Hüzünlü bir karakter olan Ali Rıza Bey'in ailesinin anlatıldığı eserde, bu ailenin yaprak dökümüyle birbirinden kopuşu işlenmektedir. Sonbaharı andıran bu eser mutlaka okunmalı.🌻
"Ben, eski bir insanım. Anlaşmamıza imkân yok. İnsanların paradan başka şeylerle de mesut olacaklarına inanarak yaşadım. O kanaatle öleceğim."
"Evlatlarınız âhir ömrünüzde size bir feci yaprak dökümü manzarası seyrettirmekten gayri saadet vermezler."
"İnsanlarda iyilik asildir."
"Ah, Ali Rıza Bey, dünya keşke sizin bildiğinize benzeseydi!"
"Bu zamanda bir insana para yardımından daha ciddi bir muavenet olabileceğine emin misiniz?"
"Üzülmeyin, ne yapalım. Büsbütün ölmedim ya, elbet bir çaresini buluruz."
"Fakat oturup düşünmeye başlarsa servilerin arasında, etrafındaki gecenin derinliğinden umulmaz bir ümitsizlik gelip çökecek ve bu yeisin pençesinden bir daha kendini kurtaramayacak sanıyordu."
"Çirkinin ağzındaki güzel söz, acizin ağzındaki haklı söz kadar boş, faydasız bir şeydi."
"Gökyüzünde güneşin o gün geçeceği yolların uzunluğuna baktıkça vücudunda derin bir yorgunluk duyuyordu."
"Ne kitaplarında, ne bahçesinde artık eski bir renk kalmamıştı."
"FUKARALIK; Ali Rıza Bey için ne güzel bir mektep olmuştu. Her şeyi hakiki rengiyle, hakiki çehresiyle görmeye başladı."
"Şevket, kardeşlerinin hepsini ayrı ayrı düşünüyordu; evde ihmal ettiği yalnız bir kişi vardı; kendisi."
"Ah, bu çocuklara bir parça kendini anlatmak mümkün olsaydı."
"El ile dokunulacak kadar yakın görünen bu başlar, kendisine yıldızlardan daha uzak, yabancı dünyalardır."
"Çok gençti. İnsanların dünyada sevmekten daha ehemmiyetli ve ciddi bir şeyi olamayacağına inandıkları bir yaşta idi."
"Onun fikrinde aşk; hali vakti yerinde, işi gücü yolunda olan bir kısım insanların bilerek ve isteyerek başlarına satın aldıkları bir dertti."
"Benim için ehemmiyeti yok. Ben, nasıl olsa hayatı kırılmış bir kızım."
"İki büyük kabahati vardı: Evvelâ zayıf bir adamdı. Sonra parasızdı, ki her halde bu, daha affedilmez bir cinayetti."
"Doludizgin bir uçuruma gidiyoruz..."
"Üzülme baba, dedi. Pek darda kalırsan bana gelirsin; sana kendi evladım gibi bakarım."
"Bu insanlardaki iç yüzün dış yüze ne kadar az benzediğini anlamak için fazla yorulmaya da lüzum yoktu. Parmağının ucuyla biraz dokundun mu, üstlerindeki yaldız parça parça dökülüyor, altında dolu pislik ve ahlâksızlığın cılk yaraları bütün iğrençliğiyle görülüyordu."
"İşin asıl şaşılacak tarafı hepimizin nasıl bir uçuruma yuvarlandığımızı pekâlâ gördüğüm halde bir türlü bir şeyler yapamıyordum. Hani uykuda insana ağırlık basar, her şeyi anladığı, bir hayretle silkinip kalkmak istediği halde parmağını bile oynatamaz. Tıpkı öyle oldum..."
"Her şey gibi sevmek de parası, vakti, az çok rahatı olan insanlara mahsus bir imtiyazmış baba."
"Ümit olsa da, olmasa da sonuna kadar dayanmaya mecburdum."
“İnsanın saadetini çocuklarından beklemesi ne boş hayalmiş, ya Rabbi! Yüreklerimizin yapılış tarzı itibarıyla buna imkân yok."
"Artık eskisi gibi vara, yoğa hırçınlaşmıyor, kaderine tamamıyla boyun eğmiş görünüyordu."
"Gülümserken için için ağlıyor, ancak göz yaşları öyle ince ki, damla halinde düşmeden buhar olup havada dağılıyor."
"Şu insanlık ne acayip muamma ya Rabbi!"
"Fikret’i o kadar yabancı bulmuştu ki, ona söylemek istediği şeylerden hiçbirini söyleyemedi."