What do you think?


Kallocain
This is a novel of the future, profoundly sinister in its vision of a drab terror. Ironic and detached, the author shows us the totalitarian World-state through the eyes of a product of that state, scientist Leo Kall. Kall has invented a drug, kallocain, which denies the privacy of thought and is the final step towards the transmutation of the individual human being into a "happy, healthy cell in the state organism." For, says Leo, "from thoughts and feelings, words and actions are born. How then could these thoughts and feelings belong to the individual? Doesn't the whole fellow-soldier belong to the state? To whom should his thoughts and feelings belong then, if not to the state?"
As the first-person record of Leo Kall, scientist, fellow-soldier too late disillusioned to undo his previous actions, Kallocain achieves a chilling power and veracity that place it among the finest novels to emerge from the strife-torn Europe of the twentieth century.
As the first-person record of Leo Kall, scientist, fellow-soldier too late disillusioned to undo his previous actions, Kallocain achieves a chilling power and veracity that place it among the finest novels to emerge from the strife-torn Europe of the twentieth century.
193 pages, Paperback
First published January 1, 1940
About the author
Karin Boye
99 books275 followersKarin Boye was a Swedish poet and novelist.
She is perhaps most famous for her poems, of which the most well-known ought to be "Yes, of course it hurts" (Swedish: "Ja visst gör det ont") and "In motion" (Swedish: "I rörelse"). She also wrote a few novels including "Kallocain". Inspired by the rise of National Socialism in Germany, it was a portrayal of a dystopian society in the vein of Orwell's Nineteen Eighty-Four and Huxley's Brave New World (though written almost a decade before Nineteen Eighty-Four). In the novel, an idealistic scientist named Leo Kall invents Kallocain, a kind of truth serum.
Boye died in an apparent suicide when swallowing sleeping-pills after leaving home on April 23, 1941.
She is perhaps most famous for her poems, of which the most well-known ought to be "Yes, of course it hurts" (Swedish: "Ja visst gör det ont") and "In motion" (Swedish: "I rörelse"). She also wrote a few novels including "Kallocain". Inspired by the rise of National Socialism in Germany, it was a portrayal of a dystopian society in the vein of Orwell's Nineteen Eighty-Four and Huxley's Brave New World (though written almost a decade before Nineteen Eighty-Four). In the novel, an idealistic scientist named Leo Kall invents Kallocain, a kind of truth serum.
Boye died in an apparent suicide when swallowing sleeping-pills after leaving home on April 23, 1941.
Ratings & Reviews
Friends & Following
Create a free account to discover what your friends think of this book!
Community Reviews
Displaying 1 - 30 of 52 reviews
September 16, 2020
Ben bu tarz distopik romanları seviyorum. Gerçekleşme ihtimalinin ürküttüğü, içinde bilimin bulunduğu distopyalar.
Burada da 'Dünyadevlet' halkı üstünde egemen, dışarda konuşmanın bile yasak olduğu bir ortam. Kimya Şehri'nde yaşayan Kall ise bir ilaç geliştirir ve artık kimse bir şey saklamayacaktır.
Hainler ortaya çıkacak ve temiz bir toplum ortaya çıkacaktır ya da çıkacak mıdır?
Yazıldığı döneme bakılırsa gerçekten güçlü bir eser.
"İnsan 'yapamıyorum' dediğinde 'yaşayamıyorum' der, 'ölemiyorum' değil; yapabilir insan; insan her zaman ölebilir çünkü o zaman istediği kişi olabilir..."
Burada da 'Dünyadevlet' halkı üstünde egemen, dışarda konuşmanın bile yasak olduğu bir ortam. Kimya Şehri'nde yaşayan Kall ise bir ilaç geliştirir ve artık kimse bir şey saklamayacaktır.
Hainler ortaya çıkacak ve temiz bir toplum ortaya çıkacaktır ya da çıkacak mıdır?
Yazıldığı döneme bakılırsa gerçekten güçlü bir eser.
"İnsan 'yapamıyorum' dediğinde 'yaşayamıyorum' der, 'ölemiyorum' değil; yapabilir insan; insan her zaman ölebilir çünkü o zaman istediği kişi olabilir..."
June 19, 2019
“Düşünce ve duygular, söz ve eyleme sebep olur. Öyleyse bu düşünce ve duygular nasıl bir kişiye mahsus olabilir? Bütün silahdaşlar Düzen’e ait değiller mi?”
Yazıldığı dönem dikkate alınarak değerlendirildiğinde çok güzel bir kitap. İnsanın izole bir hayata mahkum edildiğinde önlerine konulan, en saçma ve delilik seviyesindeki kuralları/şartları normalleştirip doğru kabul etmesini çok güzel anlatıyor. Aynı şekilde yazarın -kitabın başlangıcında- karakterin ağzından “kendini ifade etme zorunluluğu hissedip ne olursa olsun yazmalı anlatmalıyım” demesi ve kitabı tamamladıktan bir süre sonra da intihar etmesi savaşın sonunda kitabında anlattıklarının gerçek olabilme ihtimalini çok düşündüğünü hissettiriyor insana. Okurken yazım yılının 1940 olduğunu atlamadan okuyun.
“Kırk yaşının üzerindeki hiçbir silahdaşın vicdanı temiz olamazdı."
Yazıldığı dönem dikkate alınarak değerlendirildiğinde çok güzel bir kitap. İnsanın izole bir hayata mahkum edildiğinde önlerine konulan, en saçma ve delilik seviyesindeki kuralları/şartları normalleştirip doğru kabul etmesini çok güzel anlatıyor. Aynı şekilde yazarın -kitabın başlangıcında- karakterin ağzından “kendini ifade etme zorunluluğu hissedip ne olursa olsun yazmalı anlatmalıyım” demesi ve kitabı tamamladıktan bir süre sonra da intihar etmesi savaşın sonunda kitabında anlattıklarının gerçek olabilme ihtimalini çok düşündüğünü hissettiriyor insana. Okurken yazım yılının 1940 olduğunu atlamadan okuyun.
“Kırk yaşının üzerindeki hiçbir silahdaşın vicdanı temiz olamazdı."
September 20, 2020
"Bildiğim tek şey, hastalıklı ebeveynlerin ve hastalıklı öğretmenlerin daha da hastalıklı çocuklar yetiştirdiği; öyle ki hastalıklı olmak bir norm, sağlıklı olmaksa korkulacak bir şey haline gelmiş. Yalnız varlıklardan daha da yalnızları doğuyor, korkanlardansa daha da korkakları..."
distopya okumayı sevenlerin kaçırmaması gereken bir kitap.
distopya okumayı sevenlerin kaçırmaması gereken bir kitap.
January 15, 2025
3.5/5
Kallokain birçok açıdan oldukça kayda değer bir distopya. Her şeyden önce çıkış fikri bence çok parlak. Doğruları söyleten bir serumun mucidi olan kahramanın, Leo Kall’un, sıradan bir idealistten azılı bir muhalife dönüşmesi, özellikle romanın yazıldığı 1940 yılı düşünülürse çok etkileyici. Benzer şekilde yazarın devletlerin varabileceği noktaları öngörmesi, bireyselliğin ve düşünce özgürlüğünün yok edilişini böyle bir yerden ele alması da hayranlık uyandırıcı. Ama bir yandan da bir şeylerin eksik olduğu aşikar. Fikrin daha iyi işlenmesi, daha sıkı bir olay örgüsüyle, daha sıkı bir yapıyla anlatılması sanki metni birkaç seviye daha üste taşırmış gibi geldi. Zannedilmesin ki Kallokain kötü. Aksine yazıldığı zamana göre oldukça iyi. Sadece beklentim birazcık daha yüksekti diyelim.
Kallokain birçok açıdan oldukça kayda değer bir distopya. Her şeyden önce çıkış fikri bence çok parlak. Doğruları söyleten bir serumun mucidi olan kahramanın, Leo Kall’un, sıradan bir idealistten azılı bir muhalife dönüşmesi, özellikle romanın yazıldığı 1940 yılı düşünülürse çok etkileyici. Benzer şekilde yazarın devletlerin varabileceği noktaları öngörmesi, bireyselliğin ve düşünce özgürlüğünün yok edilişini böyle bir yerden ele alması da hayranlık uyandırıcı. Ama bir yandan da bir şeylerin eksik olduğu aşikar. Fikrin daha iyi işlenmesi, daha sıkı bir olay örgüsüyle, daha sıkı bir yapıyla anlatılması sanki metni birkaç seviye daha üste taşırmış gibi geldi. Zannedilmesin ki Kallokain kötü. Aksine yazıldığı zamana göre oldukça iyi. Sadece beklentim birazcık daha yüksekti diyelim.
September 27, 2020
Bilimkurguda genelde bütün çıkış fikirlerine bayılıyorum fakat hep daha iyi işlenebilirmiş gibi geliyor. Yazarlar aşırı dahice bir düşünceden yola çıkıp sonunda sıkılıyorlarmış gibi hissediyorum.
Kitabın ortasında dahil olan bazı karakterler, gruplar orada kaldı, keşke onların akıbetini de öğrenebilseydik. Ucu açık bırakıp gerisini okuyucunun hayal gücüne bırakmak bu değil.
Kitabın ortasında dahil olan bazı karakterler, gruplar orada kaldı, keşke onların akıbetini de öğrenebilseydik. Ucu açık bırakıp gerisini okuyucunun hayal gücüne bırakmak bu değil.
March 5, 2023
Harika bir konusu vardı ama güzel bir şekilde işlenildiğini düşünmüyorum.
March 6, 2023
3/5
Başlangıçta beklentimi güzel karşılayıp devamında beni yarı yolda bırakan bir kitap oldu maalesef. 🥲 Aslında kurgu gayet iyiydi, yazarın kalemi de ne fazla karmaşık ne de fazla terimseldi. Gayet ayarında bir anlatımı vardı fakat her nasıl becerdiyse başlangıçtaki o açık ve akıcı anlatımı sona doğru karmaşık ve daldan dala bir hal aldı yazarın. Bir yerden sonra yakalayamadım ya da kurguyu iyi kullanamadığı için kitaptan uzaklaştım bilemiyorum. Ama ilk zamanki heves ve merakla bitirmedim kitabı ona eminim. Neyse bu da bu ayın nazarlığı olsun 🥲
Başlangıçta beklentimi güzel karşılayıp devamında beni yarı yolda bırakan bir kitap oldu maalesef. 🥲 Aslında kurgu gayet iyiydi, yazarın kalemi de ne fazla karmaşık ne de fazla terimseldi. Gayet ayarında bir anlatımı vardı fakat her nasıl becerdiyse başlangıçtaki o açık ve akıcı anlatımı sona doğru karmaşık ve daldan dala bir hal aldı yazarın. Bir yerden sonra yakalayamadım ya da kurguyu iyi kullanamadığı için kitaptan uzaklaştım bilemiyorum. Ama ilk zamanki heves ve merakla bitirmedim kitabı ona eminim. Neyse bu da bu ayın nazarlığı olsun 🥲
December 12, 2020
Etkileyici bir distopya. İnsanın düşünce özgürlüğünün elinden alınması ihtimali bile korkutucu.
September 6, 2024
Kitaba başladığım anda sanki bir serinin ortasında gibi hissedip; bağ kuracak, tutunacak bir şey aradım ama kitabın 3/4’üne kadar bunu asla bulamadım. Diğer distopya başyapıtları gibi devam ettiği için sadece devam ettim. Sonra o son partta, bir şeyler olmaya başladı. Anlamlandırdığım şeyler. Yazar bir kadın olunca, kadın bir karakterin etkili bir konuşmasına ihtiyacım vardı. Çünkü distopyaların en büyük eksiği kadın beynine çok az yer verilmesi. Sonra Linda konuştu. Annelik üzerinden devleti eleştirdi. Sevgisini sorguladı. O zaman yazarla Linda arasıda bir bağ kurabildim. Karin Boye bu son kitabını yazdıktan sonra ikinci dünya savaşı buhranı yüzünden intihar ediyor. Bu da bizlere bıraktığı son ve büyük eseri. Sonu yine oldu bittiye gelmiş ama son part iyiydi. Keşke başı da böyle sarsaydı. Odanın içinde geçen konuşmalar ile yaratılan distopyanın büyüklüğünü anlayamadım maalesef. Daha iyi olabilirdi ama yine de iyi bir eser.
Konu——————>18/20
İşleyiş—————->8/30
Okunabilirlik——->18/25
Sayfa Düzeni——>5/5
Kapak Tasarımı—>10/10
İsim——————-->10/10
Konu——————>18/20
İşleyiş—————->8/30
Okunabilirlik——->18/25
Sayfa Düzeni——>5/5
Kapak Tasarımı—>10/10
İsim——————-->10/10
October 14, 2023
İçebakışlarla dolu olsa da, resmettiği alabildiğine baskıcı yönetimin bürokratik belgeleri gibi tatsız, kupkuru bir metin. Bu aslında romanın başarısı, tam da o atmosferi yaşatıyor size. Ama karakterin motivasyonlarının belirsizliği , o iç sıkıntıları, depresif hava, yeraltı şehrinin boğuculuğu ve her insanın içinde bir vatandaşlık görevi olarak hazırda bekleyen jurnalciliğin getirdiği paranoyanın yoğunluğu zihnime iyi gelmedi. Karakterle bağ kuramamak, sempati duyamamak da cabası.
April 1, 2026
Zor okudum.. Distopya severim ama kurgudan çok sistem eleştirisi olunca beni baydı.. siyaset okumak istesem o tarz kitap seçerim zaten.. Sevemedim ağır ilerledi.
October 31, 2023
"Siz dışarıdan büyüyorsunuz, biz içeriden. Siz kendinizi yapı taşları olarak kullanıyor, içeriden de dışarıdan da dökülüyorsunuz. Biz içeriden gelişiyoruz, tıpkı ağaç gibi; aramızda ölü malzemelerden ya da ölü kuvvetten olmayan köprüler uzanıyor. Bizden hayat doğuyor. Cansız ne varsa sizde."
January 8, 2024
Kitapta Dünyadevlet diye bir yerdeyiz. Burada çocuklar küçük yaşlarında aileden koparılıp kamplarda eğitim görüyorlar, ülkedeki insanlar zorunlu olarak kolluk kuvvetlerine haftanın belli günlerinde katılmak zorundalar, şehirler Kimya Şehri, Boya Şehri, Tekstil Şehri diye ayrılmış vaziyette, yeryüzüne çıkış izinle ve belirli bir süreliğine oluyor, insanlar yeraltında yaşıyor ve sürekli gözetleniyorlar. Ulaşım metroyla sağlanıyor. Ulaşım dediysem öyle herkesin gezebileceğini sanmayın, bir şehrin diğerinden haberi yok. Yasak ve gidiş olsa bile yine izin gerekli. Özetle böyle bir dünyayı okuyoruz.
Distopya eserlerinde normalde baş karakter sisteme karşı aykırı bir tip olur. Bunda tam tersi. Leo Kall, tam bir sistem adamı, tam bir çark. Çevresindekiler gibi o da en ufak aykırı düşünceye, belirtisine bile iğrenecek ve jurnalleyecek derecede düşman. Bu sebeple de bir ilaç geliştiriyor, insanlara sakladıkları şeyleri söyletecek bir ilaç.
Kitapta Leo Kall'ın içsel değişiminin öyküsünü okuyoruz. Eser, roman yerine uzun öykü gibi geldi bana. Zira ben Dünyadevlet'in detaylarını okumak isterdim. Rissen ve Linda karakterlerinin derinlerine inmek isterdim, ilgimi çekti çünkü. Rissen'den iki alıntı yapmak istiyorum:
"Bildiğim tek şey, hastalıklı ebeveynlerin ve hastalıklı öğretmenlerin daha da hastalıklı çocuklar yetiştirdiği; öyle ki hastalıklı olmak bir norm, sağlıklı olmaksa korkulacak bir şey haline gelmiş. Yalnız varlıklardan daha da yalnızları doğuyor, korkanlardansa daha da korkakları... Büyüyüp zırhları delebilecek bir sağlık tohumu nerede saklanıyor olabilir ki?..
"Hâlâ hayattayım, benden çaldıkları her şeye rağmen hayattayım ve olduğum kişinin bir geleceği var, biliyorum."
1940'ta yazılmış bir roman bu. Yazar bir sene sonrasında da intihar etmiş. Yazıldığı dönemde yükselen totaliter rejimlerin getirmiş olduğu umutsuzluk halinin kitapta oldukça etkisi var. Kitapta yazılan şeylerin gerçeklik payı da yok değil. Mesela çocukların daha küçük yaşlardan itibaren askerî bir eğitimle yetiştirilmeleri gerektiğini bizim ülkemizde de söyleyenler var o dönem, nihal atsız gibi. Öyle çok uçuk gelmesin yazılanlar yani, bunların hepsi bir şekilde düşünüldü. İnsanlar başka insanların geleceklerini karartmaya çok hevesli. Umarım Rissen'in dediği o "sağlık tohumu"nu çok geç olmadan bulup insanlığı daha iyi ve güzel günlere götürebiliriz.
Distopya eserlerinde normalde baş karakter sisteme karşı aykırı bir tip olur. Bunda tam tersi. Leo Kall, tam bir sistem adamı, tam bir çark. Çevresindekiler gibi o da en ufak aykırı düşünceye, belirtisine bile iğrenecek ve jurnalleyecek derecede düşman. Bu sebeple de bir ilaç geliştiriyor, insanlara sakladıkları şeyleri söyletecek bir ilaç.
Kitapta Leo Kall'ın içsel değişiminin öyküsünü okuyoruz. Eser, roman yerine uzun öykü gibi geldi bana. Zira ben Dünyadevlet'in detaylarını okumak isterdim. Rissen ve Linda karakterlerinin derinlerine inmek isterdim, ilgimi çekti çünkü. Rissen'den iki alıntı yapmak istiyorum:
"Bildiğim tek şey, hastalıklı ebeveynlerin ve hastalıklı öğretmenlerin daha da hastalıklı çocuklar yetiştirdiği; öyle ki hastalıklı olmak bir norm, sağlıklı olmaksa korkulacak bir şey haline gelmiş. Yalnız varlıklardan daha da yalnızları doğuyor, korkanlardansa daha da korkakları... Büyüyüp zırhları delebilecek bir sağlık tohumu nerede saklanıyor olabilir ki?..
"Hâlâ hayattayım, benden çaldıkları her şeye rağmen hayattayım ve olduğum kişinin bir geleceği var, biliyorum."
1940'ta yazılmış bir roman bu. Yazar bir sene sonrasında da intihar etmiş. Yazıldığı dönemde yükselen totaliter rejimlerin getirmiş olduğu umutsuzluk halinin kitapta oldukça etkisi var. Kitapta yazılan şeylerin gerçeklik payı da yok değil. Mesela çocukların daha küçük yaşlardan itibaren askerî bir eğitimle yetiştirilmeleri gerektiğini bizim ülkemizde de söyleyenler var o dönem, nihal atsız gibi. Öyle çok uçuk gelmesin yazılanlar yani, bunların hepsi bir şekilde düşünüldü. İnsanlar başka insanların geleceklerini karartmaya çok hevesli. Umarım Rissen'in dediği o "sağlık tohumu"nu çok geç olmadan bulup insanlığı daha iyi ve güzel günlere götürebiliriz.
August 2, 2022
Kallokain, 41 yaşında intihar eden İsveçli Karin Boye'nin son ve en önemli eseri. Kitap, Leo Kall isimli bir bilim insanının gerçekleri söylemek durumunda bırakan bir ilacı keşfetmesini, savaştaki totaliter bir ülkede vatanını çok seven Kall'ın geliştirdiği ilacın, kendi ütopyasını distopyaya çevirmesine neden olmasını konu ediyor. Kitabın 1940 yılında, 1984 romanından önce yazıldığını göz önünde bulundurmak gerek. Bu anlamda bilinen distopyalar içerisinde Kallokain'e ve Karin Boye'ye gereken değerin verilmediğini düşünüyorum.
İthaki'nin çevirisini ise -çevirmenden özür dileyerek- başarısız bulduğumu eklemek istedim. Kelime seçimleri ve metin, okumayı biraz zorlaştırıyor bence. İnsanın içindeki özgürlük duygusunu sahiplik, aitlik duygularıyla bağlantılandırması, 2022 yılında dahi geçerli olabilecek baskı rejimi öngörüsü kitabın sevdiğim tarafları oldu.
İthaki'nin çevirisini ise -çevirmenden özür dileyerek- başarısız bulduğumu eklemek istedim. Kelime seçimleri ve metin, okumayı biraz zorlaştırıyor bence. İnsanın içindeki özgürlük duygusunu sahiplik, aitlik duygularıyla bağlantılandırması, 2022 yılında dahi geçerli olabilecek baskı rejimi öngörüsü kitabın sevdiğim tarafları oldu.
September 12, 2020
Puanım 3/5 (%64/100)
Yazıldığı yıldan dolayı (1940) kitap 1984, Cesur Yeni Dünya, Fahrenheit 1451 ve Biz ile karşılaştırılıyor. Biz henüz okumadım ama diğer 3 kitabı okudum. Cesur Yeni Dünya aralarında en sevdiğim ve distopya alt türünü en iyi anlatan kitap diyebilirim. Kallokain beklediğimden biraz daha kötü olsa da yine de beğendim diyebilirim. 1984 sevmeyen ve abartı olarak gören birisi olarak (1984 incelememi okuyabilirsiniz) Kallokain'i daha çok beğendim. Zaten Kallokain 1984'ten 9 yıl önce yazılmış bir kitap ve Orwell'in bu kitaptan da esinlendiği açık.
Karin Boye İsveçli şiirleriyle ünlü çok bilinmeyen bir kadın yazar. Bilim-kurgu türünde kadın yazar bulmak gerçekten çok zor. Birisine say deseniz sadece Ursula K. Le Guin sayabilir. O yüzden yazara karşı benim bir sempatim oluştu. Kitabı biraz da 1940'ta yazılmış olarak değerlendirdim. Yukarıda bahsettiğim kitapların yanı sıra değer görmesi gereken bir kitap diye düşünüyorum. Dili güzel, tek oturuşta bitirdim. Fakat genel olarak beklentilerimi karşılamadığı için bu puanı aldı. Yine de bir okuyun deneyin derim.
Yazıldığı yıldan dolayı (1940) kitap 1984, Cesur Yeni Dünya, Fahrenheit 1451 ve Biz ile karşılaştırılıyor. Biz henüz okumadım ama diğer 3 kitabı okudum. Cesur Yeni Dünya aralarında en sevdiğim ve distopya alt türünü en iyi anlatan kitap diyebilirim. Kallokain beklediğimden biraz daha kötü olsa da yine de beğendim diyebilirim. 1984 sevmeyen ve abartı olarak gören birisi olarak (1984 incelememi okuyabilirsiniz) Kallokain'i daha çok beğendim. Zaten Kallokain 1984'ten 9 yıl önce yazılmış bir kitap ve Orwell'in bu kitaptan da esinlendiği açık.
Karin Boye İsveçli şiirleriyle ünlü çok bilinmeyen bir kadın yazar. Bilim-kurgu türünde kadın yazar bulmak gerçekten çok zor. Birisine say deseniz sadece Ursula K. Le Guin sayabilir. O yüzden yazara karşı benim bir sempatim oluştu. Kitabı biraz da 1940'ta yazılmış olarak değerlendirdim. Yukarıda bahsettiğim kitapların yanı sıra değer görmesi gereken bir kitap diye düşünüyorum. Dili güzel, tek oturuşta bitirdim. Fakat genel olarak beklentilerimi karşılamadığı için bu puanı aldı. Yine de bir okuyun deneyin derim.
June 14, 2020
Hala ısrarla içimi daraltan distopyaları okuyorum. Ama bu kitaplar beni bütün kötü senaryolara hazırlıyor gibi hissediyorum. Bu eserde onurlu bulduğum insanların başında Rissen var. Sonrasında da Linda geliyor. Kitapta Linda'nın bundan sonra izlediği yolla ilgili bir bölüm daha olabilirdi. Leo karakterini sevmedim. Eşine karşı tutumu beni rahatsız etti. Leo ile Linda'nın arasındaki tek samimi an sanırım Linda'nın hissettiği her şeyi dürüstçe anlattıktan sonra Leo'nun dizlerinin üstüne çöküp başını eşinin bacaklarının üzerine yerleştirdiği o andı.
January 18, 2026
totaliter bir yönetimde, doğruları söyletecek bir serum keşfeden Leo, baskı altındaki insanlara özgürlüğü deneyimleme fırsatı sunar,
January 17, 2021
Bir distopyadan beklediğim o iç sıkıntısını daha ilk sayfalardan veren bir kitap oldu Kallokain. Yazar "Big Brother"ı 1984'ten önce yatak odalarına kadar sokmuş.
Eşinle bile dürüst bir ilişki kuramadığın, devlete asker gücü olsun diye çocuk yaptığın, herkesten şüphelenmek zorunda bırakıldığın bir yaşam var kitapta.
Eşinle bile dürüst bir ilişki kuramadığın, devlete asker gücü olsun diye çocuk yaptığın, herkesten şüphelenmek zorunda bırakıldığın bir yaşam var kitapta.
January 15, 2023
Harika bir fikirden yola çıkılan Kallokoin’de ana karakter biraz fazla düşüncelere boğulsa da insan psikolojisi yazarın gerçekte şair olmasının etkisiyle kesinlikle çok iyi ifade edilmiş. Yaşanılan ülkeye ait daha çok detay verebilse ve biraz daha akıcı olabilseydi çok daha üst seviyeye çıkabilirdi. Yine de devlet-birey ekseninde öğretilenlerin sorgulandığı, otoritenin sarsıldığı, iyi ki okumuşum dediğim bir kitap oldu.
July 25, 2020
Okurken inanılmaz sıkıldığım bir kitap oldu ki distopya kitaplarını çok seven biri olarak bunu söylüyorum. Yazarın iletmek istediği mesaj anlaşılır ama bunu çok sıkıcı bir anlatımla iletmiş. Karakterin eşinin gözünden hikayeyi öğrensek belki daha ilgi çekici olabilirmiş.
March 30, 2025
müthiş, kara dörtleme içine koyulmaması bir edebiyat ayıbı >:(
* totaliter rejimlerdeki birey-devlet ilişkisi; "devlet kutsaldır" sloganını sahiplenen (veya bu propagandaya maruz kalan) bireylerin öz değerlerini kendi kafalarında yok etmeleri, ama aslında kutsal/değerli olan birey olduğu için rejimin bu sloganı dikte etmesi çok güzel işlenmişti, özellikle karrek, kall ve rissen'in örgütü tartıştıkları sahne çok iyiydi. devlet mi bireyi yok eder yoksa birey mi kendi kendini yok eder, bunlardan hangisi daha korkutucudur gibi dipsiz kuyulara düşürür. "... unutmayalım ki bireyler en değerli ve pahalı araçlardır!"
* kitabın "duygusal direniş" boyutu; redditte bir kullanıcı şöyle yazmış, "He merely wants to be in touch with his own humanity through community, so his resistance is an emotional form of resistance, not a political one." kitap bize bir devrim planından, asilerden, direnişten vs bahsetmiyor. bu kitabın "asiliği" insan komünitesine veya sadece bir ruha sahip olmaya duyulan özlem. bu özelliği de ana karakteri diğer distopya klasiklerindekinden daha derin bir hale getiriyor.
* yazar ve ikinci dünya savaşı etkisi; karin boye henüz 41 yaşındayken ikinci dünya savaşı dünyasına daha fazla dayanamayıp intihar ediyor. nazi tarihiyle az çok haşır neşir olanların pek çok paralellik bulabileceği bir kitap kesinlikle. radyo propagandası veya propaganda bakanlığı (direkt goebbels), insan deneyleri, gözetim ve ihbar ağı... insanların bu düzen içerisinde ruhunu yitirmesi kendisini en çok etkileyen şey olmuş diye düşünüyorum. güven duygusu üzerine çok düşündüğü belli.
* genel olarak her itiraf monoloğu çok iyiydi ama linda'nın konuşması özellikle çok dokunaklıydı.
* rissen karakteri; big dick energy. aşığım.
"suçlamalar son yirmi yıl içinde düzenli olarak artmış," dedi rissen. "emniyet müdürü bizzat söyledi bana."
"ama bu suçun da aynı şekilde arttığı anlamına gelmiyor," dedim. "aynı şekilde sadakatin arttığı anlamına da gelebilir bu, bozulmaya dair bilincin ya da..."
"korkunun arttığı anlamına geliyor," dedi rissen beklenmedik bir öfkeyle.
"korkunun mu?"
"evet, korkunun. daha sıkı bir gözetim yolu geliştirdik fakat bu bizi umduğumuz gibi daha güvende hissettirmek yerine daha güvensiz hissettirdi. korkumuz büyüdükçe saldırı dürtümüz de büyüyor."
* totaliter rejimlerdeki birey-devlet ilişkisi; "devlet kutsaldır" sloganını sahiplenen (veya bu propagandaya maruz kalan) bireylerin öz değerlerini kendi kafalarında yok etmeleri, ama aslında kutsal/değerli olan birey olduğu için rejimin bu sloganı dikte etmesi çok güzel işlenmişti, özellikle karrek, kall ve rissen'in örgütü tartıştıkları sahne çok iyiydi. devlet mi bireyi yok eder yoksa birey mi kendi kendini yok eder, bunlardan hangisi daha korkutucudur gibi dipsiz kuyulara düşürür. "... unutmayalım ki bireyler en değerli ve pahalı araçlardır!"
* kitabın "duygusal direniş" boyutu; redditte bir kullanıcı şöyle yazmış, "He merely wants to be in touch with his own humanity through community, so his resistance is an emotional form of resistance, not a political one." kitap bize bir devrim planından, asilerden, direnişten vs bahsetmiyor. bu kitabın "asiliği" insan komünitesine veya sadece bir ruha sahip olmaya duyulan özlem. bu özelliği de ana karakteri diğer distopya klasiklerindekinden daha derin bir hale getiriyor.
* yazar ve ikinci dünya savaşı etkisi; karin boye henüz 41 yaşındayken ikinci dünya savaşı dünyasına daha fazla dayanamayıp intihar ediyor. nazi tarihiyle az çok haşır neşir olanların pek çok paralellik bulabileceği bir kitap kesinlikle. radyo propagandası veya propaganda bakanlığı (direkt goebbels), insan deneyleri, gözetim ve ihbar ağı... insanların bu düzen içerisinde ruhunu yitirmesi kendisini en çok etkileyen şey olmuş diye düşünüyorum. güven duygusu üzerine çok düşündüğü belli.
* genel olarak her itiraf monoloğu çok iyiydi ama linda'nın konuşması özellikle çok dokunaklıydı.
* rissen karakteri; big dick energy. aşığım.
"suçlamalar son yirmi yıl içinde düzenli olarak artmış," dedi rissen. "emniyet müdürü bizzat söyledi bana."
"ama bu suçun da aynı şekilde arttığı anlamına gelmiyor," dedim. "aynı şekilde sadakatin arttığı anlamına da gelebilir bu, bozulmaya dair bilincin ya da..."
"korkunun arttığı anlamına geliyor," dedi rissen beklenmedik bir öfkeyle.
"korkunun mu?"
"evet, korkunun. daha sıkı bir gözetim yolu geliştirdik fakat bu bizi umduğumuz gibi daha güvende hissettirmek yerine daha güvensiz hissettirdi. korkumuz büyüdükçe saldırı dürtümüz de büyüyor."
July 7, 2019
Karin Boye, İsveç edebiyatının önde gelen şairlerinden,romancı ve kısa öykü yazarı. II.Dünya Savaşı sırasında intihar etmiş.
Kitabı okurken bana George Orwell'in "1984" hikayesini hatırlattı. Ama sonra öğrendim ki bu kitap ondan 10 yıl önce yayınlanmış.
Kitap totaliter rejime dikkat çekmek için yazılmış.
Leo Kall, "kallocain" ile insanların gerçek düşüncelerini açığa çıkarabiliyor. Bu serum ile insanların düşünceleri de yargılanabilecek. Böylece insanlar Düzen'in bir hücresi gibi olacaklar ve kendilerini bir birey olarak göremeyecekler.
Buradaki kurguda yine Plato'nun "Devlet"'inden izler görüyoruz. İnsanlar, "Devlet" te de yeteneklerine göre görev almaları bekleniyor. Orada da çocuklar devlete ait ve aile ile ilişkileri çok küçük yaşta kesiliyor.
Bu ne kadar da kitapta normal bir şeymiş gibi gösterilse de Lidya bir yerden sonra çocuğu kendisinin bir uzantısı olarak görmeye başlıyor. Leo da itirafları dinledikçe anlıyor ki aslında onda da bazı düşünceler açığa çıkıyor. Var olan Düzen o kadar iyiyse o zaman bu insanlar bu gibi düşüncelere nasıl sahip olabiliyorlar? Asıl kim sorumlu?
Hiç kimse kendisiyle başbaşa kalsa bile tam olarak dürüst olamıyor. İstemediğimiz düşünceler her zaman aklımıza gelecektir ama önemli olan onları dizginleyebilme irademiz olsun. İlginç bir kurguydu ama benim için okunması zor bir kitap oldu. O yüzden tavsiye edemiyorum.
"Kırk yaşının üzerindeki hiçbir silahdaşın vicdanı temiz olamazdı."
"Düzen'in, ihtiyaç duyulduğunda yasalara değil, emirlerine uyacak zihni boş kişilere ihtiyacı var."
"Birine sahip olmayı istemek ve bu insana yalnızca kişisel sebeplerden ötürü güven duymak ne kadar da çocuksu ve anlamsız bir arzuydu. Yine de insanların yaptığı tam da olarak buydu!"
Sevgilerle,@kitapdiari
Kitabı okurken bana George Orwell'in "1984" hikayesini hatırlattı. Ama sonra öğrendim ki bu kitap ondan 10 yıl önce yayınlanmış.
Kitap totaliter rejime dikkat çekmek için yazılmış.
Leo Kall, "kallocain" ile insanların gerçek düşüncelerini açığa çıkarabiliyor. Bu serum ile insanların düşünceleri de yargılanabilecek. Böylece insanlar Düzen'in bir hücresi gibi olacaklar ve kendilerini bir birey olarak göremeyecekler.
Buradaki kurguda yine Plato'nun "Devlet"'inden izler görüyoruz. İnsanlar, "Devlet" te de yeteneklerine göre görev almaları bekleniyor. Orada da çocuklar devlete ait ve aile ile ilişkileri çok küçük yaşta kesiliyor.
Bu ne kadar da kitapta normal bir şeymiş gibi gösterilse de Lidya bir yerden sonra çocuğu kendisinin bir uzantısı olarak görmeye başlıyor. Leo da itirafları dinledikçe anlıyor ki aslında onda da bazı düşünceler açığa çıkıyor. Var olan Düzen o kadar iyiyse o zaman bu insanlar bu gibi düşüncelere nasıl sahip olabiliyorlar? Asıl kim sorumlu?
Hiç kimse kendisiyle başbaşa kalsa bile tam olarak dürüst olamıyor. İstemediğimiz düşünceler her zaman aklımıza gelecektir ama önemli olan onları dizginleyebilme irademiz olsun. İlginç bir kurguydu ama benim için okunması zor bir kitap oldu. O yüzden tavsiye edemiyorum.
"Kırk yaşının üzerindeki hiçbir silahdaşın vicdanı temiz olamazdı."
"Düzen'in, ihtiyaç duyulduğunda yasalara değil, emirlerine uyacak zihni boş kişilere ihtiyacı var."
"Birine sahip olmayı istemek ve bu insana yalnızca kişisel sebeplerden ötürü güven duymak ne kadar da çocuksu ve anlamsız bir arzuydu. Yine de insanların yaptığı tam da olarak buydu!"
Sevgilerle,@kitapdiari
August 23, 2020
Kitap, 1940 yılında, 1984 ve Cesur Yeni Dünya gibi çok bilinen ve distopya alanında en çok ilgi gören iki kitabın arasındaki bir dönemde okuyucuya sunulmuş.
Eserde, Dünyadevlet olarak adlandırılan ve Boye'un Nazi Almanyası ve Sovyet Rusya gibi yerleri de ziyaret etmiş olmasının etkilerini taşıyan ve belli ki yazarın o dönemdeki bu bölgelerin içinde bulunduğu durumlardan esinlenerek oluşturduğu bir ülkede geçiyor. Bu baskıcı ülkede, Leo Kall isimli kimyager karakterimiz de kendi soyadı olan Kall ve "kargaşa" ve "kıyamet" anlamına gelen cain (aynı zamanda Habil ve Kabil hikayesindeki Kabil'in İngilizce ismi) kelimesinin birleşiminden türettiği bir isme sahip olan Kallokain isimli, enjekte edilen insanın zihninden geçen her türlü gerçeği itiraf etmesini, ve böylece devletin insanların zihinlerine de hükmederek tamamen kontrol sağlamasına yardımcı olan bir ilaç icat ediyor ama sonrasında, ülkesine bu kadar bağlı olan Leo'nun sistemi sorgulamaya başlamasıyla birlikte distopik bir hikayenin içinde psikolojik bir hikayeyi de okuyoruz.
Gerçekten çok keyif alarak okuduğum ilginç bir kitaptı Kallokain. Yaratılan distopik kurgunun yanı sıra, o dönemde 2.Dünya Savaşının da etkisiyle insanların bulunduğu buhranı da çok iyi bir şekilde entegre edip, bir de kitabın bir bölümünde Kall'ın eşinin ağzından yazarak kadınların toplumda görüldüğü ve hissettirildiği yer de çok iyi yazılmıştı. Özellikle yazarın kitabı yazdıktan 1 yıl sonra, fazla sayıda uyku hapı içerek intihar etmiş olması ve Dünya'nın içinde bulunduğu ve geleceği noktayı aklında canlandırdığı haliyle bu kitaba aktarmış olması da bu kitabı daha da bir özel yapıyor benim gözümde.
Eserde, Dünyadevlet olarak adlandırılan ve Boye'un Nazi Almanyası ve Sovyet Rusya gibi yerleri de ziyaret etmiş olmasının etkilerini taşıyan ve belli ki yazarın o dönemdeki bu bölgelerin içinde bulunduğu durumlardan esinlenerek oluşturduğu bir ülkede geçiyor. Bu baskıcı ülkede, Leo Kall isimli kimyager karakterimiz de kendi soyadı olan Kall ve "kargaşa" ve "kıyamet" anlamına gelen cain (aynı zamanda Habil ve Kabil hikayesindeki Kabil'in İngilizce ismi) kelimesinin birleşiminden türettiği bir isme sahip olan Kallokain isimli, enjekte edilen insanın zihninden geçen her türlü gerçeği itiraf etmesini, ve böylece devletin insanların zihinlerine de hükmederek tamamen kontrol sağlamasına yardımcı olan bir ilaç icat ediyor ama sonrasında, ülkesine bu kadar bağlı olan Leo'nun sistemi sorgulamaya başlamasıyla birlikte distopik bir hikayenin içinde psikolojik bir hikayeyi de okuyoruz.
Gerçekten çok keyif alarak okuduğum ilginç bir kitaptı Kallokain. Yaratılan distopik kurgunun yanı sıra, o dönemde 2.Dünya Savaşının da etkisiyle insanların bulunduğu buhranı da çok iyi bir şekilde entegre edip, bir de kitabın bir bölümünde Kall'ın eşinin ağzından yazarak kadınların toplumda görüldüğü ve hissettirildiği yer de çok iyi yazılmıştı. Özellikle yazarın kitabı yazdıktan 1 yıl sonra, fazla sayıda uyku hapı içerek intihar etmiş olması ve Dünya'nın içinde bulunduğu ve geleceği noktayı aklında canlandırdığı haliyle bu kitaba aktarmış olması da bu kitabı daha da bir özel yapıyor benim gözümde.
January 19, 2023
Çoğu kişi tarafından beğenilen ve tavsiye edilen bir kitap olmasına rağmen beni sarmayan bi kitaptı. Sınav döneminden dolayı uzun bir sürede okusamda sonunda bitirmeyi başardım. 3,5 puanla 4 yıldız almayı başardı benden.
İlk öncelikle kitap hapiste olan bir kimyagerin not yazmasıyla başlıyor. İlk başta bu kimyagerin yaptığı keşif sonucunda hapse gireceğini sanmıştım ama öyle olmadı.
Leo kall, kimayger, eşi ve 3 çocuğuyla(?) yaşıyor. Ama çocuklarının devlete görevi olduğundan dolayı 8 yaşından sonra alınıp götürülüyorlar sadece özel günde beraber oluyor hepsi.
Olaylar leo'nun kallokain adlı ilacı geliştirmesiyle başlıyor. Bu ilacin şeylerini yazmayacağım buradaki en önemli mesele bence iç çatışma. Leo devlete kendisini adamış bi insan. Ama ilaç sayesinde insanlardan duydukları ve yeni öğrendiği şeyler onda başka şeylere itiyo. Çünkü ilacın kendisinde kullanılmasını hiç bir zaman istemiyo düşüncelerinden dolayı. Karısıyla olan konuşmaları, karısının başka bir adamı sevdiğini düşünmesi ama en sonunda karısıyla tüm düşüncelerinin aynı çıkması. Rissen'e inanmaması ama en sonda rissen gibi düşünmesi. Rissen'i şikayet edip ölümüne sebep olması vicdan azabı. En sonunda başka bir devletin eline geçmesi ve onlara ilaç hakkında her şeyi anlatması.
Son 50 sayfayı çok hızlı ve severek okudum ama ilk 130 sayfa o kadar hızlı akmadı.
Bir distopya olarak güzel bir distopya ama bir bilim kurgu klasiği olduğunu düşünmüyorum.
İlk öncelikle kitap hapiste olan bir kimyagerin not yazmasıyla başlıyor. İlk başta bu kimyagerin yaptığı keşif sonucunda hapse gireceğini sanmıştım ama öyle olmadı.
Leo kall, kimayger, eşi ve 3 çocuğuyla(?) yaşıyor. Ama çocuklarının devlete görevi olduğundan dolayı 8 yaşından sonra alınıp götürülüyorlar sadece özel günde beraber oluyor hepsi.
Olaylar leo'nun kallokain adlı ilacı geliştirmesiyle başlıyor. Bu ilacin şeylerini yazmayacağım buradaki en önemli mesele bence iç çatışma. Leo devlete kendisini adamış bi insan. Ama ilaç sayesinde insanlardan duydukları ve yeni öğrendiği şeyler onda başka şeylere itiyo. Çünkü ilacın kendisinde kullanılmasını hiç bir zaman istemiyo düşüncelerinden dolayı. Karısıyla olan konuşmaları, karısının başka bir adamı sevdiğini düşünmesi ama en sonunda karısıyla tüm düşüncelerinin aynı çıkması. Rissen'e inanmaması ama en sonda rissen gibi düşünmesi. Rissen'i şikayet edip ölümüne sebep olması vicdan azabı. En sonunda başka bir devletin eline geçmesi ve onlara ilaç hakkında her şeyi anlatması.
Son 50 sayfayı çok hızlı ve severek okudum ama ilk 130 sayfa o kadar hızlı akmadı.
Bir distopya olarak güzel bir distopya ama bir bilim kurgu klasiği olduğunu düşünmüyorum.
This entire review has been hidden because of spoilers.
January 20, 2023
7/10
yalan doktrinlerle sindirilen, bireyselliğin olmadığı, otoriter devletin hüküm sürdüğü bir toplum. kimsenin kimseye güvenmediği, aykırı düşünmenin suç olduğu bir dünyada insanlara aklındakileri söylettiren bir ilacın keşfi. bu şekilde özetleyince 1984'ü andırıyor. 1984'e önayak olduğunu ve kara dörtlemeyle birlikte anılması gerektiğini düşünüyorum. kitabın hak ettiği değer bu değil kesinlikle.
bana kalırsa kitaptaki evren biraz daha ayrıntılı olmalıydı. dünyadevletin işleyişi, genel hat fazla yüzeysel geçilmiş. belirli yerlerde odaklanamadım, kitap akmadı. amaaa ana fikir ve kurgu çok hoş. düşünce özgürlüğünün değerini anlıyorsunuz. kitapta en sevdiğim şey de başkarakterin dönüşümü, bakış açısının nasıl değiştiğini görmek oldu zaten. icadının muhteşem olmasını beklerken her şeyin beklediğinin tam tersi yönde ilerlemesi yani keşfin akabinde leo'nun uğradığı hayal kırıklığı, geçirdiği içsel sorgulamalar, içsel muhakemeler, linda ile olan son konuşmaları, kitabın sonu... kesinlikle okumaya değer.
yalan doktrinlerle sindirilen, bireyselliğin olmadığı, otoriter devletin hüküm sürdüğü bir toplum. kimsenin kimseye güvenmediği, aykırı düşünmenin suç olduğu bir dünyada insanlara aklındakileri söylettiren bir ilacın keşfi. bu şekilde özetleyince 1984'ü andırıyor. 1984'e önayak olduğunu ve kara dörtlemeyle birlikte anılması gerektiğini düşünüyorum. kitabın hak ettiği değer bu değil kesinlikle.
bana kalırsa kitaptaki evren biraz daha ayrıntılı olmalıydı. dünyadevletin işleyişi, genel hat fazla yüzeysel geçilmiş. belirli yerlerde odaklanamadım, kitap akmadı. amaaa ana fikir ve kurgu çok hoş. düşünce özgürlüğünün değerini anlıyorsunuz. kitapta en sevdiğim şey de başkarakterin dönüşümü, bakış açısının nasıl değiştiğini görmek oldu zaten. icadının muhteşem olmasını beklerken her şeyin beklediğinin tam tersi yönde ilerlemesi yani keşfin akabinde leo'nun uğradığı hayal kırıklığı, geçirdiği içsel sorgulamalar, içsel muhakemeler, linda ile olan son konuşmaları, kitabın sonu... kesinlikle okumaya değer.
This entire review has been hidden because of spoilers.
August 13, 2022
Çok etkilendim ve çok beğendim.
Kallokain bir distopya romanı. Arka kapakta bahsedildiği gibi 1984 ile benzer özellikleri var fakat 1984 daha sonra yazıldığı için beni ekstra etkiledi diyebilirim. Aynı zamanda kitap bir antikahramanın bakış açısından anlatılıyor, bu da kitabı diğer distopyalardan ayırdı benim gözümde.
Uzun uzun incelenmeye değer bir kitap muhakkak fakat ben yalnızca verilen mesajın gerçekten güzel bir dil ve senaryo ile bize ulaştırıldığından bahsetmek istedim. Birey olarak hiçbir değerin olmadığı, tamamen bir karınca kolonisi gibi tasvir edilen ve devlet için işleyen toplum mekanizmasını anlatıyor kitap. Beni Cesur Yeni Dünya'dan daha fazla etkiledi, bu benzer icerikle. Bireyin bir onemi kalmadığında toplum boşluklara dolar.
Kesinlikle tavsiyemdir.
Kallokain bir distopya romanı. Arka kapakta bahsedildiği gibi 1984 ile benzer özellikleri var fakat 1984 daha sonra yazıldığı için beni ekstra etkiledi diyebilirim. Aynı zamanda kitap bir antikahramanın bakış açısından anlatılıyor, bu da kitabı diğer distopyalardan ayırdı benim gözümde.
Uzun uzun incelenmeye değer bir kitap muhakkak fakat ben yalnızca verilen mesajın gerçekten güzel bir dil ve senaryo ile bize ulaştırıldığından bahsetmek istedim. Birey olarak hiçbir değerin olmadığı, tamamen bir karınca kolonisi gibi tasvir edilen ve devlet için işleyen toplum mekanizmasını anlatıyor kitap. Beni Cesur Yeni Dünya'dan daha fazla etkiledi, bu benzer icerikle. Bireyin bir onemi kalmadığında toplum boşluklara dolar.
Kesinlikle tavsiyemdir.
April 24, 2025
Enjekte edildiğinde insanlara anında doğruyu söyleten bir ilacın yarattığı kaosu okuyoruz bu romanda. Başları biraz 1984'ü anımsatıyor ama bence ondan daha iyi ve daha sürükleyici. Okurken sıkıldığım çok az yeri var. Ana karakter Leo Kall bazen sinir bozucu olabiliyor çünkü kendisi inanılmaz paranoyak ve karısına takıntılı. Paranoyak olan tek kişi o değil tabii. Bu dünyada neredeyse herkes devletten korkuyor ve yazar bu ortamı iyi yansıtıyor bence. Leo Kall da kesinlikle çok özel bir karakter. Kendisi ne iyi biri ne de kötü, gri bir karakter. Gri karakterleri çok sevdiğim için bendeki yeri çok özel. Kitabı okurken bazı yerlerinde yazar sanki günümüze bi seyahat etmiş de öyle yazmış gibi bile hissettim, bu ilaç günümüzde bulunsa kesinlikle kullanılırdı hahaha.
December 5, 2024
Bu yıl okumaktan en çok keyif aldığım kitaplardan biri oldu. Belki beş yıldızlık değildir, bilmiyorum, ama beklediğimden daha çok beğendim ve, toplumsal yaşantımız giderek daha distopik hissettirdiği için olsa gerek, bana bir şeyler ifade eden bir roman oldu. Neden daha çok tanınmadığını ve üzerinde konuşulmadığını bilmiyorum. Bir ara aklımda kalanları, düşündürdüklerini, çağrışımlarını not etmek isterim. Ayrıca kitapta sadece birkaç sayfalık yer tutsa da bu distopik dünyada kadın olmanın hissettirdiklerine dair bir şeyler söylemiş olmasını, doğrudan cinsiyet temelli olmayan (yani Damızlık Kızın Öyküsü gibi olmayan) bir distopyada kadın bakışına yer vermesini kıymetli buluyorum.
September 7, 2020
Faşist devleti uğruna kendine ihanet eden çarktaki bir dişlinin bunu ve kendine ihanet etmeyen diğerlerine ihanet ettiğini farkedişinin acıklı ama aynı zamanda umut dolu öyküsü...
"'Örgüt mü? ... Örgütümüz yok bizim. Organik olan bir şeyin örgüte ihtiyacı olmaz. Siz dışarıdan büyüyorsunuz, biz içeriden. Siz kendinizi yapı taşları olarak kullanıyor, içeriden de dışarıdan da dökülüyorsunuz. Biz içeriden gelişiyoruz, tıpkı bir ağaç gibi; aramızda ölü malzemelerden ya da ölü bir kuvvetten olmayan köprüler uzanıyor. Bizden hayat doğuyor. Cansız ne varsa sizde.'" (s. 98)
"'Örgüt mü? ... Örgütümüz yok bizim. Organik olan bir şeyin örgüte ihtiyacı olmaz. Siz dışarıdan büyüyorsunuz, biz içeriden. Siz kendinizi yapı taşları olarak kullanıyor, içeriden de dışarıdan da dökülüyorsunuz. Biz içeriden gelişiyoruz, tıpkı bir ağaç gibi; aramızda ölü malzemelerden ya da ölü bir kuvvetten olmayan köprüler uzanıyor. Bizden hayat doğuyor. Cansız ne varsa sizde.'" (s. 98)
January 27, 2022
1940 yılında yazılmış bir kitap olarak Kallokain gayet iyiydi. Rahat okunan, ana fikrini lafı dolandırmadan veren, edebi yanı çok kuvvetli olmayan bir roman. Açıkcası üretilen bu kimyasal madde ile insanın aklına sonsuz senaryo geliyor. Daha detaylı bir hikaye olabilirmiş. Okurken birçok yerde 1984'ü hatırladım, özellikle yazarın kurduğu distopik ülke 1984'dekini oldukça andırıyor. Komünalliğin faşist bir versiyonunu sunduğu için. yazarın Nazi Almanyası ve Stalin Rusyasını düşünerek yazdığını hissettim.
Displaying 1 - 30 of 52 reviews






























