Jump to ratings and reviews

Notes from Underground

In 1864, just prior to the years in which he wrote his greatest novels — Crime and Punishment, The Idiot, The Possessed and The Brothers Karamazov — Fyodor Dostoyevsky (1821–1881) penned the darkly fascinating Notes from the Underground. Its nameless hero is a profoundly alienated individual in whose brooding self-analysis there is a search for the true and the good in a world of relative values and few absolutes. Moreover, the novel introduces themes — moral, religious, political and social — that dominated Dostoyevsky's later works. Notes from the Underground, then, aside from its own compelling qualities, offers readers an ideal introduction to the creative imagination, profundity and uncanny psychological penetration of one of the most influential novelists of the nineteenth century. Constance Garnett's authoritative translation is reprinted here, with a new introduction.

136 pages, Paperback

First published January 1, 1864

Loading...
Loading...

About the author

Fyodor Dostoevsky

3,517 books79.6k followers
Фёдор Михайлович Достоевский (Russian)

Works, such as the novels Crime and Punishment (1866), The Idiot (1869), and The Brothers Karamazov (1880), of Russian writer Feodor Mikhailovich Dostoyevsky or Dostoevski combine religious mysticism with profound psychological insight.

Very influential writings of Mikhail Mikhailovich Bakhtin included Problems of Dostoyevsky's Works (1929),

Fyodor Mikhailovich Dostoevsky composed short stories, essays, and journals. His literature explores humans in the troubled political, social, and spiritual atmospheres of 19th-century and engages with a variety of philosophies and themes. People most acclaimed his Demons(1872) .

Many literary critics rate him among the greatest authors of world literature and consider multiple books written by him to be highly influential masterpieces. They consider his Notes from Underground of the first existentialist literature. He is also well regarded as a philosopher and theologian.

See also:
Russian → Фёдор Михайлович Достоевский
French → Fédor Dostoïevski
French → Fiodor Dostoïevski
Spanish → Fiódor Dostoyevski
Portuguese → Fiódor Dostoiévski

Ratings & Reviews

What do you think?

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
110,149 (42%)
4 stars
98,995 (37%)
3 stars
41,183 (15%)
2 stars
8,901 (3%)
1 star
2,878 (1%)
Displaying 1 - 30 of 769 reviews
Profile Image for B. Han Varli.
171 reviews125 followers
February 15, 2017


aşkı ilk defa yaşamak gibi, denizi ilk defa görmek gibi, dostoyevski'yi keşfetmek de insanın hayatında önemli bir tarihtir


her başladığım yeni kitapta daha iyi anlıyorum ben borges'in ne demek istediğini.

yüzlerce hikaye ile tanıştım, başka başka gerçekliklerin ve kurguların içerisine dahil oldum, ama hiçbir yazar ile, evet hiçbiri ile dostoyevski ile aramda kurduğum bağ kadar kuvvetli bir bağ kuramadım.

onu okurken zihnimde işlemeye başlayan mekanizma kadar özel bir pratiği hiçkimse ile sağlayamadım.

ya dostoyevski ile hiç tanışmamış olsaydım, kim bilir nasıl biri olurdum...

hiç aşık olmamak, deniz görmemek, hatta sevişmemek türünden bir yoksunluk, mahrumiyet durumu bence de bu.

kendi kendime söz vermiştim uzunca bir süre okumayacağım başka kitabını diye, onu tüketmek istemiyorum, kıyamıyorum okumadığım kitaplarına, daha başka bir bene saklıyorum sanki; ama, olmadı, bir şekilde yolum yine kesişti kendisiyle.

tüketmek ne haddime elbette, onu okuyarak tüketmiş değil, yüzeysel bir şekilde anlamış oluyorum en fazla zaten, o da ancak şanslıysam, okurken algım tam olarak açıksa filan...

marketten aldığın çikolatayı evindeki bir dolaba aktarmış olmak gibi bir şey dostoyevski okumak; düşünceleri zihinde bir yerlerde demlenmeye bırakmadan, verimli bir şekilde tekrar okuma yapmadan, dolaptaki çikolatanın kimyasal bağlarını kırıp bileşenlerini kendi kanında hissetmen mümkün değil.

bunu yeni yeni anlayabiliyorum.

ufaktan tekrar yolumun nasıl kesiştiğini anlatacak olursam,

ankara devlet tiyatrosu yeraltından notları oynayacaktı, ben kitap fuarından kitabını almıştım, derken, kendimi şöyle bir şeyin içerisinde buldum: tiyatro oyununa iki biletim var, birkaç saat sonra oyun başlayacak ve kitap da kitaplığımda!

kendimce bir iddiaya tutuşup oyuna kadar kitabı bitirdim.

çok acayip bir okuma deneyimiydi, gerçekten.

bir yere işsiz güçsüz kırk yıl tıksam sizi, kırk yıl sonra da ne durumda olduğunu görmek için yanınıza gelsem nolur? gibi bir soru ile muhatap oldum yüz sayfa kadar ve kafamı yere eğip utanarak okudum.

yn

ne olduğunu anlayamadan, özümseyemeden birinci perde ile de karşı karşıyaydım zaten.

oyunda dev eğlendim. zihnimde her şey taze olduğu için metinler akıp gidiyordu gözümün önünden, murat çidamlı sahnede tıpkı kitaptaki gibi seyircilere haykırıyordu ve ben cümle sonlarını tamamlıyordum.

ayrıca, tiyatro metninin çevirisinin ergin altay'a ait olduğuna da hemen hemen eminim!

kitabı okurken ilgimi çeken ilk şey ise, her zamanki dostoyevski tarzında bir kitap olmadığı yönündeydi yeraltından notların...

genelde ilgim karakterlerin tamamına yayılırken, bu kitapta adını bize bağışlamadığı tek bir kişiye, bay x'e odaklandım sadece.

ilginç bir şekilde bahsettiğim yoğunluğu kaldırabilecek kadar sağlam bir tipti ama karakterimiz. tüm gözler onun üzerindeyken, o gerçekten de sahneden hepimizin ağzının payını verdi. kahkahalar attı, sinirlendi, arzu dolu çıktı sesi yer yer ama hepsinin üstesinden hakkıyla gelebildi.

her sayfada ama her sayfada kırk yıldır yeraltında yaşayan birinin haykırışını duydum. gözlerim doldu bazı satırlarda, derin sorgulamaların içerisinde buldum kendimi, özetle, hislerden hislere koşarken onlarca şey öğrendim yine bir kitaptan.

hiç tanımadığım bir adam beni yine karşısına oturttu, bana beni anlattı; bizim iki yüzlülüğümüzü çarptı yüzüme.

geçenlerde biri roman okumanın faydasız bir eylem olduğunu savunuyordu bir yerlerde, kendisine iç rahatlığıyla bu kitabı gönderebilirim mesela: gogol'ün kitaplarından, oblomov'a, napolyon'dan almanlara kadar... neler neler vardı yüz elli sayfanın içerisinde, her göndermeyi yakalamış olduğumu da sanmıyorum.

tüm bunlar, mükemmel bir eleştirinin içerisinde yoğrulmuştu hem de.

tüylerim diken diken oluyor şimdi yazarken bu satırları size.

dostoyevski'yi tanımış olmak ne güzel şey, onu okumak ne büyük bir keyif!

çok az kitabı kaldı okumadığım. lütfen gelmeyin üzerime, oyunlar hazırlamayın, kitaplarını hediye etmeyin...

lütfen dedim!
Profile Image for Ümit Mutlu.
Author 73 books378 followers
June 28, 2011
"Kompleksli insanların komplekslerini ya körelten ya artıran, kompleksli olmadığını düşünen insanları ise kompleksli yapan, muhteşem ve acayip roman."

demişim, ilk okuduğumda. 2011 senesiydi o zamanlar ve ne ben bendim, ne de ben bendim. Geçenlerde Nadir Sarıbacak'ın harika bir şekilde canlandırdığı karakteri bir kez de sahnede izledikten sonra, yeniden okudum kitabı. Pek değişmemiş. Kitap yani. Ama hissettiklerim farklılaşmış. Onlar bana kalsın.

Bu metnin hakiki gücü, 150 yıl önce bile, günümüzde hâlâ yaşayan insanı, belki de bir çeşit disconnectus erectus'u bu kadar başarılı şekilde anlatabilmesidir. Kibiri, onun getirdiği sosyal fobiyi; sevilme isteğini ve sevilemedikçe gelen öfkeyi, kişileştirebilmesidir. Dostoyevski'nin büyük romanlarının habercisi olmasıdır.

Metnin eksiği ise, nedenlerine hiç girmemesi. Evet, bunlar var, böyle insanlar var, ama bunlar neden böyle? Çocukluğa inmek gerekiyor. O da Freud'a kalmış.

"..bırakmıyorlar, iyi olamıyorum..." bir haykırış ve çözümsüz, zira yeraltına bu kadar indikten sonra çıkmak bir hayli zor.

Girmeyin o kadar derine. Yaşamakla ilgili düşünmek yerine, direkt yaşamak gerekir; "büyük ve yüksek şeyler"e ancak o şekilde ulaşılabilir.
Profile Image for Pia G..
588 reviews311 followers
February 27, 2025
yeraltı adamı, toplumdan dışlanmış, pasif-agresif bir varoluşun sınırlarında dolaşan, içsel bir savaşla boğuşan bir figür. kitabın iki ana bölümü, bu karakterin zihinsel yolculuğunu iki farklı boyutta sunuyor. ilk bölümde felsefi ve psikolojik derinliklerde gezinip topluma, insanlara ve kendisine yönelik bir eleştiri sunuyor. ikinci bölümdeyse karakterin geçmişine yaptığımız bir yolculukla bu acı dolu içsel dünyanın nasıl şekillendiği anlatılıyor.

yeraltı, zihnimizdeki bilinçaltı katmanlarını ve toplumun, kuralların, normların altında sıkışmış, dış dünyaya uyum sağlayamayan ruhsal durumumuzu yansıtıyor. işte yeraltı adamı da akıl ve duygular arasında sıkışıp kalmış, kendini sürekli olarak toplumdan izole etmeye çalışırken onaylanma ve kabul görme arzusuyla mücadele ediyor. bu ikilemi onun özgürlüğe dair ilkel bir arayışının sembolü adeta. dostoyevski burada insanın özgür iradesiyle nihilist bir bakış açısı arasında sıkışmış olabileceğini ustalıkla resmediyor.
Author 2 books474 followers
Read
July 31, 2013
Okuduğum dönemde beni en çok etkileyen kitaplardan biriydi, pek çok şeyi sorgulamamı sağladı. Artık tartışmasız okunması gereken kitaplardan birisidir.
Profile Image for Oguz Akturk.
290 reviews785 followers
April 5, 2020
YouTube kanalımda Dostoyevski'nin hayatı, bütün kitapları ve kronolojik okuma sırası hakkında bilgi edinebilirsiniz:
https://youtu.be/0i9F0L1dcsM

Dostoyevski vs. Dostoyevski

Dövüş başladı. Kim yenecek? Raundların bitmek bilmediği bir zihin boksu izliyoruz. Hakem kim? O da Dostoyevski adında biri... Yeraltında gerçekleşen bu dövüşten kimsenin haberi yok, zira bu dövüş Dostoyevski'nin tam da beyninde gerçekleşiyor.

Aslında gayelerimize her zaman ulaşmayı istediğimizi belirten fakat zevkli olan kısmının ise gayelerimize hiçbir zaman ulaşamayacak olmamızı üstüne basa basa söyleyen bir dövüş. Aynı bir arabanın bir çizgi boyunca olmak üzere A noktasından B noktasına giderken her seferinde kalan yolun yarısını gidecek bir şekilde yolun sonuna ulaşmaya çalıştığında hiçbir zaman hedefine ulaşamayacak olması gibi.

Dostoyevski'nin kendisinin de dediği gibi ince otobiyografik detaylara ulaşıyoruz bu kitaptan kendisine dair. 40 küsür yaşlarında yazdığı bu kitapta önceki kitaplarını ses çıkarmamak olarak tanımlaması bu kitap ve akabininde gelecek kitaplarda nasıl cesur sesler çıkaracağını kanıtlıyor.

Çirkin olmayı kabullenmeyi, içinden geçen her şeyi çekinmeden yazabilmeyi, seçmemeyi seçebilmeyi, 19. yüzyıl insanının karaktersiz ve gerçekten aptal olmadan bir halt olamayacağını söyleyebilmeyi, 2x2=4 gibi basit bir matematik işleminden bütün matematik dünyasını, nicelikleri, kesin yargıları ve formülizasyonları sorguya çekebilmeyi başaran bir Dostoyevski vardı bu kitapta. Bize bir gün "nanik" bile deyişimizin formülize edilebileceğini fakat böyle olursa da bu hareketin samimiyetinin ve içerdiği sevgisinin hiçbir anlamının kalmayacağını belirten bir Dostoyevski.

Matematikle ve nesnel yargılara bu kadar kolay varılabilmesiyle, beyniyle ve yerin üstündeki bütün insanlara yöneltilen sorgulamalarıyla, gayelere hiçbir zaman tam olarak ulaşılmamasının insana vermiş olduğu saf zevkle, hasta, kötü ve suratsız bir adam olduğunu kabul etmekle aslında "Kimsin sen?" sorusuna verilebilecek her türlü cevabı vermeye çalışma uğruna sanki bir çocuğun emeklemeyi ilk öğrenmesinin zorluğu misali atılan adımlarla, güzel, yüksek, sistem gibi kelimelere ve soyut kavramlara verilen sosyolojik ve bireysel bazda öneme dair eleştirileriyle Dostoyevski tam olarak yeraltında kendi dünyasını karıncaların o yeraltındaki devasa ve muhteşem yuvaları gibi kurmuş diyebiliriz.

Matematik ve 2x2=4 hakkındaki görüşleri, her duygunun formülize edilebilmesinin ihtimali açısından düşündükleri konusunda aklıma gelen ve çok yerinde sorgulamalar içeren Türk bir arkadaşın videosunu sizle paylaşmak istiyorum, matematiğe karşı bakış açınızı değiştirebilir : https://www.youtube.com/watch?v=p06VH...

Ayrıca fark ettiğim bir detay olarak, Stefan Zweig'ın, Satranç kitabını Dostoyevski'nin Yeraltından Notlar'ı okuyarak yazmış olma ihtimalinin olduğunu düşünüyorum.

Yeraltından Notlar sayfa 36 : ...Halbuki karıncalar bu konuda bambaşka bir alemdir: Karınca yuvası denilen, temeli sonsuzluğa kadar yıkılmaz harikulade bir yapıları vardır. ...Fakat insan hercai, bir dalda durmaz bir yaratıktır ve belki de satranç oyuncuları gibi gayeyi değil, gayeye giden yolu sever.
Satranç sayfa 10 : Hayatım boyunca tek bir düşünceye saplanıp kalmış, monoman insanların her türü hep dikkatimi çekmiştir, çünkü bir insan kendini sınırladığı ölçüde sonsuzluğa da yaklaşmış demektir; özellikle dünyaya sırt çevirmiş gibi gözüken bu tür insanlar, özel malzemeleriyle kendilerine karıncalar gibi tuhaf ve gerçekten bir defaya özgü küçük bir dünya modeli inşa ederler.

Zweig Satranç kitabıyla Yeraltından Notlar'a bir selam çakmış olabilir. Zira karıncaların yeraltı dünyası da https://www.youtube.com/watch?v=lFg21... aynı bu linkteki videoda görülebildiği gibi çok şaşırtıcı detaylar ve muazzam güzellikte düzenlenmiş bir tasarım içermektedir.

Dostoyevski bize bu kitabında kendi beyninin nasıl yeraltındaki bir karınca yuvasının karmakarışıklığına benzediğini ve bu dünyanın kurulabilmesi uğruna emekle yapmış olduğu sorgulamalarını haykırıyor bize.
Profile Image for Burak  Candan.
118 reviews17 followers
January 28, 2023
Yeraltından Notlar, Dostoyevski'nin insanın absürt ve dizginlenemez doğasına meşruiyet kazandırmak adına bir itiraf biçiminde kaleme aldığı, bunu yaparken de yavaş yavaş varoluşçu felsefenin ilk manifestolarından birine imza attığı başyapıtı.

İlk bölüm, edebiyat tarihinin ilk 'yabancılaşmış' karakteri olan isimsiz protagonist'in, (yeraltı adamı) kendi 'yeraltı'nı, yani düşünsel ve ruhsal halini ortaya saçıp döktüğü bölümü oluşturuyor. Karakter burada, mutlak farkındalık ve akabinde hareketsizlik eşiğine geçişini, ahlaki ve entelektüel tutarsızlıklarını, mazoşist eğilimlerini itiraf ederek bunları meşrulaştırıyor. (Esasında Dostoyevski'nin bu bölümü, çağdaşı Çernişevski'nin rasyonel ütopik toplumun savunuculuğunu yapan Nasıl Yapmalı? (What Is to Be Done?) adlı romanını dalgaya almak; genel olarak ise, her şey gibi insan tabiatının da doğa kanunlarına, matematiğe indirgenebileceğini savunan 'determinizm'i yermek için kaleme aldığını görüyoruz.) Yeraltı adamı, bize insan ruhunun 'iki kere iki dört eder' kanununa uyarlanamayacağını, onun doğası gereği 'irrasyonelliğe' eğilimli olacağını anlatıyor. Ona göre bu saçmalık derecesindeki rasyonellik takıntısı insan hayatının anlamını da yok ediyor. Çünkü bile bile acı çekme iradesini elinden almak, insanın özgürlüğünü elinden almak anlamına geliyor. Zira, yeraltı adamı'nın kendi ağzından da bu çelişkili hallerin, ruhsal dalgalanmaların itirafını duyabiliyoruz. Nefretle doluyken birden yumuşayan, insanlardan tiksindiği halde onlara bağımlı olan, mutlu bir andan bile bir şekilde acı devşiren; gelgelelim bu durumları mutlak bir farkındalıkla seçerek bunlardan zevk alan bir insan buluyoruz karşımızda. Böylece varoluşsal sıkıntının somut bir ürününü; kuruntulu, takıntılı, irrasyonel ama aynı zamanda tam tamına gerçek insanı yaratıyor Dostoyevski.

İkinci bölümde ise, isimsiz anlatıcı bu ilk monoloğunun yansımalarını içeren bazı kesitleri paylaşıyor bizimle. Bu bölümde Dostoyevski, karakterin nezdinde bir bakıma insan zihninin dehlizlerinde gezintiye çıkıyor.

"Her insanın hatıralarında, herkese söyleyemeyeceği, ancak dostlarına açabileceği taraflar vardır. Hatta dostlara bile açılamayacak, insanın yalnız kendine saklayacağı sırları da bulunur. Bunlardan başka, kendi kendimize bile açmaktan çekindiğimiz konular da vardır ki, bunların sayısı şerefli bir insanın dağarcığında bile hayli kabarıktır. Hatta daha doğrusu, bunlar sahibinin haysiyeti ölçüsünde artar."

İşte tıpkı bu son seviyedeki şeyleri, yani insanın kendine dahi itiraf etmeye çekindiği, vicdanını uyutmak adına kendi kendine yalan söyleyerek geçiştirdiği o şeyleri ortaya saçıyor Dostoyevski. Olabilecek en dürüst satırları, en büyük zihinsel çıplaklığı verip ahlak anlayışımızı sarsmak istiyor. Bir nevi kendi ahlak sistemini yaratmayı dert ediniyor. Böylece aslında, sonradan Raskolikov ve Ivan Karamazov'da göreceğimiz o 'şeytani entelekt'in ilk şeklini yaratıyor yeraltı adamı'yla. En akılcı, hesaplı insanda bile bulunan o kestirilemez/irrasyonel yönü ifşa ediyor. Esasında Dostoyevski, eser boyunca kendisinden başka birini anlatmıyor.

**

Yeraltından Notlar, edebiyatın yanı sıra felsefe, psikanaliz, sosyoloji gibi alanlarda da yarattığı kırılmayla Dostoyevski dehası denen şeyin ne olduğunu apaçık ortaya koyuyor.
Profile Image for Baris Ozyurt.
969 reviews31 followers
April 15, 2018
“Daha bir gün önceden, ilk gelenin ben olacağımı biliyordum. Ama mesele bu değildi artık.

Ötekiler henüz gelmemişti; bize ayrılan salonu güçlükle bulabildim. Sofra henüz tamamlanmamıştı. Ne olabilirdi acaba? Epey soruşturmadan sonra garsonlardan, yemeğin beş değil, altı için ısmarlandığını öğrendim. Büfedekiler de aynı şeyi tekrarladılar. Daha fazla sormaktan utandım artık. Henüz altıya yirmi beş vardı. Saati değiştirdilerse bana da haber vermeleri gerekirdi, posta diye bir şey var; beni hem onlara, hem de… uşaklara karşı ‘rezil’ etmemeliydiler. Oturdum; garson sofrayı hazırlamaya başladı, o yanımdayken içime büsbütün acı düştü. Salonda lambalar yandığı halde altıya doğru mum da getirdiler. Ama garson, ben gelir gelmez bunları getirmeyi akıl etmemişti. Bitişik salonda ayrı masalarda, asık suratlı, hırçın tavırlı iki adam hiç konuşmadan yemek yiyordu. Öteki salonların birinden gürültüler, hatta haykırışlar geliyordu; kötü bir Fransızcaya karışan kahkahalara, birtakım bağrışmalara bakılırsa kadınlı erkekli bir yemekti. Fena halde bunalmıştım. Bu derece tatsız durumları pek yaşamadığımdan olacak, saat tam altıda hepsi birden çıkagelince ilk anda, sanki karşımda kurtarıcılarım varmış gibi sevindim; az kalsın gücenik bir tavır takınmam gerektiğini unutuyordum.”(s.77)
Profile Image for Tourniquet Secretworldbooks .
191 reviews12 followers
July 28, 2016
Yeraltından Notlar bitti. Aman Allahıımmm mükemmeldi. Dostoyevski'nin kalemiyle daha önce tanışmıştım zaten ama bu kitap benim alışkın olduğum Dostoyevski dilinde değildi. Çok sevdiğim, klasik denilince benim aklıma gelen ilk yazarlardan. Yazarla tanışmak için ilk kitap arıyorsanız bu kitabı öneririm. Hatta klasik okumaya başlamak için ilk kitabınız olabilir.

Kitabı okurken sürekli aynı şeyi düşündüm; Nasıl da hiçbir şey değişmemiş. İnsanlar hala aynı şekilde ve tek düzeliğe, yalakalığa, mevkii için, para için birilerine yaltaklanmaya, karşı gelenleri nasıl dışlayabilidiklerini hatta yok sayabildiklerini gördüm. Aslında iyi olarak kalmaya çalışan, etraftaki insanların düzenine uymayıp kendi düzenini kuran bizlerin, hepimizin Yeraltında yaşadığımızı fark ettim. Ve o zaman bile kimse tarafından anlaşılmayan, etrafındaki insanlardan kendini soyutlayan birinin kitaplara sarıldığını öğrendim.
19. yy Dünyasından bu zamana kadar değişen tek bir şey olmuş, Yeraltında yaşayanların sayısı artmış. Belki bir gün birbirimize rastlarız...
Profile Image for reva:):.
35 reviews6 followers
August 8, 2026
“Şüphesiz böyle bir duvarın hakkından gelmeye gücüm yetmezse boşu boşuna yırtınacak değilim, ama karşımda gücümün yetmediği bir taş duvar var diye büsbütün boyun eğmeye de razı olamam.”

Suratıma tokat yemiş gibi hissettiğim kitapları seviyorum. Sadece kitabı bitirmiş olmam, bitirmiş olduğum anlamına gelmiyor; ömrüm boyunca bir yüz kere daha okurum sanırsam. Dostoyevski, zihnimde hala konuşmaya devam ediyormuş gibi hissettiriyor, sağolsun. Şikayetçi miyim? Asla.
Profile Image for trestitia ⵊⵊⵊ deamorski.
1,606 reviews463 followers
January 31, 2017
EDİT:

Yüzyüzeyken Konuşuruz'ın Adam şarkısı ne zaman çalsa aklıma bu kitap gelir.

EDİT BİTTİ:


şimdi benim boş konuşmamı bi kenara,,, başlamadan bırakırsak kitabın yaklaşık son bir buçuk sayfasını, yani son paragrafını kitabın yorumu olarak almalısınız; üslub, içerik, tema, biçim, kaygı,amaç vd. ekseninde anlayacaklarınızın daha yararlı olacağını düşünüyorum.
bitti o zaman :3

hemen gidin ve baş ucu yapın diyeceğim, önce bir çıkıntılık yapmam lazım.
sizlere yalvarıyorum, bir kitabın hangi eksen etrafında döndüğüne bakmadan alıp okumayın. bunu hep kendinize uyan kitapları okuyun anlamında söylemiyorum, alın, okuyun eleştirin ama sırf sizi yansıtmıyor, sizi açmadı, anlayamadınız diye kitabı, karakter(ler)i ve düşünceleri yerden yere vurmak oldukça kaba ve adice bir davranış benim nezdimde. dediğim gibi, okuyun, eleştirin, basın birleri sıfırları, sevmeyin ama içerik 'siz' değilsiniz diye faşistlik yapmayın rica ediyorum. sonuçta bu kitabı okuyup kendini gören, bu kitap benim aq diyen, bu kitapta türlü şeyler hisseden insanlar var ve siz o insanlara adi ve kaba davranmış oluyorsunuz böyle yaparak. lafım meclisten dışarı ayrıca, iki ecinni tarafından kitapla ilgili konuşurken böyle bi yorum/yerme aldım ve belirtme ihtiyacı duydum.
sinirlendim pardon.
teşekkürler.


çeviri: şimdi ben okuyorum, ama bi yandan da allah allah diyorum, bu dostocuğum olamaz. dosto böyle yazmaz. böyle bi' cümle yapısı, bu kelime seçimleri; düşünceleri ve fikirleri dile getiriş biçimi dosto olabilemez. okudukça garibime gitti sanırsın kubrick filmine sıkışıp kalmışım. ZATEN HATIRLAMIYORUM O AYRI Bİ' KONU. 'acaba ben dosto değil başka bişi mi okudum bu zamana kadar' diye şüphelere düştüm, ki bu romancık dostoyevski'nin dosto olduğu romanmış. ulan dedim, rus aslından çevirmişler, ithaki hani sevdiğimiz bir abimiz ama bazı (özellikle sci-fi) çevirilerde aşırı gömenler var. çevirmenleri tanımıyorum amanın.
ve ben de her bilinçli takıntılı okur gibi, tabi ki iş bankası yayınlarını indirdim. hemen ardından ingilizce bir edisyon indirdim hani nooolur nolmaz. başladım hasbinallah çektiğim yerleri karşılaştırmaya.
baktım ve gördüm ki ay bildiğiniz dosto yazmış. tabi benim okuduklarımla bir problemim yok, gayet bayıla bayıla okuyorum, sadece biri elime verse metni 'ay dostocuğum bu' diyemem. bana da öyle gelmiş olabilir, size de gelirse şeetmeyin.
yani çeviri güzel. bildiğiniz güzel.

ha ben tabi ithakiden hiç şikayetçi olmadığım için alırken dikkat etmemiştim.

sadece genel dipnotlar değil çeviri notları da çok tatmin ediciydi. sayfa tasarımı çok iyi ve font büyüklüğü idealdi. hasrettim böyle bir şeye.

dediğim gibi son paragraf, yorum. kitap öyle "güzel ve yüce" ki anlatılmamalı. yalnızca kendimle ilgili biraz laf kalabalığı yapıp gideceğim.
bitti yani.
selametle................

nys ne zamadır dostocuğumu okumuyorum?
'bayaaa'dır.
şaştım mı?
feci.
ama niçin?


şöyle bir şey var; ekşide bir yazarın "dünya klasiklerinde ruslar bu listeyi sikip atmıştır" diye bir lafı vardır, haklıdır. ve ben ciddi anlamda en son, özellikle ruslardan (yasenin hariç, şiir o) ve klasiklerinden kimi okuduğumu hatırlamıyorum. ki ben daha vitaminken okuduğum için klasikleri, ne cüretleyse, ancak az çok hatırladıklarımı ekleme teşebbüsünde bulundum buraya. durum o kadar vahim, hatırlamıyorum ben rus edebiyatı falan, zaten bu '..lip atılmış' liste kabarık hani ve dosto'nun her kitabı da bu listede,,, içler acısı. gerçekten ruslar ve dostoyevskiciğim nasıl klasiklerdeki yerlerini böyle yerleştirmişler pek bi fikrim yok. kitabın alt metni var bir yandan, kitabın ben olması var öteki köşeden. en önemlisi bu 'dosto mu okuyorum lan ben' dediğim durum var.
tüm bunları birleştirin, dostocuğumu okurken uykumun gelmesi de, kitabın uzun sürede bitmesi de ve benim şaşmamın feci olması da oldukça olağan.


işin aslı ben yeraltından notlar'ın böyle olmasını beklemiyordum, yani kendimi böyle bulmayı, vallahi. yıllardır listemde top3'tedir belki ama bi' gitmez elim. hani adına falan bayılıyorum böyle 'allam okusam da ben olsa noooolur' diye dualar ediyorum kitabı görünce, dostocuğum biriciğim benim ama gitmiyor el klasiklere (klasiklerin fazla "düzgün" olmalarından dolayı sanırım asdfasdf). kitabı da araştırmamışım hiç malım çünkü. nys bir arkadaşım iş bankasından okurken, 'iko bu kitap aynı sen :D' diye mesaj atmış, ben 'hayırdır' dedim 'kanka nefret dolu gıcık bişi oku bence xdxdxd' diye pişkince yazıyor, ben de üffleyip 'ok' yazdım ama unuttum ben bunu.
zaman sonra bi baktım ithaki göynümü çelmek için yeni bi dizi çıkartmış hemen almaya giriştim diziyi. fiyatlar da uygun. sonra bunun arka kapak yazısını- 3 cümlesini gördüm, aklıma arkadaşımın dediği geldi, attım sepete.
yüzyıllar önce "werther'in acıları"nı sırf adı güzel diye telefona atma kararım kadar güzel bir karardı. (çünkü goethe dosto'yu bende döver, neredeyse, öyle deyim anna sen)

bir manyak olarak, şunun gibi bir durumu çok sık yaparım. detaylara boğulmayı, olmayanı çıkartmayı, eserin sahibi duysa 'lan yok saçmalama enayi' diyeceği şeyleri saçmalamayı seviyorum ve bu kitap şahane bir altlık bunun için. bi' de üstüne kendimi buldum mu tamamdır. durduramazsınız. altını çizmediğim satır, ayırmadığım kesit, not olmadığım sayfa yok. gerçi dostocuğum bize çok fırsat bırakmamış ama kesinlikle tek seferde okunacak bir kitap değil.

kişisel gelişim mi, al kişisel gelişim. ciddiyim. dosto'nun değinmediği konu yok neredeyse (bazılarını yakalamak gerekiyor) (allahıııııııııım bi de bunları nevroz anlarında tirat misali yazmış, ay ay ayyy! diye diye bağrıma bastım kitabı her bu tarz bölüm bitince :3, tabi uyuyakalmamışsam asdfasdf). anlatıcının "yeraltı" metaforu çok önemli, bu anlamak için kitabı iyi okumak gerekiyor, camus'un yabancısı gibi (ki camus dostoyevskiden çok etkilenmiş bir yazarmış) bir metafora sahip bence. yanlış yapıp "niye yaptı" diye sormaktansa "neyi yaptı?" sorgusunun daha doğru olduğunu düşünüyorum bu kitap için. belirtmeden edemiciğim, edebi kaygıları bir kenara bırakıp kitabı 'sevmek' isterseniz, başta dediğim bu faşizmi göstermemeniz biraz zor çünkü zaten dostoyevski de bunu anlatıyor kitabın içinde, çok ulvi bir üslubla da alay ediyor hani asdfasfd. çünkü bir okuyucu olarak kitaba soyunmak istiyorsunuz ve o çatır çatır sizi -tabiri caiz değil- düzüyor. çıkıp beyaz yaka eleştirme edebiyatı(!) yapan- aslında tembel protest abiden öteye gidemeyen bir takım insanların kitabı değil (o güne uyarlarsanız), aksine eşoğlueşekler gibi evrensel, jüpiterde bile geçerli!
gerçek hayatta anlatıcı gibi birini bulsam yemin ediyorum kaçırır ve benim olmaya mecbur ederim (sapığım çünkü).

bu kitap benim ütopyam.


son olarak; ithaki'nin ilk sayfanın altına iliştirdiği "bu bir yeraltı edebiyatı kitabı değildir" cümlesi kimin aklına geliyorsa öpüyorum alnından.

bi' yeraltına inmediğim kalmış
selametle
iko
Profile Image for Eylül Görmüş.
874 reviews5,707 followers
July 8, 2023
Dostoyevski külliyatını tamamlama serüvenim Yeraltından Notlar ile sürüyor. Burada da yazdım zaten, kendisinin erken dönem romanlarını biraz yabancılaşarak, biraz zorlanarak, biraz içine giremeyerek okudum ama bu kronolojik yolculukta sonunda beklediğim sapağa geldim; sene 1864. Sibirya'daki kürek mahkumluğu (bu arada o dönemki hatıralarından devşirdiği Ölü Bir Evden Hatıralar da nefistir) sonrası artık yavaş yavaş eski romantik karakterleriyle vedalaşan ve bambaşka metinler yazan bir Dostoyevski doğacak, her ne kadar yazıldığı dönemde kıymeti anlaşılamamışsa da Yeraltından Notlar da o yeni Dostoyevski'nin aslında kendini ilk gösterdiği kitap, ki zaten hemen ardından Suç ve Ceza gelecek.

Kıymeti zamanında anlaşılamamış çünkü epey örtülü bir roman bu, son sözde Joseph Frank da zaten yazarın bir daha bu kadar "kapalı ve dokundurmalı" bir roman yazmayacağını söylüyor. Fakat malumunuz, zaman içinde bu kitabın ne söylediğine dair çokça kafa yoruldu ve "yeraltı adamı" bir tipolojiyi tarif etmek üzere bir tanım ve kalıp olarak kullanılır oldu.

Kötücüllüğünün farkında olan ve hatta bu karanlık tarafından haz duyan, yaptıklarının sorumluluğunu almak gibi bir derdi olmayan, eylemsizliğini kabullenmiş, öfkeli, sevilmeyi de sevmeyi de bilmeyen, belki artık bugün dinamiklerini büyük ölçüde çözdüğümüz, üzerine çokça yazılıp çizildiği için bize çok tanıdık gelen "yeraltı adamı"nı ilk kez tüm tutarsızlıkları ve karmaşasıyla ortaya koyuyor yazar. (Bundan beş sene önce yazdığı Stepançikovo Köyü ve Sakinleri'nin boğmak istediğim unutulmaz karakteri Foma Fomiç'te yeraltı adamının ham bir yansımasını gördüğümüzü söyleyebilir miyiz? Bence söyleriz.)

Neyse, uzun uzun yazmayacağım, zaten üzerine çokça konuşulmuş bir kitap bu; malumunuz oyunlara, filmlere filan da konu oldu kendisi. Anlattığı yeraltı adamını sevmek pek mümkün değil (ancak entelektüel ve ahlaki çelişkilerini böyle dürüst şekilde itiraf ettiği için belki kendisini takdir etmeliyiz) ama bunu yazdığı için Dostoyevski'yi çok sevmek anlaşılır ve doğal bence.

Şimdi sırada 20 sene önce okuduğum Suç ve Ceza'yla tekrar buluşmak var. Çok heyecanlıyım.
Profile Image for Ebru.
95 reviews33 followers
July 1, 2016
Kitaptan notlar:
- Medeniyet neyimizi yumuşatmış? Medeniyetin insanda duygu çeşitlerini artırmaktan başka işe yaradığı yok. Duygularının çeşitlenmesiyle insan işi kan dökmekten zevk almaya kadar varabiliyor.
- Arzunun akılla el ele vereceği gün hepimiz isteklerimize değil, aklımıza hizmet edeceğiz; çünkü aklımız başımızdayken manasız bir şey isteyerek kendimize bile fenalık yapmamıza imkan yoktur.
- Hiç değilse insan, bu iki kere ikiden daima ürkmüştür; ben hala ürküyorum. İnsan bütün ömrünü iki kere iki peşinde geçirir, bu uğurda denizler aşar, hayatını harcar, fakat yemin ederim, arayıp gerçekten elde etmekten korkar.
- Okumak bana uygun tek dış etkiydi.
- Bir kadının yaşadığı hayattan kurtulması için bir kurtarıcı-beyaz atlı prens beklemesi onursuzluktu.
- Sevginin bulunmadığı yerde aklı da aramam.
- Kolay elde edilmiş bir saadet mi, yoksa insanı yücelten ıstırap mı iyidir.
- Bizi tek başımıza bırakın, elimizden kitapları alın o saat şaşkına döner, ne yana gideceğimizi, kimden yana çıkacağımızı, kimi sevip, kimden nefret edeceğimizi bilemeyiz.

* Bu kitap benim için ilkler kitabı. Daha önce hiçbir kitabı bitirdikten hemen sonra tekrar okumadım ve hiçbir kitabı elimde kağıt kalemle ders çalışır gibi okumadım. Okuduğum ilk Dostoyevski. Biraz geç kaldım evet ama açıkçası Dostoyevski okumaktan korkuyordum. Yani gerçekten bildiğiniz korkuyordum. İnsan Dostoyevskiden korkar mı yahu.
* Karakterin hezeyanları, öfkesi, kendini soyutlaması, kitabın betimleri insanı gerçekten içine çekiyor. Karakterin psikolojik tasvirleri çok güçlü, iki duyguyu birden yaşatabiliyor. Bazı yerlerde çok kızdım ama bazı yerlerde de duygulanmadım değil. Özellikle Liza ile olan diyaloglarda.
* Velhasıl Dostoyevski büyük adam.
* Herkese bol okumalı pazartesiler :)
#nowplaying- Denmark+Winter- Every breath you take
Profile Image for Hümeyra.
52 reviews22 followers
February 26, 2020
Birçok kişinin bu kitabı öve öve bitirememesi kitabın daha okumadan gözümde devleşmesine neden oldu. peki aradığımı buldum mu ? Nispeten evet.
Fakat bir kitabı henüz okumadan hakkında bunca güzel şey duymak kitabı bitirdiğimde içimde tuhaf bir tatminsizlik hissi bırakıyor, bu yüzden okumadan önce kitap hakkında hiçbir şey duymamayı yeğlerdim :)
Bu söylediklerim kitabı sevmediğim anlamına gelmiyor tabii, birçok yerin altını çizip postitlediğime göre sevdim :)
İlk kısım olan yeraltında Dostoyevski'nin bazı konulardaki hayat görüşlerini okuyoruz, sevdiğim yerler bir hayli fazla ama beni yoran yerleri de yok değil. ikinci kısım olan 'sulusepkene dair' olay akışı olduğu için daha akıcıydı.
Profile Image for Yalın.
Author 2 books35 followers
May 28, 2017
Uzun zamandır okuduğum en güzel roman. Borges'in şöyle bir sözü var: "Aşkı ilk defa yaşamak gibi, denizi ilk defa görmek gibi, Dostoyevski’yi keşfetmek de insanın hayatında önemli bir tarihtir." Yeraltından Notlar, Karamazov Kardeşler ve Budala'yla beraber tam da bu edebiyat aşkı yaşatan romanlardan. Kitabın değerini çoksatarlarla kıyaslamak mümkün değil; yazar da bize soruyor: "Kolay elde edilmiş bir saadet mi, yoksa insanı yücelten ıstırap mı daha iyidir?"
Profile Image for Mustafa Şahin.
463 reviews105 followers
January 13, 2018
Dostoyevski'nin şu ana kadar okuduğum eseleri içerisinde resmi olmasa da kendisiyle (ve doğal olarak okuyucunun kendisiyle) en ağır ve ciddi şekilde uğraştığı kitabıydı Yeraltından Notlar. İnsan olarak biraz aşağılık mahluklar olabiliyoruz, evet.
Profile Image for Ahu Kader.
114 reviews10 followers
June 29, 2015
Böyle kendi kendi ile konuşan, psikolojiyi ve insanlığı irdeleyen eserler yoruyor beni. Kötümuydu? Hayır degildi. Ama benim ruhum bunalıyor.
Profile Image for Flybyreader.
719 reviews218 followers
December 17, 2020
“Fakat insan nereye gider? Hedefe her yaklaştığında bir korku kaplar içini. İnsanoğlu hedefine yürümeyi sever; varmayı değil.”

Üçüncü kez okuyorum ve bu klasik favorilerimden biri olmayı başaramadı. Kötü diyemem ancak yazarın aman yarabbi bu neydi böyle yaygarasını hak edecek bir kitabı da değil. Suç ve Ceza, Karamazov Kardeşler gibi eserler varken bunun başyapıt olarak adlandırılmasını da hala anlayamıyorum. Metaforik bir yeraltından düşünce ve hislerini monolog halinde okura ileten bir adamı dinliyoruz bu kitapta. Ancak adını da bilmediğimiz bu adamla bağ kurmakta fazlasıyla zorlandım. Ahlaki değerlerden bahsedip çevresindeki insanları en kötü, en çirkin ithamlarla yargılarken, yerin dibine sokarken kendine dönüp bakmaması gerçekten ilginç. Belki de klasik romanlar arasındaki en itici, en sinir bozucu karakterlerden birini yaratmış usta yazar. Kendi zekasından, bilgisinden o kadar emin ki “hayatım boyunca şöyle bir kaç kişinin suratına tokat atmadığıma da çok üzgünüm,” diyor kalkıp. Senin de birkaç tane yemen lazım, orası kesin. Bu bilmişliğin arasına karmakarışık birkaç felsefi söz, “derin” görünecek birkaç ifade ve alaycılık sıkıştırarak kendi zayıflığının, cehaletinin, komplekslerinin, bastırılmış bütün travmalarının ve toplumsal dışlanmışlığın hıncını kusuyor. Sev ya da nefret et tarzında bir karakter bu ve ben okurken kendimi sinir olmaktan alamadım. Yazım ve üslubu ise Dostoyevski için fazla yavan buldum. Yazarın “Öteki” adlı romanı bence bu kitabın benzer niteliğinde ancak bir gömlek üstü bir özellik taşıyor. Tiyatro, sinema gibi platformlara defalarca uyarlanan kitabın gereğinden fazla abartıldığını düşünüyorum artık.
Profile Image for Peri Kitapları.
138 reviews1 follower
October 29, 2014
"Şöyle bir düşünün bakalım, bizler "canlı olmanın" nasıl ifade edildiğini bile bilmiyoruz.
Kitaplarımızı elimizden alsalar, ÖYLECE ORTADA KALAKALACAĞIZ.
Sonra da kimi sevip kime kızacağımızı, kimden uzaklaşıp kime yaklaşacağımızı , hiçbir şeyi bilemeyeceğiz..." ( sayfa 142)


142 sayfalık bu eser bitti ama böyle sıkı bir kitaba bitti demek yanlış olur.

Evet çok akıcı ve DOST-O nun içini adeta boşalttığı bir eser olmuş.

Kızdım kendime neden bu kadar okumak için beklemişim diye...

Sonra dedim ki her kitabın bir okunma zamanı vardır ...
Profile Image for Çağdaş T.
175 reviews291 followers
September 15, 2015
.. sözünü ettiğim o garip zevkin özü de bu soğuk bu çirkin yarı ümitsizlik ve yarı inançta, üzüntüden kendini şuurlu olarak kırk seneliğine yeraltına gömmede, mahsus tertiplendiği halde durumun pek içinden çıkılmaz olmamasında, İÇE İŞLEMİŞ AMA BİR TÜRLÜ TATMİN EDİLMEYEN O ZEHİRLİ ARZULARDA, KESİN OLARAK VERİLEN KARARLARLA HEMEN ARDINDAN DUYULAN PİŞMANLIKLAR ARASINDAKİ HUMMALI DURAKSAMALARDADIR işte.

o kötü halinize rağmen başka türlü olamayacağını, tek bir kurtuluş çaresi bulunmadığını, artık değişemeyeceğinizi, hatta bunun için zamanınız, inancınız olsa bile kendinizin istemeyeceğinizi anlamanın zevkidir. Ayrıca değişmek isteseniz de fark etmezdi, zira sizin için başka yol kalmamıştır muhtemelen.

Zaten hayatımda kimsenin yüzüne doğruca bakamaz, hep bakışlarımı kaçırırdım.
Profile Image for Ceylin.
52 reviews
April 10, 2017
"Fakat insan hercai, bir dalda durmaz bir yaratıktır ve belki de satranç oyunları gibi gayeyi değil, gayeye giden yolu sever."
Profile Image for Suna.
66 reviews7 followers
June 1, 2019
Açıkçası çok daha büyük beklentilerle okuduğum bir kitaptı.Özellikle Suç ve Cezadan hemen sonra.ama kitabın ilk bölümü beni inanılmaz boğdu.evet yeraltı karakteri pek çok insanın kendini özleştirebileceği bir karakter olabilir ama zor ve boğucu bir karakter orası kesin.ikinci bölümün okunması daha kolaydı şüphesiz.burada karakterimizin pek çoğumuzun yaşadığı hem herkesden farklı olma hem de herkes gibi normal olabilme ikilemi arasında bocalayışı hem de herkes tarafından onay görme arzusu çok iyi anlatılmıştı.yine de bende çok müthiş izlenimler bırakan bir kitap olmadı.
Profile Image for Ebru Çökmez.
290 reviews64 followers
November 6, 2017
Hiç kimse azat değildir “Yeraltı”ndan. Kimimiz çok takılmamaya çalışır, örtbas eder orada yaşadıklarını. Kimimiz biraz fazla kalırız ve kaldıkça oradayken duyduklarımız, gördüklerimiz, konuştuklarımız daha fazla sirayet eder yeryüzündeki halimize.

O karanlık ve ürkünç diyarda kendi kendimizden başka kimseyi sevemeyeceğimiz, dövemeyeceğimiz o yerde, kendimizi çırılçıplak soyup sonra da karşısına geçerek ettiğimiz küfürleri, itirafları ya da övgüleri kağıda geçirmeye cesaret edebilir miydik? Dostoyevski yapmış işte. Diyeceksiniz ki “Bunu yapan roman kişisi. Dostoyevski’nin kendisi değil”. Ben bu notların büyük kısmının Dostoyevski’nin kendi “Yer altı”ndan geldiğinden neredeyse eminim.

Diyor ki “İnsana lüzumlu olan tek şey, onu nereye sürükleyeceği belli olmayan hür iradedir. Bu iradeyi kim bilir hangi şeytan…”

Hür iradesinin iplerini neyin veya kimin tuttuğuna ilişkin bilimsel, dinsel teoriler öne sürülebilir mutlaka ama konu bu değil. İnsanlar her zaman iyi niyetle ve akılları doğrultusunda, kendi çıkarlarına davransalardı, yeryüzünden kötülüğün izleri silinirdi. Fakat bu mümkün değildir. Çünkü insan “bir piyano tuşu değildir” ve kendini bunu ispat etmekle yükümlü sayar. Bu yüzden kendini sefil durumların içine sokmaktan alıkoyamaz. Istıraptan zevk mi alır acaba?

Kitabın “Yer altı” adı verilen ilk bölümünde insana ve varoluşa ilişkin böyle sorgulamalarla dolu bir iç monolog var.

İkinci bölüm “Sulusepken”de ise adını bilmediğimiz roman kahramanımızın bir takım sosyal ortamlara girerek kendini düşürdüğü utanç verici ve rezil olaylara tanık oluyoruz. Aslında bu bölüm de yeraltından bağımsız değil. Orada o kadar çok zaman geçiren birinin zihni yer üstüne kolay adapte olamayacaktır elbette.

Kahramanımız hayatının hiçbir döneminde sevilmemiş, yalnız biridir. Hayattaki başarısızlığının baş sorumlusunun kendisi olduğunu bilir ama yine de kendini acınası durumlara düşürerek rezil olmaktan alıkoyamaz. Kibirli ve takıntılı kahramanımız, olduğu gibi olmaktan memnun değildir. “bırakmıyorlar… iyi… iyi olamıyorum!“ diye feryat eder. Kötülüğü öylesine içselleştirmiştir ki, iyiliği tanıyamaz haldedir artık.

Sarsıcı bir kitaptı. Dostoyevski külliyatı için anahtar niteliğinde.
Profile Image for Semih Eker.
129 reviews19 followers
January 21, 2016
Dostoyevski'den mükemmel bir iç dünya anlatımı.
Her şeyini çok beğendim, anlatımını, dilini, konuyu.

Aslında eser iki bölümden oluşuyor desek yanlış olmaz sanırım.

İlk bölümde;
Gerçek dünyadan kendini soyutlayan, kendi yeraltı dünyasından dışa bakışını anlatan bir adamın düşüncelerini tariflemesi bulunuyor. Bu bölümde okuyucu ile karşılıklı sohbet havası var.

İkinci bölümde ise, kahramanın başından geçen bir olaylar silsilesi ile aslında davranış ve düşünceleri aktarılıyor.

Eser insanı gerçekten düşünmeye yönlendiriyor ve kişisel gelişim anlamda da çokça güzel örnekler barındırıyor.

Aşağıdaki çay ile ilgili olan alıntıyı paylaşmazsam, okuma süresince içtiğim çaylara haksızlık etmiş olurum :)

Kendi huzurum için bütün dünyayı beş paraya satarım ben. Beni kıyametin kopmasıyla çaysız kalmam arasında bir seçime zorlasalar, dünyanın batmasını umursamaz, çayımdan vazgeçmeyeceğimi haykırırdım.
Profile Image for Fearless.
796 reviews105 followers
June 12, 2020
Dostoyevski zaten en sevdigim yazarlar arasinda, bu kitabiyla da bunu yeniden anladim.

Ilk bolumuyle icindeki celiskili ve kendiyle kavgalı; yer yer hayali ogelerle suslemis ve abartmis hallerini izledigimiz biri var ikinci kisimda da kendi tabiriyle antikahraman olarak neden kendini insanlar ve insanliktan soyutladiginin kotucul hikayesi...

Ic monologlari cok ilgincti. Yani hem kendini begenmis hemde herseyiyle utanc icinde.. hem zeki hem aptal gibi davranmayi seçiyor vs..
Profile Image for Sinem.
355 reviews216 followers
January 21, 2013
Rus edebiyatı o kadar korkulacak bir edebiyat değilmiş onu anladık. yazarın kendi kendisiyle kavga ettiği sayfalar müthişti. kitap 1864 yılında basılmış, o tarihten bugüne insanın kendisiyle ettiği kavganın hiç değişmediğini tanık olmak çok acayip. Dostoevsky'nin diğer karakterleri nasıl bilmiyorum ama bu kitaptaki karakter konuşarak karşısındakini öldürebilme yeteneğine sahipti.
Profile Image for Beyza.
26 reviews
January 5, 2020
Dostoyevski'nin hikayeciliğine bayılıyorum. Bu yüzden "Yeraltı" kısmındaysa "Notlar" kısmını tercih ederim.
Displaying 1 - 30 of 769 reviews