What do you think?


The Red Notebook: True Stories
The Red Notebook brings together in one volume all of Paul Auster's short, true-life stories―a remarkable collection of tales that documents the curious, miraculous, and sometimes catastrophic turns of everyday reality. Paul Auster has earned international praise for the imaginative power of his many novels, including The New York Trilogy, Moon Palace, The Music of Chance, Mr. Vertigo, and Timbuktu. He has also published a number of highly original non-fiction: The Invention of Solitude, Hand to Mouth, and The Art of Hunger. In The Red Notebook, Auster again explores events from the real world large and small, tragic and comic―that reveal the unpredictable, shifting nature of human experience. A burnt onion pie, a wrong number, a young boy struck by lightning, a man falling off a roof, a scrap of paper discovered in a Paris hotel room―all these form the context for a singular kind of ars poetica, a literary manifesto without theory, cast in the irreducible forms of pure story telling.
104 pages, Paperback
First published August 10, 1993
About the author
Paul Auster
247 books12.5k followersPaul Auster was the bestselling author of 4 3 2 1, Bloodbath Nation, Baumgartner, The Book of Illusions, and The New York Trilogy, among many other works. In 2006 he was awarded the Prince of Asturias Prize for Literature. Among his other honors are the Prix Médicis Étranger for Leviathan, the Independent Spirit Award for the screenplay of Smoke, and the Premio Napoli for Sunset Park. In 2012, he was the first recipient of the NYC Literary Honors in the category of fiction. He was also a finalist for the International IMPAC Dublin Literary Award (The Book of Illusions), the PEN/Faulkner Award (The Music of Chance), the Edgar Award (City of Glass), and the Man Booker Prize (4 3 2 1). Auster was a member of the American Academy of Arts and Letters and a Commandeur de l’Ordre des Arts et des Lettres. His work has been translated into more than forty languages. He died at age seventy-seven in 2024.
Ratings & Reviews
Friends & Following
Create a free account to discover what your friends think of this book!
Community Reviews
Displaying 1 - 30 of 51 reviews
October 19, 2023
Bu kitap yakın zamana dair okuma planlarımda yer almıyordu aslında. Ama yanlış zamanda okuduğum ve bu yüzden çok yorulduğum Mısır’dan Çıkış’ın ardından Paul Auster’ın dünyasına geri dönmek istedim ve en hızlı seçeneğim de Kırmızı Defter’di.
Kitap; kısa ve - yazarın beyanını esas aldığımızda- gerçek, kendisinin tecrübe ettiği ya da çok yakın dostlarının kendisine aktardığı on beş öyküden oluşuyor. Açıkcası ben çok fazla Paul Auster kitabı okumadığım için bu konuda genel bir çıkarım yapmam mantıksız. Fakat bu kitapla birlikte, şimdiye kadar okuduğum New York Üçlemesi ve 4321 kitaplarındaki tesadüf, şans ve kader kavramılarının - takıntı demek istemiyorum- kaynağına ya da temeline iniliyor sanki. Zira Kırmızı Kitap sayesinde New York Üçlemesi’nin ilk kitabı Cam Kent’in bir fikir olarak oluşmasını, Paul Auster’ın evine gelen bir yanlış numara aramasından almasını ya da Paul Auster’ın sonunda bir yazar olmasına sebep olan, cebinde düzenli kalem taşıma alışkanlığının sekiz yaşındayken Willie Mays’tan imza şansını kaçırma talihsizliğine dayandığı gibi kadar hayatını şekillendiren pek çok fazla tesadüfü okuyorsunuz. Tabii bütün hikayeler bu kadar gerçekçi değil -yani en azından benim için- hatta biraz fantastik de kalıyor. Ancak en başta dediğim gibi yazarın beyanını esas alarak bu konuyu daha fazla uzatmayacağım. Açıkcası benim için, özellikle de 4321 ve New York Üçlemesi’nden sonra okumak çok iyi geldi, 4321’deki hayat döngülerinin içinde kendi hayatından bıraktığı izleri fark etmek keyifliydi. Eğer kısa öyküler okumayı seviyorsanız hele ki Paul Auster’ın kaleminden şans, rastlantı ve anıların kişiselliği konularını- ben bu konulara bakışına hayran oldum zira- okumaktan keyif alıyorsanız bu kitap da tavsiyedir.
“Cebinde bir kalem varsa, büyük olasılıkla bir gün onu kullanmaya başlamak gelecektir.
Çocuklarıma hep söylediğim gibi, işte ben böyle yazar oldum.”
Kitap; kısa ve - yazarın beyanını esas aldığımızda- gerçek, kendisinin tecrübe ettiği ya da çok yakın dostlarının kendisine aktardığı on beş öyküden oluşuyor. Açıkcası ben çok fazla Paul Auster kitabı okumadığım için bu konuda genel bir çıkarım yapmam mantıksız. Fakat bu kitapla birlikte, şimdiye kadar okuduğum New York Üçlemesi ve 4321 kitaplarındaki tesadüf, şans ve kader kavramılarının - takıntı demek istemiyorum- kaynağına ya da temeline iniliyor sanki. Zira Kırmızı Kitap sayesinde New York Üçlemesi’nin ilk kitabı Cam Kent’in bir fikir olarak oluşmasını, Paul Auster’ın evine gelen bir yanlış numara aramasından almasını ya da Paul Auster’ın sonunda bir yazar olmasına sebep olan, cebinde düzenli kalem taşıma alışkanlığının sekiz yaşındayken Willie Mays’tan imza şansını kaçırma talihsizliğine dayandığı gibi kadar hayatını şekillendiren pek çok fazla tesadüfü okuyorsunuz. Tabii bütün hikayeler bu kadar gerçekçi değil -yani en azından benim için- hatta biraz fantastik de kalıyor. Ancak en başta dediğim gibi yazarın beyanını esas alarak bu konuyu daha fazla uzatmayacağım. Açıkcası benim için, özellikle de 4321 ve New York Üçlemesi’nden sonra okumak çok iyi geldi, 4321’deki hayat döngülerinin içinde kendi hayatından bıraktığı izleri fark etmek keyifliydi. Eğer kısa öyküler okumayı seviyorsanız hele ki Paul Auster’ın kaleminden şans, rastlantı ve anıların kişiselliği konularını- ben bu konulara bakışına hayran oldum zira- okumaktan keyif alıyorsanız bu kitap da tavsiyedir.
“Cebinde bir kalem varsa, büyük olasılıkla bir gün onu kullanmaya başlamak gelecektir.
Çocuklarıma hep söylediğim gibi, işte ben böyle yazar oldum.”
July 27, 2016
3,5
Paul Auster ile tanışmak için iyi bir kitap bence. İçindeki hikayeleri sevdim. Zaten kısacık bir kitaptı. Amaa sonu böyle ne bileyim garip bir şekilde havada kaldı. Son hikaye daha güzel olabilirdi bencee.
Paul Auster ile tanışmak için iyi bir kitap bence. İçindeki hikayeleri sevdim. Zaten kısacık bir kitaptı. Amaa sonu böyle ne bileyim garip bir şekilde havada kaldı. Son hikaye daha güzel olabilirdi bencee.
October 6, 2020
Auster ile tanışmam tee fakülte zamanlarım ve sonrasında avukatlık staj zamanımda olmayan maaşımdan arttırır, İstiklaldeki Can yayınlarının mağazasından ucu ucab
ucuna para ile almamladır. Çok kıymetli çok hatıra doludur. Yeniden okumaya karar verdim, hayatın bi nebze içinde yer aldıktan sonra toy halimle sevdiğimi yine sever miyim diye. Kelimenin tam anlamıyla vuruldum yeniden.
Auster ile tanışmadıysanız lütfen daha fazla geç kalmayın.
Keyifli okumalar.
ucuna para ile almamladır. Çok kıymetli çok hatıra doludur. Yeniden okumaya karar verdim, hayatın bi nebze içinde yer aldıktan sonra toy halimle sevdiğimi yine sever miyim diye. Kelimenin tam anlamıyla vuruldum yeniden.
Auster ile tanışmadıysanız lütfen daha fazla geç kalmayın.
Keyifli okumalar.
December 4, 2019
“Geçen yıllar en azından bana şunu öğretti: Cebinde bir kalem varsa, büyük olasılıkla bir gün onu kullanmaya başlamak gelecektir içinden.
Çocuklarıma hep söylediğim gibi, işte ben böyle yazar oldum.”
Paul Auster, bana postmodernizmi sevdiren yazar. Her kitabın aşırı akıcı geliyor bana. Seni seviyorum.
Çocuklarıma hep söylediğim gibi, işte ben böyle yazar oldum.”
Paul Auster, bana postmodernizmi sevdiren yazar. Her kitabın aşırı akıcı geliyor bana. Seni seviyorum.
February 17, 2018
Paul Auster'ın yaşadığı ilgi çekici ve farklı olayları bir arada toplamış ve akıcı bir üslupla kağıda dökmüş. Okuması kolay bir kitap, öykülerin her biri ayrı bir yaşanmışlığın ürünü ve bir çoğu da yazarın hayatındaki önemli tesadüfleri içeriyor. Tesadüfler ilginç olsa da yazar bazılarına fazla anlam yüklemiş gibi geldi bana.
Auster'ın nasıl yazar olduğunu anlatan bölüm kitabın en çok hoşuma giden bölümü oldu.
Auster'ı tanımak için iyi bir başlangıç kitabı, hem hafif hem akıcı ancak Görünmeyen'i referans alarak konuşacak olursam yazarın romanda kullandığı üslup bambaşka ve daha etkileyici ancak bu kitap oldukça sade ve sıradan üslup yönünden.
Auster'ın nasıl yazar olduğunu anlatan bölüm kitabın en çok hoşuma giden bölümü oldu.
Auster'ı tanımak için iyi bir başlangıç kitabı, hem hafif hem akıcı ancak Görünmeyen'i referans alarak konuşacak olursam yazarın romanda kullandığı üslup bambaşka ve daha etkileyici ancak bu kitap oldukça sade ve sıradan üslup yönünden.
November 17, 2017
Geçen yıllar en azından bana şunu öğretti: Cebinde bir kalem varsa büyük olasılıkla bir gün onu kullanmaya başlamak gelecektir içinden.
August 26, 2020
Genel olarak tesadüfler üzerine, hafif ve zevkli kısa kısa hikayelemeler.
Yolda yolakta -toplu taşımada- okumak için oldukça ideal.
Yolda yolakta -toplu taşımada- okumak için oldukça ideal.
October 4, 2022
Yazarın başından geçmiş tuhaf denilebilecek olayları anlatan kısa bir öykü kitabı.
March 1, 2018
Zarfa değil mazrufa bak demişler ya, "Kırmızı Defter" bu sözün ispatı. 78 sayfanın içine sığmış bir hazine var. Paul Auster ne de olsa...
December 16, 2019
Kırmızı Defter'de anlatılan rastlantılarla bezenmiş öykülerden, anlatılardan ve deneyimlerden kırmızı kaplı defterimde bahsetmek eminim Paul Auster'ın hoşuna giden bir tesadüf olurdu. Okuduklarım yaşamı anlamaya çalışan birinin geriye dönüp bakmasından ibaretti. Kendi hayatına dair anıların yanı sıra başka hayatlardan edindiği yer yer Yeşilçam sahnelerini aratmayan bu öyküler temelde tek bir noktada birbirine bağlanıyordu. Hepsinin rast geldiği kişi yazarımızın kendisiydi. Ve bahsi geçen kişi yazmaya başlangıcını dahi bir tesadüf ve talihsizliğe bağlayabilen biriydi. Keyif alarak okudum ve etrafımdakilere anlatarak devam ettim. Tesadüflerimle ne yapacağımı kestiremeyen biriyim ama yazmak için kullanmak gayet makul bir çözüm.
Dip not: Stephen King'in Yazma Sanatı'nda bahsettiği bir tesadüfi olay vardı. Tüm kitap boyu aklımın köşesinde yanıp söndü. Gerçek hayatta yaşanan bu rastlantısal olayları yazmaya kalksam her şeyi abartmakla suçlanırım benzeri bir cümleydi. Oysa yaşadıklarımıza "O kadar da olmaz, yok artık!" minvalinde bir tepki vermiyoruz. Bir kez daha King'e hak verdim...
Dip not: Stephen King'in Yazma Sanatı'nda bahsettiği bir tesadüfi olay vardı. Tüm kitap boyu aklımın köşesinde yanıp söndü. Gerçek hayatta yaşanan bu rastlantısal olayları yazmaya kalksam her şeyi abartmakla suçlanırım benzeri bir cümleydi. Oysa yaşadıklarımıza "O kadar da olmaz, yok artık!" minvalinde bir tepki vermiyoruz. Bir kez daha King'e hak verdim...
February 28, 2020
Paul Auster'ın başına gelen çeşitli öykülerden oluşan bir kitap. Gerçek olması imkansız tesadüflerle dolu, ama bir yandan da o kadar gerçek. Auster'ın yazarlığa başlaması da bir tesadüf sonucuymuş mesela.
Aynı zamanda Paul Auster'ın çok sevdiğim bir kitabı olan New York Üçlemesi'ni nasıl yazdığını öğreniyoruz. New York Üçlemesi'nin neredeyse ezbere bildiğim o giriş cümlesini aklıma getiriyor.
Telefon Paul Auster için 3 kez çalmıyor. 3.kez çaldığında neler olacağını merak ediyor ve böylece ilk romanı Cam Kent ortaya çıkıyor. Belki de Auster için telefonun 3.kez çalmamasının bir önemi yok, çünkü kelimelere döküldüğü anda onun için her şey gerçek olur. Gerçek, zihinde canlandırılan hikayelerden farksızdır artık. Paul Auster Quinn olur, Quinn de Paul Auster.
Böyle bir şey gerçekten oldu. Bu kırmızı defter’e yazdığım her şey gibi, bu anlattığım da gerçek bir hikâye.
O geceden sonra nereye gidersem gideyim yanımda kalem taşıdım. Cebimde bir kalem bulunduğuna emin olmadan evden dışarı adım atmamak bende bir alışkanlık oldu. O kalemle bir şey yapmayı planladığımdan değil, ama hazırlıksız yakalanmak istemiyordum. Bir keresinde boş elle yakalanmıştım, ama bunun bir kez daha olmasına izin vermeyecektim. Geçen yıllar en azından bana şunu öğretti: Cebinde bir kalem varsa, büyük olasılıkla bir gün onu kullanmaya başlamak gelecektir içinden. Çocuklarıma hep söylediğim gibi, işte ben böyle yazar oldum.
Aynı zamanda Paul Auster'ın çok sevdiğim bir kitabı olan New York Üçlemesi'ni nasıl yazdığını öğreniyoruz. New York Üçlemesi'nin neredeyse ezbere bildiğim o giriş cümlesini aklıma getiriyor.
Her şeyi başlatan yanlış bir numaraydı, telefon gecenin ilerlemiş bir saatinde üç kez çalmış, karşı taraftaki ses birini istemişti, ama o biri kendisi değildi. Çok sonra, başına gelenleri düşünebilecek konuma geldiğinde, rastlantı dışında hiçbir şeyin gerçek olmadığı sonucuna varacaktı. Ama bu, çok sonra oldu. Başlangıçta ortada yalnızca olay ve doğurduğu sonuçlar vardı. Mesele, olayın başka türlü sonuçlanmış olabileceği ya da yabancının ağzından çıkan ilk sözcükle birlikte her şeyin önceden belirlenmiş olması değil. Mesele, hikayenin kendisi; bir anlamı olup olmadığını söylemek de hikayeye düşmez.
Telefon Paul Auster için 3 kez çalmıyor. 3.kez çaldığında neler olacağını merak ediyor ve böylece ilk romanı Cam Kent ortaya çıkıyor. Belki de Auster için telefonun 3.kez çalmamasının bir önemi yok, çünkü kelimelere döküldüğü anda onun için her şey gerçek olur. Gerçek, zihinde canlandırılan hikayelerden farksızdır artık. Paul Auster Quinn olur, Quinn de Paul Auster.
Böyle bir şey gerçekten oldu. Bu kırmızı defter’e yazdığım her şey gibi, bu anlattığım da gerçek bir hikâye.
June 15, 2018
Auster’in romana veya hikayeye dönüşme potansiyeli olan olayları not aldığı 19 anekdot. Oldukça ilginç olanlar var. Auster klasiği olarak tesadüf teması yine göbekte, şaşırtıcı karşılaşmalar ve hayatın açıklanamazlığı ile dolu aktarımlar var bolca.
“Auster, sen kimsin yaa...” ile ilgili de güzel bir öykü yazsa da okusak..
“Auster, sen kimsin yaa...” ile ilgili de güzel bir öykü yazsa da okusak..
October 28, 2019
Çok severek okudum Paul Auster’ın öykülerini. Yazarı ilk kez okumama rağmen çok sevdim, en kısa zamanda New York üçlemesini okumak istiyorum🏙
May 23, 2025
öykülerinden birinde cam kent’i yazmayı nasıl düşündüğünü anlatması ve anlattığı garip olaylar eğlenceliydi. 80 sayfa zaten
November 24, 2017
Paul Auster'in okuduğum ilk kitabı. Her biri birkaç sayfalik kısa öykücüklerden oluşuyor. Kendisi Çağdaş Amerikan edb. yazarı dikkat çekmek istediğim nokta ise Fransız, İngiliz ve İtalyan edebiyatı eğitimi almış olması ki bu ne kadar zengin bir birikimi olduğunu aklıma getirmiyor değil. Kolay okunan bir kitap yüz sayfa küsur gerçek hayattan öyküleri içeriyor. Çoğu kendisinin bazen duyumlardan yola çıkmış. Yazarda okuru inandırma çabası var, vurgu yapıyor arada, bakın bunlar gerçek kafamdan sıkıp atıyorum sanmayın dercesine, ben olsam yapmazdım. Bir okurun yazara güveni olmalı inanmayan kişiye zaten ne derseniz de boş. Güzel ve ilginç hayat parçalarını içeriyor kitap. Daha başka bir şey denemez.
May 7, 2020
Balık tutmayı hiçbir zaman sevemedim. Yine de, balık tutanların aldığı keyfi ve hissettikleri huzuru da hep merak etmişimdir. Kısa öykülerden de benzer bir keyfi kaçırmıştım yıllarca. Aile büyüklerimizin evinde eski tip takvimlerden olurdu. Her yeni günün ardında; basit, kısa ve genelde dini öyküler olurdu. Sevmezdim, ama sıkıntıdan okurdum. Bu kitap da onun gibi kısa öyküler barındırıyor. Ancak; okurken, sandalın içinde balık tutarken, huzur ve keyif içinde buldum kendimi. Belki hiçbir zaman balık tutmayacağım ama böyle kitaplar orada aradığım tadı bana sunacak.
March 7, 2020
Paul Auster'dan atıştırmalık niyetine minik bir "muhtelif zamanlardaki muhtelif tesadüflerin çoğunlukta olduğu bir anekdotlar kitabı".
December 8, 2023
Olağanüstü tesadüflerin ve dünya ne kadar küçük! dediğim ama bir yandan da başıma gelen buna benzer olayları düşününce de imkansız diyemeyeceğim bir çok öyküden oluşuyor.
Özellikle yazarın en sevdiğim eserlerinden olan Cam Kent'i yazmak için ilham olan olayı öğrenmek ayrıca keyif vericiydi.
Özellikle yazarın en sevdiğim eserlerinden olan Cam Kent'i yazmak için ilham olan olayı öğrenmek ayrıca keyif vericiydi.
November 5, 2018
Tuhaf olaylar silsilesi, olması neredeyse imkansız tesadüflerle dolu müthiş bir kitaptı. Oldukça sürükleyici ve akıcı olması da cabası.
September 15, 2022
Auster’in kendi hayatından gerçek rastlantılar üzerine yazdığı keyif dolu kısa öyküler. Her hikayenin sonunda sersemce gülümsedim. Paul Auster ile tanışma kitabım olduğu için mutlu fakat yazarla bu kadar geç tanıştığım için hüzünlüyüm...
January 8, 2026
BAYILDIMMMMMM sıla badzıma teşekkür ediyorum 😚 bekle beni new york üçlemesi
August 5, 2024
Paul Auster'in neden tesaduflere bu kadar inandigina hak verdiginiz bir kitap. Kadere ve tercihlere de hayati boyunca inaniyor. Yasadiklarini dusununce aksi pek de mumkun degil. Cok cok acayip. Cok cok kalp.
August 6, 2016
Bu kitapla birlikte artık Auster, kapağına bakmadan okumaya başlasam kimin yazdığını anlayacağım yazarlar listesinde birinci sıradaki yerini perçinledi. Bu bir tesadüfler kitabıydı. Yer yer "yok artık" dedirtmedi değil, ama hayatta tesadüflere inanan birisi olduğum ve benim de çok fazla akıl almaz tesadüf silsilesi yaşadığım düşünülürse yazılan herşeyin kelimesi kelimesine doğru olduğuna eminim. Yazar, Kış Günlüğü gibi kendi başından veya arkadaşlarının başından geçen hikayeleri aktarıyor fakat bunları kısa kısa öyküler halinde edebileştirmeyi bilmiş ve ortaya akıcı ve keyifli bir kitap çıkmış.
Bir de, Auster'ın yaşamı zaten roman gibi; anılarını ve mektuplarını okudukça bu sav kesinleşiyor, çevresindeki tanıdığı ve tanımadığı insanların da her biri "hayatlarını yazsan roman olur" cinsinden insanlar. Öyle düşünüyorum ki Paul Auster ve hayatına dokunan herkes gerçek ve nefes alan bir romanın bir parçası ve yaşadıkları her saniye yepyeni öyküler meydana getiriyor.
Bir de, Auster'ın yaşamı zaten roman gibi; anılarını ve mektuplarını okudukça bu sav kesinleşiyor, çevresindeki tanıdığı ve tanımadığı insanların da her biri "hayatlarını yazsan roman olur" cinsinden insanlar. Öyle düşünüyorum ki Paul Auster ve hayatına dokunan herkes gerçek ve nefes alan bir romanın bir parçası ve yaşadıkları her saniye yepyeni öyküler meydana getiriyor.
December 21, 2011
Kısa, öz, çerezlik bir kitap. İstanbul trafiğinde hızlı bir okuyucunun 1 saatte bitirebileceği ve Paul Auster severlerin çok seveceği bir kitap. Yazarı tanıma şansının yanında gayet ilginç öykülerin yer aldığı hoş bir kitap. "Defter" etkisi büyük gerçekten.
August 22, 2012
İçindeki, Auster'ın "niçin yazıyorum"a yanıtı olan beysbol öyküsü, gerçekten çok güzel. Sporun nelere vesile olabileceğine örnek. Tabii boş beleş biri de olmamak önemli bir şart. Eheh.
Güzel kitap.
Güzel kitap.
February 21, 2013
Özellikle hikayelerdeki belirsizliklerin unutulmuş olanların gerçeklik hissi uyandırması dikkatimi çekti. Bir anda ortaya çıkan bir belirsizlik bir üç boyutluluk katıyor hikayeye. Ilginç bir deneyim oldu. Bayıldım..
November 29, 2017
Tabiri caizse, "cool" hikayelerden oluşan bir kitap.
Ayrıca güzel bir anlatım diliyle bir oturuşta bitirilen bir kitap.
Ayrıca güzel bir anlatım diliyle bir oturuşta bitirilen bir kitap.
November 21, 2020
* Paul Auster'dan "Kırmızı Defter"i okudum. Paul Auster merak ettiğim, okunacak yazarlar listemde idi. İndirimde karşıma çıkınca aldım ( ahh ahh beni bu indirimler mahvetti).
* Kırmızı Defter yazar ve çevirmenin kısa biyografileri ile başlıyor. 4 bölüme ayrılmış öykülerden oluşuyor. Gerekli yerlerde sayfa altında açıklayıcı dip notlar var. Çok kolay okunuyor, bir nefeslik muhteşem kitap. Başucu kitabı olmaya müsait.
* Auster, bu kitabındaki öykülerde, ya gerçekten yaşadığı ya da yakınlarından, dostlarından dinlediği gerçek olayları anlatıyor. Öyküler, rastlantıların insan yaşamındaki önemini vurguluyor. Herkesin başına gelebilecek tuhaf, ayrıksı olayların, insan denen varlığın önceden bilinemeyen, değişken doğasını nasıl ortaya çıkarı verdiğini anlatıyor.
* Tüm öyküler güzeldi, gerçekti ama benim en çok hoşuma ilk bölümdeki öykülerden biri gitti. Fransa'nın güneyinde bir çiftlik evinde bekçi olarak çalışırken başına gelenler, erzağın bitip aç kalmaları ve kurtarıcılarını gelmesi mucizesi. Aslında nasıl adlandırmalı bilmiyorum. Başkasına sıradan gözüken bir olay sizin için mucize olabilir, o anki çaresizliğinizle olanları "mucize" olarak adlandırmak mı doğru yoksa "tesadüf" diyerek daha gerçekçi bir tanımlama yapmak mı doğru? Bilemiyorum.
* Kitapta ki öykülerde bunları anlatıyor. Hayatımızın akışı sırasında olan büyük tesadüflerin, küçük mucizelerin hayatımızı nasıl değiştirdiği, etkilediği; dengenin nasıl korunduğu ( bir 10 cent hikayesi var tam da bu denge ile ilgili ) anlatılmış. Mutlaka kendinizden bir şeyler buluyorsunuz.
* Son anlattığı öyküde ilginç bir bilgi var ;< "Küçük Prens"in New York'ta yazılmış olduğu. Bunu bilenlerin sayısı azdır, ama Fransızların 1940 yılında aldığı yenilgiden sonra Saint Exupery terhis edilince Amerika'ya geldi ve bir süre Manhattan'da Güney Central Park, 240 numaralı evde oturdu. Bu ünlü kitabı orada yazdı, Fransız çocuk kitaplarının en Fransız olanı. Le Petit Prince, Amerikan liselerinde Frasızca öğrenen hemen her çocuğun zorunlu okuma kitabıdır ve benden önce daha nice öğrenci için olduğu gibi benim için de İngilizce dışındaki bir dilde okuduğum ilk kitap olmuştu.>
* Kırmızı Deftere bayıldım, tabii Auster'a da. İlk fırsatta Leviathan'ı okuyacağım.
* Kırmızı Defter yazar ve çevirmenin kısa biyografileri ile başlıyor. 4 bölüme ayrılmış öykülerden oluşuyor. Gerekli yerlerde sayfa altında açıklayıcı dip notlar var. Çok kolay okunuyor, bir nefeslik muhteşem kitap. Başucu kitabı olmaya müsait.
* Auster, bu kitabındaki öykülerde, ya gerçekten yaşadığı ya da yakınlarından, dostlarından dinlediği gerçek olayları anlatıyor. Öyküler, rastlantıların insan yaşamındaki önemini vurguluyor. Herkesin başına gelebilecek tuhaf, ayrıksı olayların, insan denen varlığın önceden bilinemeyen, değişken doğasını nasıl ortaya çıkarı verdiğini anlatıyor.
* Tüm öyküler güzeldi, gerçekti ama benim en çok hoşuma ilk bölümdeki öykülerden biri gitti. Fransa'nın güneyinde bir çiftlik evinde bekçi olarak çalışırken başına gelenler, erzağın bitip aç kalmaları ve kurtarıcılarını gelmesi mucizesi. Aslında nasıl adlandırmalı bilmiyorum. Başkasına sıradan gözüken bir olay sizin için mucize olabilir, o anki çaresizliğinizle olanları "mucize" olarak adlandırmak mı doğru yoksa "tesadüf" diyerek daha gerçekçi bir tanımlama yapmak mı doğru? Bilemiyorum.
* Kitapta ki öykülerde bunları anlatıyor. Hayatımızın akışı sırasında olan büyük tesadüflerin, küçük mucizelerin hayatımızı nasıl değiştirdiği, etkilediği; dengenin nasıl korunduğu ( bir 10 cent hikayesi var tam da bu denge ile ilgili ) anlatılmış. Mutlaka kendinizden bir şeyler buluyorsunuz.
* Son anlattığı öyküde ilginç bir bilgi var ;< "Küçük Prens"in New York'ta yazılmış olduğu. Bunu bilenlerin sayısı azdır, ama Fransızların 1940 yılında aldığı yenilgiden sonra Saint Exupery terhis edilince Amerika'ya geldi ve bir süre Manhattan'da Güney Central Park, 240 numaralı evde oturdu. Bu ünlü kitabı orada yazdı, Fransız çocuk kitaplarının en Fransız olanı. Le Petit Prince, Amerikan liselerinde Frasızca öğrenen hemen her çocuğun zorunlu okuma kitabıdır ve benden önce daha nice öğrenci için olduğu gibi benim için de İngilizce dışındaki bir dilde okuduğum ilk kitap olmuştu.>
* Kırmızı Deftere bayıldım, tabii Auster'a da. İlk fırsatta Leviathan'ı okuyacağım.
Read
May 6, 2024Paul Auster'dan daha önce sadece Cebi Delik ve New York Üçlemesi kitaplarını okumuştum. Vefatı dolayısıyla herkesin birden bire hayranı kesildiği ve bana da bu paylaşımlardan gına geldiği bir dönemde yine de ona dönmeden edemedim. Dediğim gibi sadece iki kitabını okudum ama içten içe büyük bir yakınlık ve muhabbet duyduğum bir yazardı, bu sevginin kaynağını bilmediğimi samimiyetle itiraf ediyorum ve öldüğü tarihten beri tarifsiz bir keder duyuyorum.
Kitapta dört ayrı başlık altında toplanmış, Auster'ın gerçek anılarına dayanan anekdotlar var. Anlattığımızda başkalarının inanmayacağını düşüneceğimiz kadar akıl almaz raslantılar çoğumuzun başına gelmiştir, hayat tesadüflerle dolu ama bu kadar çok tesadüfün Auster'ın başına gelmesiyle ilgili ne düşüneceğimi bilemedim. Bir yandan şöyle düşünüyorum, gerçek olmayan bir şey için Auster neden "gerçek" desin, bunları gerçekten yaşamış olmalı. Öte yandan söz konusu özellikle hatıralar olduğunu insan beynine güven olmaz; o bir şeyleri çarpıtır, dönüştürür, değiştirir ve olayları çoğu zaman hatırlamak istediğimiz şekliyle hatırlatır. Auster dürüstse bile belki bilinçaltı iyi bir kurgucudur. Çünkü ne yalan söyleyeyim, bu kadar çok ve ütopik raslantının gerçekliğine insanın inanası gelmiyor. Bir dedektif romanında da olayın düğümü finalde tesadüflerle çözüldüğünde burun kıvırır, beğenmeyiz, "gerçekçi değil" deriz. Ama bu kitap kurgu değil anı, rahatsız olmaya gerek yok diyip geçiyorum.
Auster'ın Willie Mays ile arasında geçen kalem muhabbetini izlediğim bir röportajında da duymuştum. Benim izlediğim röportajda bu olayı kitaptakinden daha detaylı şekilde anlatmıştı. Pek bir şey yazmam ama çantamda hep bir defter ve kalemin bulunması bana da kendimi iyi hissettirir.
İlk iki kitabın üstünden çok zaman geçti, nerdeyse hiçbir şey hatırlamıyorum içerikleriyle ilgili. Kırmızı Defter, Auster'la kısa ve hoş bir tanışma oldu. Büyük bir yazarın ölümüne tanıklık etmek çok tuhaf bir his. Tüm külliyatını bir buruklukla okuyacağım. Şu anda ve uzun zaman daha hayatta olsaydı bile büyük ihtimalle yine tanışamayacaktık ama bu ihtimal artık kesin olarak yok oldu. Asıl üzüldüğüm durum sanırım bu. Kitaplarda buluşacağız artık. Şimdilik hoşça kal.
Kitapta dört ayrı başlık altında toplanmış, Auster'ın gerçek anılarına dayanan anekdotlar var. Anlattığımızda başkalarının inanmayacağını düşüneceğimiz kadar akıl almaz raslantılar çoğumuzun başına gelmiştir, hayat tesadüflerle dolu ama bu kadar çok tesadüfün Auster'ın başına gelmesiyle ilgili ne düşüneceğimi bilemedim. Bir yandan şöyle düşünüyorum, gerçek olmayan bir şey için Auster neden "gerçek" desin, bunları gerçekten yaşamış olmalı. Öte yandan söz konusu özellikle hatıralar olduğunu insan beynine güven olmaz; o bir şeyleri çarpıtır, dönüştürür, değiştirir ve olayları çoğu zaman hatırlamak istediğimiz şekliyle hatırlatır. Auster dürüstse bile belki bilinçaltı iyi bir kurgucudur. Çünkü ne yalan söyleyeyim, bu kadar çok ve ütopik raslantının gerçekliğine insanın inanası gelmiyor. Bir dedektif romanında da olayın düğümü finalde tesadüflerle çözüldüğünde burun kıvırır, beğenmeyiz, "gerçekçi değil" deriz. Ama bu kitap kurgu değil anı, rahatsız olmaya gerek yok diyip geçiyorum.
Auster'ın Willie Mays ile arasında geçen kalem muhabbetini izlediğim bir röportajında da duymuştum. Benim izlediğim röportajda bu olayı kitaptakinden daha detaylı şekilde anlatmıştı. Pek bir şey yazmam ama çantamda hep bir defter ve kalemin bulunması bana da kendimi iyi hissettirir.
İlk iki kitabın üstünden çok zaman geçti, nerdeyse hiçbir şey hatırlamıyorum içerikleriyle ilgili. Kırmızı Defter, Auster'la kısa ve hoş bir tanışma oldu. Büyük bir yazarın ölümüne tanıklık etmek çok tuhaf bir his. Tüm külliyatını bir buruklukla okuyacağım. Şu anda ve uzun zaman daha hayatta olsaydı bile büyük ihtimalle yine tanışamayacaktık ama bu ihtimal artık kesin olarak yok oldu. Asıl üzüldüğüm durum sanırım bu. Kitaplarda buluşacağız artık. Şimdilik hoşça kal.
June 29, 2024
Merhaba Paul Auster, nasıl hiç okumamışım ben seni. Oysa kendisinin dili, anlatışı, hikayeleri çok keyifliymiş. Kırmızı Defter ise başlangıç olması adına ne uygun kitapmış.
Son günlerde keyifle ya da hayal kırıklığı ile geçirdiğim günlere dair neden bir defter tutmadığımı düşünüyordum. Çünkü yaşanan her bir hikaye insanın hayatına pek çok şey katıyor. Ve ben her geçen gün yaş aldıkça beni geçmişte büyüten hikayeleri anımsamaya çalışıyorum. O yüzden tüm bunları not almanın önemini kavrıyorum. Bahsettiğim şey tam olarak bir günlük değil de zihnimden geçen düşünceleri yazıya dökebilmek aslında. Tam bu noktada da Auster’ın Kırmızı Defteri’ni okuma fırsatı yakaladım.
Kırmızı Defter, Auster’ın notlarını tuttuğu, kendi içinde tesadüfler üzerine kurulu gözlemlere, anılara, yaşanmışlara ve hatta yaşanabilecek olanlara değiniyor. Her bir hikayenin kendi içinde büyük bir anlamı var. Size bir yerden tanıdık gelebiliyor. Auster, bazı anları, bazı noktaları o kadar naifçe yerleştirmiş ki bu öykülere okuduğunuzda kendinizle yüzleşebiliyorsunuz. Her bir hikaye aslında bir hayat tecrübesini de doğuruyor. Hele şöyle bir cümle var ki pek çok kişi yutkunmuştur okuyunca: “Yine de yaşam yaralamış onu, çoğu kimse için sıradan sayılan pek çok küçük şeyi gerçekleştirmek için çaba harcıyor.” Özetle tam da yaşanmışlıkların not edildiği defter Kırmızı Defter.
İçinde hayata dair sert mesajlar içeren insanın yüzüne çarpan öyküleri sayfalarca yazabilirsiniz. Ancak Auster gibi birkaç sayfaya bunu yerleştirebilmek şüphesiz büyük bir üslup yeteneği. Bu sebeple boğulmadan, yorulmadan bir çırpıda okuyuveriyorsunuz. Kısa ama çok da derinlikli bir kitap. Ve kesinlikle Auster okumaya devam edeceğim.
Son günlerde keyifle ya da hayal kırıklığı ile geçirdiğim günlere dair neden bir defter tutmadığımı düşünüyordum. Çünkü yaşanan her bir hikaye insanın hayatına pek çok şey katıyor. Ve ben her geçen gün yaş aldıkça beni geçmişte büyüten hikayeleri anımsamaya çalışıyorum. O yüzden tüm bunları not almanın önemini kavrıyorum. Bahsettiğim şey tam olarak bir günlük değil de zihnimden geçen düşünceleri yazıya dökebilmek aslında. Tam bu noktada da Auster’ın Kırmızı Defteri’ni okuma fırsatı yakaladım.
Kırmızı Defter, Auster’ın notlarını tuttuğu, kendi içinde tesadüfler üzerine kurulu gözlemlere, anılara, yaşanmışlara ve hatta yaşanabilecek olanlara değiniyor. Her bir hikayenin kendi içinde büyük bir anlamı var. Size bir yerden tanıdık gelebiliyor. Auster, bazı anları, bazı noktaları o kadar naifçe yerleştirmiş ki bu öykülere okuduğunuzda kendinizle yüzleşebiliyorsunuz. Her bir hikaye aslında bir hayat tecrübesini de doğuruyor. Hele şöyle bir cümle var ki pek çok kişi yutkunmuştur okuyunca: “Yine de yaşam yaralamış onu, çoğu kimse için sıradan sayılan pek çok küçük şeyi gerçekleştirmek için çaba harcıyor.” Özetle tam da yaşanmışlıkların not edildiği defter Kırmızı Defter.
İçinde hayata dair sert mesajlar içeren insanın yüzüne çarpan öyküleri sayfalarca yazabilirsiniz. Ancak Auster gibi birkaç sayfaya bunu yerleştirebilmek şüphesiz büyük bir üslup yeteneği. Bu sebeple boğulmadan, yorulmadan bir çırpıda okuyuveriyorsunuz. Kısa ama çok da derinlikli bir kitap. Ve kesinlikle Auster okumaya devam edeceğim.
Displaying 1 - 30 of 51 reviews






























