Balzac'ın 7 yılda yazdığı ve zirve denebilecek kitaplarından biri, şaheser.
***
Çevirmen Cemil Meriç'in kitap kahramanlarından biri hakkında yazdıkları:
"Vautrin (Jacques Collin), âdetleriyle sefaletleri sonsuz olan kalabalıkların suçlu ve karanlık dehasıdır. İblis'le, Promethée ile romantizmin bütün büyük maceraperestleriyle akrabadır. Çok okumuş, çok görmüş, uzun uzadıya düşünmüştür. Bağrında yaşadığı cemiyetin sefil iştihalarla zincirli miskin ve şuursuz bir sürü olduğuna inanır; kanun "büyük sineklerin yırtıp geçtiği, küçüklerin takılıp kaldığı bir örümcek ağı", mesuliyet, fazilet, vicdan azabı... budalaları ürküten bir korkuluktur. Rönesans kahramanları gibi, tabiat kanunlarından gayri yasa tanımayan Vautrin, örs olmaktansa çekiç olmayı tercih eder. Machiavelli'nin hayranıdır. ...Ne alkole esir, ne kumara tutkun, ne lükse düşkündür. Kadını, hayatından çıkarmıştır. Kaybolan Cennet'in Lucifer'i neyse İnsanlığın Komedyası'nda Vautrin odur. Hem Jean Valjean'ı hatırlatır, hem (müfettiş) Javert'i. Bütün beşerî kuvvetleri hulasa eden bu şeytan çehre; hayalle hakikatin izdivacından doğdu.
"Flaubert, "Madam Bovary, benim," demişti. Sanatı psikanalizin ışığında inceleyenlere göre, yazar, eserlerini kendi iç kompleksleriyle örer ve sanat, realite kapısından geçen rüyadır. Bu kurama dayanarak, Vautrin'in de Balzac olduğu iddia edilebilir. Vautrin, yazarın cemiyete karşı duyduğu hıncın kelimeleşmesi, şuur altında çöreklenen isyanın zekâ merceği ve sanat imbiğinden süzülen ifadesidir. O da (Vautrin gibi) çalışma masasına zincirlenen bir kürek mahkûmu değil miydi? Etrafındakiler, dehasının fecrini, yıllarca küçümseyerek seyretmediler mi?"
(Basın dünyasındaki) "Bu iğrenç dalavereleri idare eden mali kombinezonlardır. "Modern cemiyetlerin dini" olan matbuat, finans kurtlarının elinde korkunç bir tahakküm vasıtası olmaya adaydır. Gazeteciler endüstriyel şöhretlerin ve fikirlerin ücretli eşkıyalarıdır. Samimiyet ve hüsnüniyetten mahrumdurlar. Cümleler bir emtiadır, onunla geçinirler.
Basın, 'küçük kinlerin harekete geçirdiği büyük bir mancınıktır' (Balzac'tan); bu mancınığı kuran, harekete geçiren, ücretini ödeyen zengin burjuvalar ve bankacılardır."
***
"Zalim mecburiyet; başkalarının kötülük yaptığını göre göre gözümüz alışır, "ne üstümüze lazım" der, önce kabul eder, sonra biz de aynı şeyi yaparız. Bu çirkin, bu sürekli uzlaşmalarla lekelenen ruh, zaman geçtikçe soysuzlaşır, asil düşünceler paslanır, bayağılıkların menteşesi gevşer ve kendiliğinden dönmeye başlar. Dürüst ve erdemli olanlar uysal ve duruma göre davranır hale gelir, karakterler gevşer, kabiliyetler piçleşir."
"Hollandalılar elması nasıl elmasla aşındırırlarsa, kudreti ne olursa olsun büyük bir siyasi de kadına karşı koymak için başka bir kadına muhtaçtır."
"Tövbekâr orospu, kilisenin uydurduğu bir masaldır, böyle biri bulunsa muhakkak, mutlak cennette tekrar alıştığını yapardı; ...insan dünyada neyse o kalır."
"Zenginler ancak mobilyalarıyla rekabet edenleri, gözlerinin önünden ayrılmayanları,
üzerlerine oturdukları sedir gibi kendileri için zaruri bir eşya halini alanları korurlar."
"Hilekârlıkta pervasızlığı, tetikte duran kurnazlığı temsil eden birine Paris'te rastladınız mı, bilin ki o bir insan değil bir manzaradır. O artık bir ömrün bir ânı değil, bütün bir hayat, hatta hayatlar mecmuasıdır."
"Kristal olabilirdik, halbuki kum tanesi olmaktan kurtulamıyoruz, mesele bundan ibaret."
"Muazzam sermaye kayıpları olmadan, başka bir tabirle ötekinin berikinin servetinden çarpıp çırpılmadan, devrimizin ticari, siyasi endüstriyel inkılapları arasında fevkalade servetlerin kazanılması, artırılması, muhafaza edilmesi imkânsızdır. Bütün dünyanın hazinelerine eklenen yeni kıymetlerin miktarı pek azdır. Her yeni vurgun, genel servet dağılımında yeni eşitsizlik ifade eder.
Avrupa devletlerini yüksek yüzdelerle borçlanmaya mecbur etmek, bu yüzdeleri halkın sermayesiyle kazanmak, ham maddeleri ele geçirmek suretiyle endüstriyi haraca bağlamak, boğulmak üzere olan bir iş adamına ip uzatarak girişimini istismar edinceye kadar onu suyun yüzünde tutmak, hülasa kazanılan bütün bu altın savaşları, kapitalistlerin yüksek siyasetini teşkil eder."
"İngiltere'deki altın ve gümüşün, dünyanın her tarafındakinden daha güzel olduğunu iddiaya kalkışmayacak pek az İngiliz vardır. İngilizler Normandiya'dan Londra pazarlarına yollanan piliçler ve yumurtalar sayesinde, Londra'daki piliç ve yumurtaların Paris'tekilere üstün (very fine) olduğunu iddia ederler, halbuki Paris'tekiler de aynı yerdendir."
"İnsanın yaşayışı ne kadar aşağılıksa, canı da o kadar kıymetlidir"
"Deha her sahada bir seziştir ve dikkate değen bütün eserler zekânın, yeteneğin ürünüdür. Birinci sınıf insanlarla ikinci sınıftakileri ayıran belli başlı fark budur işte!"
"Sorgu hâkimleri de ressamlara benzerler. Kuzeyden gelen muntazam bir ışığa muhtaçtırlar. Zira, karşılarındaki suçlunun çehresi, her an incelemeleri gereken bir tablodur. Bunun için de aşağı yukarı bütün sorgu hâkimlerinin odaları, gün ışığının sorguladıklarının çehrelerine vurduğu bir mekandır. Altı ay meslek icra ettikten sonra dalgın ve lakayt bir çehre takınmayan hâkim hemen hemen yok gibidir. Bu kısa izah, anlayışı en kıt kimselere dahi bir cinayet sorgulama mücadelesinin ne kadar keskin, ne derece meraklı, ne mertebe dramatik ve korkunç olduğunu göstermeğe kâfidir; şahitsiz cereyan eden fakat daima kâğıda aktarılan bir mücadele! Lakin, ruhu donduracak kadar ateşli olan, gözlerin, aksanın, çehrede bir titreyişin, en ehemmiyetsiz bir kızarışın, birbirini görüp öldürmek için gözetleyen vahşiler arasındaki savaş kadar tehlikeli bir hal aldığı bu sahnelerden kâğıda geçen, soluk bir yansımadır. Böyle bir zabıt belgesi, olsa olsa yangının külleridir."
"Kadınlar, aristokratların eşi güzel kadınlar, Fransız medeniyetinin şımarık çocuklarıdır. Şayet, başka memleketlerdeki kadınlar, Paris'teki zengin, asil ve gösterişli bir hanımın ne demek olduğunu bilselerdi, bu muhteşem saltanatın zevkini sürmek için hepsi de oraya gelmeye kalkışırlardı. Yalnız görgü kurallarına ve İnsanlığın Komedyası'nda "Kadınlar Kitabı" diye sık sık adı geçen o minimini kaideler koleksiyonuna boyun eğen hanımlar, erkeklerin kurduğu kanunlarla alay ederler.
Dilediklerini söyler, hiçbir hata, hiçbir hafiflik önünde irkilmezler. Çünkü hepsi de, mükemmelen anlamışlardır ki ...çocukları hariç hayatta her türlü mesuliyetten uzaktırlar. En münasebetsiz lakırdıları gülerek söylerler."
"Terfi... İşte zamanımızda, hâkimi memur derecesine indiren korkunç kelime ve korkunç fikir.
Eskiden, hakim ne olabilecekse zaten olmuştu. Bir mahkeme azalığı memnun kalmalarına yeterdi, Paris için de hal böyle idi, Dijon için de! Bütün bir servet olan bu makamı layıkıyla işgal için büyük bir servet sahibi olmak şarttı.
1829'da maaşından başka serveti olmayan bir krallık mahkemesi (istinaf) üyesiyle, 1729'daki bir hâkimin durumlarını mukayese edin: Ne muazzam fark! Bugün para tek evrensel sosyal garanti sayılırken hâkimlerin büyük bir servet sahibi olmayışı normal sayılıyor. Onun için de makam üstüne makam kazandıkları, başka rütbeler sayesinde nüfuz ve önem kazanmaya çalıştıkları görülüyor. Halbuki bütün prestijlerini hâkimliklerine borçlu olmalıydılar.
Sözün kısası, hâkimler orduda, yahut idari memuriyetlerde olduğu gibi, sırf terfi gayretiyle kendilerini gösteriyorlar ve meslek, kamuoyunda heybet ve azametinden kaybediyor. Hükümetin verdiği maaş, rahibi de hakimi de memur derecesine düşürüyor.
Kazanılacak rütbeler ikbal hırsını artırıp iktidar makamındakilere hoş görünmeyi lüzumlu kılıyor."
(Balzac komünist ve sosyalistlere taş atıyor:)
"Hırsız yanıltmacalı kitaplar yazıp, mülkiyetin, mirasın, toplumsal garantilerin tartışmasını yapmaz, düpedüz yok eder onları. Ona göre çalmak kendi malını geri almaktır. O evliliği tartışmaya açmaya, itham etmeye kalkmaz. Hayallerini yayınlatıp, yaygınlaşması mümkün olmadığı halde ruhların karşılıklı anlaşmasını, sıkı fıkı kaynaşmasını savunmaz.
Modern ünlü insanlar karmakarışık, dumanlı teoriler yahut hümanist romanlar karalarlar ama hırsız tatbik eder, bir olay kadar sarih, bir yumruk kadar mantikidir o.
Başka bir gözlem: Orospular, hırsızlar ve katiller dünyası erkekli dişili altmış binle seksen bin arasında bir nüfus teşkil ederler. Düşünün ki adliye, jandarma ve emniyet teşkilatı da hemen hemen ayni yekuna varan bir memur zûmresi kullanır, garip değil mi? Birbirini arayan ve birbirinden çekinen bu insanlar arasındaki düşmanlık tam manasıyla dramatik, muazzam bir duello doğurur ve bu yazılanlar, o mücadelenin kabataslak bir tasviridir."
"Kadın zincirsiz bir kaplandır, konuşkan ve aynada kendini süzen bir kaplan."
"İnsanın kendini mahvetmesi öyle tatlı ki! Ruhun şehvetidir bu..."
"Vasattan aşağı bir adamı yükseltmek... bu krallar için olduğu gibi kadınlar için de büyük bir zevktir. Birçok büyük aktörü cezbeden, fena bir piyesi yüz defa oynamaktan ibaret haz. Egoistliğin sarhoşluğudur bu.
İktidar, gücünü kendi kendine ispat etmek için garip bir suiistimale başvurur: El uzatamayacağı tek kudret olan dehâya hakaret olsun diye budalaca işleri zaferle taçlandırmak.
Caligula'nın atını Tanrı ilan etmesi, bu şahane fars, asırlar boyunca defalarla temsil edildi ve edilecek."