın hikayesi anlatılıyor. Issız Ev ise gördüğü virane bir evi takıntı haline getiren bir adamın gördüğü bir kadın sureti yüzünden başına gelen paranormal olayları anlatıyor. İkisi de tekinsiz ve tedirgin edici olan bu öyküleri oldukça sevdim ama özellikle Kumadam’ı bir başka sevdim. Çok ürkütücüydü.
kumadam ile birlikte ıssız ev'i de derlemişler. çocukluk korkusu ve travmasının bir insanı nasıl bu kadar derinden etkileyip günlük hayatındaki sanrılarının onun ölümüne sebep olmasını okumak beni içten içe rahatsız etti. belki almanca olarak yine okurum. dili gayet akıcıydı.
Travmatik bir deneyimdi. Kitabın ilk yarısını pek sevemedim. Bu dönemde yazılmış çoğu kitap mektup kursuyla yazılıyor ama ben doymuşum bu kurguya o yüzden sıktı beni epeyce. Normalde 3 yıldız verecektim ama sonu hoşuma gitti