Jump to ratings and reviews
Rate this book

War and Peace

Rate this book
In Russia's struggle with Napoleon, Tolstoy saw a tragedy that involved all mankind.

War and Peace broadly focuses on Napoleon’s invasion of Russia in 1812 and follows three of the most well-known characters in literature: Pierre Bezukhov, the illegitimate son of a count who is fighting for his inheritance and yearning for spiritual fulfillment; Prince Andrei Bolkonsky, who leaves his family behind to fight in the war against Napoleon; and Natasha Rostov, the beautiful young daughter of a nobleman who intrigues both men.

As Napoleon’s army invades, Tolstoy brilliantly follows characters from diverse backgrounds—peasants and nobility, civilians and soldiers—as they struggle with the problems unique to their era, their history, and their culture. And as the novel progresses, these characters transcend their specificity, becoming some of the most moving—and human—figures in world literature.


Tolstoy gave his personal approval to this translation, published here in a new single volume edition, which includes an introduction by Henry Gifford, and Tolstoy's important essay `Some Words about War and Peace'.

1392 pages, Paperback

First published January 1, 1868

Loading...
Loading...

About the author

Leo Tolstoy

8,678 books29.9k followers
Lev Nikolayevich Tolstoy (Russian: Лев Николаевич Толстой; most appropriately used Liev Tolstoy; commonly Leo Tolstoy in Anglophone countries) was a Russian writer who primarily wrote novels and short stories. Later in life, he also wrote plays and essays. His two most famous works, the novels War and Peace and Anna Karenina, are acknowledged as two of the greatest novels of all time and a pinnacle of realist fiction. Many consider Tolstoy to have been one of the world's greatest novelists. Tolstoy is equally known for his complicated and paradoxical persona and for his extreme moralistic and ascetic views, which he adopted after a moral crisis and spiritual awakening in the 1870s, after which he also became noted as a moral thinker and social reformer.

His literal interpretation of the ethical teachings of Jesus, centering on the Sermon on the Mount, caused him in later life to become a fervent Christian anarchist and anarcho-pacifist. His ideas on nonviolent resistance, expressed in such works as The Kingdom of God Is Within You, were to have a profound impact on such pivotal twentieth-century figures as Mohandas Gandhi and Martin Luther King, Jr.

See also:
French → Léon Tolstoï
Spanish → León Tolstói

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
181,156 (48%)
4 stars
114,331 (30%)
3 stars
55,891 (14%)
2 stars
16,500 (4%)
1 star
8,989 (2%)
Displaying 1 - 30 of 83 reviews
Profile Image for Hakan.
235 reviews211 followers
May 19, 2020
adıyla, devasa hacmiyle, okumadan önce hakkında bildiklerimizle, aldığı övgülerle bile, ancak görev duygusuyla okunacak bir kitap gibi düşünülüyor savaş ve barış. yıllarca kitaplığında bekletmiş biri olarak bu anlamda beni bu kadar yanıltan, şaşırtan başka bir kitap hatırlamıyorum. tolstoy, evet muhtemelen dünyanın en iyi yazarı, biliyoruz ama tolstoy'dan bekleyebileceklerinizin bile aşılacağını düşünün. okumadıysanız bundan daha iyi bir motivasyon olmaz herhalde. beklentilerinizi yüksek tutun, beklentilerinizi yükselterek başlayın. hakkında böyle bir cümlenin kurulabileceği ne kadar kitap var?

"19. yüzyıl rusya panoraması" türünden yorumları, "destan" gibi nitelemeleri, roman mı tarih mi felsefe mi gibi sınıflandırma tartışmalarını bir tarafa bırakın okumadan önce. hatta savaşı bile. bugün bizi pek de ilgilendirmeyen bir savaşın iki bin sayfalık anlatısını okumak istemezsiniz ve okumayacaksınız. savaş ve barış bize hayatı öğreten, evet öğreten, göstererek, anlatarak, tartışarak öğreten bir kitap. tolstoy'dan hayatı dinleyeceğim, öğreneceğim, tolstoy'la tartışacağım diye başlayın. bir rus yazar, prişvin, "savaş ve barış'ı okuyorum, okumuyor, içiyorum." gibi bir söz söylemiş. okuma deneyimine dair söylenebilecek en güzel söz.

yüzlerce karakter var savaş ve barış'ta. okumanın başlarındaki zorluğu aştıktan sonra bunun nasıl bir zenginlik olduğuna hayret edeceksiniz. nasıl canlı bu karakterler, nasıl hissediyoruz onları, inamayacaksınız. biri, üçü beşi değil üstelik, tek cümlede geçilen bir karakter bile nasıl dokunabiliyor bize. duygu sömürüsünü bırak, duygulara girmeden nasıl tolstoy usulü bir incelik. imparatorlardan köylülere, cephedeki askerden yüksek sosyete salonlarındaki soylulara kadar bir ve biz oluyoruz karakterlerle. aşk hikayelerinden çıkar savaşlarına, hayatta kalma kavgasından varlık bunalımlarına savruluyoruz. tarihi kırılma anlarının yaşandığı bir zaman diliminde değişimlere tanık oluyoruz. hayata, dünyaya bakışımız zenginleşiyor kesinlikle ve değişiyor muhtemelen.

savaş ve barış'ın gücü, güçlerinden birisi karakter zenginliği. mucizesi ise daha başka. farklı sınıflardan bireylerle kurulan bağlar güçlenip çeşitlendikçe, topluma-bir ulusa bakışımız netleşmeye başlıyor. rusya panoraması denen şey bu bakışla çiziliyor ve sonra tolstoy rusya'yı da aşıyor, anlatısını mekanın ve zamanın dışına taşıyor. bununla bitiyor mu derseniz, hayır. tolstoy böyle bir temsil gücünü ortaya koymakla da yetinmiyor, anlatısını tarihin, tarihi anlatı biçiminin karşısına yereştiriyor. bu yanıyla, tarihin kalıplarına, katılığına, yalanlarına, çelişkilerine ve özellikle bir bilim olarak yöntemlerine karşı muazzam bir tepki, bir eleştiri savaş ve barış. bu tepkiyi öyle güçlü hissediyor ki tolstoy, eserine roman sınırlarını yeterli görmüyor.

savaş ve barış'ın özellikle son bölümleri roman dışı-roman üstü bir tartışmaya ayrılıyor. okuma zorluğu oluşturacak bu bölümler yine inceliklerle örülü. bugün için belki eskiyen ya da farklı yönleriyle eleştirilebilecek tezler ileri sürüyor tolstoy ama bu tezleriyle anlatısını gölgelemiyor. eserin roman tarafı tolstoy'un tezlerinin bir aracı-aleti değil, capcanlı-dinamik bir tartışma alanı. tolstoy bilime ve felsefeye kapılar açarak, kapılarını sonrası için açık bırakarak tamamlıyor savaş ve barış'ı.

savaş ve barış, birçok sebeple özel bir eser. eşşsiz benzersiz, tek. okuyup bitirdiğimizde hissediyoruz bunu ve kendimizi de bu eserin bir okuru, bir parçası olarak özel hissediyoruz. okur için daha büyük bir tatmin var mı, bilmiyorum.
Profile Image for Sine.
407 reviews506 followers
November 4, 2023

arkadaşlaaaar, arkadaşlar! 👏🏻👏🏻👏🏻

yaklaşık 2.5 aydır beklediğimiz (biz kim?) o an geldi çattı. savaş ve barış’ı bitirdim. burda çok coşkulu bir müzik girdiğini hayal ediyorum.

bitirir bitirmez de “ben bu kitap hakkında ne diyebilirim ki?” diye düşündüm. sonra aklıma ilyada’yı bitirdiğim an geldi. onun için de (kendine referans verip duran o akademisyen oldum yarabbim) şunları demiştim: “öncelikle şunu söyleyeyim: bu kitapta neler oluyor, kim ölüyor kim kalıyor, kim ne tanrısı... bunların hiçbir önemi yok ve ben de bunu anlatmayacağım zaten. bunların hepsine özet formunda erişmek çok kolay ve kimsenin ilyada'yla ilgili yorum olarak bunu dinlemek istediğini sanmıyorum. üstelik ilyada'nın olayı da bu değil.” ve tam olarak aynı şeyler bu kitap için de geçerli diye düşünüp hakkında akademik olarak neler yazılmış diye bakınırken tolstoy’un demeciyle karşılaştım: “With no false modesty, War and Peace is like The Iliad.” yani, şatafatlı bir 19. yüzyıl rus balosunda tolstoy’la kadehlerimi tokuşturasım ve sonra bu hissi kendiliğimden yakalamayı başardığım için coşkulu bir mazurkaya kalkasım geldi, ne yalan söyleyeyim.

evet, başlarda adapte olması, dikkat toplayarak okuması zor; ama belli bir kısmı atlatınca gerçekten yağ gibi akıyor ve tolstoy’a bayılmama, çok sevdiğim dostoyevski’den bile çok sevmeme, anna karenina’yı aşamamama sebep olan her şey burada da fazlasıyla mevcut: hayatın her alanına dokunan, en büyük meseleleri de insani bir düzeye indirgeyerek, en küçük şeyleri de sarıp sarmalayarak anlatan epik bir ŞEY. roman değil yani bu, bitirince kendinizi başka bir insan gibi hissettiğiniz bir şey. kalbinizi pır pır eden bir bakışmayı da, savaş alanında coşkuyla koşarken vurulup düşmeyi de hissettiğiniz bir destan. başyapıt.

velhasıl katılıyorum tolstoy, mütevazı olmana hiç gerek yok. sen çağının destanını yazmışsın, iyi ki de yazmışsın.
Profile Image for merixien.
688 reviews708 followers
January 13, 2021
Bu kadar yıl önce yazılmış, bir kaç nesil tarafından okunmuş ve en iyi kitaplar arasındaki yeri hiç değişmemiş bir kitap hakkında yorum yazmak biraz zor açıkcası. Beni en çok şaşırtan (aynı zamanda bunca zamandır gözümün korkup kaçmama sebep olan konu şey olarak) bu kadar uzun ve çok karakterli bir kitabın okurken okuyucuyu bu kadar içinde tutması ve uzun zaman akıldan çıkmayacak şekilde akla kazınması. Evet sayısız karakter dahil oluyor, ilk başladığımda karakterleri karıştırdığım için çokça geriye dönmem gerekti. Ancak kitap ilerledikçe karakterlerden işlevini tamamlayanlar geride kalıyor, yeni karakterler geliyor ve bu mükemmel bir dengede oluyor. Ne giden karakterlerle ilgili aklınızda soru işareti kalıyor ne de yeni karakterin gerekliliğini sorguluyorsunuz. Kitap "Savaş ve Barış" temalı olsa da aslında Tolstoy her konuda yazıyor. Hem Rusya'nın ahlaki ve sosyal çevreler ile aşk-aile konularını ele alırken adeta toplumun ayrıntılı bir panaromasını ortaya koyuyor hem de Napolyon savaşlarının tarihi detaylarını okuyorsunuz. Muazzam bir kitap.
Profile Image for Yiğit Yavuz.
Author 23 books80 followers
July 4, 2017
Bu hacimli ve ünlü eser, Anna Karenina’yla birlikte, Tolstoy’un en bilinen metinlerinden biri.
Savaş ve Barış, beş aristokrat Rus ailesinin hayatı üzerinden, Rusya’daki Fransız işgalini ve Napolyon döneminin ülke üzerindeki etkisini anlatan tarihî bir roman. Bu aileler romanda yoğun şekilde Fransızca konuşurlar; çünkü o dönemde Fransızca Rus aristokratları arasında çok yaygındır, hatta bazı soyluların ancak günlük hayatlarını idare edecek Rusça bildiklerini, Fransızcalarının ana dillerinden önde yer tuttuğunu görüyoruz. Gerçek durum böyle olmakla birlikte, aristokratların işgalci devletin diline bu şekilde sahip çıkmaları, okurun zihninde büyük bir çelişki izlenimi yaratır ki, Tolstoy’un yaratmak istediği duygu da budur muhtemelen. Roman ilerledikçe Fransızcanın yoğunluğu azalır ve Rusça, adeta vatanseverliğin dili olarak ön plana çıkar.

Romanın ilk hali, 1865-1867 yılları arasında “Ruski Vestnik” (Türkçesiyle Rus Habercisi) dergisinde, “1805 Senesi” adıyla tefrika edilmiş. 1869 yılındaysa, bir bütün olarak ilk kez basılmış. Savaş ve Barış, çok sayıda karakter ve olay barındıran, zengin ve karmaşık bir kurguya sahip. Bildiğimiz anlamda bir roman da değil bir bakıma; çünkü geniş kısımları, bilhassa romanın son kısımları, bir anlatıdan ziyade felsefi bir tartışma sunuyor ve edebi deneme olarak nitelenebilecek bölümler içeriyor. Bu yüzden Tolstoy’un kendisi de bunu bir roman olarak nitelendirmemeyi tercih etmiş. Tolstoy, ilk gerçek romanının Anna Karenina olduğu görüşünde. Bununla birlikte Savaş ve Barış, yıllar içinde çok az romanın ulaşabildiği yaygın bir başarı kazandı. Televizyon dizilerine, filmlere de konu oldu.

Savaş ve Barış’ın Türkçe çevirilerine gelmek istiyorum. Piyasada çok sayıda, farklı sayfa sayılarına sahip Savaş ve Barış çevirileri var. Sayfa sayısının üzerinde özellikle durmak istiyorum, çünkü Savaş ve Barış çok uzun bir eser. İş Kültür Yayınları baskısı 1800 sayfa civarında. Buna karşılık, özgün çeviri niteliği taşımayan, intihal edilmiş birçok çeviri var ki, bunların dilindeki sorunlar bir yana, çoğu tam metin bile değil. Okurun buna kesinlikle dikkat etmesi gerekiyor; altını çizmek istiyorum. Bunun dışında, Eserin özgün dili olan Rusçadan yapılmış çevirileri çok az sayıda; tam olarak üç çeviri bu koşulu sağlıyor.

Bunların birincisi, Can Yayınları’ndan çıkmış Zeki Baştımar – Nâzım Hikmet Ran çevirisi. Eski bir çeviri; ilk olarak Harp ve Sulh adıyla basılmış. Bu yeni baskı, Sabri Gürses’in editörlüğünde gözden geçirilerek hazırlanmış. İkincisi, İletişim Yayınları’ndan Leyla Soykut’un çevirisiyle çıkmış baskı. Rusça özgün metinden yapılmış üçüncü ve en yeni çeviri, İş Bankası Kültür Yayınları’na ait. Bu metnin çevirmeni, Tansu Akgün. Benim çok başarılı bulduğum bir çeviri.
Profile Image for Oguz Akturk.
290 reviews769 followers
July 23, 2021
Yıllardır hazırlamak istediğim ve yıllardır da yine benden yoğun şekilde beklenen "Tolstoy kitapları okuma rehberi"me hoşgeldiniz. Bu inceleme 20 küsür kitabın, pek çok makalenin, binlerce sayfanın ve sayısız içselleştirmenin ekranlarınıza bir öz olarak yansımasıdır.

Sadece 5-10 dakikanızı ayırıp bu incelemeyi sonuna kadar okuduğunuz takdirde belki de aylarınızı alacak Tolstoy okumalarınızı daha bilinçli yapabilir ve onun Rus edebiyatı için önemini anlamlandırma konusunda iyi bir yol alabilirsiniz. Daha çok okurun bu rehberden faydalanabilmesi için de bu incelemeyi paylaşabilirsiniz.

Doğum günümde arkadaşlarımla partilemek ve pasta yemek varken sizce neden Tolstoy'un ve kitaplarının daha iyi anlaşılabilmesi için bu yazıyı yazıyorum dersiniz? Çünkü biz okurlar, bazen bir yazarı okuduktan sonra yeniden doğmuş gibi hissederiz. Böylelikle farklı yazarların farklı kitaplarını okuya okuya aslında fark etmesek de benliğimizin doğum günü hediyesini vermiş oluruz. Peki Tolstoy'un benliğindeki "savaş ve barış"ları nasıl daha iyi anlayabiliriz?

Her zaman demişimdir, insanın içinde her gün olup biten savaş ve barışlar, dünyada olup biten savaş ve barışlardan daha kanlıdır, çetindir ve kalıcıdır. Her gün beynimizden Napolyonlar saldırır kalbimize ve yine her gün Aleksandrlar savunur kalbimizi yarım yamalak savaş taktikleriyle. Savaş fotoğrafçımız olan gözlerimiz de bütün bu duygu ve düşünce cephelerindeki savaşları kaydeder deneyim cehaletiyle. Peki Tolstoy bu denklemin neresinde?

Bizler gibi Tolstoy'un da içinde kopan "savaş"ları ve "barış"ları vardı. Hatta İtiraflarım kitabını yazdıktan sonraki Tolstoy, İtiraflarım kitabından önceki Tolstoy'a resmen savaş açmıştı. İtiraflarım kitabı bir nevi Tolstoy'un yeniden doğuşuydu, miladıydı ve benliğine karşı ilan ettiği ateşkesti. Bu ateşkesten sonra yazdığı İnsan Neyle Yaşar?'la, İvan İlyiç'in Ölümü'yle, Kreutzer Sonat'la, Diriliş'le ve daha nicesiyle hep kendi benliğine karşı açtığı savaştan sonra barışmanın yollarını aradı Tolstoy.

Çocukluk'ta samimi ve bilinçsiz isteklerle oldu, İnsan Neyle Yaşar'da ise bilinçli bir şekilde Tanrı'yı istediğini biliyordu. Sivastopol'de hakiki insanları öldürmek istedi, İvan İlyiç'in Ölümü'nde ise ölmek üzere olan bir insanın içindeki hakikatleri anlattı. Aile Mutluluğu'nda mutlu bir aile hayatı için evliliğin şart olduğunu, Kreutzer Sonat'ta ise evliliğin şeytani ve gereksiz bir şey olduğunu anlattı. "İnsan yedisinde neyse yetmişinde de odur" diyenlere karşı büyük bir savaş açan Tolstoy, yedisinde neyse sekizinde bile aynı Tolstoy olmadı.

Ne yazdı ki Tolstoy? Savaş ve Barış'ta bildiğiniz Napolyon'u konuşturdu, Anna Karenina'da her mutsuz ailenin neden mutsuz olduğunu anlattı, neredeyse her kitabında insanların içlerinde her zaman bir yerlerde gizli olan Tanrı'yı nasıl bulabileceklerini vaaz etti, fakir Rusların halinden daha iyi anlamak için tebdil-i kıyafetle onlar gibi giyinip evden kaçtı, hayatı boyunca Dostoyevski'yle, Turgenyev'le kapıştı ama onlarla birlikte dünyanın en iyi yazarlarından biri olacağını o anda bilmiyordu bile. Baştaki soruyu düzeltmek gerek o zaman: "Ne yazmadı ki Tolstoy?"

Sanki bugüne kadar okuduğumuz her yazardan bir parça bulabiliyorduk onun kitaplarında. Anna Karenina'sını okurken Gogol'ün Ölü Canlar kitabını, İvan İlyiç'in Ölümü'nü okurken Camus'nün Düşüş kitabını, Efendi ile Uşağı'nı okurken Erich Fromm kitaplarını, Diriliş'ini okurken Dostoyevski'nin Ölüler Evinden Anılar ve Kafka'nın Dava kitabını okuyorduk sanki.

Tolstoy'un olağanüstü şeylerle pek işi yoktu, o kendi inandığı olağanüstü Tanrı'yı insanlar için olağanlaştırmaya ve meşrulaştırmaya çalışan sıradan bir insandı sadece. İnandığı yolda yeri geldi Hristiyan kilisesine saldırdı ve sadece Hz. İsa odaklı bir yol izledi. Bunu yaparak bana hem Kierkegaard'ın kiliseyi dışlayan varoluşçuluğunu hem de Andrey Tarkovski'nin Andrei Rublev filminde olduğu gibi Rublev karakterinin Tanrı ile insanı barıştırmak için dünyaya geldiğini hatırlattı. En nihayetinde, Tolstoy'un kendi İsa'sını buluşundan önce yazdığı kitapları, İtiraflarım'dan sonra yazdığı kitaplarla hep savaş içinde oldu. İnançlı Tolstoy, şehvetperest Tolstoy'la; evliliğe düşman Tolstoy, aile müptelası Tolstoy'la; sakin ve çocuklu bir yaşamı isteyen Tolstoy, savaşlı ve zikzaklı bir hayatı savunan Tolstoy'la ömür boyu savaştı!

İsterseniz bütün bu yazdıklarımı ve diğer detayları bir video olarak da izleyebilirsiniz: https://youtu.be/bsTzvrg-Pi4

Benim önerdiğim mutlaka okunması gereken en önemli kitaplar sırası:

1- Çocukluk, Gençlik, İlkgençlik (İletişim Yayınları) (1852 - 1857)
2- Sivastopol ya da Kazaklar (İş Bankası Kültür Yayınları) (1855 - 1863)
3- Aile Mutluluğu (İletişim Yayınları) (1859)
4- Savaş ve Barış (İş Bankası Kültür Yayınları) (1869)
5- Anna Karenina (İş Bankası Kültür Yayınları) (1877)
6- İtiraflarım (Antik Yayınları) (1880)
7- Din Nedir? (Kaknüs Yayınları) ya da İncil’in Kısa Bir Özeti (1902)
8- İnsan Neyle Yaşar? (İş Bankası Kültür Yayınları) (1885)
9- İvan İlyiç'in Ölümü (Can Yayınları) (1886)
10- Kreutzer Sonat (İş Bankası Kültür Yayınları) (1889)
11- Efendi ile Uşağı (İş Bankası Kültür Yayınları) (1895)
12- Diriliş (İş Bankası Kültür Yayınları) (1899)
13- Hacı Murat (Can Yayınları) (1912 - 1917)

Ek olarak okuyabileceğiniz bazı biyografi ve eleştiri kitapları:
- Henri Troyat’ın Tolstoy biyografisi (İletişim Yayınları) (Kitapları okurken paralel olarak bu biyografiden ilerlenebilir)
- Andrzej Walicki, Rus Düşünce Tarihi
- Romain Rolland, Tolstoy'un Yaşamı
- Stefan Zweig, Kendi Hayatının Şiirini Yazanlar: Casanova, Stendhal, Tolstoy

Daha çok okurun bu rehberden faydalanabilmesi için bu gönderiyi paylaşabilirsiniz. Keyifli ve Tolstoy'un "savaş ve barış"ları arasında kendi benliğinizle savaştığınız ve barıştığınız meraklı okumalar dilerim.
Profile Image for Esma T.
542 reviews75 followers
July 6, 2019
Savaş ve Barış, Tolstoy'un en bilinen eserlerinden biri, hacmi ile de göz korkutucu bir kitap. Okumayı hep düşündüğüm ancak bahseden kimi görsem sıkıcı olduğuna değindiğinden okumayı göze alamıyordum. Ancak büyük yanılgı içindeymişim, bir macera romanı gibi akıcı değilse de sıkıcı olmadığı kesin. Hazmederek yavaş yavaş okuyunca sizi tam anlamıyla doyuran ve zihninizi çalıştıran bir kitap bu.


Tolstoy, Savaş ve Barış'ta 1805-1813 yılları arasında Napolyon'un Rusya'yı işgalini ve bu dönemdeki Rus toplumunu anlatıyor. Bu dönemi anlatırken de Rus toplumunu ve orduyu sosyolojik açıdan, birden çok karakterle birlikte inceliyor, okuru tam da yapmak istediği gibi, savaş, toplumsal olaylar, olayların ortaya çıkışı gibi konular hakkında düşüncelere sevk ediyor. Kitabı okumadan önce, "Napolyon Rusya'yı işgal emri verdi, ardından savaş çıktı" olarak kuracağınız cümle kitap bittikten sonra tamamen değişiyor, Napolyon'dan başka bir çok etkenin olayda rol aldığını ve özellikle de bu kadar büyük bir tarihi olayın bu kadar basit bir cümle ile açıklanamayacağını anlıyorsunuz.


Her birine ayrı roman yazılabilecek derinlikte karakterlerle dolup taşıyor ve sizi kendi hikayesine çekiyor. İlk başlarda karakter çokluğu ve isim benzerliği alışana kadar zorlasa da alıştıktan sonra karakterlerin gelişimi ve olayların ilerleyişine kendinizi kaptırıyorsunuz. Tolstoy, karakterlerle Rus aristokrasisinin durumunu bize sunuyor ve bunun yanında da karakterlerin etkileşimi ve yaşadıkları olaylar ile de tarih hakkında vurgulamak istediği neden-sonuç ilişkisini ve her şeyin görünenden daha karmaşık olduğu fikrini de ilmek ilmek işliyor kitaba.


Kısa sürede okunacak bir kitap değil Savaş ve Barış, sindire sindire okuyup, üzerine uzun uzun düşünülecek bir kitap. Eminim ki Tolstoy şuan düşündüklerimin yanında zihnime bir çok tohum ekti, zamanı geldikçe yeşerecekler ve ben farkına vardıkça mutlu olacağım bu kitabı okuduğum için.
Profile Image for Emre Turkmen.
90 reviews25 followers
April 13, 2020
Tolstoy’un bu kitabı ilk başta uzun ve yorucu bir eser olarak görünebilir. Ancak, kitabı okudukça kitabın boşuna Tolstoy’un başyapıtı olarak görülmediğini fark edeceksiniz. Kitapta anlatılan karakterlerin tamamına yakını maddi ve manevi anlamda değişimden geçiyorlar. Örneğin baş karakterler arasında yer alan Piyer Bezuhov’u ele alacak olursak: Piyer gibi eğlence ve sefahat düşkünü birinin nasıl ağır başlı ve sorumluluk sahibi birine dönüşebileceği çok yalın ve kusursuz bir anlatımla ortaya konmuş. Karakterlerin içinde bulunduğu ruh durumu ile Rus toplumunun genel yapısı son derece açık bir biçimde sergilenmiş. Savaş sahnelerini okurken Tolstoy’un epik anlatımı ile bezenmiş Rusya seferinin ayrıntılarına hakim olacaksınız. Bu harika eseri herkesin okuması gerektiği düşüncesindeyim😊👌
Profile Image for raShit.
378 reviews1 follower
January 11, 2019
"Tarih bize olaylar için sunulan bu mazeretlerin hiçbir genel anlamı olmadığını, haklarının farkına varmanın sonucu olarak insan öldürme, İngiltere'yi aşağılamak için Rusya'da milyonları öldürme örneklerinde olduğu gibi kendi içinde çelişkili olduklarını gösterir. [...] Bu mazeretler olaylara neden olan insanları manevi yükümlülükten kurtarır. Bu geçici amaçlar, önündeki rayları temizlemek için trene takılan fırçalara benzer: İnsanların manevi sorumluluk yolunu temizlerler. Bu mazeretler olmasa, bütün olaylar incelenirken kendini gösteren en basit soruya cevap verilemezdi: Nasıl oluyor da milyonlarca insan toplu olarak suç işliyor, savaş yapıyor, insan öldürüyor?"
Profile Image for Bilgen.
261 reviews18 followers
August 3, 2021
romanı 4 bölüme ayırıp değerlendirirsek; ilk bölümde romanda bol miktarda bulunan karakterlerin, zaman ve mekanın tanıtımı yapılıyor. giriş bölümü gibi düşünülebilir. 2. bölüm daha çok evlilik, aşk, aile konuları etrafında geçiyor. 3. bölüm moskovanın işgali ve savaş sahneleri bolca anlatılmış.ve son bölümde bütün konular ve karakterler nihayete erdiriliyor. son bölüm en sevdiğim bölüm oldu.
tolstoyun karakter, zaman ve mekan tasvirleri şahane. her şey gözünüzde canlanıyor. okumayı bırakıp pencereden dışarı baktığınızda dönem kıyafetiyle nataşının sokaktan koşar adım geçişini göreceğinizi sanıyorsunuz:) nikolayla birlikte gökyüzüne bakıp, sonsuzluğu anlayacağınızı...veya piyerle esaretten kurtulup hayatın anlamını tanrıda bulup, huzura ereceğinizi...bütün karakterler tek tek ruhumuza işliyor diyebilirim.
velhasıl yazın büyük çoğunluğunu nataşa, piyer , nikolayla geçirdiğim, harika bir klasik okuma oldu benim için:)
Profile Image for Neşe Kalyoncu.
48 reviews2 followers
February 3, 2018

*Birbirimizden ne kadar uzakta olursak olalım ,kalplerimiz çözülmez bağlarla bağlı.

* “Şimdi benim için dünya ikiye bölünmüş durumda.Bunun bir yarısında o,onunla birlikte mutluluk,ışık ve ümit var.Öbür yarısında ise o yok,onun yokluğuyla ile birlikte ümitsizlik,karanlık var.”

* “Biz sanıyoruz ki,alıştığımız yoldan bizi çekip aldılar mı,bizim için artık her şey bitmiştir.Oysa ki yenisi,iyisi asıl o zaman başlıyor.Hayat oldukça mutluluk da vardır.”
Profile Image for EGe.
147 reviews64 followers
November 26, 2020
Kitap ben okuduktan sonra iyi cilde ayrılmış, bu yılki challenge için yüzümü güldürdüler :)
Biraz pembe dizi eşliğinde Avrupa tarihi öğrenmek isterseniz güzel bir seçim bu. Ayrıca bir sürü uyarlaması var dizi, film. Kitabı okuduktan sonra bu şekilde gerçeğe dönüşmesi hoşuma gitti.
http://egecita.com/savas-ve-baris/
Profile Image for Fearless.
784 reviews104 followers
November 27, 2017
Savaş sırasında insan ilişkilerindeki çarpışmalar ve durulmalar...
Hem gerçek tarihi sahnelerin yer aldığı hemde insan ilişkilerindeki savaşları gordugumuz bu kitap olaganusuydu bence.
Rostovlarin baslarina gelenler, özellikle de Nataşa'bin büyük bir felaketten zorla kurtulmasi; Anatol'un bu kötülüğünü sonucunun ona nasıl döndüğünü görmek..
Elena gibi bir kadına tahammül eden Piyer'in sonunda arkadaşının eşi olacak kadını sevmesi ve sabredip karşılığını görmesi...
Prenses Mariya bağlı olduğu eve ve değişmeyeceğini düşündüğü hayatının nasıl bu olayla şekillendiğini ve hiç düşünmediği mutluluklara kapı açmalarını..
Savaşta yenilen Fransa ve zaferlerini yine eski yasantilarina ve mutluluklara dönerek kutlayan Ruslarin durumu...
Evet her yerden cepheli çok yönlü ve güzel kitapti.
Profile Image for Alp.
14 reviews
May 22, 2022
"Piyer'in şaşkınlığı neredeyse tamamen geçmişti; bununla birlikte eski özgürlüğünün sona erdiğini hissediyordu. Artık her kelimesinin, her hareketinin başında, vereceği hüküm dünyadaki tüm insanların hükmünden daha değerli bir yargıcın durduğunu hissediyordu."
T. İş B. Y., 2019, C.II, s.739.
Profile Image for Yucel Inanogullari.
69 reviews4 followers
February 12, 2022
Tolstoy, karakterlerinin duygularını, düşüncelerini ve ruh hallerini öyle ustalıkla tasvir ediyor ki, adeta bir manzara resminde ağaçları, kuşları kolayca seçebildiğimiz gibi gözümüzde canlanıveriyor. Kitabı bitirdiğimde, uzun süredir birlikte vakit geçirdiğim, aynı mekanlarda sohbetlerine kulak verdiğim dostlarımla vedalaşmak zorunda kalmış gibi hissettim. Bu duyguyu bu kadar yoğun yaşamama yardımcı olan usta çevirmen Sabri Gürses'e de saygı ve sevgilerimi iletmek isterim.
Profile Image for Mehmet Koç.
Author 27 books95 followers
November 20, 2016
Dünya edebiyatının en iyi romanı sayılan Savaş ve Barış, Leo Tolstoy'un başyapıtı olarak kabul ediliyor. Türkçede çok sayıda çevirisi olsa da, dönemin Maarif Vekaleti'nin Dünya Klasikleri projesi çerçevesinde, Nazım Hikmet (Bursa Cezaevi'ndeyken) ve Zeki Baştımar'ın 1940'lardaki çevirisi dil ve üslup açısından en başarılı olanı. Can Yayınları sonradan bu tercümeyi tam metin (1703 sayfa) olarak basmış.

Savaş ve Barış aslında bir roman değil, Tolstoy da bunu çeşitli vesilelerle belirtmiş. Esasen diğer kitapları bir yana, henüz yaşarken 'Tolstoyculuk' olarak bilinen ve çok sayıda takipçisi bulunan fikir akımının en belirgin hatlarıyla ortaya konulduğu bir başucu kitabı. Edebiyatın yanısıra tarih, tarih usulü, sosyoloji ve felsefe alanlarında Tolstoy'un mütefekkir yönünü görebilmek açısından da oldukça kıymetli.

Kitap temelde, 1805-1813 arasında Avrupa'nın içinde bulunduğu hercümerci, Napolyon'un Rusya'yı işgali, akabinde Borodino'da Rusları mağlup etmesine rağmen bir ay kadar sonra Moskova'yı zelil ve perişan şekilde terketmesini; ilaveten, dönemin sosyo-ekonomik yapısı ve uluslararası güç dengelerini, Rus toplumundaki burjuva-asilzadeler sınıfının gözünden ele alıyor.

En iyi Tolstoy biyografilerinden biri olan Rosamund Bartlett'in "Tolstoy: A Russian Life" kitabında belirttiği üzere; Tolstoy, Savaş ve Barış'ı toplam yedi yılda kaleme almış, adını üç sefer değiştirmiş, bazı bölümlerini 4-5 kez silbaştan yazmış; hatta kitaba o kadar ehemmiyet vermiş ki savaş sahnelerini anlattığı bölümleri yazabilmek için defalarca Borodino'daki savaş alanını giderek incelemiş.

Kitabı tamamlayıcı mahiyette, Bartlett'in Tolstoy biyografisini okumayı ve Moskova'da Kızıl Meydan'ın girişindeki 1812 Müzesi'ni görmeyi şiddetle tavsiye ederim.

Velhasıl, Savaş ve Barış, ve daha genel anlamda Tolstoy'un hayatı ve eserleri, 'Rus Ruhu'nu anlamak ve Rusya'yı daha iyi anlamlandırabilmek için halen daha gayet önemli bir başvuru kaynağı...
Profile Image for Caroline.
42 reviews1 follower
December 23, 2022
ilk kısmı kesssinlikle 5 yıldız ancak ikinci kısmı 3.5,3 falandı. bir kere tolstoy çok kendini beğenmiş. bazı fikirlerinin hiçbir temeli ve derinliği olmasa da ikinci kısım boyunca o kadar fazla bunlardan bahsediyor ki… ve sürekli kendini tekrar edip duruyor, üzerine de yeni bir şey eklemiyor. birçok kişi kitabın insan ilişkileri ile ilgili kısımlarını sevmiş ama ben özellikle savaş kısımlarından çok hoşlandım. tolstoy ikide bir araya girip boş boş konuşmasaydı daha çok severdim. biraz fazla teoloji konuşması vardı, özellikle piyer’in hikayesinin dönüştüğü hal hiç ilgimi çekmedi. bir de 1800’lerden, yani o yüzden çok fazla casual sexism var, özellikle son söz bölümündeki nataşa kısımlarında aklımı kaçırıcaktım çok saçmaydı. neyse sonuç olarak ben daha sefiller tarzı; kurgu kısımları güzel, kurgu olmayan kısımları yenilikçi, orijinal ve mantıklı bir şeyler beklemiştim, hayal kırıklığıydı o yüzden biraz. nerdeyse hiç politika yoktu. NEDENNN??? sonuç olarak bazı kısımları zayıftı ama iyi ki okumuşum en azından bir fikrim oldu.
Profile Image for Burak Alparslan.
15 reviews
November 2, 2017
"İnsan, genel olarak bütün insanlığın yaşayışına bağlıdır ve bu yaşayışı yöneten yasalara boyun eğer. Öyleyken aynı insan, kendini hiçbir bağla bağlanmamış, yani özgür hisseder. Böyle olunca halkların hatta bütün insanlığın geçmişteki hayatı nasıl ele alınmalı? İnsanların özgür bulundukları eylemler tümü olarak mı yoksa bağımlı bulundukları eylemler tümü olarak mı? İşte tarihin sorunu budur."
Profile Image for Kutluhan Polat.
58 reviews4 followers
February 23, 2021
Kitap tam 1 ayda ancak bitebildi. Araya neler girdi neler, bir an sonsuza kadar devam edeceğini dahi düşündüm ancak sonunda kütüphaneme koyabildim.

Ben Tolstoy'u "İnsan Neyle Yaşar?" ve "Anna Karenina" ile tanıdım. Bu kitabın Tolstoy'un elinden çıktığını sadece bu iki kitaba bakarak çok rahat söyleyebilirdim. Gerek karakterlerin yaşadığı çevre ve hayat tarzları, gerekse dil olarak kendi çizdiği edebi portresini korumuş.

Kitabın önsözünde 5 yılda tamamlandığını gördüğümde ve tarihi olayları doğru incelemeyi başaramayan tarihçiler hakkındaki görüşlerini sert sayılabilecek bir şekilde dile getirmesinden, bu kitabın dönemsel kurgu kitabı olarak kalamayacağını anlamam gerekiyordu. Yakın zamanda okuduğum "İki Şehir" kitabında, Dickens, kurgunun dışına çok taşmadan, karakterlerin başından geçenlerle beraber yaşanan tarihsel olayları öyle akıcı bir şekilde yazmıştı ki, Savaş ve Barış'ı onun yanında, tarihi olayları açık görüşlü bir tavırla betimleyen bir yazarın kitabında yer bulan bazı kurgusal olaylar şeklinde yorumlayabilirim.

Özellikle bu kadar emek ve zaman verdikten sonra, Tolstoy'un kariyerinin zirvesi olarak bilinen bir kitabın sonunun bir anda tarihi olayları teknik şekilde nasıl inceleriz başlıklı bir konu anlatım kitabına dönmesi açıkçası benim heyecanımı yok etti. 1800 sayfanın içerisinde, elinde bir çok imkan varken, son 25-30 sayfada yazılanları bir şekilde yedirmektense romana, hala devam edecekmiş gibi duran hikayeyi aniden sonlandırıp bu şekilde de kitabı bitirmesi çok yordu. Tabii ki de kalkıp, çoğu yazarın hayalini bile kuramayacağı derinlikte bir kurguyu, Tolstoy'un tarih aşkına kurban edemem ancak kendisi bunu yapmak için emek göstermemiş değil.

Karakterler, Anna Karenina'da ki olayların geçtiği çevrede ve benzer yaşam tarzına sahip insanlardan oluşuyor. Zaten Tolstoy'un bildiği hayat bu olduğu için başka türlüsü de beklenemezdi. Hasan Ali Yücel yayınları baskısında Fransızca ve Almanca olan yerler aynı şekilde bırakılıp, tercümesi dipnot şeklinde yazıldığı için, cümleleri sürekli kesmek, aşağıdan kelimenin anlamına bakmak ve tekrar kaldığım yeri bulmak zorunda kaldım. Bir süre sonra bunu yapmakta yatkınlık kazansam dahi, bu durumun, böyle uzun bir kitapta üst üste tekrar etmesi okuma zevkini etkiliyor.

Kitap bittikten sonra kendinizi sanki Napolyon'un savaşlarında yer almış, Rusya coğrafyasına hakim, çok zorluklar görmüş bir Albay gibi görmeye başlayabilirsiniz, normal, çünkü yazılsa ancak bu kadar detaylı yazılabilirdi yaşananlar.

Ben kitabın önem ve değerini kavramak ve klasik kitap kavramını dibine kadar hissettirdiğini yadsımamakla beraber, tek başına değerlendirildiğinde çok fazla tekrar eden görüşün olduğu, sürekli dipnot okutturması, akıcılığın ve merak uyandırıcılığın zayıf olması gibi hususları da göz ardı edemiyorum.

Her şeye rağmen şimdiye kadar okuduğum en kapsamlı kitaptı ve bende ayrı bir yer edinmiş durumda. Yine olsa yine girerim bu işin altına.
Profile Image for Özer Öz.
145 reviews11 followers
March 14, 2021
Kitap ile ilgili bir sürü yorum, yazı vs. var üstüne ben de çok yazmayıvereyim. Sadece roman seven ve düzenli okuyan birinin Savaş ve Barış'tan, ne uzunluğundan ne de ağırlığından korkmasına gerek yok. Anlaşılması zor bir kitap değil, aksine oldukça sürükleyici.

İletişim yayınlarından okuduğum çeviri bana hiç bir sorun yaşatmadı. 2 cilt yaklaşık 1800 sayfa, önsöz, sonsöz dahil.

Onlarca etkileyici ve unutulmaz sahneden oluşan kitapta Napolyon savaşları dönemi Avrupa'sı hakkında fikir sahibi olmak ile yarayabilir. İnsan aklına mıhlanan karakterler ve onların değişimi.

Tolstoy bir konuyu analitik olarak ıspatlayacağım, açıklayacağım dedi mi, onu soru işaretine mahal vermeden açıklar. Hatta bazen bu durum 1. dereceden 2 bilinmeyenli denklem çözümlerine kadar varır.

Tolstoy - Savaş ve Barış Cilt II s. 624 İletişim Yayınları

'Düşünür Tolstoy'u bilemiyorum ama sanatçı Tolstoy'dan etkilenmemek mümkün değil.'

Bence Borodino Savaşı'na giden yol Parma Manastırı'ndan geçiyor. Ya da şöyle diyelim; Pierre Bezuhov Borodino'ya katılmadan önce, Fabrizio del Dongo Waterloo'ya katılmıştır ve eş şapşallıktadırlar. Tolstoy'da savaş sahneleri için Stendhal'in Parma Manastırı'ndan etkilendiğini söyler. Okuyanlar bilir orda da kahrama Fabrizio Waterloo'ya katılmıştır. Burda da Pierre Bezuhov enteresan bir şekilde Borodino savaşına katılır. Şans eseri Parma Manastırı bu kitap için ön hazırlık oldu bana.

Borodino savaşı Napolyon savaşlarının en kanlılarından biriymiş. Napolyon'un Rusya seferi ekseninde Rus aristokrat sınıfının yaşadıkları...

Savaş, ölüm, entrika, tarih üzerine yoğun okuma ve sorgulamaların yer aldığı bir roman. Korkacak bir şey yok insan girince alışıyor.

Kitabın üzerine özet ve hatırlama niyetine BBC'nin War and Peace dizisini izledim, çok beğenmedim ama değerli bir yapım olmuş özellikle savaş ve diğer mekanlar ve kostümler için yardımcı oldu.
Profile Image for Faruk Yıldız.
15 reviews
May 12, 2026
Sonu hiç tatmin etmedi AMA bu kitabın amacı mutlu son veya mutsuz sonla bitmesi değil savaşın etkisini halkta bu kadar denli etkisinin çok güzel yorumlanmasının yanı sıra halkın savaşlar ve iktidar üzerinde bu kadar etkili olup zıtlıklar üzerine bu kadar güzel yorumlarını unutamayacağım.
Profile Image for Burak.
81 reviews1 follower
April 5, 2020
Fena değil. Napolyon overrated diyip onun etrafına da 1000 sayfa kitap yazmış üstad.
14 reviews
September 22, 2021
“Aşk ölüme engel olur. Aşk hayattır. Her şeyi, anladığım her şeyi sevdiğim için anlıyorum. Her şey sadece sevdiğim için var, her şey sadece sevdiğim için oldukları yerde. Her şey sadece ona bağlı. Aşk Tanrıdır be ölmek de benim için aşkın bir parçası, herkesin döneceği edebi kaynağa dönmektir.”
Profile Image for Musab.
233 reviews
October 10, 2019
Kitap iki yola ayrılmış bir şekilde ilerliyor. Bir yolda savaşı okuyoruz diğer yolda ise Rus sosyetesindeki gelişmeleri. Bu ikisinin paralel bir şekilde ilerlemesini ben sevdim.

Ölen insanlara tepkiler, yenilgilerdeki reaksiyonlar, göç ederken neler yaşadıkları bir diğer açıdan savaştaki insanların ruh halleri, ailelerini düşünmeleri, psikolojileri vs. bunları okumak çok etkileyiciydi. Bu yöntem ile bana göre Tolstoy çok daha gerçekçi ve vurucu bir etki bırakıyor okurda. Bir savaş filmi izlerken mesela sadece cephede geçen bir film bize pek bir etki yapmayabilir ya da yapsa dahi çok kısıtlı ve geçici olacaktır bu etki. Sosyal hayatı da işin içine katarsak vermek istediğimiz mesajı, yaratmak istediğimiz etkiyi daha güçlü bir şekilde veririz mutlaka. Bunun bu kitapta ustalıkla uygunlandığını söyleyebilirim.

Tolstoy’un muhteşem zekası, yaratıcılığı ve diliyle öyle bir yapıt ortaya çıkıyor ki sanki bir gizli kamera ile kitapta yaşananları tüm çıplaklığı ve gerçekliği ile izliyoruz. Özellikle Piyer üzerinden olmak üzere “hayatın anlamı nedir?” sorusuna cevap aranan kısımlar bu evrensel sorgulamayı bir kez de Tolstoy ile birlikte yapmamızı sağlıyor. Tolstoy’un hayatından izler de barındıran Piyer karakteri Tolstoy’un hayat görüşüne dair çok fazla mesaj veriyor. Bu kısımları okurken çok keyif aldığımı söyleyebilirim. Sosyal meselelere gelecek olursak dönemin insanlarının ilişkileri, hayata bakışları, kamuoyunun ortak değerleri, görüşleri açısından çok fazla bilgi veriyor. Savaşa, Napoleon’a, 1. Aleksandre’a veya askerliğe, zenginliğe, sınıf ayrımına yönelik düşüncelerini herhangi bir yönlendirme yapmadan okuyoruz diyebilirim. Askeri boyutta ise fazlasıyla Kutuzov sempatisi olduğunu çıkardım Tolstoy’un. Kutuzov’un almış olduğu kararlar ve düşüncelerini savunan bir dille yazmış gibi geldi bana. Romanın sonunu da çok güzel bağlamış. Ben fazlasıyla mutlu olarak kapattım kapağı. Özellikle de Piyer için.

Hepsinde Tolstoy’dan izler bulabileceğimiz onlarca karakter. Tarihin en önemli askeri vakalarından birisi olan Napoleon’un Rusya seferinden sahneler. Rus sosyetesine tutulan bir ayna. Güç, aşk, savaş, zenginlik, fakirlik, yalnızlık, arayış, felsefe, din hayata dair aklıma ne gelirse bu kitapta var.

Savaş sahnelerinde yapılan betimlemeler, karakterlerin gelişimi, karakterler aracılığı ile verilmek istenen mesajlar, bölümlerde kısa kısa, son bölümde ise detaylıca Tolstoy’un verdiği bilgiler, aktarmaya çalıştığı felsefesi, tarih bilimine bakışı çok etkileyici.

Yazım süreci, dili, tarihi bir olayı aktarış tarzı ve vermiş olduğu mesajlar vs. neresinden bakarsanız bakın olağanüstü bir kitap Savaş ve Barış ve ben bu kitabı okuduğum için çok mutluyum. Bugüne kadar da sayısız yazar, eleştirmen, insan tarafından da hakkı verilmiş bir kitap zaten. Hacminin kimseyi korkutmamalı. Sadece biraz sabırlı olmak gerek. Karakter sayısının çokluğundan gözü korkanlar da aynı şekilde hiç böyle bir önyargıya kapılmaya gerek yok. Belli başlı 10–15 kişi üzerinden olayların döndüğünü söyleyebiliriz.

Sonuç olarak 1700 sayfalık bir tuğlayı birsürü duyguyu bir arada yaşayarak tamamladım. Herkese tavsiye ederim.

https://medium.com/@mdeneyici5858/sav...
This entire review has been hidden because of spoilers.
Profile Image for Fatih.
102 reviews2 followers
December 21, 2020
Yazılabilecek en güzel kitaplardan biri. Kitaptaki her karaktere benden bir şeyler eklenmiş gibi. Kader, tanrı, ölüm, mana ve birçok aklımızı her daim kurcalamış şeyin ince ince işlenmesi var bu kitapta. Biz hiçbir işe yaramıyor muyuz olayların içindeyken, bize yaptırılıyor mu eylemlerimiz, kendimiz yalnızca kuklamıyız ve şunu merak ediyorum o dönemde Napoleon olmasaydı Fransa'nın başında savaş yine öyle mi sonlanacaktı? Benim çıkardığım sonuca göre öyle sonlanacaktı ancak emin değilim. Ayrıca Piyer Bezuhov sen büyük adamsın, senin vardığın ruh dinginligine varmak isterim.
Profile Image for G. İlke.
1,376 reviews
October 22, 2016
Bir dünya klasiği hakkında ne söylenebilir? Hep diyorum ya, klasiklerin klasik olmasının bir sebebi var. Bu zamana kadar okumamış olduğuma inanamıyorum, çok şey kaybetmişim. Ben İskele Yayıncılıktan okudum, çeviri gayet güzeldi. Mutlaka okunmalı.. =)
Profile Image for gökçen.
30 reviews
August 13, 2013
Her ne kadar beni dostoyevski kadar etkilemese de kitabın dili, betimlemeleri, olayları gerçek yaşantıyla verdiği benzetmeleri ve örneklemlendirmeleri akıl almayacak derecede güzellikte.
Profile Image for Veysel.
104 reviews2 followers
January 25, 2019
O sırada Moskova bomboştu. Henüz içinde insanlar vardı, eski nüfusun beşte biri oradaydı ama şehir bomboştu. Beyi uçup gitmiş, can çekişen bir arı kovanı gibi boştu.
Beyi uçup gitmiş olan kovanlar da hayat artık sönmüştür ama üstünkörü bakılınca o da ötekiler gibi canlı görünür.
Öğle sıcağında, güneşin ışığında, arılar beysiz kovanla etrafında yine öyle sevinçle dönerler; bal kokusu yine öyle uzaktan duyulur; arılar yine içine girip çıkarlar. Ama artık bu kovanda hayatın sönmüş olduğunu anlamak için onu şöyle bir gözden geçirmek yeter. Artık arılar canlı kovanlardakiler gibi açmamaktadır, artık ne o eski koku ne o eski uğultu vardır. Arıcı hasta bir kovana vurduğu zaman, eskiden olduğu gibi, iğnelerini tehditle kaldırıp kanat çırparak havada o canlı uğultuyu meydana getiren on binlerce arının elbirliğiyle, bir anda verdikleri karşılık yerine; boş kovanda tek tük vızıltılar yanıt verir ona. Kovanın ağzından eskisi gibi alkollü, ıtırlı bir bal ve ağu kokusu gelmez; oradan insanın yüzüne, dolu bir yerin ılık havası çarpmaz; oradan gelen bal kokusuna bir boşluk ve çürük kokusu da karışmıştır. Artık iğneleri havaya kalkık, saldırı trampeti çalan; ülkesini savunmak için ölüme hazır o eski muhafızlar yoktur; oradan artık emeğin, kaynayan suyun fokurtusunu andıran o düzenli sesi gelmez; düzensizliğin, parçalı ahenksiz gürültüsü duyulur. Kovana, bala bulaşmış, kara, uzunca gövdeli, hırsız arılar korka korka ve kurnazca girip çıkarlar içeriye; üstüne atılıp onu sokmaz, tehlikeden kaçınırlar. Eskiden, işçi arılar kovana yüklü gelir, boş dönerlerdi, şimdiyse boş gelip yüklü dönmektedirler. Arıcı, alt sürgüyü çeker, kovanın alt katma bir göz atar. Birbirlerine ayaklarıyla tutunup asılan, artsız arasız bir uğultuyla balmumu yoğuran, emeğin sakinleştirdiği işçi arıların dibe sarkan salkımı yerine, şimdi kovanda, dipte ve yanlarda, teker teker dolaşan cılız, uyuşuk arılar vardır. Sakızla tertemiz sıvanıp kanatlarla iyice süpürülmüş bir döşeme yerine, saçılmış balmumu parçaları, arı pislikleri, ayaklarını cansız cansız kımıldatan yarı ölü arılar, kaldırılmamış cesetler sürünmektedir.
Arıcı, üst kapağı açıp kovanın üst katını gözden geçirir; yumurtaları sıcak tutmak için gömeçlerin bütün aralıklarını tıkayan, saf saf arıların yerinde, çok ustaca yapılmış, çok karışık bir gömeç mimarisiyle karşılaşır; ama bu artık kızlığını kaybetmiştir. Her şey yüzüstü bırakılmış, kirletilmiştir. Kara, hırsız arılar, işçilerin arasına hızla, kurnazca sokulurlar; kurusu çıkmış, çelimsiz, adeta yaşlanmış işçi arılarsa, bu soyguna karşı koymayı akıllarından bile geçirmeyerek yaşamanın bile tadını kaybetmiş, isteksizce, ağır ağır dolaşmaktadır. Yabani arılar, eşekarıları, sığırsinekleri, kelebekler uçarken gelip kovana çarparlar. Ölü yumurtaların, bal dolu peteklerin arasından arada öfkeli bir vızıltı gelir; bir yerlerde iki arı içgüdülerine ve alışkanlıklarına uyarak kovanın içini temizlemeye kalkışırlar, ne yaptıklarını kendileri de bilmeden, bir eşekarısının ya da bir işçinin ölüsünü güçlerini aşan bir gayretle dışarı sürüklerler. Başka bir köşede, iki yaşlı arı tembel tembel birbiriyle dövüşür, üstlerini başlarını temizler ya da yaptıkları işin dostça mı, düşmanca mı olduğunu kendileri de bilmeden birbirlerini beslerler. Başka bir yerde bir arı kalabalığı, birbirlerini ezerek, bir kurbanın üstüne saldırır, onu boğarlar. Takati kesilen ya da ölen kurban, bir tüy gibi ağır ağır, yukardan kadavra yığınlarının üstüne düşer. Arıcı, yuvayı görmek için ortadaki iki peteği kaldırır. Eskiden orada, sırt sırta vererek sıkı, siyah bir daire oluşturarak doğumun sırrını gözetleyen binlerce arı vardı; şimdiyse arıcının gördüğü mahzun, yarı canlı, cılız birkaç yüz arıdır. Vaktiyle korudukları, ama artık var olmayan bu mabette çoğu, kendileri de farkına varmadan, can çekişir bir halde durmaktadırlar.
Displaying 1 - 30 of 83 reviews