-İp üstünde sadece İLERİ giderek AYAKTA kalınabilen dünyada mutluluk çok da kolay değildir.
-Günümüz sisteminin ana fikri “DAHA ÇOK BOK SATIN ALMAZSANIZ BOKA BATARIZ” tehdidi’dir. AVM’ler, geniş girişleri, yüksek görkemli binaları, aydınlık ortamları, benzerlerin birlikteliklerine ve herkesin/her yaştan olanların yan yanalığına olanak sunması, dinamik müzikleri, para harcatarak orgazm sağlamalarıyla YENİ TAPINAKLARdır; PARA, seksten daha SEKSİ’dir artık.
-"Düşünüyorum öyleyse varım" yerine “GÖRÜLÜYORUM ÖYLEYSE VARIM” dünyasında yaşamaktayız; gerçekten de görülmüyorsanız YOK sayılmaktasınız.
-İD (alt-benlik) hiç bu kadar şımartılmamıştı ve bugün ALTIN çağını yaşamaktadır. Aklın yerini DÜRTÜ, sorumlu/zor olanın yerini ise KOLAY/ÇOCUKSU almıştır. Çaba-birikim-başarı gerektiren ÖZSAYGI yerini, hiçbir şeye ihtiyaç duymayan, sürekli talep eden, kendine tapan, kendini bilmez ve şiddet yanlısı ÖZBEĞENİ’ye bırakmaktadır. Arzu/id egemenliği öyle bir boyuta varmıştır ki gençler hatalarının ÖZÜRLERİNİ ana-babalara ve sisteme devrederek süratle SORUMSUZLUĞA terfi etmekte, kabuğu soyulmayı gerektiren PORTAKAL satışları azalmakta, okunmayan kitaplar üzerine konuşabilmeyi öğretmeye çalışan kitaplar yazılabilmektedir.
-Bir çalışmada, ZEKASI ÖVÜLEN çocukların kolay testleri , ÇABASI ÖVÜLEN çocukların ise zor testleri seçtiği anlaşılmıştır. Zekası övülenlerde oluşan BAŞARISIZLIK korkusu, onların daha KÖTÜ sınav kağıtlarına bakarak eğlenmelerine, ÇABASI övülenlerde gelişen öğrenme şevki ise daha iyi kağıtlara bakarak kendilerini geliştirmelerine yol açmıştır. Sonuçta, ilk grupta %20 GERİLEME ikinci grupta ise %30 İLERLEME ortaya çıkmıştır.
-Cep telefonları ve internet üzerinden her 3 dakikada 1 gelen uyaranlar, dikkat dağıtıcı olarak etki yapmakta, çocuk/genç insanın prefrontal korteksinin (özgür irade/analiz-sentez/sebat/ahlak/ konsantrasyon/özdeşleşme merkezi) gelişimini önlerken, erişkinde ise konsantrasyon gücünü azaltmaktadır. EKRANLAR büyüyerek kamusal alanı ele geçirmekte ve Platon’un “MAĞARA DUVARI” işlevini görmektedirler.
-Seyahatlerde, BATTAL BOY ÇOCUKLAR, rehberlerin ardında her şeyi yutar gibi koşuşturup, foto-video çekerek ve alışveriş yaparak tatmin olmaktadır. Potansiyele/değişime tapma yaygınlaşmakta; şimdiyi görememekte ve sonra/az ileride DAHA İYİSİ’nin olabileceğini düşünen AÇGÖZLÜLÜK, şimdiyi harcama ve sorumluluktan KAÇMA hali egemen olmaktadır. Çağın Odisseus/İsa/Buda'sı ERGENLİĞİNİ BİTİRMEYEN, internet başından ayrılmayan konumdadır. Bitmeyen ergenlik ve saçmalıklar çağında ilaç şirketleri İLAÇLARA UYGUN psikolojik bozukluklar yaratamaya başlamıştır.
-RÖLATİVİTEYİ düstursuzca kullanmak, gerçeği SPEKÜLASYONA, bilimi SİHİR/SEZGİYE ve içeriği İMAJA boğdurmaktadır. Yeni zamanlarda methiyeler dizilen SEZGİ’nin bile düşünme, analiz, çaba, sebat gerektirdiği ve ancak BİRİKİMİ OLANIN sezebileceği unutulmaktadır.
-“İŞ DİNİ” ve giderek artan müritleri, KONFORMİZM (uydumculuk) konusunda zirvede olup ÇALIŞMAYI YAŞAM TARZI, İŞİ KİMLİK-STATÜ haline getirmektedirler. ÖZGÜRLÜKLER, her şeyi tatmin edecek iş merkezi (kafe, restoran, mağaza, spor olanakları içeren) ile DEĞİŞTİRİLMEKTE, tatil, eğlence, spor, sohbet ve arkadaş çevresi bile planlanmaktadır. UYSAL, NEŞELİ, GÜRBÜZ ve SIĞ BİR SÜRÜ söz konusudur. Artık WC dışında yalnızlık yoktur ve ilişkiler giderek KISA VADELİ TİCARİ ilişkilere benzemektedir. Aslında unutulan, sürü olmak ve hazır şablonlara uymak yerine hayata geçirilmesi gereken gerçeklik şudur: Çalışma sırasında ÖZERK ve İNİSİYATİFLİ olabilmek, PAHA BİÇİLMEZ bir armağandır ve EN ÖNEMLİ MOTİVASYON faktörüdür.
-Tek mekânda hep birlikte oynayan 11-12 yaş grubu çocuklarda yapılan bir çalışma, çocukların keyfi herhangi bir nedenle İKİ GRUBA bölünmeleri halinde, ciddi ÇATIŞMALARIN başladığını göstermiştir. Sistem, bu önemli gerçekliği, toplumların sevk ve idaresinde sıklıkla kullanmaktadır. İNADINA ÖZGÜR ve ÖZERK BİRLİKTELİKLER hedeflenmelidir.
-Huzurevinde iki kata ÇİÇEKLER yerleştirilerek yapılan bir çalışmada, çiçeklerin bakımından katın birinde bir GÖREVLİ, diğerinde ise sakinlerin TAMAMI sorumlu tutulmuştur. Çiçeklere kendileri bakan insanların mutluluk test sonuçları ve yaşam süreleri daha yüksek bulunmuştur. SEVİLEN şeylere ÖZEN ve ÇABA gösterilmelidir.
-Başka bir çalışmada, bir odada yalnız başına olan insanların tamamına yakını ÇATAL-BIÇAK gibi nesnelerin basit eşleştirmelerini yapabilmiştir. Aynı insanlar, ayarlanmış ve kasti olarak yanlış eşleştirme yapan bir kalabalığın arasına yerleştirildiklerinde ise %70 oranında yanlış eşleştirme söylemine iştirak etmiştir. Kalan %30 insanın muhalif, özerk ve gerilimden kaçmayan karakterde oldukları anlaşılmıştır. ÇOĞUNLUĞUN KARARLARINA karşı ŞÜPHE elden bırakılmamlıdır.
-Laboratuar giysileri içerisinde otoriter görünümlü insanların emirleri ile yine 2/3 oranında insanın, kendilerini basit sıkıntılı hallerden kurtarmak için, sorulan sorulara yanlış cevap veren bir başkasına, gerçekte olmayan ama deneğin var diye bildiği ölümcül düzeyde elektrik voltajını (450 volt) uyguladığı ortaya çıkmıştır. Otorite giysili şahsa bir kişi bile itiraz ettiğinde ise emirleri uygulayanların oranı 1/10’a inmiştir. Konunun uzmanı psikiyatrlar arasında yapılan anket, sadece %1 uzmanın bu sonuçları tahmin edebildiğinigöstermiştir. ÇOĞUNLUĞUN kolay boyun eğdiği TAHAKKÜME KARŞI ŞÜPHE ve itiraz hakkı sürdürülmelidir.
-SİMURG’un aslında insanın KENDİSİ ve yapılan her şeyin ÖDÜLÜNÜN de aslında YAPILANIN KENDİSİNİN olduğunun anlaşılması, HİÇLİK VADİSİ’nin DİP noktasından ÇIKIŞ anlamına gelebilir. Paha biçilmez ve asıl olan HİKAYESİ OLMAK ve HİKAYESİNİ ANLATABİLMEKtir. Bu ise bir olayı nakletmek değil, OLAYIN ANLATANIN HAYATINA KATILMASIdır. Nazi kamplarından kurtulanlar arasında, mülkiyet-statü düşkünü burjuvalara göre entelektüel merak/öğrenme geleneği olanların oranı daha yüksek bulunmuştur.
Belki de YAŞAM/ÖLÜM ve İYİLİK/KÖTÜLÜK ikilemlerinin gerçek turnusolu ENTELEKTÜEL MERAKtır.