What do you think?


Nutshell
Goodreads Choice Award
Nominee for Readers' Favorite Fiction (2016)Nutshell is a classic story of murder and deceit, told by a narrator with a perspective and voice unlike any in recent literature. A bravura performance, it is the finest recent work from a true master.
To be bound in a nutshell, see the world in two inches of ivory, in a grain of sand. Why not, when all of literature, all of art, of human endeavour, is just a speck in the universe of possible things.
To be bound in a nutshell, see the world in two inches of ivory, in a grain of sand. Why not, when all of literature, all of art, of human endeavour, is just a speck in the universe of possible things.
208 pages, Hardcover
First published September 1, 2016
About the author
Ian McEwan
155 books19.9k followersIan McEwan studied at the University of Sussex, where he received a BA degree in English Literature in 1970 and later received his MA degree in English Literature at the University of East Anglia.
McEwan's works have earned him worldwide critical acclaim. He won the Somerset Maugham Award in 1976 for his first collection of short stories First Love, Last Rites; the Whitbread Novel Award (1987) and the Prix Fémina Etranger (1993) for The Child in Time; and Germany's Shakespeare Prize in 1999. He has been shortlisted for the Man Booker Prize for Fiction numerous times, winning the award for Amsterdam in 1998. His novel Atonement received the WH Smith Literary Award (2002), National Book Critics' Circle Fiction Award (2003), Los Angeles Times Prize for Fiction (2003), and the Santiago Prize for the European Novel (2004). He was awarded a CBE in 2000. In 2006, he won the James Tait Black Memorial Prize for his novel Saturday and his novel On Chesil Beach was named Galaxy Book of the Year at the 2008 British Book Awards where McEwan was also named Reader's Digest Author of the Year.
McEwan lives in London.
McEwan's works have earned him worldwide critical acclaim. He won the Somerset Maugham Award in 1976 for his first collection of short stories First Love, Last Rites; the Whitbread Novel Award (1987) and the Prix Fémina Etranger (1993) for The Child in Time; and Germany's Shakespeare Prize in 1999. He has been shortlisted for the Man Booker Prize for Fiction numerous times, winning the award for Amsterdam in 1998. His novel Atonement received the WH Smith Literary Award (2002), National Book Critics' Circle Fiction Award (2003), Los Angeles Times Prize for Fiction (2003), and the Santiago Prize for the European Novel (2004). He was awarded a CBE in 2000. In 2006, he won the James Tait Black Memorial Prize for his novel Saturday and his novel On Chesil Beach was named Galaxy Book of the Year at the 2008 British Book Awards where McEwan was also named Reader's Digest Author of the Year.
McEwan lives in London.
Ratings & Reviews
Friends & Following
Create a free account to discover what your friends think of this book!
Community Reviews
Displaying 1 - 30 of 51 reviews
January 10, 2018
anlatıcısı fetüs olan bir hamlet uyarlaması. romanın böyle tek cümlelik bir özetiyle karşılaştığımda çokça örneği görülen, düşüncede/hayalde güzel-uygulamada fiyasko çalışmalardan biri gibi düşündüm başta. ama yazarına güvenerek ve geçen yılın “en iyileri” türünden listelere girdiğini görerek okumaya karar verdim. Ian McEwan çok deneyimli bir romancı elbette, sonuç olarak kötü bir roman çıkarmamış ortaya ama yine deneyiminin etkisiyle olsa gerek risk almaktan kaçınarak yazmış. çok daha ilginç-çok daha özgün olabilecek bir roman yerine kolay ve tabii ki çok okunacak bir roman olmasını tercih ettiğini söyleyebilirim.
anlatıcının doğmamış bir bebek olmasına bağlı yaratıcılık, algıda-düşüncede-ifadede kendini gösterecek parlak buluşlar ya da muhteşem bir zeka ya da hayal gücü beklerseniz tatmin etmeyecektir muhtemelen ama “akıcı”, “keyifli” bir hikaye arıyorsanız doğru tercih olabilir bu roman özetle.
anlatıcının doğmamış bir bebek olmasına bağlı yaratıcılık, algıda-düşüncede-ifadede kendini gösterecek parlak buluşlar ya da muhteşem bir zeka ya da hayal gücü beklerseniz tatmin etmeyecektir muhtemelen ama “akıcı”, “keyifli” bir hikaye arıyorsanız doğru tercih olabilir bu roman özetle.
March 14, 2025
Anne karnındaki bir bebeğin anlatısı ile ilerleyen gerilim, dram hatta polisiyeye varan bir kurgu. Ve her şeyden önemlisi tüm bunların hakkını veren, toplumsal ama şeffaf çözümlemeler yapan leziz bir dil. Edebiyat, üretmek, yazmak adına (benim adıma en azından) şaşırtıcı, ilham verici özellikler barındırdı, çok hoşuma gitti. Ian McEwan'dan özellikle "Cumartesi", "Kefaret" ve "Benim Gibi Makinelar" sırada. Muhakkak okuyacağım.
March 5, 2019
Basit bir polisiye, cinayet öyküsü. Aslında roman değil uzun öykü. Tek ilginç yönü anlatıcının fetüs olması, yaratıcı bir tarz. Ancak öykü sıradan, bir de yazarın anlatımda daha ağır olmak için fetüsün politik, psişik, tıbbi düşünme bölümlerini sıkıştırmış olması var ki kitabı daha ağır kılmıyor. Sevdiğim bir yazar Ian McEwan ama bu yapıtı biraz zayıf kaçmış.
November 2, 2018
Okumaya başlamadan önce hikayeyi fetüsün agzından dinleyeceğim düşüncesi beni çok heyecanlandırdı. Okurken de aynı heyecanla ve keyifle okudum. Yazarın muzip dilini beğendim. Üç hamilelik dönemi geçirdim, karnımdaki çocukların dışarıyı duyabilecegini düşünüyordum hep ama kitabı okurken aynı zamanda yorumlama ihtimallerini de düşünmek hoşuma gitti.
May 9, 2021
Fındık Kabuğu, şayet vaktiniz varsa bir oturuşta oturup bitirebileceğiniz bir kitap. Ben de bitmek bilmez sokağa çıkma yasaklarının olduğu bu güzel pazar gününün öğleden sonrasını Fındık Kabuğu ile geçirdim. Hikaye tanıdık, sonunda ne olacağını en başından öğreniyorsunuz. Yine de sonuna dek McEwan'ın üslubu sayesinde hevesinizi kaybetmeden okuyorsunuz. Ayrıca bir ceninin zihninden bilincinin oluşmaya başladığı andan doğumuna kadar geçen süreyi okumak enteresandı.
November 14, 2024
Enaağm ne muzip bir roman bu! Hoş, bazı kimseler için tetikleyici olabilir, yine de küçük bir “arka kapak yazısında ne varmış” okuması yapmakta fayda var.
Bu sefer çürümüşlüğün adresi Danimarka değil, Londra. Önce kendine “boş levha” deyip Locke’a hak veren, sonra “Yok o kadar da boş değilmişim” deyip vazgeçen, şarap ve viskiden anlayan, “Hobbes da yazdığı güvenlik doktrininde haklı, şiddet devletin tekelinde olmalı” diyerek iddialarını her kertede arttıran, radyo ve podcastler dinleyip dünya meseleleri hakkında annesinin rahminden ona mikrofon uzatılmış gibi görüş bildiren bir fetüs bireyle, adeta doğmasına ramak kalmış bir Hamlet’le karşı karşıyayız. Bu küçük insanı zaman zaman züppe bulmak kaçınılmaz olsa da genel hatlarıyla baskın sarkazmik yanı onu sevimli kılmış. Biraz Fuentes’in Doğmamış Kristof’unu biraz da Ninja Baby’i anımsatıyor. Edebiyatta yaratıcılığın gerçekliğe küçük nanikler yaparak eylenmesi çok keyifli (ve karanlık) oluyor.
Neyse ne diyordum, Hamlet’in annesi Gertrude ve amcası Cladius, Trudy ve Claude olarak hortlamış ve karşımıza dikilivermişler de ikili deliliklerini sahneliyor gibiler. Orijinal metinde Hamlet “Yok vallahi! Bir fındık kabuğu içinde bile kâinatın kralı sayabilirim kendimi, gördüğüm kötü rüyalar olmasa.” diyordu. Bu sefer rüyalarının değil, annesinin rahminde sıkışıp kalmış bir “kral fetüs”. Babası şair John ve annesi Trudy’nin yaban otu bürümüş evlilikleriyle başları dertte. O evliliğin bahçesinde dikilen amca Claude’ın da varlığıyla ortalık çarşamba pazarına dönüyor.
“Yaşlı Avrupa rüyasında bir o yana bir yana dönüyor, acımayla korku arasında, yardım etmeyle reddetme arasında gidip geliyor. Bu hafta nazikse, gelecek hafta kalpsiz ve çok mantıklı, yardım etmek istiyor ama elindekini paylaşmak ya da yitirmek istemiyor.” diyerek Avrupa dahil tüm dünya devletlerine bir bir verip veriştirdiğin, “Ayy bu dünyaya çocuk getirilmez” panik atağımızı depreştirdiğin, Hamlet’i yeniden yazdığın için tişikkirlir üretken reis! Bu minik bireyin sıkışıp kaldığı yerden dışarı çıktığında yaşayacağı dünyaya dair önceden öğrendikleri (ailesinin açgözlülüğü, ihaneti dahil) kazık kadar olmuş bana bile “Biz bu gezegende nasıl yaşıyoruz?” dedirten cinsten, ona şimdiden geçmişler olsun. Antinatalistler göreve! :)
Bu sefer çürümüşlüğün adresi Danimarka değil, Londra. Önce kendine “boş levha” deyip Locke’a hak veren, sonra “Yok o kadar da boş değilmişim” deyip vazgeçen, şarap ve viskiden anlayan, “Hobbes da yazdığı güvenlik doktrininde haklı, şiddet devletin tekelinde olmalı” diyerek iddialarını her kertede arttıran, radyo ve podcastler dinleyip dünya meseleleri hakkında annesinin rahminden ona mikrofon uzatılmış gibi görüş bildiren bir fetüs bireyle, adeta doğmasına ramak kalmış bir Hamlet’le karşı karşıyayız. Bu küçük insanı zaman zaman züppe bulmak kaçınılmaz olsa da genel hatlarıyla baskın sarkazmik yanı onu sevimli kılmış. Biraz Fuentes’in Doğmamış Kristof’unu biraz da Ninja Baby’i anımsatıyor. Edebiyatta yaratıcılığın gerçekliğe küçük nanikler yaparak eylenmesi çok keyifli (ve karanlık) oluyor.
Neyse ne diyordum, Hamlet’in annesi Gertrude ve amcası Cladius, Trudy ve Claude olarak hortlamış ve karşımıza dikilivermişler de ikili deliliklerini sahneliyor gibiler. Orijinal metinde Hamlet “Yok vallahi! Bir fındık kabuğu içinde bile kâinatın kralı sayabilirim kendimi, gördüğüm kötü rüyalar olmasa.” diyordu. Bu sefer rüyalarının değil, annesinin rahminde sıkışıp kalmış bir “kral fetüs”. Babası şair John ve annesi Trudy’nin yaban otu bürümüş evlilikleriyle başları dertte. O evliliğin bahçesinde dikilen amca Claude’ın da varlığıyla ortalık çarşamba pazarına dönüyor.
“Yaşlı Avrupa rüyasında bir o yana bir yana dönüyor, acımayla korku arasında, yardım etmeyle reddetme arasında gidip geliyor. Bu hafta nazikse, gelecek hafta kalpsiz ve çok mantıklı, yardım etmek istiyor ama elindekini paylaşmak ya da yitirmek istemiyor.” diyerek Avrupa dahil tüm dünya devletlerine bir bir verip veriştirdiğin, “Ayy bu dünyaya çocuk getirilmez” panik atağımızı depreştirdiğin, Hamlet’i yeniden yazdığın için tişikkirlir üretken reis! Bu minik bireyin sıkışıp kaldığı yerden dışarı çıktığında yaşayacağı dünyaya dair önceden öğrendikleri (ailesinin açgözlülüğü, ihaneti dahil) kazık kadar olmuş bana bile “Biz bu gezegende nasıl yaşıyoruz?” dedirten cinsten, ona şimdiden geçmişler olsun. Antinatalistler göreve! :)
November 18, 2017
Bir fetüsün ağzından anlatılan eğlenceli ve düşündürücü bir cinayet öyküsü. Ian McEwan'dan okunası bir kitap daha...
November 6, 2018
Mc Ewan Hamlet’i İngiltere’ye bir polisiye tadında aktarırken, çok iyi bilinen hikayenin tansiyonunu yüksek tutarak okuru öyküye bağlıyor. Şaşırtıcı detaylarla örülü, usta işi bir roman...
June 2, 2020
Ian McEwan ile tanışma kitabım olan Fındık Kabuğu; anlatıcısının fetüs olduğu, modern bir Hamlet uyarlaması. Hamileliğinin son aşamasında olan Trudy’nin kocasına ihanet etmesine ve sevgilisi ile yaptıkları planlara kulak misafiri olan biri var. Henüz doğmamış bebeği. Anlatıcının fetüs olması bu kitabın en ilgi çekici yönü. Ama bunu fantastik kitaba dönüştürmeden yapıyor, McEwan. Yazar inandırıcılığı kaybetmemeyi amaçlamış. Bunu hamilelik dönemi ile ilgili pek çok bilgi vermek ile sağlıyor. Fetüsün bilgilerinin bir kaynağı var. Annesinin duydukları. Göremediği için olayları duydukları ya da varsayımları ile anlatıyor, fetüs. Annesinin gerçekleştirmesine engel olamak istediği bir plan, benimsediği de bir görevi var.
Kara mizahı, akıcı anlatımı ve anlatıcısı ile keyif aldığım bir roman oldu, Fındık Kabuğu. Sonlara doğru gerilim arttı ve resmen bir nokta polisiye romanına döndü. Olaya müdahil olamayacak birinin gözünden okuduğunuz için onun hissettiği çaresizliği siz de hissediyorsunuz. Bunu da McEwan’ın güçlü anlatımı sağlıyor.
Romanda günümüze dair birçok eleştiri yer almakta. Küresel ısınma, göç, nükleer savaş korkusu, ırkçılık... Bunları henüz dünyaya gelmemiş, annesinin karnında dinlediği haberlerden öğrenen bir fetüsten okuyorsunuz. Nasıl bir dünyaya doğacağını bilmek, üzücü bir ikilem yaşamasına neden oluyor. “Olmak ya da olmamak.”
Kara mizahı, akıcı anlatımı ve anlatıcısı ile keyif aldığım bir roman oldu, Fındık Kabuğu. Sonlara doğru gerilim arttı ve resmen bir nokta polisiye romanına döndü. Olaya müdahil olamayacak birinin gözünden okuduğunuz için onun hissettiği çaresizliği siz de hissediyorsunuz. Bunu da McEwan’ın güçlü anlatımı sağlıyor.
Romanda günümüze dair birçok eleştiri yer almakta. Küresel ısınma, göç, nükleer savaş korkusu, ırkçılık... Bunları henüz dünyaya gelmemiş, annesinin karnında dinlediği haberlerden öğrenen bir fetüsten okuyorsunuz. Nasıl bir dünyaya doğacağını bilmek, üzücü bir ikilem yaşamasına neden oluyor. “Olmak ya da olmamak.”
July 10, 2019
Hayat hali denebilecek enteresan bir konuya farklı bir noktadan bakan bir güzel roman. Farklı nokta tabi henüz gün yüzü görmemiş bir nokta da olabilir. Yeryüzünde ama ana karnında. Değişik bir bakış açısı, sert bir konu ve kötü kurgulanmış bir cinayet. Bir yazar daha keşfettim sanırım.
September 23, 2024
3/5 ⭐⭐⭐
Tüm hikayeyi anne karnındaki bir bebeğin perspektifinden okumak çok farklı bir deneyimdi. Fakat tam olarak aradığım beklentileri karşılamadı bu kitap. Ana konudan uzaklaşarak, aslında yazarın sadece kendi fikirlerini belirttiği bazı felsefik ve şiirlerle alakalı paragraflar beni hikayeden kopardı. Bunun hikaye bütünlüğünü bozduğunu düşünüyorum. Keşke yazar sadece ana konuya odaklı kalsaydı ve bebeğin anlık hislerine daha fazla yer verseydi. Özellikle karakterler arasındaki diyaloglar çok azdı. Bu sebeplerden dolayı puanı kırdım.
Yine de şans vermeniz gerekiyor bu kitaba. Merak duygusunu her bölümde perçinliyordu. Ve henüz doğmamış bir bebeğin ağzından hikayeyi dinleme fikri gerçekten eşsizdi. Bunu deneyimlemelisiniz. Ama büyük beklentilerle okumayın. Sadece bir şans verin. Zaten tek oturuşta bitirilebilecek kısalıkta bir kitap.
Herkese keyifli okumalar.
Tüm hikayeyi anne karnındaki bir bebeğin perspektifinden okumak çok farklı bir deneyimdi. Fakat tam olarak aradığım beklentileri karşılamadı bu kitap. Ana konudan uzaklaşarak, aslında yazarın sadece kendi fikirlerini belirttiği bazı felsefik ve şiirlerle alakalı paragraflar beni hikayeden kopardı. Bunun hikaye bütünlüğünü bozduğunu düşünüyorum. Keşke yazar sadece ana konuya odaklı kalsaydı ve bebeğin anlık hislerine daha fazla yer verseydi. Özellikle karakterler arasındaki diyaloglar çok azdı. Bu sebeplerden dolayı puanı kırdım.
Yine de şans vermeniz gerekiyor bu kitaba. Merak duygusunu her bölümde perçinliyordu. Ve henüz doğmamış bir bebeğin ağzından hikayeyi dinleme fikri gerçekten eşsizdi. Bunu deneyimlemelisiniz. Ama büyük beklentilerle okumayın. Sadece bir şans verin. Zaten tek oturuşta bitirilebilecek kısalıkta bir kitap.
Herkese keyifli okumalar.
December 9, 2017
Ian McEwan anlatıcı olarak bir fetüsü seçmiş. İster istemez başlangıçta bir yabancılama oluyor. Her ne kadar fetüs açıklama getirse, annesinin dinlediği programlardan bunları öğrendiğini söylese de bilgeliğe vardıran anlatımlar da bu daha çok hissediliyor. Bu bir kurmaca dediğiniz de ve hikayenin akışına kaptırdığınızda etkisi azalıyor. Hamlet'ten esinlenilmiş bir konu. Kocasını, kocasının erkek kardeşiyle aldatan bir kadın ve bu kadının karnında amcanın ve annenin babaya dair haince planlarını izleyen ve nasıl engel olabileceğinin düşünen fetüs. Ian McEwan'ın diğer romanlarında olduğu gibi diğer metinlere göndermeler de var. Sürükleyici bir roman. Ama McEwan'ın en yi kitabı değil.
September 5, 2024
sakin ve bir o kadar da meraklandıran bir dille yazılmış olması ve sanatsal öğelere de çokça değinmesiyle hoşuma giden ortalama bir novella oldu, emeği geçen herkesin ellerine sağlık. yazardan okuduğum ilk kitap oldu, diğerlerine de göz atmak isterim artık. birçok kere yerlileştirilip yerlileştirilmediğini anlayamadığım -metnin orijinaliyle karşılaştırmadıkça da bilemeyeceğim- söz öbekleri ve betimlemelerle karşılaşmak, ek olarak da birçok fransızca, almanca terime rastlamak ve böyle bir konuyu sakince anlatabilmesi gibi durumlar bende yazarın diğer eserlerinde nasıl daha farklı şeyler yazmış olabileceğine dair merak uyandırdı.
Read
February 22, 2021Ünlü İngiliz yazar Ian McEwan’ın anlatıcılığını bir fetüse yaptırdığı, embriyonun yapısı gereği monolog bir anlatımla ilerleyen, nüktesi bol ve akıcılığını kaybetmeyen bir dille kotardığı bu kısa roman, klasik suç hikâyesinden beklenenleri başarıyla karşılarken en özgün Hamlet uyarlamalarından birisi olarak anılmayı hak ediyor.
July 14, 2021
kendime not: bu kadar akıllı olmak istiyorum
November 6, 2017
Ian McEwan'ı çok severim. "Cumartesi" müthiş bir kitaptır. O kadar detaylı anlatır ki baş karakterin tek bir gününü, hayran olmamak elde değil.
2016 tarihli romanı "Fındık Kabuğu" (Nutshell) McEwan'ın yazdığı en farklı roman olsa gerek. Türkçe baskısı 149 sayfa; kısa roman ya da uzun hikaye de diyebiliriz belki.
Neyse, romanımızın kahramanı, isimsiz bir fetüs. Annesi, fetüsümüzün amcasıyla yasak aşk yaşamaktadır ve baba için karanlık planlar masadadır. Tüm sürece tanık olan fetüs, Hamletvari ikilemlerin pençesindedir: Olsam mı olmasam mı, doğsam mı doğmasam mı...
Kitap komik monologlarla dolu. Diyalog neredeyse yok, çünkü içinde bulunduğu fiziki ortamın doğası gereği, fetüs tek tük konuşmalar duyabiliyor. Bu muhabbetler bayağı eğlenceli yazılmış. En koptuğum yerler annesinin içtiği (fetüs şarap uzmanı olmuş 😂😂😂) ve seviştiği sahneler oldu. Fetüs'ün penis ve spermlerle mücadelesi gerçekten aşırı komik.
Ian McEwan'a başlamak isteyenler mutlaka okusun. Su gibi akan bir roman, harika bir çeviri 😎😎😎😎😎
2016 tarihli romanı "Fındık Kabuğu" (Nutshell) McEwan'ın yazdığı en farklı roman olsa gerek. Türkçe baskısı 149 sayfa; kısa roman ya da uzun hikaye de diyebiliriz belki.
Neyse, romanımızın kahramanı, isimsiz bir fetüs. Annesi, fetüsümüzün amcasıyla yasak aşk yaşamaktadır ve baba için karanlık planlar masadadır. Tüm sürece tanık olan fetüs, Hamletvari ikilemlerin pençesindedir: Olsam mı olmasam mı, doğsam mı doğmasam mı...
Kitap komik monologlarla dolu. Diyalog neredeyse yok, çünkü içinde bulunduğu fiziki ortamın doğası gereği, fetüs tek tük konuşmalar duyabiliyor. Bu muhabbetler bayağı eğlenceli yazılmış. En koptuğum yerler annesinin içtiği (fetüs şarap uzmanı olmuş 😂😂😂) ve seviştiği sahneler oldu. Fetüs'ün penis ve spermlerle mücadelesi gerçekten aşırı komik.
Ian McEwan'a başlamak isteyenler mutlaka okusun. Su gibi akan bir roman, harika bir çeviri 😎😎😎😎😎
October 24, 2022
Çok sevdiğim bir yazardan kitabın arkasında da yazdığı gibi özgün bir Hamlet yorumu. Olayları bir fetüsün hatta son derece bilge bir fetüsün aktarıyor olması kitabı ilginç kılıyor. İçeriden duyabildiği ve hissedebildiği kadarıyla olayları yorumlarken, yaşadığı varoluş ve kimlik bunalımı, nefret, suç, cezaya bakışı ve yazarın bana göre nefis anlatımı ile çok başarılı bir suç romanı. Yani çok beğendim.
November 5, 2018
Ian McEwan ne yaptığını o kadar iyi biliyor ki, roman yeniden-yazma üzerine bir derse dönüşüyor. Hamlet'i akıllı bir hamleyle trajik etkisinden kopartmadan modern polisiyeye dönüştürüyor.
Ne olup bittiği üzerine şuraya bir video-ders yüklendi.
https://www.mektebihayal.com/tersine-...
Ne olup bittiği üzerine şuraya bir video-ders yüklendi.
https://www.mektebihayal.com/tersine-...
September 11, 2020
Anne karnındaki bir fetüs ne kadar duyabilir, hissedebilir, sezgisel de olsa yaşamla ölümü ayırabilir?
Kitaplığımda bekleyenlerden biriydi Fındık Kabuğu. Yazar Ian McEwan'ın bir fetüsün bilincinden anlattığı modern bir Hamlet hikâyesi. Arka kapakta da böyle yazıyor. Bunu söyleyince kitapta iki erkek kardeş ve bir kadın arasında yaşanan aşk üçgenine dayalı olay örgüsünü tahmin edersiniz. Ana karnında babasına kurulan komployu duyan ve annesiyle birlikte yaşadığı tüm deneyimi okurla paylaşan fetüsün anlatımıyla okuyoruz bu hikâyeyi.
Eh, babasını öldüren bir annenin kucağına doğmak hiç de kolay değil tabii. Bu noktada sevgili fetüs, ölümün karşıtlığından, cinsiyet meselesinden, büyümekten, sevgi ve ihtiyaç ilişkisinden hareketle varoluşsal bir sorgulama da yapıyor. Diğer yandan nasıl bildiğini gayet güzel açıkladığı üzere dünyanın durumu karşısında fetüsün insanlığa dair kaygıları da ortaya çıkıyor.
İlknur Özdemir'in yetkin çevirisi de okumaya tat katıyor tabii.
Kitaplığımda bekleyenlerden biriydi Fındık Kabuğu. Yazar Ian McEwan'ın bir fetüsün bilincinden anlattığı modern bir Hamlet hikâyesi. Arka kapakta da böyle yazıyor. Bunu söyleyince kitapta iki erkek kardeş ve bir kadın arasında yaşanan aşk üçgenine dayalı olay örgüsünü tahmin edersiniz. Ana karnında babasına kurulan komployu duyan ve annesiyle birlikte yaşadığı tüm deneyimi okurla paylaşan fetüsün anlatımıyla okuyoruz bu hikâyeyi.
Eh, babasını öldüren bir annenin kucağına doğmak hiç de kolay değil tabii. Bu noktada sevgili fetüs, ölümün karşıtlığından, cinsiyet meselesinden, büyümekten, sevgi ve ihtiyaç ilişkisinden hareketle varoluşsal bir sorgulama da yapıyor. Diğer yandan nasıl bildiğini gayet güzel açıkladığı üzere dünyanın durumu karşısında fetüsün insanlığa dair kaygıları da ortaya çıkıyor.
İlknur Özdemir'in yetkin çevirisi de okumaya tat katıyor tabii.
July 17, 2026
Okuduğum en ilginç kitaplardan biriydi. ( bayıldım) Anne karnındaki bir bebeğin annesinin, amcasının ve babasının yaşadığı olaylara olan tepkilerini okuyoruz; Tepkilerini okurken bir yandan da felsefi olarak sorgulamalara giriyoruz.
Anne karnındaki bebeğin anne ne duygular taşırsa nasıl hissederse büyüyünce çocuğunda o duyguların aynısına sahip olacağı gibi bir inancım var. Bu kitap benim inancımı biraz daha artırdı diyebilirim. Annelik, hamilelik , duygular , iyi bir psikoloji , hazır oluşluk gibi kavramları da hayatıma dahil ederek bunlar üzerine düşünmeye de teşvik etti diyebilirim.
Anne karnındaki bebeğin anne ne duygular taşırsa nasıl hissederse büyüyünce çocuğunda o duyguların aynısına sahip olacağı gibi bir inancım var. Bu kitap benim inancımı biraz daha artırdı diyebilirim. Annelik, hamilelik , duygular , iyi bir psikoloji , hazır oluşluk gibi kavramları da hayatıma dahil ederek bunlar üzerine düşünmeye de teşvik etti diyebilirim.
December 15, 2017
Hem hüzünlü hem komik, sert iyi bir anlatım güzel kitap, yazarı seviyorum,
Read
November 9, 2025Ian McEwan'ın Fındık Kabuğu romanı, William Shakespeare'in ölümsüz trajedisi Hamlet'in modern ve oldukça yaratıcı bir yeniden yazımı (uyarlaması) olarak kabul edilir. McEwan, klasik intikam ve ihanet hikayesini, sınırları zorlayan bir anlatıcı ve güncel temalarla yeniden hayata geçirmiştir.
Romanın İngilizce adı olan Nutshell, doğrudan Hamlet'in bir repliğinden alınmıştır. Bu alıntı, romanın teması için kilit bir metafor sunar:
"Oh, Tanrım, kötü rüyalar görmeyecek olsam; bir fındık kabuğuna bile sığar ve yine de kendimi sonsuz uzayın kralı sayabilirim."
— Hamlet, Perde II, Sahne II
Ian McEwan’ın 2016 yılında yayımlanan romanı Fındık Kabuğu (Nutshell), alışılmadık anlatıcısı ve klasik edebiyata yaptığı zekice göndermelerle modern edebiyatın en özgün eserlerinden biri olarak öne çıkıyor. Romanın temel gücü, hikayenin, annesinin rahmindeki sekiz aylık doğmamış bir cenin tarafından birinci ağızdan anlatılmasıdır. Fiziksel olarak "fındık kabuğu" diye tabir ettiği rahmine hapsolmuş bu anlatıcı, duyduğu sesler ve annesinin bedensel tepkileri aracılığıyla dış dünyayı algılıyor ve olayları ironik, sofistike bir dille yorumluyor.
Roman, bu benzersiz anlatıcılık kurgusunun yanı sıra, William Shakespeare'in ölümsüz trajedisi Hamlet'in postmodern bir uyarlaması olmasıyla da dikkat çeker. McEwan, Hamlet'teki temel ihanet ve intikam temasını, modern Londra'da geçen bayağı ama bir o kadar da karmaşık bir aile dramına taşır. Anlatıcının annesi Trudy, amcası Claude ile ilişki yaşamakta ve ikisi, babası John'u (Trudy’nin kocası) öldürerek değerli bir evi ele geçirme planı yapmaktadır. Bu kurguda Trudy, Kraliçe Gertrude'u; Claude, Kral Claudius'u; doğmamış cenin ise çaresiz Prens Hamlet'i temsil eder.
Anlatıcının en büyük trajedisi, her şeye tanık olmasına rağmen, fiziki olarak tamamen çaresiz kalmasıdır. O, bu korkunç kumpasa içeriden, en yakın mesafeden şahit olur ancak eyleme geçme yeteneği tamamen kısıtlıdır. Bu durum, McEwan'ın aktardığı gibi, "Her bölümde gerilim artıyor, fındık kabuğunda bile olsanız olan bitene şahit olduğunuzda, o küçük duvar sizi kurtaramıyor, gerçeklikle yüzleşmekten" düşüncesini somutlaştırır. Cenin, bu ahlaki çürüme ve ihanet döngüsü karşısında, Hamlet’in meşhur monologunu kendi varoluşsal kriziyle harmanlar: Doğmalı mıdır, yoksa böylesine yozlaşmış bir dünyaya gelmekten vaz mı geçmelidir?
McEwan, roman boyunca akıcı, nükteli ve zengin bir dil kullanır. Cinayet örgüsünü işlerken, aynı zamanda ilişkilerin karmaşıklığını ve kırılganlığını ustalıkla ele alır. "Her yolun, her aşkın bir başlangıcı ve bir bitimi oluyor, kusursuz bir sadelikle işlenmiş bu kitapta," ifadesiyle de belirtildiği gibi, yazar; ihanet, açgözlülük ve aile bağlarının çözülüşünü sade ama etkili bir biçimde okuyucuya sunar.
Sonuç olarak Fındık Kabuğu, yalnızca bir suç hikayesi veya Hamlet'in bir parodisi değil; McEwan'ın edebi sınırları zorlama cesaretini gösteren, entelektüel derinliği yüksek bir eserdir. O, okuru hem bir gerilim romanının heyecanına ortak eder hem de hayatın, aşkın ve varoluşun en temel meseleleri üzerine düşündürmeyi başarır.
Romanın İngilizce adı olan Nutshell, doğrudan Hamlet'in bir repliğinden alınmıştır. Bu alıntı, romanın teması için kilit bir metafor sunar:
"Oh, Tanrım, kötü rüyalar görmeyecek olsam; bir fındık kabuğuna bile sığar ve yine de kendimi sonsuz uzayın kralı sayabilirim."
— Hamlet, Perde II, Sahne II
Ian McEwan’ın 2016 yılında yayımlanan romanı Fındık Kabuğu (Nutshell), alışılmadık anlatıcısı ve klasik edebiyata yaptığı zekice göndermelerle modern edebiyatın en özgün eserlerinden biri olarak öne çıkıyor. Romanın temel gücü, hikayenin, annesinin rahmindeki sekiz aylık doğmamış bir cenin tarafından birinci ağızdan anlatılmasıdır. Fiziksel olarak "fındık kabuğu" diye tabir ettiği rahmine hapsolmuş bu anlatıcı, duyduğu sesler ve annesinin bedensel tepkileri aracılığıyla dış dünyayı algılıyor ve olayları ironik, sofistike bir dille yorumluyor.
Roman, bu benzersiz anlatıcılık kurgusunun yanı sıra, William Shakespeare'in ölümsüz trajedisi Hamlet'in postmodern bir uyarlaması olmasıyla da dikkat çeker. McEwan, Hamlet'teki temel ihanet ve intikam temasını, modern Londra'da geçen bayağı ama bir o kadar da karmaşık bir aile dramına taşır. Anlatıcının annesi Trudy, amcası Claude ile ilişki yaşamakta ve ikisi, babası John'u (Trudy’nin kocası) öldürerek değerli bir evi ele geçirme planı yapmaktadır. Bu kurguda Trudy, Kraliçe Gertrude'u; Claude, Kral Claudius'u; doğmamış cenin ise çaresiz Prens Hamlet'i temsil eder.
Anlatıcının en büyük trajedisi, her şeye tanık olmasına rağmen, fiziki olarak tamamen çaresiz kalmasıdır. O, bu korkunç kumpasa içeriden, en yakın mesafeden şahit olur ancak eyleme geçme yeteneği tamamen kısıtlıdır. Bu durum, McEwan'ın aktardığı gibi, "Her bölümde gerilim artıyor, fındık kabuğunda bile olsanız olan bitene şahit olduğunuzda, o küçük duvar sizi kurtaramıyor, gerçeklikle yüzleşmekten" düşüncesini somutlaştırır. Cenin, bu ahlaki çürüme ve ihanet döngüsü karşısında, Hamlet’in meşhur monologunu kendi varoluşsal kriziyle harmanlar: Doğmalı mıdır, yoksa böylesine yozlaşmış bir dünyaya gelmekten vaz mı geçmelidir?
McEwan, roman boyunca akıcı, nükteli ve zengin bir dil kullanır. Cinayet örgüsünü işlerken, aynı zamanda ilişkilerin karmaşıklığını ve kırılganlığını ustalıkla ele alır. "Her yolun, her aşkın bir başlangıcı ve bir bitimi oluyor, kusursuz bir sadelikle işlenmiş bu kitapta," ifadesiyle de belirtildiği gibi, yazar; ihanet, açgözlülük ve aile bağlarının çözülüşünü sade ama etkili bir biçimde okuyucuya sunar.
Sonuç olarak Fındık Kabuğu, yalnızca bir suç hikayesi veya Hamlet'in bir parodisi değil; McEwan'ın edebi sınırları zorlama cesaretini gösteren, entelektüel derinliği yüksek bir eserdir. O, okuru hem bir gerilim romanının heyecanına ortak eder hem de hayatın, aşkın ve varoluşun en temel meseleleri üzerine düşündürmeyi başarır.
May 17, 2025
GÖBEK BAĞIYLA ASILMAK VE DİĞER TALİHSİZLİKLER
Kitabı henüz bitirdim ve bıraktığı buruk tat, rüzgârlı bir günde hızla dağılan mahlepli poğaça kokusu gibi yavaş yavaş zihnimden silinmeden, hissettiklerimi hemen kaleme almalıyım dedim.
Yazarla ilk tanışmam bu kitapla oldu. Aslında elimde “Dersler” adlı kitabı da var ama henüz kütüphanemin okunmamışlar rafında bekliyor. Bu kitabıysa nöbet sırasında, arkadaşımın kitaplığında gözüme ilişince, fazla düşünmeden alıp okumaya başladım. İyi ki de başlamışım, çünkü çok beğendim.
Anlatıcımız rahimdeki bir bebek. Onunla birlikte ben de gözüm kapalı, el yordamıyla bile bilgi edinemediğim bir bilinmezlikte dolanıyorum Trudy’nin evinde. Trudy… Diğer bir deyişle “anne”. Bilerek temizlenmemiş mutfak, tozla örtülmüş kitaplık, üst katta bol ışık alan parça parça betonu dökülen daracık balkonuyla yatak odası, zil çaldığında inilen merdivenler ve Trudy’nin kimi zaman parmaklarını gezdirdiği, kimi zaman sıkı sıkıya tutunduğu trabzanlar… Tüm bunlar minik anlatıcının sezgileriyle gözümün önünde canlanıyor. Sanırım yazarın kalemine hayran kalmam da bu yüzden.
Konuya dönecek olursak: Trudy, kocasını “biraz alana ihtiyacım var” diyerek, ona ailesinden kalan evden adeta dışarı atıyor. John, hâlâ karısını seven, eve dönmeye çalışan bir adam. Fakat Trudy’nin sevgilisi Claude ile arasındaki ilişki—ki Claude aynı zamanda John’un kardeşi—hayli karmaşık. Üstelik kimse Trudy'nin 38 haftalık hamile olduğunu umursamıyor gibi. Ne John’un ne Claude’un ne de Trudy’nin ağzından bebekle ilgili tek kelime dökülmüyor. Minik anlatıcımızın da söylediği gibi..." Babamın konuşmasının neresindeydim ben? Ölüydüm. Eski karısının karnının içindeki tümsek mezarda baş aşağı duran biriydim." Bir tek Claude’un, "Doğumdan sonra onu da hallederiz" sözleri geçiyor; o kadar. Trudy’nin aklından geçen tek bir anne düşüncesi bile olmaması beni, anne tarafımı,incitmedi diyemem. Çünkü eğer aklından geçseydi, biz de o düşünceleri bebeğin duyularıyla hissedebilirdik.
Zaten Trudy sevgilisiyle John’u öldürmeyi planlıyor. Bebek de bu dünyaya gözlerini açmadan önce, bu karmaşanın ortasında bir çıkış arıyor. Hatta bir ara kendini göbek bağıyla asmayı bile düşünüyor.
Metin kısa, ama dili yoğun. Hızla okunuyor; sürüklüyor. Ancak şunu da söylemem gerek: Sonu acımasız ve mucizelerden yoksun. Tıpkı hayatın kendisi gibi.
Eğer kalpler fışkıran sonlar aramıyorsanız, hayatın gerçekliğiyle karşılaştığınızda metanetinizi koruyabiliyorsanız ama ağır dramlardan da hoşlanmıyorsanız (bknz. ben) işte o kitap bu kitap. İçtenlikle tavsiyemdir.
Kitabı henüz bitirdim ve bıraktığı buruk tat, rüzgârlı bir günde hızla dağılan mahlepli poğaça kokusu gibi yavaş yavaş zihnimden silinmeden, hissettiklerimi hemen kaleme almalıyım dedim.
Yazarla ilk tanışmam bu kitapla oldu. Aslında elimde “Dersler” adlı kitabı da var ama henüz kütüphanemin okunmamışlar rafında bekliyor. Bu kitabıysa nöbet sırasında, arkadaşımın kitaplığında gözüme ilişince, fazla düşünmeden alıp okumaya başladım. İyi ki de başlamışım, çünkü çok beğendim.
Anlatıcımız rahimdeki bir bebek. Onunla birlikte ben de gözüm kapalı, el yordamıyla bile bilgi edinemediğim bir bilinmezlikte dolanıyorum Trudy’nin evinde. Trudy… Diğer bir deyişle “anne”. Bilerek temizlenmemiş mutfak, tozla örtülmüş kitaplık, üst katta bol ışık alan parça parça betonu dökülen daracık balkonuyla yatak odası, zil çaldığında inilen merdivenler ve Trudy’nin kimi zaman parmaklarını gezdirdiği, kimi zaman sıkı sıkıya tutunduğu trabzanlar… Tüm bunlar minik anlatıcının sezgileriyle gözümün önünde canlanıyor. Sanırım yazarın kalemine hayran kalmam da bu yüzden.
Konuya dönecek olursak: Trudy, kocasını “biraz alana ihtiyacım var” diyerek, ona ailesinden kalan evden adeta dışarı atıyor. John, hâlâ karısını seven, eve dönmeye çalışan bir adam. Fakat Trudy’nin sevgilisi Claude ile arasındaki ilişki—ki Claude aynı zamanda John’un kardeşi—hayli karmaşık. Üstelik kimse Trudy'nin 38 haftalık hamile olduğunu umursamıyor gibi. Ne John’un ne Claude’un ne de Trudy’nin ağzından bebekle ilgili tek kelime dökülmüyor. Minik anlatıcımızın da söylediği gibi..." Babamın konuşmasının neresindeydim ben? Ölüydüm. Eski karısının karnının içindeki tümsek mezarda baş aşağı duran biriydim." Bir tek Claude’un, "Doğumdan sonra onu da hallederiz" sözleri geçiyor; o kadar. Trudy’nin aklından geçen tek bir anne düşüncesi bile olmaması beni, anne tarafımı,incitmedi diyemem. Çünkü eğer aklından geçseydi, biz de o düşünceleri bebeğin duyularıyla hissedebilirdik.
Zaten Trudy sevgilisiyle John’u öldürmeyi planlıyor. Bebek de bu dünyaya gözlerini açmadan önce, bu karmaşanın ortasında bir çıkış arıyor. Hatta bir ara kendini göbek bağıyla asmayı bile düşünüyor.
Metin kısa, ama dili yoğun. Hızla okunuyor; sürüklüyor. Ancak şunu da söylemem gerek: Sonu acımasız ve mucizelerden yoksun. Tıpkı hayatın kendisi gibi.
Eğer kalpler fışkıran sonlar aramıyorsanız, hayatın gerçekliğiyle karşılaştığınızda metanetinizi koruyabiliyorsanız ama ağır dramlardan da hoşlanmıyorsanız (bknz. ben) işte o kitap bu kitap. İçtenlikle tavsiyemdir.
October 28, 2025
Anne karnından nakledilen bir Hamlet uyarlaması fikri beni o kadar vurmuştu ki bu kitaba âşık olmaya çok hazırdım. Hamlet'in eyleme geçemeyişini ana rahmine hapsolmuş olması kadar anlayışla karşılayacağımız bir durum düşünülemezdi herhalde. 'Olmak ya da olmamak' yerine 'doğmak ya da doğmamak'. Bu kadar yaratıcı bir fikir nasıl böyle sıkıcı bir anlatıma kurban edilir? İnsan gerçekten hayret ediyor.
Romanın en büyük problemi karakterlerin sığlığı. Okurken bir müddet "bir fetüsün kısıtlı kavrayışıyla karakterler de bu kadar anlatılabilir" diye anlayış göstermeye çalıştım niyeyse. Fakat bir süre sonra fetüscağızımızın sadece annesi aracılığıyla dinlediği podcastler sayesinde edebiyat, felsefe, siyaset, çevre kirliliği ve hatta şarap konusunda uzmanlığını böylesi konuşturup ana babası ve amcasını birer melodram karakterine indirgemiş olmasını sineye çekemedim.
Bunun yanısıra anlatımın da daha nüktedan olmasını beklemiştim. Bu çok kişisel bir beklenti gibi görünebilir. Ama sanırım söz konusu bilinen bir hikâyeyi yeniden anlatmak olunca üslûp çok daha önemli hâle geliyor. Hele ki dünyayı bir fetüsün gözünden anlatmak gibi bir işe soyunup, görkemli bir giriş yapınca o heyecanın her bölümde giderek daha da sönmesi kalbimi epeyce kırdı.
Ian McEwan'la yıldızım bir türlü barışamadı. Bana göre fazla hesaplı, az içtenlikli bir yazar. Bir ödev gibi, proje yazar gibi yazıyor. Yine de kendisinin dünyasını anlama çabalarım sürecektir.
Romanın en büyük problemi karakterlerin sığlığı. Okurken bir müddet "bir fetüsün kısıtlı kavrayışıyla karakterler de bu kadar anlatılabilir" diye anlayış göstermeye çalıştım niyeyse. Fakat bir süre sonra fetüscağızımızın sadece annesi aracılığıyla dinlediği podcastler sayesinde edebiyat, felsefe, siyaset, çevre kirliliği ve hatta şarap konusunda uzmanlığını böylesi konuşturup ana babası ve amcasını birer melodram karakterine indirgemiş olmasını sineye çekemedim.
Bunun yanısıra anlatımın da daha nüktedan olmasını beklemiştim. Bu çok kişisel bir beklenti gibi görünebilir. Ama sanırım söz konusu bilinen bir hikâyeyi yeniden anlatmak olunca üslûp çok daha önemli hâle geliyor. Hele ki dünyayı bir fetüsün gözünden anlatmak gibi bir işe soyunup, görkemli bir giriş yapınca o heyecanın her bölümde giderek daha da sönmesi kalbimi epeyce kırdı.
Ian McEwan'la yıldızım bir türlü barışamadı. Bana göre fazla hesaplı, az içtenlikli bir yazar. Bir ödev gibi, proje yazar gibi yazıyor. Yine de kendisinin dünyasını anlama çabalarım sürecektir.
December 30, 2024
2/5
Yazarın okuduğum ilk kitabıydı. Tekrar deneyeceğim fakat bunu sevemedim. Basit ve yavan bir cinayet romanıydı benim fikrimce. Evet, ilgi çekici yönleri yok değildi. Fetüsü konuşturmak zekice. Fakat fetüsün düşünceleri ve fikirleri beni çok sıktı. Bebeğin biraz daha ham ve oturmamış düşünceleri olsa belki daha keyifle okuyabilirdim ama bebek adeta bir akademisyen edasıyla anlatıyordu her şeyi. Kitabın konusunun yanında alakasız ve havada kalıyordu çoğu zaman anlattıkları da.
Kitap hakkında rahatsız olduğum birkaç durum var, onlardan bahsetmek istiyorum çünkü bahsedecek çok da bir şeyim yok hikaye akışıyla alakalı.
İkinci olarak da, belki bu aralar çok empatik ve duygusal olarak çökük bir dönemde olduğum için de olabilir, bana fetüsün konuşması fikri kitabın başından itibaren tetikleyici geldi. İsteyerek veya istemeyerek (zorunlu sebeplerden ötürü) kürtaj yaptırmak zorunda kalan biri için fetüsün ağzından yazılan çoğu düşünce tetikleyiciydi. Yazar bunu bebeğin doğuma yakın ve gelişmiş olmasıyla kırdığını düşünebilir ama bence tam olarak kırılmış değildi. Tetikleyici olabileceğini belirten herhangi bir emare olsaydı bence okurlar için daha faydalı olurdu.
Yazarın okuduğum ilk kitabıydı. Tekrar deneyeceğim fakat bunu sevemedim. Basit ve yavan bir cinayet romanıydı benim fikrimce. Evet, ilgi çekici yönleri yok değildi. Fetüsü konuşturmak zekice. Fakat fetüsün düşünceleri ve fikirleri beni çok sıktı. Bebeğin biraz daha ham ve oturmamış düşünceleri olsa belki daha keyifle okuyabilirdim ama bebek adeta bir akademisyen edasıyla anlatıyordu her şeyi. Kitabın konusunun yanında alakasız ve havada kalıyordu çoğu zaman anlattıkları da.
Kitap hakkında rahatsız olduğum birkaç durum var, onlardan bahsetmek istiyorum çünkü bahsedecek çok da bir şeyim yok hikaye akışıyla alakalı.
İkinci olarak da, belki bu aralar çok empatik ve duygusal olarak çökük bir dönemde olduğum için de olabilir, bana fetüsün konuşması fikri kitabın başından itibaren tetikleyici geldi. İsteyerek veya istemeyerek (zorunlu sebeplerden ötürü) kürtaj yaptırmak zorunda kalan biri için fetüsün ağzından yazılan çoğu düşünce tetikleyiciydi. Yazar bunu bebeğin doğuma yakın ve gelişmiş olmasıyla kırdığını düşünebilir ama bence tam olarak kırılmış değildi. Tetikleyici olabileceğini belirten herhangi bir emare olsaydı bence okurlar için daha faydalı olurdu.
September 3, 2023
Ian McEvan’dan okuduğum ilk kitap.
Annesinin karnından dünyayı algılamaya çalışan bir fetüsün anlatıcılığı ile okuduğumuz bu roman, bir yandan bir kadın ve sevgilisinin maddi sebeplerle giriştikleri cani bir planı anlatırken bir yandan da dünyaya gelecek bir çocuğu nelerin beklediğini anlatır ve mevcut dünya düzenini sorgular. Fetüsün annesinin dinlediği podcastlerden, radyo programlarından, yaptığı konuşmalardan dünyayı öğrenme çabası muazzam. Dünyaya ilişkin birçok şeyi bilen bu fetüs, bir yandan annesinin ve amcasının, babası ile ilgili planlarını dinleyerek hem anne babasını tanımaya çalışır hem de nasıl bir eve ve dünyaya doğacağını sorgulamaya başlar. Annesinden hem nefret eder hem onu çok sever. Anlatırken yer yer yaşı büyüyen bu fetüsün bir anda henüz doğmamış bir çocuk olduğu gerçeği çarpılır yüzümüze.
Kitabın içerisinde bir fetüsün ağzından duyduğumuz için oldukça eğlenceli gelebilecek sözler var ve bunun yanında dünyada olup bitenlerle ilgili özellikle yeni doğacak çocuklarımız için endişelendiğimiz konularda düşündürtecek kısımlar var. Fetüs de kendince bu sorunları dert eder aslında ama bunlardan önce ailesiyle ilgili düşünmesi gereken karmaşık işler var.
Böyle bir anlatıcıyı seçmek sıra dışı ve bence altından kalkılması da oldukça zor. Bu yüzden yazarın başarısını takdir ediyorum. Başka kitaplarını okumak için sabırsızlanıyorum.
Read
April 2, 2025“Ah, Tanrım, kötü rüyalar görmeyecek olsam, bir fındık kabuğuna bile sığar ve yine de kendimi kainatın kralı sayabilirim” der Hamlet. Ian McEwan, o fındık kabuğunun içini doldurur ve bir fetüsün sıkışıklığına bizi ortak eder. Hamlet’e yüksek perdeden bir selam!
Konumuz malum: Anne, babayı amcayla aldatır ve ikisi bir olup babadan kurtulmak ister. Açgözlülük aşkla yetinir mi? Yetinmez. Paraya da göz dikilir. Açgözlülük asla doymaz. Toku daha çok yemek, zengini daha çok para, aşığı daha çok şehvet, kralı daha çok yetki ister. İster de ister. Birileri senin açgözlülüğünden ölüyormuş, hapsediliyormuş, aç kalıyormuş, acı çekiyormuş, umrunda mı?
Bir çiçek koklayıp kendi köşemizde sefa süremiyoruz. En eylemsiz olanlarımız bile seyirciliğin dramı içinde. Korku kordonlarımız hareketimizi kısıtlarken nasıl dans edebiliriz? Cenin pozisyonunda, anamızın babamızı öldürme planları yapmasını dinlerken neye güveneceğiz? Keşke doğmasa mıydık? Ama doğduk be, doğduk ve yaşamdayız.
Bir fındık kabuğuna sığan bu hikâye, koca dünyanın hali pür melali. Kaçamıyoruz hainliğinden insanlığın. Ama yine de dünya bizim, yaşam bizim, acısına doğduğumuz bu cehennemin cenneti de biziz… En savunmasızın, en masumun bile planları bozacağı gün gelir ama geç ama değil. Kötülüğün hükümranlığı asla daim olmaz!
Konumuz malum: Anne, babayı amcayla aldatır ve ikisi bir olup babadan kurtulmak ister. Açgözlülük aşkla yetinir mi? Yetinmez. Paraya da göz dikilir. Açgözlülük asla doymaz. Toku daha çok yemek, zengini daha çok para, aşığı daha çok şehvet, kralı daha çok yetki ister. İster de ister. Birileri senin açgözlülüğünden ölüyormuş, hapsediliyormuş, aç kalıyormuş, acı çekiyormuş, umrunda mı?
Bir çiçek koklayıp kendi köşemizde sefa süremiyoruz. En eylemsiz olanlarımız bile seyirciliğin dramı içinde. Korku kordonlarımız hareketimizi kısıtlarken nasıl dans edebiliriz? Cenin pozisyonunda, anamızın babamızı öldürme planları yapmasını dinlerken neye güveneceğiz? Keşke doğmasa mıydık? Ama doğduk be, doğduk ve yaşamdayız.
Bir fındık kabuğuna sığan bu hikâye, koca dünyanın hali pür melali. Kaçamıyoruz hainliğinden insanlığın. Ama yine de dünya bizim, yaşam bizim, acısına doğduğumuz bu cehennemin cenneti de biziz… En savunmasızın, en masumun bile planları bozacağı gün gelir ama geç ama değil. Kötülüğün hükümranlığı asla daim olmaz!
February 18, 2019
Okuduğum ikinci Ian McEwan romanı oldu, sonuncu da olmayacak belli ki. Yazarın insana sorgulattığı konular ve bunları ele alış biçimine şapka çıkarıyorum.
Anne karnındaki bir bebeğin gözünden bir cinayetin planlamasını dinliyoruz, ki bu cinayet bebeğin varlık sebebini de ilgilendiriyor. Bebek sanki bir üst bilinç. Her şeyi bilen, gören, duyan, her şeye hakim, ama bir bedeni ve sesi yok. Var ama yok. Hapis. Bende en çok sıkışıklık hissi uyandıran bu oldu. Her şeyi bilip hiçbir şey yapamama hali. Bunu da kitabın bir yerinde şu cümleyle yakaladım.
"Rahim, ya da bu rahim çok da kötü bir yer değil, biraz mezarı andırıyor, babamın en sevdiği şiirlerin birindeki gibi 'güzel ve özel'."
Benim için kitabın temsiliyeti burada yatıyor.
Hikaye akışında birdenbire okuyucu kendini sağcılar, şeriatçılar, Afganistan, Amerika, Rusya, savaş, küresel ısınma, ekonomik eşitsizlik gibi konuların içinde bulabiliyor. Nereden geldik şimdi buraya derken yazar geri dönüp hikayeye bu bilgi giriş çıkışlarını güzel bağlıyor. Yine de benim için arada hikayeden kopmama sebep olacak fazlalıklar gibi yansıdı. Bu yüzden sevdim-sevmedim ekseninde notum 3, gözlemci notum 4 yıldız.
Anne karnındaki bir bebeğin gözünden bir cinayetin planlamasını dinliyoruz, ki bu cinayet bebeğin varlık sebebini de ilgilendiriyor. Bebek sanki bir üst bilinç. Her şeyi bilen, gören, duyan, her şeye hakim, ama bir bedeni ve sesi yok. Var ama yok. Hapis. Bende en çok sıkışıklık hissi uyandıran bu oldu. Her şeyi bilip hiçbir şey yapamama hali. Bunu da kitabın bir yerinde şu cümleyle yakaladım.
"Rahim, ya da bu rahim çok da kötü bir yer değil, biraz mezarı andırıyor, babamın en sevdiği şiirlerin birindeki gibi 'güzel ve özel'."
Benim için kitabın temsiliyeti burada yatıyor.
Hikaye akışında birdenbire okuyucu kendini sağcılar, şeriatçılar, Afganistan, Amerika, Rusya, savaş, küresel ısınma, ekonomik eşitsizlik gibi konuların içinde bulabiliyor. Nereden geldik şimdi buraya derken yazar geri dönüp hikayeye bu bilgi giriş çıkışlarını güzel bağlıyor. Yine de benim için arada hikayeden kopmama sebep olacak fazlalıklar gibi yansıdı. Bu yüzden sevdim-sevmedim ekseninde notum 3, gözlemci notum 4 yıldız.
August 9, 2020
Kitabımıza, arka kapağında yer alan şu yazı ile başlamak istiyorum.
Edebiyat tarihinin en genç Hamlet'i babasının katline engel olmaya çalışırken pek bilindik bir varoluş krizine düşer:
Olmak ya da olmamak!
Kitabın konusu oldukça ilginç çünkü kitabı bize sunan karakterimiz bir fetüs. Evet yanlış okumadınız bir "fetüs". Bu romanda bizlere gelişim sürecinde olan bir embriyonun, anne karnında neler yaşadığını ve yaşadığı durumlara verdiği tepkileri okuyoruz. Kurgu bakımından, olay örgüsü bakımından oldukça akıcı ve sürükleyici. Konu olarak ihanet ve cinayeti alan bu roman yeri geldiğinde oldukça gizemli, yeri geldiğinde de oldukça eğlenceli. Açıkçası bu şekilde yazılan bir kitabı daha önce hiç okumamıştım. Kitabı bitirdikten sonra farklı bir tat aldığımı fark ettim. Eminim ki sizler de bu kitabı okuduktan sonra farklı bir tat alacaksınız.
Edebiyat tarihinin en genç Hamlet'i babasının katline engel olmaya çalışırken pek bilindik bir varoluş krizine düşer:
Olmak ya da olmamak!
Kitabın konusu oldukça ilginç çünkü kitabı bize sunan karakterimiz bir fetüs. Evet yanlış okumadınız bir "fetüs". Bu romanda bizlere gelişim sürecinde olan bir embriyonun, anne karnında neler yaşadığını ve yaşadığı durumlara verdiği tepkileri okuyoruz. Kurgu bakımından, olay örgüsü bakımından oldukça akıcı ve sürükleyici. Konu olarak ihanet ve cinayeti alan bu roman yeri geldiğinde oldukça gizemli, yeri geldiğinde de oldukça eğlenceli. Açıkçası bu şekilde yazılan bir kitabı daha önce hiç okumamıştım. Kitabı bitirdikten sonra farklı bir tat aldığımı fark ettim. Eminim ki sizler de bu kitabı okuduktan sonra farklı bir tat alacaksınız.
August 10, 2022
Kitapta bir fetüsün anlattıklarını okuyoruz. Annesi Trudy hamileliğin son dönemindedir. Kocasına zaman istediğini söylemiş ve onu evden uzaklaştırmıştır. Başka bir adamla ilişkisi vardır. Fetüsümüz annesini sevmektedir aynı zamanda da babasına yaptığı yüzünden kızmaktadır. En çok kızdığı kişi de annesinin erkek arkadaşıdır . Babasını sevmekte ve onun için üzülmektedir. Annesinin erkek arkadaşının kim olduğunu öğrenince onun kadar ben de şaşırdım. Hele annesi ile erkek arkadaşının yaptığı iğrenç plan ve bir fetüsün bu planı bozmak için ya da engellemek için yapmayı düşündükleri ... Elimden bırakamadan kitabı okumamı sağladı.
Baştan sona fetüsün anlatımı ve monologları halinde ilerleyen kitap hakkında arka kapakta "en özgün Hamlet uyarlaması olarak anılmayı hak ediyor " yazıyor. Sanırım bu size kitap hakkında bir ipucu vermiştir 😉
Baştan sona fetüsün anlatımı ve monologları halinde ilerleyen kitap hakkında arka kapakta "en özgün Hamlet uyarlaması olarak anılmayı hak ediyor " yazıyor. Sanırım bu size kitap hakkında bir ipucu vermiştir 😉
Displaying 1 - 30 of 51 reviews





























