Jump to ratings and reviews

Foucault’s Pendulum

International bestselling and award-winning author Umberto Eco's Foucault's Pendulum is "an intellectual adventure story, as sensational, thrilling, and packed with arcana as Raiders of the Lost Ark or The Count of Monte Cristo" (The Washington Post Book World).

Bored with their work, three Milanese editors cook up "the Plan," a hoax that connects the medieval Knights Templar with other occult groups from ancient to modern times. This produces a map indicating the geographical point from which all the powers of the earth can be controlled — a point located in Paris, France, at Foucault’s Pendulum. But in a fateful turn the joke becomes all too real, and when occult groups, including Satanists, get wind of the Plan, they go so far as to kill one of the editors in their quest to gain control of the earth.

Orchestrating these and other diverse characters into his multilayered semiotic adventure, Eco has created a superb cerebral entertainment.

623 pages, Paperback

First published October 4, 1988

Loading...
Loading...

About the author

Umberto Eco

912 books12.5k followers
Umberto Eco was an Italian medievalist, philosopher, semiotician, novelist, cultural critic, and political and social commentator. In English, he is best known for his popular 1980 novel The Name of the Rose, a historical mystery combining semiotics in fiction with biblical analysis, medieval studies and literary theory, as well as Foucault's Pendulum, his 1988 novel which touches on similar themes.

Eco wrote prolifically throughout his life, with his output including children's books, translations from French and English, in addition to a twice-monthly newspaper column "La Bustina di Minerva" (Minerva's Matchbook) in the magazine L'Espresso beginning in 1985, with his last column (a critical appraisal of the Romantic paintings of Francesco Hayez) appearing 27 January 2016. At the time of his death, he was an Emeritus professor at the University of Bologna, where he taught for much of his life. In the 21st century, he has continued to gain recognition for his 1995 essay "Ur-Fascism", where Eco lists fourteen general properties he believes comprise fascist ideologies.

Ratings & Reviews

What do you think?

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
27,202 (35%)
4 stars
25,736 (33%)
3 stars
15,662 (20%)
2 stars
5,562 (7%)
1 star
2,481 (3%)
Displaying 1 - 30 of 73 reviews
Profile Image for Biron Paşa.
144 reviews314 followers
January 31, 2018
Foucault Sarkacı 900 küsur sayfalık tarif edilmesi imkânsız, devasa bir roman. Eco'nun uçsuz bucaksız birikiminden ve zekasından çıkan müthiş zırvalıklarla dolu, tam anlamıyla bir roman.

Çevirmen Şadan Karadeniz'in de değindiği ve arka kapakta gördüğümüz gibi, kitabı nasıl tanımlayacağımız bir muamma, çünkü kitaba her açıdan bakmak mümkün. 8 yıllık, araştırılan 2000 kitaplık bir emeğin sonucu. Yine de Karadeniz'in yaptığı tanımlama kitapla ilgili yapılabilecek en iyi tanımlamalardan biri: Foucault Sarkacı 500 yıllık irrasyonel düşünmenin tarihi. Ama buna ek olarak karşılıksız bir aşkın, hayatın karmaşıklığının ve anlamsızlığının, tarihin ve kitapların yapaylığının, çağın sıkıcılığının, algının sınırlılığının ve uçsuz bucaksızlığının yani izafiliğinin, 68 kuşağının, ikinci dünya savaşının, Tapınakçıların, Kabala'nın, tarihsel figürlerin (Shakespeare, H. Sabbah vb.) Joyce'un ve Proust'un, edebi oyunların, edebiyatı konu edinmenin, İtalya'nın sıradan bir kasabasında çocuk olmanın, cesaretin, bir şeylere inanmanın ve bence güçlü bir şekilde varoluşun romanı.

Kitap aslında çok basit bir kurguya sahip. Bir yayınevindeki üç arkadaş "Şeytancı" adını taktıkları insanların getirdiği tapınakçılarla, gizli örgütlerle, delice komplo teorileriyle dolu sayfaları incelerler ve "Plan" adını verdikleri kendi alternatif tarihlerini üretirler. Onlar yavaş yavaş Plan'ın içine çekildikçe, planın içinde kayboldukça biz de kayboluruz.

Bu basit kurgunun her aşaması müthiş derinlikli bir şekilde yazılmış Eco tarafından. Müthiş renkli karakterlerin, müthiş renkli dünyaların ciddiyetle yazılmasını okumak çok güzeldi. Belbo'nun karşılıksız aşkı, Brezilya bölümleri, Tapınak Şövalyelerinin resmi tarihi, Belbo'nun metinlerarasılıkla dolup taşan File'ları, 250 sayfalık göstergebilim şovu, karakterlerin değişimi... Muhteşem bir yolculuk.

Ben romanın aslında tümünü kaplayan, pek de değinilmeyen bir şeye değinmek istiyorum: Bence Foucault Sarkacı bir varoluş romanı. Modern çağda akılcı hayatın sıradanlığını, varoluşunun sıradanlığını ve anlamsızlığını kaldıramayan bireylerin bir masala, bir büyüye çekilmesini anlatıyor. Rasyonel aklı bir köşeye bırakıp hayatı daha anlamlı, daha gizemli kılabilmek adına irrasyonelleşerek hayatta kalmaya çalışmanın romanı Foucault Sarkacı.

O kadar büyük, o kadar dolu bir roman ki hakkında bir şeyler yazmak gerçekten zor. Bu büyüklüğü benim için çok anlamlı. Bazen edebiyatın yapay, sahte bir şey olduğunu, okurların zaten anlamayacağını, yazarların büyük kısmının da bu yüzden bir iki bir yılda roman yazdığını düşünüyorum. Ama Umberto Eco gibi bir romancının olması bana ümit veriyor. Sanki o sahteliğin içinde, bu işi olması gerektiği gibi yapan az sayıdaki insandan biri olduğunu düşündüm. Yani Amerikan edebiyatının önde gelen yazarları P. Roth, Paul Auster gibi yazarlarken, dünyanın bir yerinde Umberto Eco'nun yaşamış olması çok büyük bir şey. Sekiz yılı bir romanla geçirdiğini düşündükçe ve zaten metin bize bu romanın ancak böyle bir uğraşla ortaya çıkabileceğini gösterdiğinde, ona duyduğum saygıyı ve hayranlığı tarif etmekte zorlanıyorum.

Foucault Sarkacı bütün bu muhteşemliğine, akıcılığına, eğlenceliliğine rağmen zaman zaman okuru zorluyor. Bu sebeple başlayacak olanlara kitapla ilgili birkaç ön bilgi ve tavsiye vermek istiyorum. Öncelikle Kabala nedir, ne değildir bakılabilir. Bununla birlikte Saint-Martin-des-Champs biraz araştırılabilir. Google sağ olsun, müzeyi gezebiliyoruz. Ben kitaba başladıktan sonra müzeyi biraz gezdim ve Eco'nun romanda epey yer ayırdığı müze bölümleri daha keyifli hale geldi. Sarkacın ne olduğu, nasıl çalıştığına bakılabilir: https://www.youtube.com/watch?v=aMxLV...

Kitap Kabala'nın 10 sefirahıyla bölümlenmiş. Bu sefirahların her birinin kendi teması olduğu için, Eco da bu tema üzerinden romanı kurgulamış. Çevirmen Şadan Karadeniz'in açıklamalarıyla Eco'nun sefirah açıklamaları çoğu zaman uyuşmamış, nedenini bilmiyorum.

Kitabın ilk bölümü, ilk sefirah Keter, yani Taç, idrak edilemez bir mertebe. Bu yüzden ilk bölüm anlaması, takip etmesi çok zor bir bölüm. Keter'i okuyup "Ben ne okumaya başladım böyle" diye bir yılgınlığa kapılmanıza gerek yok. İkinci ve üçüncü sefirahları Hokmah ve Binah, yani bilgelik ve anlayış ile her şeyi anlayacaksınız. Tapınak Şövalyelerinin de çoğu kişinin bildiği hikâyesi Eco'nun muazzam yazarlığı ile anlatılacak.

Ama kitabın tek zor bölümü ilk bölüm değil, altıncı sefirah Tiferet, ki Karadeniz bunu Güzellik sefirahı olduğunu yazmış sözlükte ama Eco bunun sabır sefirahı olduğunu söylüyor. Bu bölüm gerçekten de sabır isteyen bir bölüm, ama güzel bir bölüm. Burada kahramanlarımız irrasyonel düşünmenin içine düşüyorlar 220 sayfa boyunca ve burada takip etmenizin bence pek mümkün olmayan tarihsel olaylara göstergebilimsel bağlar kuruluyor.

Eco, tıpkı ondan çok etkilendiğini gördüğümüz Orhan Pamuk gibi, romanın içinde defalarca bu romanın nasıl bir roman olduğunu anlatıyor. Romanı nasıl okumamız gerektiğinden, romanın maksadının, amacının, kullandığı yöntemlerin ne olduğunu okura bildiriyor. Bu yüzden zorlansanız dahi, kitap bittiğinde okurunu hiçbir şey anlamamış biçimde ortada bırakmıyor.

Bir Kara Kitap hayranı olarak bu kitaptan etkilenmemem olanaksızmış zaten. Kara Kitap'ı okuyup sevenlere bu kitabı hiç durmadan hemen okumalarını tavsiye ediyorum.

Çeviriye de kısaca değinmek istiyorum. Önsözde Karadeniz'in çevirisi "tutkulu" olarak niteleniyor ve buna katılıyorum. Arkadaki sözlük gerçekten çok işe yarıyor. Ama Öztürkçe'nin çeviride işi olduğunu düşünmüyorum. Bir çevirmenin buna hakkı olduğunu da düşünmüyorum. Karadeniz eğer bunu tercih ediyorsa özgür olduğu kendi eserlerinde yapabilir. Ama biz Eco okumak istiyoruz ve çevirmen bir sanatçı değil, parayla tutulan bir çalışan. Bu yüzden de okurun taleplerine göre iş yapmak zorunda. Hayatımda Öztürkçe kullanan bir tane insan görmedim, neden romanda bir karakterin yıldızbakışım, katışım, erginleme, yengi vs. dediğini okuyayım ki? Okurken sık sık sinirlendim. Kitabın kendisini sürekli araştırarak okurken bir de arada Tdk'da dahi olmayan uydurma kelimelerin anlamlarını araştırmak çok gereksiz. Yıldızbakışım diye Google'da arattığınızda bu roman çıkıyor sonuç olarak. Usunuz batsın.

Bununla birlikte 106. bölümün son paragrafının Karadeniz tarafından nedensizce kesildiğini de bildirmem gerekiyor. Benim elimde 17. baskı vardı, sonraki baskıları bilemiyorum. Önemli de bir paragraftı.

Romanla ilgili yazılacak çok şey var, bu yazı özetin özeti dahi olamaz; Belbo'nun bir dosyasını bile bunun beş katı uzunluğunda değerlendirmek mümkün. Şimdilik aklıma gelenler bunlar, hayatımın sonuna kadar defalarca okuyacağımı biliyorum bu romanı.
Profile Image for Hakan.
236 reviews212 followers
June 5, 2020
"hep böyle yaparlar. aç mısınız, düş kırıklığına mı uğradınız, sömürüldünüz mü? buyurun bir kadeh gizem için." gizemli tarikatlara, gizli bilimlere kendini kaptırmış anlatıcı kahramanımıza böyle der sevgilisi romanın bir yerinde. kahramanımız buna itiraz etmez, kendini "bilimsel kuşkuçu" olarak tanımlamaktadır zaten. gizemlere, gizli bilimlere de inanmamaktadır ancak mesele başkadır. gizem en can alıcı yerinden yakalayıp içine çekmiştir onu. şüphe.

tapınakçılar, gül haçlar, kabalacılar, cizvitler, masonlar, gnostikler, haşhaşinler, şeytancılar, bunlardan türeyen sayısız gizli tarikat, mezhep, loca, dernek, aralarındaki kavgalar, polemikler, komplolar...kahramanımız araştırma amacıyla girdiği yolda böyle devasa bir ağla sarılır. şüphesinin bilimsel zemini kayar. her şey birbirine benzer görünmeye başlar bir yerden sonra. her şey birbiriyle bağlantılıdır. irrasyonel düşünceler, gizli bilimler üzerinden farklı bir dünya tarihinin yazılabileceğini fark eder kahramanımız ve sonra iki arkadaşıyla birlikte bu tarihi yazma-kurma işine girişir.

her şeyin birbiriyle bağlantılı olması "kozmik bir gizdüzene" işaret etmektedir. bir "planla" bu gizdüzenin ortaya çıkarılması mümkün görünmektedir. üç arkadaş, birbirinden çok farklı üç farklı karakter, başlangıçta bir bulmacayı çözme, bir oyuna katılma güdüsünde birleşirler. gizem peşindeki insanların yüzyıllar boyunca oluşturduğu birikimi kendi aykırı mantığıyla değerlendirmek, bütünlemeye çalışmak oyunu gerçeğe dönüştüren bir yol açar sonra. bu gerçek, üç arkadaşın hayatlarını derinden etkiler. kozmik gizem bir kurtuluş, bir mutluluk vaadidir çünkü. gizemi çözmek demek, acıyla-pişmanlıkla-boşluklarla-anlamsızlıkla geçen hayatların telafisi demektir. bu umuttan, umut düşüncesinden kaçmak, kaçınmak imkansızdır.

plan bir maceraya dönüşür, üç arkadaşın hayatlarının macerası olur böylece. plan saçma ya da komik bir hal aldığında, hepten kontrolden çıktığında üç arkadaş durmak, vazgeçmek yerine iyice bağlanırlar maceraya. plan ilerler ilerler ve nihayet kaçınılmaz olarak başka hayatlara, başka hayatların gerçeğine dokunur. bu noktadan sonra üç arkadaşın da geri dönme ihtimali yoktur. bir oyun, bir eğlence olarak başladıkları planı hayatları pahasına sahiplenmek, savunmak zorundadırlar artık. plan doğru olmalıdır, gizemin varlığı, çözülme umudu var olmalıdır.

foucault sarkacı, üç arkadaşının macerası içinde gizemi anlatan bir roman. hatta gizemin gizemini, varlık sebebini ve "gerçekliğini". bir yanda insanın anlam arayışı, yalnızlığı, çaresizliği, diğer yanda inanma güdüsü, gizli olanın cazibesi. eco kahramanları gibi okurunu da şüpheyle romanın içine çekiyor. en büyük başarısı: aptallığın, saçmalığın, türlü çeşitli zırvanın içinde bir yerde bile isteye kayıp giden kahramanlarına karşı anlayış ve hatta şefkat uyandırıyor. irrasyonel düşünce üzerinden başka bir dünya tarihi yazılabildiğini söylemekle kalmıyor, bizzat bu tarih içinde okuru maceraya dahil ediyor. romanı sadece bir araç olarak görmeyip bilgiyi zenginleştiren, derinleştiren, çok boyutlu-çok katmanlı okumaya açan imkanlarını kullanması, hatta zorlaması ise foucault sarkacı'nı zirveye taşıyor. alanında daha iyisi yazılmayacaktır muhtemelen.
Profile Image for Ezgi.
Author 1 book134 followers
August 13, 2014
Şadan Karadeniz'in öztürkçeci çevirisi sayesinde bildiğim birçok kavram ve kelimenin yepyeni bir şey olarak karşıma çıktığı kitap. Okuması ve takibi zor, hazzı büyük.

Ülkenin son günlerdeki durumu düşünüldüğünde bu kitaptan şu alıntıyı paylaşmamak olmaz:

--- spoiler ---

Ama daha ayağı yerde bir açıklama istiyorsanız, partiye yazılmadığı için kendisini spiker olarak radyoya almadıklarını söyleyen bir kekemenin durumunu düşünün. Kendi yanılgılarımızın suçunu hep başkalarına yükleriz; diktatörlükler kendilerinden yana olanları bir arada tutmak için her zaman bir dış düşman bulurlar.

--- spoiler ---

Can yayınları s. 435. / umberto eco

Bu arada alışageldiğimiz şekilleriyle görsek, metni algılamamızı çok hızlı şekilde değiştirip hızlandıracak bir kaç öztürkçeci çeviri örneği vereyim kitaptan:

menhir:taş anıt
erdenlik: bekaret
eğretileme:metafor
ley: toprak parçası
içreklik: ezoterizm
gizlicilik: okültizm
kuttören: rit
erginleme: inisiye / kabul töreni
biyel: piston kolu
devşirim: anagram
katışım: kombinasyon
yontu:heykel
zaçyağı:sülfirik asit
kütük: bilgisayar dosyası yani file*

File: o yıllarda bilgisayar terimleri pek oturmamış olabilir; ama kitabın sonraki baskılarında da kütük* meselesi düzeltilmemiş, file* kelimesi, "kütük" olarak bırakılmış.
Profile Image for Aslı Can.
785 reviews324 followers
Read
September 24, 2020
İki üç gün önce bitti, uzuunca bir yorum gelecek gibi bir süre sonra.
Profile Image for bengü.
24 reviews65 followers
March 19, 2016
Entellektüel şeyler biraz sıkıcı, eğlenceli şeyler de genelde biraz aptalcadır. Faucault Sarkacı, hem entellektüel anlamda üst seviyede tatmin edici hem de basit bir macera romanı kadar neşeli, komik, eğlenceli, heyecanlı bir roman.

Hikaye bir flashback'le başlıyor, kahramanımız Casaubon'u Paris'te Foucault Sarkacı'nın sergilendiği müzede gizlenip, müze kapandığında içeride kalabilmek için çabaladığı, heyecanlı, korkmuş tuhaf bir halde buluyoruz. Ardından, önce birkaç gün geriye, sonra da on beş yıl önceki o güne, bu maceranın en başına dönüyoruz. Roman, Casaubon'un kitabın başında gördüğümüz çaresiz hale nasıl geldiğini anlatıyor.

Maceranın merkezinde Plan var, bu öyle bir plan ki sanki dünyanın merkezinde. Dünyadaki gelmiş geçmiş herhangi bir şeyi, bir düşünce akımını, inancı, siyasi hareketi, sanat akımını, bir kişiyi...herhangi bir şeyi en fazla ikinci seviyeden Planla ilişkilendirebilirsiniz. Brezilya'nın Umbanda ayinlerinden, Hasan Sabah'a, İsmailizme, Kabala'ya, Şinarsizme, Nazilere ve tabii her gizin temelinde olan Tapınak Şövalyelerine uzanan bitmek bilmez bir ilişkilendirmeler zinciri.

Casaubon, Belbo ve Diotallevi'nin aslında o dönem popülerleşen gizcilerle dalga geçmek için oluşturdukları Plan, ağır ağır, hissettirmeden onları içine alıyor.

"Ben alışıyordum, Diotallevi yozlaşıyordu, Belbo ise dönüşüyordu. Ama üçümüz de, her zaman benzeri özdeşten, eğretilemeyi nesneden ayırmamızı sağlayan o zekâ ışığını yitiriyorduk yavaş yavaş."

Okuyucu olara siz de başta onlarla beraber işin şakasındayken zamanla gizin cazibesine kapılıp planın mükemmelliğine, ilişkilerin kusursuzluğuna hayran kalıp sağduyunuzun zayıfladığını hissedebilirsiniz. Roman, okültizmin o gözleri körerten tutkusunu, sürekli beslenip kışkırtılan ama asla tam olarak tatmin edilmeyen merakların histerik ateşini mükemmel bir biçimde okura aktarıyor.

Son olarak, kitabın kesinlikle elektronik formatta okunmasını öneririm. Sayısız arama yaptım kitap içerisinde. Fiziksel kitap olarak okuduğumu hayal dahi edemiyorum, herhalde en az iki kere baştan okumam gerekirdi detayları ve atıfları kaçırmamak için.
Profile Image for Mattia Pascal.
15 reviews14 followers
April 20, 2016
Casaubon, Belbo ve Diotallevi isimli üç adam, Haçlı Seferleri, Tapınak Şövalyeleri ve Tapınakçıların ardında yatan, dünyanın çözülemeyen gerçek varlığına dair ezoterik gizler, güçler, akımlar, siyasî oluşumlar… ile ilgili ortaya attıkları tamamen kurgusal bi’ Plan’ın bi’ anda gerçeğe dönüşmesiyle gelişen olayların içerisinde bulurlar kendilerini. Tabiri uygunsa; Üç deli –Casaubon, Diotavelli ve Belbo- bir olup, kuyuya bir taş atar ve sonrasında kendilerini de taşı attıkları kuyunun içerisinde bulurlar.

Çevirmen, ki o Öz Türkçe çevirisiyle bi’ çok okurun takdirini ve ağır eleştirisini almış Şadan Karadeniz’in de belirttiği gibi, Eco’nun çok katmanlı bi’ okumayla bizi baş başa bıraktığını rahatlıkla teyit edebilirim. Eco, Polisiye Kurgu’nun çok güzel örüldüğü temposuyla, rasyonel düşünce tarihi ve Sanayi Devrimi’nden sonraki Kıta Avrupası’nın bilimsel ve siyasî fotoğraflarının çekildiği informel anlatımı ve tespitleriyle, Kabalacılık ve Batı Ezoterizmiyle süslediği kuşkulu atmosferiyle herkesin başka başka tatlar alabileceği farklı bi’ okuma keyfi sunuyor.

Kitapla birlikte notlar alarak, sağa sola saçılan tonlarca bilgiyi göz ardı etmemeye çalışarak, araştırarak bi’ çok yan okuma yaptım diyebilirim. Felsefik ve varoluşçu derinliklerin çok olmadığı, Tarih’in daha ağır bastığı salt bilgiye dayalı Foucault Sarkacı’nın anlama’dan çok okuma ritmi ve hızıyla, sürekliliğimi ve motivasyonumu epey zorladı diyebilirim, ama değerdi ve öyle de oldu. Eco’nun sıkı bi’ parça dinlettiğini düşünüyorum.

Kitabın ansiklopedik özelliği, polisiye kurgusu ve eğlenceli akışından ziyade; kitaptaki kahramanlar üzerinden Eco’nun birer “kaybeden” olduğumuza dair kara anlatısı üzerinde durmak istiyorum, kitaptan bi’ alıntıyla;

“Önceki akşam dar periskopun içinde, en korkunç bilmecelerin çılgınlığa bürünen bilmeceler olduğunu düşünüyordum. Oysa şimdi, dünyanın zararsız bir bilmece olduğunu, ardında bir gerçek varmış gibi onu açıklamaya kalkışma çılgınlığımızın onu korkunçlaştırdığına inanıyorum” der, Casaubon. Bi’ nevi, erk sahiplerinin kendi yarattıkları ve bir manipülasyon aracı olarak kullandıkları tehlikeli gizemlerinin, büyülerin, inançların ve ritüellerin dünyayı günden güne korkunçlaştırdığını anlatır. Dünya, sahip olduğu gizem tüm insanlı mutlu edebilecek ve ortak bi’ geleceğin kurulabileceği bir vaad iken, insanlık binlerce tarikat ve cemaatlere bölünmüş, binlerce inanç, fikir ortaya atılmış herbirisi ayrı ayrı şifrelerle mühürlenmiş adına hazine denilen sandıklara tıkıştırılmıştır. Bu gizemi çözmek için, bi’ sürü makina, bilgisayar icat edilegelmiş… Dünya, üzerinde işlem yapıldıkça, eprimiş, kararmış, gölgelenmiş ve kanlarla sulanmış; antik Yunanlıların anlamlar yüklediği tüm büyük güzel tanrıların bile kurtaramayacağı şekilde şirazesini bozmuşuzdur dünyanın.

Casaubon, gerek Tapınakçılar hakkındaki tez çalışması ve gerekse müzede içine girdiği periskop üzerinden yapılan göndermeyle; bi’ tür göstericidir. Nesnel ve kayıtsız, insanlık tarihindeki dramları anlamış ve alışkın; sinemadaki yer göstericinin yer gösterme eyleminden bi’ farkı olmayan, rasyonel düşünce tarihi, savaşlar, siyasî çalkantılar dahil olmak üzere insanlığın 500 yıllık geçmişinin silinmeyen belleği.

Diotallevi, pastafaryanizm, scientology gibi 20. yy sonlarında ortaya karma inançları temsil eder, kendine dayatılan geleneği ve inancı reddederken, yozlaşma ve geleneğe benzeme tehlikesinden kaçamayan, inançsız bi’ hahamdır.


Belbo, biziz. Casaubon’un çocukluğuna benzemeyen, sokaklarda korkarak büyüyen biz. Güzel olabilecek çocukluğumuz kötüye evrilmiştir. Şanssızızdır. Belbo, İsmet Özel’in de anlattığı gibi hepimizin alnında doğmadan önce kazınmış bi’ çarpı; elimizi bile süremediğimiz ama sürekli bozulan, yaşamak çarpıntımızdır.

oradaydık hepimiz, müheyyâ bekliyorduk
salaştı mukadderat, bozulmuş bir nişandı
gebe rüzgâr,ihanete uğramış deniz, kerrat cetveli
dünyaya sokunmuştuk, dünya hamdı
külsüzdü ocak,tellâl çarşısız
ağzımız noksandı.
rimbaud'un haberi yoktu menelik'ten
nijinski delirmemişti
mahler'in beş yaşındaki kızı ölmemişti daha
nehre haşim annesiyle karanlık geceler
bazı çıkardı
zonklardı öpülmek için kavlamış dudaklarımız
bekliyorduk:alnımızın çatında
hepimizin bir çarpı.

kopmamış birer çığlık diyesilerdi bize
verilmemiş birer söz
daha hiç çıkılmamış
birer iskeleydi bedenlerimiz
alnımız birer sayıltı
azâlarımız yerli yerine sağlam çakılmamıştı
bir çift göz,bir yumruk yürek arasında
darma dumandık
küşümle kapanırdı yüzümüz
çünkü kazınmıştı oraya yekten
başkalarına ait bir çarpı.

yaşamak çarpısı derlerdi buna, yaşamak çarpıntısı.
ne acelemiz vardı? kime kavuşacaktık?
yokuşu göze almak mı? niçin?
bir geçit
nereye açılmak için gerekli bize?
susmak bilmiyordu tepemizde ses, saklı ve açık:
tamamla çabuk! çabuk bitir! hadisene!
sese bühtan etmedi aramızdan hiçbiri
değil mi ki hepimiz
işaretli ve yarım
dünyaya sarkık.*

-ismet özel
Profile Image for mahirzade.
47 reviews1 follower
December 27, 2018
Okurken epey miktarda not aldım. Sadece onları araştırmam hayli zamanımı alır kanaatindeyim. Bu yönüyle değerlendirdiğimde çok dolu dolu bir kitap “Focault Sarkacı”.
Satır satır incelenecek yeri çok. Üzerine okumalar yaptıktan, zihnimde konular iyice demlendikten sonra kitaba bir daha başlamak istiyorum.
***
Tercümedeki öztürkçe çabası beni çok yordu. Defalarca TDK sözlüğü karıştırdım. Kitabı biri kaldığım yerde, biri sözlükçede, biri de notlarda olmak üzere üç ayraçla okudum. Zaman zaman sözlükçe yetmedi, ansiklopedi karıştırdım.
***
Daha önce bir arkadaş, 106. bölüm sonundaki paragraf eksikliğinden bahsetmiş. Elimde 23. baskı mevcut. Maalesef aynı eksiklik halen devam etmekte. İngilizce edisyona başvurmak durumunda kaldım.
Profile Image for Caterina.
1,306 reviews65 followers
August 2, 2015
Başlarken çok umudum yoktu açıkçası, başlayıp yarıda bıraktığını söyleyenlerden tutun da sevemedim diyenlere kadar negatif yorum yapan dostların etkisiyle sanırım, çekimserdim ilk sayfalarda.

Okumaya düşüneceklere ilk önerim eseri basılı olarak değil, e kitap şeklinde okumaları yönünde olacak, bu şekilde yaparak kitabın sonunda bulunan "açıklamalar" kısmına gitme çilesinde kurtulabilirsiniz. Zira yoğun şekilde arkadaki açıklamalara ihtiyaç duyacaksınız.

Kitaba dair fikirlerimi yazmadan önce spoiler teşkil etmeyeceğini düşündüğümden gizleme gereği duymadığım alıntılarımı paylaşayım:

#1 Gerçek büyücü, hiçbir şey anlamadan işleri yüzüne gözüne bulaştıran, gözleri korkulu adam değildir. Maddenin gizlerini bulup ortaya çıkaran bilim adamıdır.

#2 Claudicat ingenium, delirat lingua, labat mens... - Zeka bocalar, dil sürçer, zihin tökezler.

#3 Dinin yetersiz kaldığı yerde sanat başlar.

#4 En olmayacak şey, mucizeye en çok benzeyen şeydir.

#5 İn humane dignitatis opprobrium - Insan onurunun utanci

#6 Historia magistra vitae - Tarih yasamin ogretmenidir!

#7 Aptal gibi davranırsan sonsuza dek gizemli olursun.

#8 Suçluluk duygusu dostluğu zehirler.

#9 Bilinçaltı kendi bekçilerini de ısırır.

#10 Işık az ama öyle olması gerekir. Çünkü sezmek görmekten daha iyidir.

#11 Anahtarı olmadan filozofların gül bahçesine girmeye çalışan kişi, ayakları olmadan yürümeye kalkan birine benzer.

Bunlar yer imi koyduğum alıntılardan sadece bazıları... Okuyacağınız bir roman, hem de en sürükleyicisinden, en öğreticisinden...

Öyle akıcı ki, sayfaların nasıl aktığını anlamadı.

Ölmeden önce bu eseri okumazsanız büyük kayıptasınız bence bilin istedim...
Profile Image for Özge.
12 reviews7 followers
May 3, 2020
Ne diyebilirim ki
Profile Image for Yelda Güzel.
Author 2 books15 followers
November 6, 2014
Ezoterizme, mistisizme ve komplo teorilerine dair yazılmış en kapsamlı kitap. Dan Brown-Da Vinci Şifresi falan hep bunun içerik ve olay örgüsü bakımından 1/100 oranında seyreltilmiş örnekleri. Ezoterizm tarihine, hatta kitabın tanıtım metninde geçen ifadeyle genel olarak irrasyonel düşünce tarihine dair detaylı bir envanter. Ve komplo teorileri: Bazen üreten kişinin bile inandığı, dallanıp budaklanabilen, sonunun nereye varacağı belli olmayan tehlikeli silahlar. Komplo teorilerine prim vermemek, rasyonel düşünebilmek gerek aslında. Ama bu ne geçmişte mümkün olabildi ne de şimdi mümkün olabiliyor. Komplo teorileri hala yoğun olarak kullanımda: Kitleleri manipüle edebilmek için, kritik siyasi kararları hayata geçirebilmek için...
Profile Image for Züleyha.
Author 11 books37 followers
Read
July 15, 2017
Eco, sadece büyük bir entellektüel değil. Müthiş bir hikaye anlatıcısı ve ürkütücü bir komplocu :) İkinci kez, yine dehşetle ve çok daha keyif alarak okudum. Eski notlarımla yeni notlarımı kıyasladım ve sesli güldüm :))
Profile Image for Avni Alper.
135 reviews1 follower
May 16, 2023
Ezoterik düşünceler konusunda temel bir metin sadece bu kitabı hakkıyla okuyup gerekli kütüphane çalışmalarını yaparak( o zaman internet yoktu) Ezoterizm uzmanı olan kişiler var Türkiye’de diye söylenir.

Tarihte ezoterik örgütler gizli dernekler vb bir temel üzerine kurulmuş 70 li yıllarda çoğunlukla İtalya da geçen bir kurmaca

Bu kitap bir kurmaca metin. Ama ben kurmaca olarak değil açıkçası ben bu kitaptan ne öğrenebilirim diye okudum. Ama metnin kurmacası iyi bir matematik ile kurgulanmış on sefirod’dan oluşuyor(bkz. Kabala)

Eco metni 48 yaşında vermiş bilgi birikimi tam olgunluğa eriştiği anda ortaya çıkmış 8 yıllık bir emeğin ürünü

Üç defa okudum ilkini hiç bir şey bilmeyen bir genç olarak ikincisinde gizli örgütlerden Tapınak Şövalyelerini merak eden 30 lu yaşlarda çocuklu bir adam olarak bir de şimdi Ezoterizm ve Hermetik felsefeyi araştıran Kültür üzerine yüksek lisans yapan 40 lı yaşlarında bir dul olarak. Her seferinde farklı tatlar ve hazlar aldım. Ama tabii son okumam daha akademik düzeyde ve daha etkili oldu.

Altyapı uygunsa mutlaka okunmalı ama bu konulara ilginiz yoksa yarım bırakacağınız bir eser olabilecektir. Kitap elimde paralandı artık. Rahmetli eşimin bir anısı ilk sayfalarında el yazısıyla bir not var o nedenle kitabı veremiyorum atamıyorum da. Dördüncü defa okur muyum ? Bilmem ömrüm vefa ederse başka bir baskısıyla neden olmasın.
Profile Image for Olcay Gürkan.
27 reviews11 followers
March 14, 2020
Eco komplo teoristleri ve imgebilim bağımlılarını bol ironili ve incelikli düşünülmüş, kültürel/tarihsel sayısız referans içeren uzun diyaloglarıyla ipe dizmiş. Evet okuması son derece zorlayıcı, fakat bunun nedeni anlatım stili ve kurgunun karmaşıklığı değil aşina olmadığım tarihsel olaylar ve karakterlerin her sayfada belirmesi ve kafamda net bir şablon oluşsun diye sürekli kontrol etmek durumunda kalmam. O açıdan ortaçağ ve 19-20. yy arkaplanı olanların daha rahat bir okuma deneyimi yaşayacağını düşünüyorum. Herkesin keyif alacağı bir okuma olmadığını biliyorum fakat öncesinde belirttiğim bu bariyerleri aşarsanız bilimin okült ve dogmatik anlayışa rağmen bu denli ilerleyebilmesini daha çok takdir edecek, basit ve mantıksal olanı reddederek en komplike yanıtı denklemi tutturmasa dahi onaylayan bir düşünce sisteminin aslında ne kadar yıkıcı olduğuna şahit olacak, kurgunun objektif bilginin yanında hep daha kontrolsüz, özgür ve vahşiliğiyle varlığını devam ettirdiğini görecek hatta aslında günümüzde çevremizdeki pek çok insanın dahi bu romanın karakterleri olabilecek ölçüde saplantılı olduğunu bir kez daha farkedip bu absürdist detayla bile eğlenebileceksiniz.
Profile Image for Umut.
28 reviews9 followers
May 27, 2011
Keyifli bir okuma oldu. Genel olarak sıkılmadan, akıcı bir şekilde okudum. Çeviri ustaişi olmuş. Sözlükçe ve Notlar kısımlarının eklenmesi kitabın içinde kaybolmamızı engellemiş. Buna rağmen çok ayrıntı var, hepsini yakalamaya uğraşmamalı.

Tarihsel olayların birbiriyle bağlantısı çok güzel oluşturulmuş ve bunlar çok güzel 'Plan'lanmış. Eco kurgu üzerinde emek harcamış, üzerine engin ortaçağ bilgisi de eklenince kitap havada kalmıyor; okuma boyunca kafanızda oluşan sorulara cevaplar bulabildiğinizden süreklilik korunuyor.

İnsan inanmak istediğine inanıyor. Kendince rasyonelize edebildikten sonra hikayesi gerçeği olmuştur artık.
Profile Image for Nevhan.
36 reviews
March 20, 2018
Umberto Eco'nun bir romanını okuduğumda, hayal ile gerçek arasında asılı kalıyorum bir süre. Üzerine düşünüp durmak çok hoşuma gidiyor. Kitap o kadar büyük bir bilgi birikimi ve öyle büyük bir hayal gücü ürünü ki.. Dolu dolu okuyup, okurken oyalanmanın tadını alıyor insan. Kesinlikle muhteşem bir roman.
Profile Image for Volkan Albayrak.
11 reviews2 followers
June 4, 2017
Bilgi bombardımanının ardından şu an kafam biraz karışık.. O konuyla ilgili ders kitabı gibi görüp araştıra araştıra okumak lazım..
Profile Image for gacer.
32 reviews17 followers
September 29, 2019
“En son anda, yaşam - yüzey üstüne yüzey - yaşantılarla kabuk bağladığı zaman, insanın her şeyi, gizi, gücü, gönenci, niçin doğduğunu, niçin ölmekte olduğunu, her şeyin nasıl bambaşka olabileceğini öğrendiğini nerede okumuştum? Bilge olmuşsundur. Ama asıl bilgelik, o anda, öğrenmekte çok geç kaldığını bilmektir. Artık anlayacak hiçbir şey kalmadığı zaman her şeyi anlar insan.”
Profile Image for Suhan Merve Aydın .
30 reviews5 followers
March 15, 2021
Umberto Eco bir göstergebilim ve ortaçağ estetiği uzmanı. Akademik kimliğini o dahi sanatçı kimliğiyle bu kitapta kalemine öyle güzel yansıtmış ki bu durum okuma zevkini üçe katlıyor. Kitabın kahramanları Casaubon, Belbo ve Diotallevi aslında gizemin, okültün her türlüsüne vurgun üç entelektüel kişi lakin gizemi aradıkları yolun sonu fazla sarkastik düşündükleri, belki de içten içe gizemin lanetine inandıkları için çok başka bir yere çıkıyor Kitapta Gül Haç kardeşliği, tapınakçılar, masonlar, Hasan Sabbah, usta büyük kabalacı Abraham Abulafia ve daha birçok örgüt ve isimden çok sağlam bir olay örgüsü, düşünce akışı ve ustalıkla bahsediliyor. Kitap için 'okuması zor' yazanlar olmuş. Haklı olabilirler. Şahsi deneyimim o yönde olmadı elbette. Bunun nedenini tarihçi akademisyen olmama ve işim icabı çok daha ağır metinlerle ve tarih üstadlarıyla karşılaşmama bağlıyorum. Bundan dolayı kitabın okunuşu hakkındaki yorumlarım genel okuyucu kitlesine hitap etmeyebilir. Umberto Eco birçok biliminsanı ve entelektüel gibi Kabala'yı çok iyi biliyor. Bunu kitabın her bölümüne bir sefirot ismi vererek okuyucuya göstermiş. Benim için çok çok keyifli, müthiş bir okült ve tarihi zihin haritası turu attığım bir eserdi. Ayrıca aldığım notlar da cabası. Hele ki o kaynakça! Apayrı bir kitaplık olabilir. Şadan Karadeniz'i ise ayrıca kutlamak lazım. Böyle bir eser bu kadar net bir şekilde ancak böyle tercüme edilebilirdi dilimize. Hakkı ödenmez. Son olarak Eco'nun güzel ruhuna selam olsun. Kabala bilgeliği hepimizin Işık'ın yani Tanrı'nın parçası olduğumuzu söyler. Eco bu dünyadan ışığını en muazzam şekilde açığa çıkararak geçti. Saygıyla.
Profile Image for G. İlke.
1,389 reviews
June 2, 2020
Roman görünümlü ansiklopedi... Bay Eco demiş ki, "Ben bu konuları biliyorum. Şimdi size de anlatacağım ki boşuna öğrenmiş olmayayım." Hacim açısından adaletli kıyaslama yapılacaksa karşısında Gülün Adı olmalı ama bu kıyas, kıyas kaldırmaz. Gülün Adı, tek mekanda geçen, ilgiyi sürekli ayakta tutan, takibi kolay bir roman. Bu da okuruna her an keyif veriyor. Foucault Sarkacı ise, her yerde geçen, çok fazla konuya değinen -sanki konu basitmiş gibi bir de gereksiz muhabbetlerin kafa ütülediği- karmaşık bir roman. Bu da okuruna her an azap veriyor. En azından ben resmen yıprandım. Başta polisiye kısmı hikayeyi omuzlamıştı ama ilerledikçe kafam karışmaya başladı. Ortaçağ Tarihini mi anlatıyor? Tam olarak değil. Gül-Haç kardeşliğini? Biraz. Siyaset? Bir tutam. Polisiye? Sadece görünüşte. Felsefe? Birçok şeyin felsefesinden azcık azcık. Eeeeh!! Roman mı okuyoruz ansiklopedi mi? Hah, işte o noktada yorumun başına dönüyoruz, roman görünümlü ansiklopedi bu. Her ne kadar kitabın son çeyreğinde hikaye ara ara daha ilgi çekici hale gelmeye başladıysa da, genel olarak sevdim mi? Açıkçası sevmedim. Daha az bilgiyle yoğrulmuş daha derli toplu bir hikaye okumayı tercih ederdim. =)
Profile Image for Nurdan Saka.
10 reviews4 followers
September 23, 2011
Umberto Eco / Gülün Adı ndan
5 mayıs 2003 pazar/ ...deliler ve çocuklar her zaman doğruyu söylerler
18 mayıs 2003 pazar/...agzım düşüncelerime ihanet etti
8 haziran pazar 2003/... sevgi herşeyden daha çok işler ruha, yüreği böylesine kaplayan, böylesine bağlayan hiçbirşey yoktur. bu nedenle onu yöneten silahları olmayınca ruh derin bir uçuruma atılırcasına sevgiye atılır
10 haziran 2003 salı/... bazen basit insanlar olayları okumulardan daha iyi anlarlar dedi William.
12 haziran 2003 perşembe/.. İbni Sina, bir insanın sevdalı olup olmadıgını anlamak için daha önce Galen'in önerdiği şaşmaz bir yöntem salık veriyordu: hastanın bileğini tutun ve karşı cinsten birçok ad sayın; sonunda hangi adın nabzı hızlandırdıgını bulursunuz
14 haziran 2003 cumartesi/...gerçek sevgi sevilenin iyiliğini ister
insanlar doguştan uyduran bir yaratıktır
16 haziran 2003 pazartesi/ ...yalnızlık içinde oturup susmak ve Tanrı'yla konuşmak ne sağlıklı, ne sevinç verici ne hoş
Profile Image for Serdar Tutal.
79 reviews6 followers
January 23, 2017
Giz, gizem ve gizciler üzerine yazılmış kapsamlı bir roman. Kitabı okurken birçok efsane hakkında bilgi sahibi oluyoruz. Bu işlerle uğraşan kişilerin nasıl saçma işler peşinde olduğunu, gerçeği saptırmanın ne derece kolay olduğunu ve insanın sadece inanmak istediği şeyleri seçtiğini görüyoruz. Verilmek istenenler güzelce verilmiş. Özgün bir konu. Büyük emekler verildiği belli olan bir iş çıkmış ortaya.

Kitabı bu gizemcilik olaylarını sevenler daha farklı değerlendirecektir fakat verilmek istenen mesaj için gerçekten bu kadar uydurmayı okumalı mıydım? İlk yarıda başladı bu uydurma tarih yorumu ve sonlara kadar sürdü. İkinci eleştirim ise karakterlerden hiçbirinin yerine kendimi koyamamak oldu. Kim bir Belbo, bir Aglie veya anlatıcının yerine koymuştur kendini emin değilim. Karakterlerle bağ kuramadım. Hepsi mitleri birbirine bağlamak için bir araçtı sanki. Öyle olursa kendimizi nasıl okuruz kitapta?
Profile Image for sema dural.
440 reviews
September 3, 2018
“Ama neden anlamak erinç vermiyor bana ? Yazgı, tıpkı Tanrı ile Arkontlar’ın komplosu gibi seni öldürüyorsa, Yazgı’yı niçin sevmeli ? Belki de her şeyi anlamadım daha, bilmecenin bir parçası bir boşluk eksik.
Biri -Rubenstein’dı sanırım- Tanrı’ya inanıp inanmadığı sorulduğunda, şöyle yanıtlamıştı:”Yo, hayır, ben... çok daha büyük bir şeye inanıyorum...” bir başkası da -Chesterton muydu?- şöyle demişti: İnsanların artık Tanrı’ya inanmaz olmaları, hiçbir şeye inanmadıkları anlamına gelmez; her şeye inanırlar. Ama her şey büyük bir giz değildir. Yalnızca boş bir giz vardır. “
Profile Image for Ozan  Sağsöz.
17 reviews28 followers
February 25, 2026
Foucault Sarkacı’nı ilk kez 2001’de okudum. Üzerinden tam 25 sene geçmiş. O dönemde İstanbul’da esnaf eylemleri başlamıştı. Eylemleri Beyazıt kampüsünden canlı olarak takip edebiliyordum. Bu ayrıntıyı neden hatırladığımı soracak olursanız; romanı okurken, Casaubon ve Belbo’nun 1968 eylemlerine katıldıkları sahnelerle yaşadığım dönem arasında bir benzerlik(!) kurmuştum. Biraz da romanın yarattığı planın ve dünyanın içine girebilmek için.

Yine aynı dönemde Gelenekçi okulun yazarlarına merak sarmıştım. René Guenon, Julius Evola ile Foucault Sarkacı’nda da karşılaşınca kitabın edebi ve entelektüel zevki arşa ulaşıyordu. Roman büyük tarihsel bir komplo kurgusunu anlatması açısından çok keyifli ve bir o kadar da zor idi. Zorluğunun en büyük sebebi Giovanni Scognamillo’nun romanın önsözünde bahsettiği 2000 cilde dayanan sekiz yıllık bir çalışma olmasıydı. Bunun içindir ki daha sonra yazılan Dan Brown’un Da Vinci’nin Şifresi kadar dünya çapında bir fenomene dönüşmedi.

2026’nın ilk günlerinde Gülün Adı’nı bitirdikten sonra Foucault Sarkacı’nı yeniden okumaya başladım. Bu son okumada, ilk okuduğumda bana pek ilginç gelmeyen ya da fark edemediğim birkaç hususu burada ele alacağım. İlk okumada plan ve onun kurgulanışı dikkatimi çekmişti; bu kez ise planın arka planı üzerine birkaç kelam etmek istiyorum.

Roman farklı katmanlardan oluşuyor. Bunlardan biri, Garamond Yayınevi çerçevesinde Eco’nun kendi otobiyografik anlatısını sunduğu bölümdür. Romanın üç önemli karakteri olan Casaubon, Belbo ve Diotallevi aracılığıyla bu otobiyografik anlatı 1940’lardan 1980’lere kadar uzanır. Örneğin Casaubon, 1970’lerin başında Tapınak Şövalyeleri üzerine doktora çalışması yapmaktadır. Belbo’nun hikâyesinde ise İkinci Dünya Savaşı sırasında, Kuzey İtalya’da Piemonte kırsalında geçen çocukluk anılarına tanık oluruz. Eco’nun 1932’de Kuzey İtalya’da, Piemonte bölgesindeki Alessandria kasabasında doğduğu; 1959–1975 yılları arasında İtalya’nın ünlü yayınevlerinden Bompiani’de edebiyat dışı yayınların editörlüğünü üstlendiği ve bir Ortaçağ uzmanı olduğu göz önünde bulundurulduğunda, bu otobiyografik izlerin romana bilinçli ve kurucu bir biçimde yerleştirildiği söylenebilir.

Garamond Yayınevi etrafında kurgulanan hikaye bir şekliyle Foucault Sarkacı’nın nasıl yazıldığına dair ipuçları vermektedir. Hatta bir yönüyle romanın nasıl hangi bağlamda değerlendirilmesi gerektiğine dair ipuçları içermektedir. 1968 öğrenci eylemlerine katılan kahramanlarımız 1980 sonrasında tekrar bir araya geldiklerinde dünyada ve İtalya’da bütün siyasi hava değişmiştir. Garamond Yayınevi’nde Hermes Tasarısı’nın ortaya çıktığı bir konuşmada yayınevi sahibi şu şekilde durumu özetler:

“Geçen gün kalkıp şu kitapçıya gittim, neydi adı, neyse önemi yok, hani şu altı yedi yıl önce anarşist, devrimci, Tupamora, terörist, dahasını söyleyeyim, Marksist kitaplar satan.. Şimdi ne yapıyor? Bramanti’nin sözünü ettiği kitapları satıyor. Karışık bir dönemde yaşadığımız bir gerçek. Bir zamanlar yalnızca Katolik din bilgisi kitapları satan kitapçılarda, şimdi Luther’in yeniden değerlendirilmsiyle ilgili kitaplar de bulabilirsiniz, ama hiç olmazsa, dinin baştan başa bir aldatmaca olduğunu söyleyen kitabı satamazlar. Oysa benim sözünü ettiğim kitapçılarda dine inanan yazarların kitapları da satılıyor, dinin dalavere olduğunu söyleyen yazarların kitapları da. Yeter ki konu, nasıl söyleyesem…”

“Hermetik” diye atıldı Diotallevi.

“Evet sanırım doğru sözcük bu. Hermes’le ilgili en az on kitap gördüm”….

“.. yeter ki sizin dediğiniz gibi, hermetik olsun, yeter ki okul kitaplarında okuduklarının tam tersini söylesin.”

s. 358-359 Foucault Sarkacı (2024)

Bugün internet ve sosyal medyanın etkisiyle “okul kitaplarının karşıtı” söylem hiç olmadığı kadar yaygınlık kazandı. İnternetin ilk ortaya çıktığı dönemde büyük bir aydınlanmanın eşiğinde olunduğu düşüncesi, zamanla irrasyonelliğin ve gerçek-ötesi (post-truth) bir muğlaklığın hâkimiyetine bıraktı. Düz dünyacılar, aşı karşıtları, chemtrail savunucuları ve çeşitli “kuantum” söylemleri bu eğilimin güncel örnekleri olarak karşımıza çıkar. Örneğin, yukarıdaki alıntıda “Hermetik” kelimesiyle “kuantum” kelimesinin yerini değiştirdiğinizde, anlamda kayda değer bir kayıp olmadan metnin bugün için de ne kadar geçerli olduğunu görebiliriz.

Eco, Foucault Sarkacı romanında bu yöne doğru gelişen eğilimi önceden sezinleyerek, ince bir mizah aracılığıyla ele alır. Romanın 1988 yılında yayımlanışını ele alırsak öngörüsünün ne kadar yerinde olduğunu anlarız. Bir diğer öngörüsü ise planı oluşturmada önemli bir yere sahip olan bilgisayar belki de yapay zeka(!) : Abulafia.

İnsanlığı “okul kitaplarının” karşıtı söyleme iten nedir? Romanda Eco bunun kısaca şu şekilde özetler:

“İnsanlık, dünyanın, rastgele, yanlışlıkla, kaygan bir karayolunda dört beyinsiz atomun çarpışması yüzünden doğduğu düşüncesine katlanamıyor. Bu yüzden, evrensel bir gizdüzenin ortaya çıkarılması gerekiyor: Tanrı, melekler, şeytanlar. Şinarşi de daha küçük ölçekte aynı işlevi yerine getiriyor.”
s. 436 Foucault Sarkacı (2024)

İnsanlığın geldiği nokta itibarıyla Eco’nun ironik anlatımının ne kadar yerinde olduğunu bugün daha iyi anlıyorum. Nasıl ki Birinci Dünya Savaşı sonrasında, özellikle Batı’da Aydınlanma’nın yarattığı ilerleme umudu yerini derin bir karamsarlığa bırakmış ve Batı’nın Çöküşü gibi metinler bu ruh hâlini yansıtmışsa, Eco da 1980 sonrası dönüşümün ardından dünyaya büyük anlatılarla değil, ironi ve mizah aracılığıyla bakmamız gerektiğini öngörmüştür.

Yazıyı onun kelimeleri ile bitireyim.
" .. bu adam bunları yanlızca bizi alaya almak için yazmış olamaz. Hayır." s. 848

NOT: Substack'taki hesabımda daha fazla yazıyı bulabilirsiniz.
Profile Image for Deniz Ata.
346 reviews18 followers
October 21, 2025
20 günlük yolculuğumuzun sonuna geldik .Bir ara verdik diyelim . Yıllar sonra sırf kendimdeki değişiklikleri görmek için tekrar okuyabilirim .

Dört başı mamur bir kitap .Kitap gibi kitap aslında.Hem kurgudisi hem kurgu içi .Her detayı titiz bir sekilde planlanmiş .Bu kadar yoğun bilgilere rağmen sıkılmıyor ya da bıkkınlık duymuyorsunuz .

Aklın anlam arayışının yine kendi tuzağına düşmesi ve gerçeğin peşine düşerken o ince çizgide yürümek ,her seferinde kuşkunun usulca yanında bitmesi daha neler neler ...

Sefirotlarla tanışmak da farklı bir deneyim .Kendi varlığını gözden geçiriyorsun resmen .

Bunun dışında okuduğum , izlediğim , dinlediğim ve sevip bağrıma bastığım herşey kabala ve mistik öğretilerin ürünü olması ve sayfalarda ilerlerken hazine avı gibi onları bulmam ....Sanki bu kodlar ruhunuza iyi geliyor gibi ya da biz öyle kodlandık bilemiyorum .

Işık tayfinda görünen alanda sıkışıp kaldık ve göremediğimiz alan 10 üzeri 10 katı büyüklükte ( tabiki varolan ölçeğe göre) .Bildiklerimiz bile bu kadar olağanüstü iken bilmediklerimiz kimbilir ne alemdir .Bu kadar yüce bir bilgeliğe adanmış bir ömür sonunda elde edeceğimiz bizi tatmin eder mi ?
Profile Image for Kozmokitap.
539 reviews
February 7, 2021
Sakin bir kafa ile ve araştırarak , not alarak okunması gereken kitaplardan . Bazı yerlerin uzatılmış olduğunu düşünüyorum ve kitap herkese hitap etmeyebilir.
Profile Image for Dilan Oezkoparan.
3 reviews
September 29, 2024
ECO ve Foucault Sarkacı üzerine bir inceleme denemesi
Böylesine çaplı bir esere inceleme yazmaya kalkmak haddini bilmezlik değilse de en azından hafif bir delilik işareti kabul edilmelidir. Bunu söyledikten sonra da iddialı bir incelemeden çok yazarına ve eserine saygımızı sunmak için bir çabaya girişelim.
Foucault'nun Sarkacı (İtalyanca özgün adıyla "Il Pendolo di Foucault"), aslında 50 yaşına kadar yazarlıkla pek de ilgisi olmayan İtalyan akademisyen Umberto Eco tarafından 1988 yılında yazılmış, yayınlanır yayınlanmaz Batı edebiyatının referans kodlarını yeniden belirlemiş ve ben dahil pek çok okurun hayatını değiştirmiştir. Bu vasfıyla biraz da James Joyce’un Ulysses’ini çağrıştırır ancak okunması onun kadar çetin ceviz değildir. Özellikle tarih ve hele hele ezoterik tarihten hoşlananlar için ziyafet sofrasıdır.

Her şeyden önce Umberto Eco şüphesiz çağdaş entelektüel dünyanın en müstesna örneklerinden biridir. Eşine az rastlanır bir zekâsı ve mnemonics denebilecek bir hafızası olduğu açıktır. Sadece kendi disiplini olan göstergebilim alanında değil ortaçağ tarihi, sanat tarihi, edebiyat gibi çok daha geniş bir alanda emsalsiz bir bilgi birikimine sahiptir. Fakat bana göre asıl dehası bütün bu bilgiyi bir kurgu içine oturtup edebi bir esere dönüştürebilmesidir. Kitabın her bölümünü Kabala’nın bir sefirotuna bağlamayı düşünmesi bile başlı başına bir haddini bilmezlik sayılabilir. (Tam bir başarı haddini bilmezlik halini sonlandırır mı?)

Roman, aşağıda vereceğim üç karakterin tesadüfen bir araya gelmeleriyle başlar ve birlikte tarih boyunca gizli bir tarikatın peşinden sürdüğü eski bir bilgiyi çözme çabasına girişmelerini anlatır. Eco, bilgi ve anlam arayışının insanları nasıl etkileyebileceğini ve saplantılı hale getirebileceğini de sorgular. Ayrıca, tarih, sembolizm ve felsefe gibi konuları ele alarak okuyucuya derin düşünme ve muhakeme fırsatları sunar.

Metin, doğal olarak, yazarının özelliklerini taşır ve entelektüel tarihsel referanslarla doludur. Malzemenin bolluğu nedeniyle karmaşık bir metindir ama Eco'nun karakteristik zekâ ve bilgi birikimiyle kaos içinde belli bir düzende şekillenmiştir. Romanın ana hikayesi, üç ana karakter olan Belbo, Diotallevi ve Casaubon'un etrafında döner. Bu üç karakter, bir yayıncılık şirketinde çalışırlar ve gizli bir tarikatın varlığını iddia eden tuhaf bir teoriyi araştırmaya başlarlar. Bu teori, tarihsel olayların ve sembollerin gizli bir anlamı olduğunu, tarihsel figürlerin ve olayların bir tür gizli gurubun parçası olduğunu savunur. Roman ilerledikçe bu araştırma giderek tehlikeli hal almaya başlar ve karakterler, bu teorinin peşinden koştukça muğlak ama gizemli düşmanlarla mücadele etmek zorunda kalırlar. Eco eserinde komplo teorileri ve ezoterik bilgiye olan istemsiz ilgiyi ele alarak, modern toplumun bu tür yönelimlere olan ilgisini ve onların etkisini de inceler.

Eco’nun dahiyane sözcük oyunlarıyla metnin anlamında yaratılan bir muğlaklık sizi sizden alır ve belirsizliğin alanına götürür. Artık gerçek ile hayali ayırt edemez duruma gelirsiniz. Gerçek tarihsel kişilikler romanda erir ve kurgusal birer roman kahramanı kisvesine bürünürler. Eliphas Levi’nin bir zamanlar dediği gibi “Bütün dogmaların anası olan alegori, gölgenin gerçekliğin yerini almasıdır. Gerçeğin yalanı, yalanın gerçeğidir.” Eco’nun sözcüklerle oynarken yaptığı da budur işte. Tarihi kişilikler olan Doktor John Dee, Edward Kelley, Shakespeare birden bire gerçek kişilikler olmaktan çıkar ve kendinizi bir belirsizlik denizinde buluverirsiniz. Bir anda koca Shakespeare gitmiş ve yerini kesilmiş kulaklarıyla Kelley almıştır. Gerçek nerede? E. Levi demişken de kahramanlarımızdan Diotallevi’yi anmasak olmaz. Eco’nun belki de ilk sembolizm yüklü sözcük oyunları kahramanlarına verdiği isimlerle başlamıştır. Diotallevi İtalyancada -Tanrı seni yok etsin- demek olabileceği gibi -Tanrı seni kaldırsın/yükseltsin- de demek olabilir. Keza diğer karakterimiz Casuabon İtalyancada -haklı ya da iyi bir dava- demektir.

Kitabın pek çok yerinde Eco’nun o tarifi imkânsız mizah yeteneğine maruz kalıyoruz. Özellikle Garamond yayınevi bölümünde çağdaş yayıncılığın içine düştüğü lağım çukurunu tasvir edip yerden yere vururken kullandığı mizah eşine az rastlanır cinstendir. BGKY yani basım giderlerini karşılayan yazarlar metoduyla (bugün de tam gücüyle varlığını sürdüren bir yöntem) alay ederken kullandığı araştırma konularını seçerken gösterdiği mizahın derinliği çalışarak erişilecek bir mertebenin çok üstündedir. Bunlardan, Çingene Kentbilimi, Çağdaş Sümer Edebiyatı, Aztek At Yarışları, Sessiz Filim Fonetiği gibi araştırma konularını banal bir oksimoronluktan çıkarıp yüksek mizahın tahtına oturtmak az da beceri değildir.

Foucault'nun Sarkacı, karmaşık bir konusu ve sayısız tarihsel, felsefi ve mitolojik referansı içeren bir roman olduğu kadar referans bir metindir. Eco bir röportajda neden roman yazmaya başladığını anlatırken kendisine kısa dedektif öyküleri yazması için teklif getiren bir yayıncıya “Sizi reddetmek zorundayım çünkü ben bir gün bir roman yazarsam bu orta çağda geçecek ve en az 400-500 sayfa olacaktır.” demiştir. Ardından evine dönmüş ve kendini keşiş isimleri listesi yaparken yakalamıştır. Bu Umberto Eco’nun bir romancı olarak rizomunun patladığı an olarak kabul edilebilir.

Foucault'nun Sarkacı’nda meraklıları dışında az kişinin bildiği onlarca hatta yüzlerce konunun ardı ardına tarihsel perspektifte karşımıza gelmesiyle yaratılan bilgi yüklemesi bazı okuyucular için zorlayıcı olabilir ama Eco'nun anlatım tarzı biraz çaba sarf eden herkesi kolayca içine çekebilecek kadar yalındır. Aynı nedenlerle, okuyuculardan dikkatli bir okuma ve dipnotlara dalmalarını talep etmesi romanın en çetrefilli tarafıdır. Sizi bilmem ama benim için bir nevi define avı sayılacak dipnotlara dönme mecburiyeti beni çok heyecanlandırmıştı. Roman, felsefi düşünceye ve semiyolojiye ilgi duyanlar için büyük bir zevk kaynağıdır ancak diğer okuyucular için kafa karıştırıcı olabileceğini de kabul etmem gerekir.

Bologna Üniversitesi Göstergebilim profesörü olan Eco’nun göstergebilimsel kuramına göre her şey her şeyle bağıntılıdır; kavramlar andırışma yoluyla birleşirler ve bağıntılar özgün olmalıdır. Buradan yola çıkarak Eco, okuyucularını Kabbala'dan Tapınak Şövalyeleri'ne, gizli tarikatlar ve gizemli sembollerle dolu bir dünyanın içine çeker. Tapınakçılar, Agarta, Yuvarlak Masa Şövalyeleri, Merlin, Lancelot, Avalon, Gül-Haç ve Hermes Trismegistus, John Dee, Kelley, Kılıçsallayan (Yoksa William Shakespeare mi demeliyim?), Kara Bakireler ve Arınmış Katarlar, Eliphas Levi, Roger Bacon, Shakespeare, Naziler, Oyuk Dünya Kuramı, Hasan Sabbah ve Alamut Kalesi, Madame Blavatsky, Tibet, Bilinmeyen Üstünler, Joseph Balsamo ya da diğer adıyla Cagliostro Kontu, Ölümsüz Saint-Germain ya da Montferrat Markisi, Bellamare Kontu, Graf Tzarogy, Soltikoff Kontu, To Mega Therion Alesteir Crowley, Yüce Şeytan 666, Charles Fort ve Lanetliler Kitabı, Dion Fortune, Piramitler, Quelzacoatl, Dünyanın Efendisi, UFO’lar, Haçlılar ve Dervişler. Kim bilir daha kimleri atlamışımdır… Batı ezoterizminin en geniş ansiklopedisi ile kıyaslansa Foucault'nun Sarkacı daha zengin bile durabilir. 1000 yıllık Batıni bir tarihi kurguya yedirmek ve bunu eğlendirerek yapabilmek gerçekten de insanüstü bir yeteneğin işaretidir.

Peki ya 50 yıl sonrasını görmedeki başarısına ne demeli? Romanda yukarıda anlatılan konularda üretilen bütün bilgiyi Abulafia belleğine yerleştiriyor ve hazmediyor. O kim? Bir bilgisayar. Romanın yayınlandığı yıllarda henüz emekleme aşamasında olan sıradan bir bilgisayarı bugün yapay zekâ çalıştıranlar gibi düşünüp romanına almak da ne demek? (Abulafia’nın 13. YY’da yaşamış İspanyol Yahudi’si bir kabalist olduğunu da belirtmeden geçmeyelim.)

Eco'nun bu romanında dilin ve anlamın sınırlarını keşfetme isteği de ön plandadır. Karakterler, tarih ve sembolizm aracılığıyla anlamı çözmeye çalışırken, okuyucular da onlarla birlikte bu karmaşık zekâ oyununa katılırlar. Sadece basit bir sevişme sahnesini aktarmadaki üstün estetik ve edebi kaliteye bakmak bile 50 yaşından sonra roman yazmaya başlamış bir yazarın ne kadar yetenekli olduğunu göstermeye yeter. Örneği aşağıdadır.
“Amparo, güneş doğuyor.”
“Biz deliyiz.”
“Şafak tanrıçası gülhaç parmaklarıyla usul usul dalgaları okşuyor...” (1)
“Evet, devam et. Yemanjâ geliyor, duyuyor musun?” (2)
“Ludibria’nı göster bana...” (3)
“Ah, Tintinnabulum!” (4)
“Atalanta Fugiens’im benim...” (5)
“Ah, Turris Babel...” (6)
“Arcana Arcanissima’yı, (7)
Altın Post’u istiyorum, tıpkı bir istiridye kabuğu gibi solgun ve pembe... “
“Şişşt... Silentium post clamores,” dedi Amparo. (8)

(1) Yunan mitolojisinde, şafak tanrıçası Aurora'nın, her sabah, tan sökerken gül pembe parmaklarıyla gökyüzünü pembeye boyadığına inanılır.
(2) Brezilya kültüründe çok iyi tanınan ve her yıl Brezilya'daki Yemanja Festivali sırasında yad edilen Afrika Yoruba kabilesinin su perisi.
(3) 'Şaka, gülünç şeyler, gülümsenecek anlamına gelir.
(4) Latince Çan demektir.
(5) Atalanta Fugiens, Michael Maier'in olağanüstü güzellikte 50 gravür ve şiirlerin yardımıyla, Simyanın kurallarıyla gizlemini açıkladığı ünlü kitabı.
(6) Latince Babil Kulesi.
(7) Latince gizlerin gizi demektir.
(8) Latince: Gürültünün patırtının ardından sessizlik gelir

Romanın bir diğer önemli teması da komplo teorilerinin insanı cezbetmedeki başarısıdır. Karakterler, karmaşık bir komplo ile ilgilenirler ve bu teorinin peşinden gitmek onları gizemli tehlikelerle karşı karşıya getirir. Bu tehlikelerin gerçek mi yoksa hayal ürünü mü olduklarının bile önemi yoktur. Bu, Eco'nun romanında paranoyak düşünce, bilgi ve inanç arasındaki ince çizgiyi nasıl ustalıkla sorguladığını gösterir.

Sonuç olarak, Umberto Eco'nun Foucault'nun Sarkacı romanı, karmaşıklığı, zekâsı ve zengin sembollerle dolu dünyasıyla muazzam bir eserdir. Eco'nun entelektüel derinliği ve diyalog yazma becerisi, bu romanın okuyucuları üzerinde kalıcı bir etki bırakmasını sağlamaktadır. Eğer tarihi referanslar, felsefi düşünce ve alegorik sembollerle dolu bir roman arıyorsanız, bu kitap size büyük bir tatmin sağlayabilir. Ancak, daha hafif okuma tercih edenler için bu eser zorlayıcı olabileceğinden önce Eco’nun ilk romanı Gülün Adı’nı okumaları çok daha doğru olacaktır.

Son olarak romanı Türkçeye çeviren Şadan Karadeniz’in de büyük bir usta olduğunu söylemem gerekir. Bazı bölümleri orijinalinden bile iyi oldu desem yanılmış olmam.

Keyifle okumanızı dilerim.
Displaying 1 - 30 of 73 reviews