Famously referred to as one of the "Axis of Evil" countries, North Korea remains one of the most secretive and mysterious nations in the world today. In early 2001 cartoonist Guy Delisle became one of the few Westerners to be allowed access to the fortress-like country. While living in the nation's capital for two months on a work visa for a French film animation company, Delisle observed what he was allowed to see of the culture and lives of the few North Koreans he encountered; his findings form the basis of this graphic novel.
Guy Delisle was born in Quebec City in 1966 and has spent the last decade living and working in the South of France with his wife and son. Delisle has spent ten years, mostly in Europe, working in animation, an experience that taught him about movement and drawing. He is now currently focusing on his cartooning. Delisle has written and drawn six graphic novels, including "Pyongyang," his first graphic novel in English.
Born in Quebec, Canada, Guy Delisle studied animation at Sheridan College. Delisle has worked for numerous animation studios around the world, including CinéGroupe in Montreal.
Drawing from his experience at animation studios in China and North Korea, Delisle's graphic novels Shenzen and Pyongyang depict these two countries from a Westerner's perspective. A third graphic novel, Chroniques Birmanes, recounts his time spent in Myanmar with his wife, a Médecins Sans Frontières administrator.
Satrapi'nin Persepolis'i, Sacco'nun Filistin ve Gorazde'si, Wild'ın Zerdüşt'ü ve Delisle'nin Kuzey Kore'si mutlaka okunmalı, enfes çizgi roman şölenlerinden sadece dört örnek. Bu yazarları takip etmek bence önemli. Bu güzel eserleri bizlerle buluşturan yayınevlerine çok teşekkürler.
"Buraya yolu düşen bütün yabancıların iki dudakları arasından çıkmaya can atan bir soru var, yüksek sesle sormaya çekindiğiniz bir soru: Gırtlaklarından aşağı boca edilen bu saçmalıklara gerçekten inanıyorlar mı?"
"Aslında, gerçek hariç her şeyin değişken olduğu sürekli bir paradoks yaşıyorlar, yeniden eğitim kamplarına düşmenin yerleşik korkusu gibi; resmi olarak yoklar ama herkes onların oralarda bir yerlerde olduğunu biliyor ve tek bir yanlışı bekleyen, Demokles'in kılıcı misali herkesin kafasının üstünde sallanıyor. 'Suçlu' olanla birlikte tüm ailesi de yanıyor."
"Belli bir seviyede baskı söz konusu olduğunda, gerçeğin bir anlamı kalmaz ve herkes için terör artar, suskun ve gizli bir terör."
"Gösterinin amacı, kitleleri, bütün gezegenin tapılası liderlerinin önünde saygıyla eğildiğine ikna etmek. ... Bir zihin ne derece manüple edilebilir? Ülke önünde sonunda kapılarını açtığında ya da yıkıldığında muhtemelen buna dair bir fikrimiz olacak."
"Diktatörlük kapa çeneni demek, demokrasi ise konuşmaya devam et. (Fransız sözü)"
Kudüs günlükleri kadar detaylı olmamış, diyenler var bu kitap için. Abla adam tuvalete izinsiz gidemiyor, ne görecekte ne anlatacak. Kitapta tek bir koreli halkla karşılaşmadığını, coca-cola içemediğini felan yazmış. İşte önemli olan nokta bu bence. Hala dünyanın en kapalı ülkesinin zihniyeti ve fakirliğini gözler önüne seriyor. Ay allah yolumuzu düşürmesin bacım.
Buraya yolu düşen bütün yabancıların iki dudaklarının arasından çıkmaya can atan bir soru var. Yüksek sesle sormaya çekindiğiniz bir soru… Ama kimse kendine sormadan edemez: Gırtlaklarından aşağı boca edilen bu saçmalığa gerçekten inanıyorlar mı? . Kuzey Kore kelimenin tam anlamıyla kapalı bir kutu. Dış dünyayla doğru düzgün bir iletişime sahip olmadığı gibi bizlerin de Kuzey Kore hakkındaki bilgisi sınırlı. Özellikle gündelik yaşam hakkında son derece kısıtlı bilgiler duyurulmakta. Guy Delisle’nin, Kuzey Kore’de iş amaçlı 2 ay kadar durmasıyla ortaya bu çizgi roman çıkmış. Tüm bu süre boyunca gözlemlediklerini, düşüncelerini, oradaki insanların tavırlarını anlatıyor. Bütün bunları detaya boğmadan hatta yüzeysel denilebilecek şekilde yaparken esprili bir tarz yansıtmaktan da kaçınmıyor. Tatsız bir yeri anlatırken okuru gülümsetmeyi başarabilmesi de benim kitapta en çok hoşuma giden detay oldu. Resmen tapınılan yöneticilerin, sürekli gülümseyen sanatçıların, tek bir kaynak tarafından yapılan propagandalarla dolu haberlerin hatta yamaç çizimlerinin (!) serpiştirildiği bir kitap. Yazar kendisine farklı gelen ve Kuzey Kore’de normalleştirilmiş her şeyden ufak da olsa bahsetmeye çalışmış. En ironik olanı da bu yolculuğunda yanına aldığı kitaplardan bir tanesinin 1984 olmasıydı. Detaylı bir okuma zaten beklemiyordum bu sebeple hayal kırıklığına da uğramadım. Bu kitabı okumanın bir anlamı ders çıkarma niteliği taşımasından kaynaklı. Kuzey Kore hakkında artık az da olsa bilgi sahibi olabildiğimi düşünüyorum ve bu da şimdilik bana yeterli geliyor.
Okuyucuların büyük çoğunluğunda olduğu gibi benim için de beklentileri karşılamayan bir grafik roman oldu. Birşey beklediğimden değil, sadece bu tarz durumsal anlatımları sevmiyorum.
Tuvalete gittim, peşimden tercümanım geldi, 14. kata çıktım, yeni insanlarla tanıştım, rehberlerimin yüzü gülmedi, vs. vs. Sıfır duygu, sıfır hissiyat, sıfır anlatım.
Şimdi önce bir sitem ile başlayalım. Dostlarımıza yapılan sitemler makbuldür, kırgınlık olmaz. :) Muhtemelen geçen sene bu vakitler comic book'ları ekledikçe, bunları kayda değer bulmayan bir dostumun müstehzi takılmasına maruz kalmıştım. Kızmadım tabii ama kendisiyle katıyetle aynı fikirde olmadığım için sükûneti tercih etmiştim o ân. Ama bu ilanihaye bir suskunluğun tecellesi değildi elbette. Şimdi beyanat vakti. :))
Önce Guy Delisle'den başlayayım. İlk eserini okuduğumda çok etkilenmiştim. Zira bildik comic book'ların çok ötesinde bir şey yapıyordu. Çok müstesna, ayrıksı ve tereddütsüz şekilde eklektik ürünler çıkarıyordu. Bunu uzun uzadıya yazmak istemiyorum. Bu sayfanın altında hayli miktarda bu konuda yazılmış şeyler okuyacaksınız. Bu tarz eserlerin çoğunuzun (!) bildiği Marvel, DC'lerden muazzam derecede farkı var. Her şeyden önce kültürel, sosyolojik, politik içeriği belgesel nitelikte görsel günlükler şeklinde harmanlıyor. Yani pek çok romandaki betimlemelerin burada görsel olarak sunulması haricinde ayrıca bol miktarda duygu aktarımının yazıya dökülmüş halini görüyorsunuz. Sayfaların neredeyse tamamı bolca yazı içeriyor. Bu yazılar da kapıyı açtım, koridorda yürüdüm, merdivenlerden indim gibi sıradan anlar içermiyor. Çizer duygu ve düşüncelerini doğrudan yazıya döküyor. Avrupalı çizerleri seviyor olmamdaki en önemli nokta da budur zaten.
Diğer yandan, kendi çocukluğumda fasikül fasikül çizgi romanlar çizmiş birisi olarak bu eserlere aşırı ilgi göstermem de gayet normal. Açıkçası sanat ürünü olarak gördüğüm bu eserleri roman, öykü gibi eserlerden farklı görmüyorum. Keza iyi bir çizgi romanın çoğu kez bir roman, öykü vb eserden çok daha etkili, güçlü ve büyüleyici olduğuna şahit oldum, oluyorum. Burada temel olanın üretilen ürünün kalitesi olduğunda anlaşalım bir defa.
Gelelim bu esere. Kuzey Kore hakkında çok sayıda belgesel izlemiş birisi olarak benim için yeni bir şey olmayacağını tahmin edebiliyordum. Evet fazladan birkaç şey daha öğrendim ama içerik olarak bir çizer anlatıcının gözünden bakışa şahit olmak dışında çok ayrıksı bir durum söz konusu olmadı. Dahası Guy Delisle'in tarzı, bazı konulara yaklaşımı rahatsız etti. Aşağıdaki yorumlarda bunlara değinilmiş, tekrar etmekte fayda görmüyorum. Şimdi sırada aynı çizer anlatıcının uzun zamandır merak ettiğim Jerusalem: Chronicles from the Holy City'si var, bununla ilgili yorumlar da gayet olumlu.
Ama bu sayfaya gelip diğer yorumları okuyunca çok daha müthiş şeyler keşfetmiş oldum bu tarzda benzer işler hakkında ve açıkçası yeni bir şeyler keşfetmenin hazzı ve heyecanı da paha biçelemez bir şey.
Jerusalem: Chronicles from the Holy City yorumunda görüşmek üzere...
Kuzey Kore, dünyanın geri kalanından kendini izole etmiş, kapalı kapılar ardında neler olduğunu bilmediğimiz bir ülke. Yıllardır bizim oradaki halkın durumundan ve onların diğer ülkelerden haberi yok.
90'lı yıllarda başa çıkılamayan kıtlık nedeniyle çok az da olsa Kuzey Kore, kapıyı aralamış bulunmakta. Belli şartlar altında ülkenin başkentini gezmek mümkün ama tabii, herkesi kabul etmediği gibi, herkesin istediği her yeri gezmesi de mümkün değil Pyongyang'ta.
Guy Delisle, bundan tam 13 yıl önce gitmiş Pyongyang'a. O zamanki dönem ile şu anki arasında çok az fark vardır tahminimce ama çizdiği şeylerin birebir yaşandığını düşünüyorum.
Çok ilginç bir ülke ve toplumla karşı karşıyayız. Turistlere gösterilen her yer birer propaganda aracı. İnsanlar 6 gün çalışmakta ve tek tatil günlerinde de 'gönüllü' olarak yolları süpürmek gibi işleri yapmakta. Başkanın söylediği her şey kutsal bir söz gibi. Her yerde devasa heykellerin olmasının yanı sıra her odada Baba ve Oğul'un fotoğrafları var. Bu fotoğraflar aynı zamanda kıyafetlerde de rozet şeklinde kendini gösteriyor. Ülkedeki şarkılar, filmler, seyyar radyolar vs hepsi birer beyin yıkama aracı. Guy Delisle'nin de çizgi romanda belirttiği üzere George Orwell Kuzey Kore'yi görse 1984'ün birebir yaşandığını görürdü.
Özetle, yönetimin kitleler üzerindeki algı yönetimini görmek, Kuzey Kore'yı eldeki kısıtlı bilgiyle tanımak için harika bir çizgi roman. Kesinlikle tavsiye ederim.
Shin Sang-Ok'un kaçırılma hikayesi gerçekten üzücü sona doğru değinmiş bu konuya Delisle. Genel kafamızda oluşan Kuzey Kore'yi iki ay boyunca orada kaldığı süre içinde yaptığı çizimlerle bizlere aktarmış. Güzeldi- çizgi roman severlere öneririm. Türkiye ekibi oradayken ekmeklerin sıcak olmasına ve otomatik kapıların aktif olmasına içerlemiş sanırım Delisle :) İyi okumalar!
3,5/5 Kuzey Kore hakkında derinlemesine bir şeyler öğrenmeyi bekliyorsanız beklentinizi karşılamayacaktır. Zaten öyle bir iddiası da bulunmuyor. Çizimler çok sade, yalın. O yüzden de okuması rahat ve keyifli.
İlk defa bir Delisle çizgi romanı okudum; güzel, epey hoşuma gitti. Bir sonrakinde çizerin Burma’ya yaptığı seyahati okumayı düşünüyorum; amma değişik ülkelere gitmiş adam...
Bugün Beşiktaş'taki Arka Bahçe kitapevinden aldım, akşama bitti. Çizgi roman okumak zevkli ama hissiyat olarak biraz pahalımsı bir şey. Şöyle ki, hallice bir para veriyorsunuz ve bir-iki saat içinde bitiveriyor. Kitap iyi ama ; dışarıya feci halde kapalı bu ülkeye dair güzel gözlemler var içinde. Bana en ilginç gelenlerinden biri takvim sisteminin devlet başkanının doğumu ile başlıyor olması. Tam bir delilik. Diğeri de parti-devlet propagandasının yapıldığı levhaların pirinç tarlalarında dahi asılı olması. Türkiye de kurucu lider portre ve heykellerinde zirveyi yoklayan bir ülke, malum; aklıma bu geldi...
Çizgi roman tekniği açısından ise, Delisle’nin günlük hayatın içinde mırmır takıldığı kareleri, her şeye ciddiyetle eğilmiyor oluşunu sevdim. Benzer ülkelerde bir süre yaşamış biri olarak o sıkıcı otel hayatını filan epey gerçekçi anlattığını söyleyebilirim. Genel olarak keyifle yazılmış bir kitap; iç karartıcı değil, Kuzey Kore'nin aksine..
Kuzey Kore ile ilgili bir çizgi roman okumak gerçekten çok garip. Yazar bin defa demiş ama bir kere de ben diyeyim: Ee bayağı 1984 bu! Ne empati yapabildim, ne de gerçekliğini tam anlamıyla kavrayabildim. Açıkçası üstüne düşünmek bile gerdi. Sanki düşünürsem meşrulaşacak kötü bir düşünce gibi hissettirdi Kuzey Kore. Öyle bir dehşet hissi.
Bu tür çizgi romanlarda görsellerin başarısı, konuyu net olarak anlatıyor. Çizimler o kadat net, sade ve anlaşılır ki, kendinizi orada hissediyorsunuz. Ben çok beğendim. Bu arada 1984'le ilişkili bir kitap,
Çizgi roman sanatının kendisi adına değil de sanki çizgi romanın sanattan farklı işlevlerle, örneğin gazetecilik veya hatırat amacıyla da kullanılabileceğini gösteren bir kitap. Bu sebeple salt sanatsal zevkten ziyade kapalı kutu olarak bildiğimiz bir ülkeye dair içeriden bilgi vermesi sayesinde değerli ancak anlatımın aşırı kuru olması bu içeriden bilgilerin de sizde pek yer etmemesine yol açıyor. Çizerin bu tercihi muhtemelen oryantalistlikten kaçınma amacı taşıyor (zıt bir şekilde satır aralarında epey ırkçı detaylar var) ancak aşırı yalın ve lineer anlatım beni bir yerden sonra bunalttı ve sık sık bu kitabı neden okuduğumu sormama yol açtı. İşin kötüsü Kuzey Kore'ye dair bilmediğiniz pek bir insider da yok. Daha önce Pyongyang hakkında bir iki şey okumuşluğunuz varsa asla şaşırmıyorsunuz.
Övgülere mazhar olması beklentimi yükseltmişti ancak beklediğimi hiç bulamadım. İşlevi sayesinde günü kurtarıyor.
Delisle, hikayelerinde mizah öne çıkarken aynı zamanda işe dair yükümlülükleri sebebiyle bulunduğu yerlere dair sıkılganlığı ve yalnızlığını okuyucuya geçirmekte oldukça başarılı bir yazar olduğunu düşünüyorum. “Pyongyang” eserinde ise Kuzey Kore’nin baskıcı rejimi altında yaşadıklarının yanı sıra yalnızlığını da okuyucuya aktarmış.
Eserin çevirisinde Fransız, Alman, İtalyan gibi ulus belirten çevirilerden imtina edilmemişken “Türkiyeli Heyet” gibi bir çevirinin yapılmasını oldukça saçma buluyorum. Bunu özellikle Delisle’nin Moğolistanlı / Mongol vurgusunun yaptığı bir eserde yapmak ise eser bütünlüğünü önemsememek anlamına geldiği fikrindeyim.
Karikatürist Guy Delisle’nin 2001 yılında yabancıların kolay kolay giremediği Pyongyang’a (Kuzey Kore), Fransız bir animasyon şirketinin izniyle 2 aylığına girip çalışması ve bu çalışması neticesinde gözlemlediklerini çizgi roman’a dönüştürmesi ile ortaya çıkan bir kitap. Guy Delisle’nin çizgilerini ve hikaye anlatış şeklini daha önce okuduğum bir kitabıyla sevmiştim. Bu hikayesini de güzel bir şekilde okuruna yaşatıyor. Çizgi roman seviyor ve dönemin Pyongyang’ını merak ediyorsanız okuyun derim.
Guy Delisle’in beni her seferinde güzel bir yolculuğa çıkardığı çizerliği ve hikaye anlatıcılığı. Çizgi-romanların gerçek dünyayı yeniden çizimi beni mutlu ediyor. Eğlendirdiği kadar diktatörlüğün insan zihni için ne kadar olumsuz bir dünya yarattığını görüyorsunuz. Rutini parçalayan her seferinde içimizdeki çocukluk, çimenler üzerinde su kovalarıyla birbirimizi ıslatmak, karşı binanın çatısına bir kağıt uçağı ulaştırmaya çalışmak. Okunmalı mutlaka..
Bir çizgi roman bir insanın elinde ne kadar sürünebilirse o kadar süründü, sırf sahibine iade edebilmek için zorla bitirdim. Kuzey Kore kapalı bir kutu, dolayısıyla yazılanlar doğru mu değil mi bir şey söylemek zor ancak kitabın anlatımı son derece sıkıcı ve dağınık. Sırada aynı çizerin Burma Günlükleri var, umarım o daha iyidir.
Bu kitabı, Satrapi’nin Persepolis’inden sonra merak edip okumaya başladım. Satrapi’nin dili, konusunun ülke konularımızla çok benzer olması sebebiyle o kitap beni çok etkilemişti. Bunun için aynısını söyleyemeyeceğim ama kapalı kutu Kuzey Kore hakkında yeni bir perspektif edindirdiği gerçeğini atlamayalım.
Sanırım “daha detaylı bir anlatım” beklediğim için çok etkilenemedim..Belki de Kuzey Kore ile okuduğum diğer kitapların çok dramatik olmasındandır.. Ancak grafik anlatımı göz önüne aldığımızda farklı bir deneyim olduğu da kesin..
Çizgileri iyi hoş da kitap boyunca sürekli K.Kore'nin negatif yönlerini anlatan yazardan dolayı içim şişti ve sıkılarak bitirdim kitabı. Elbette diktatoryanın kötü yanları anlatılsın ancak kitap sadece bundan ibaret olunca kara propaganda olmanın ötesine geçemiyor.