Özlü’nün ölümünün ardından yayınlanan ve Berlin’de yaşadığı döneme ait anılarını içeren Kalanlar, hiçbir kalıba sığmayacak türden bir kitap. Hikaye desen değil, günlük desen değil, anı desen değil; yırtılmış bir kitabın parçaları eğreti bir şekilde bir araya tutturulmuş gibi küçük kopuk bölümlerden oluşuyor. Bütün hayatının izleri var satırlarda. Deliliğin sınırlarında gezen, kendi dilini, kültürünü sorgularken içinde bulunduğu bambaşka kültüre olan yabancılığını da akıcı bir şekilde aktaran, varoluşsal debelenmelerin içinde bir kadın. Nereden geliyorsun? sorusuna “Bana yabancı olan ana-babadan. Bana yabancılaşan bir ana dilden. beni sevindiren ve ürküten bir doğadan. Acı çektiğim, kaçmak istediğim bir ülkeden,” diyor. Kitabın büyük bir kısmı Almanca yazılmış ve sonradan Türkçeye çevrilmiş. Hayatı cebelleştiği ikilemlerle geçtiği belli Özlü’nün. Ayrıca psikolojik sorunlarla mücadele eden kadınların yazım tarzı galiba birbirine benziyor, çünkü ifadelerde Woolf’u gördüm sanki. Hayatı arkalı önlü yaşamışlar gibi. İkinci dünya savaşının travmaları, çarpık aile hayatının izleri, aidiyetsizlik kokuyor sayfalar buram buram. Melankolik ruh hali de yardımcı olmuyor tabii: “Ben her zaman güzelliklerin değil de güçlük, terslik, acı ve öfkelerin peşinden koşan bir insanım,” diyor Tezer Özlü. Yakın bulmama şaşmamalı. Tuhaf hisler yaratan, yoğun ve üzerinde uzun süre düşündürecek türden bir eser.