Written in the splendid bareness of her late style, these pages are Marguerite Duras's theory of literature: comparing a dying fly to the work of style; remembering the trance and incurable disarray of writing; recreating the last moments of a British pilot shot during World War II and buried next to her house; or else letting out a magisterial, so what? To question six decades of storytelling, all the essays together operate as a deceitful, yet indispensable confession.
Marguerite Germaine Marie Donnadieu, (4 April 1914 -3 March 1996) known as Marguerite Duras, was a French novelist, playwright, screenwriter, essayist, and experimental filmmaker.
Her script for the film Hiroshima mon amour (1959) earned her a nomination for Best Original Screenplay at the Academy Awards.
Yyanni... Sadece ilk deneme yazmakla alakalıydı da çok aldatıcı bir başlık mı seçilmiş de tuzağa mı düşürülmüş gibi hissetmeden edemedim. Çok da bağ kuramadım kitabın genel bütünlüğüyle.
Aslında bu kitaptaki bölümleri ayrı ayrı puanlamak istiyordum;
I. Yazmak (4/5) Bu bölüm tam da kitabı alış sebebim olduğu ve karşılığını verdiği için hoşuma gitti. Marguerite Duras'ın şahsına münhasır tarzının nasıl işlediğini de görmüş olmakla beraber yazma eylemi ve motivsayonu için de ilham vericiydi.
II. Genç İngiliz Havacısının Ölümü (3/5) Kitabın atfedildiği yabancının hikayesi. Burada Duras'ın anlatım tarzına aşina olmayanlar bir hayli zorlanabilirler akıcılıkta. Ben daha önce Duras okumama rağmen sayfaları olması gerektiğinden hızlı çevirmeye çalıştığımı fark ettim, bir an önce bitsin istiyormuş gibi.
III. Roma (4/5) Kitapta en çok hoşuma giden bu mistik öykü oldu. Biraz "Mavi Gözler Siyah Saçlar"ı anımsattı nedense. Hikaye içinde hikaye dinliyoruz bir yandan da, masalsı bir yanı da var.
IV. Saf (3.5/5) Zeytinyağından Nazi politikalarına uzanan serbest çağrışım gibi duran ama birkaç kez okuduğunuzda oturan kısacık bir bonus bölüm gibi.
V. Resim Sergisi (3.75/5) Ressam Roberto Plate için yazılmış, ressamların (haklı/haksız) kaprislerini inceleyen güzel bir kapanış. Tabii ressamlar üzerinden genel bir sanatçının ürettiği sancılı sürecin portresi:
"Sonunda işini dolap beygiri gibi tek başına yapması için bırakıyoruz onu, mutsuzluğuyla, bütün yorumları, her türlü eğretilemeyi, her türlü karmaşıklığı aşan kendi cehennem azabıyla baş başa bırakıyoruz. yani onu kendi tarihiyle baş başa bırakıyoruz."
Duras ilginç bir yazar. Her kitabında farklı hissiyat uyandırdı bende. Her anlatısını sevdiğimi de iddia edemem. Yine de yaşama bakış açısı ve bunu ifade ediş biçiminde ilginç bir cazibe var. Önerebilir miyim herkese, sanmıyorum. Ben Sevgili adlı eserini ve kendisi ile yapılan röportajlardan oluşan Askıya Alınmış Tutku adlı kitabı beğenmiştim. Fikirlerini yazıya yönelik tutkusunu, yazının yazarın ne olduğuna dair yorumlarını içeren bu kısa anekdotlari okurken sıkılmadım. Çok beğendiğim yorumları da oldu okurken biraz kasvet bastığı anlar da. Velhasılkelam karışık hisler besliyorum yazara karşı yine de onun eserlerine çeken bir şey var beni. Bilmiyorum nedir (:
Kitaptaki ''yazmak'' isimli denemeyi beğendim. Fakat diğer öykülerde ki Alman düşmanlığı beni aşırı rahatsız etti. Sanırım yazar Yahudi bir aileden geliyor ve kötü şeyler de yaşamış birisi. Tüm Alman halkına ve aydınlarına bu denli düşman olması bana itici geldi.
Bu kadına bayılıyorum. Yazar olma yolunda önemli bir temel sağladı benim için yazım tarzını çok benimsiyorum büyük ihtimal en çok ilham alacağım yazarların başında gelecek!
Can yayınlarından aldım. Kitap çok akıcı ve keyifli okudum ama burda çevirmene de bir kredi vermek lazım çevri kitaplarında çevirmenin nasıl çevirdiği kitabı büyük ölçüde etkiliyor.(her kitapta olduğu gibi)
1959 tarihli Alain Resnais filmi Hiroşima Sevgilim’i seyrederseniz, senaristi Marguerite Duras’nın nasıl farklı bir iş çıkardığını görürsünüz. Doğrusal olmayan kurgusuyla geçmişin ve şimdinin, Fransa ve Japonya’nın, savaş ve barışın, film, hayat, delilik, anı gibi gerçekliklerin iç içe geçtiği son derece orijinal bir iştir. Özgün tarzıyla Fransız Yeni Dalga sinema akımına da öncülük etmiş olan filmin senaryo dalında Oscar’a aday olduğunu da hatırlatayım. 1914 doğumlu yazarın neredeyse 80 yaşına merdiven dayamışken yayınladığı Yazmak kitabı da, tıpkı Hiroşima Sevgilim ve yazarın zihni gibi, şiirsel, karmaşık ve insancıl. Duras’nın uzun ve kısa denemelerini okuyorsunuz, evini, yazmanın onun için ne ifade ettiğini, neden yazdığını… Ölmekte olan bir sineğin tasvirini, onunla ilgili duygularını sayfalarca okuyabiliyorsunuz. Yıllar önce hayata gözlerini yummuş genç bir asker için de duyguları değişmiyor. İnsan olmaktan da yalnız olmaktan da hiç vazgeçmiyor. Daha önce yayınlanmamış bir de tretmanını okuyorsunuz. Hiroşima’yı izleyenlere tanıdık geliyor, oysa bu defa olay Roma’da geçiyor. Kısa bir kitap olmasına rağmen okuması bence kolay değil, baştan söyleyerek meraklısına öneririm.
Eylül geldi… Hazan mevsimi. Benim için yeni bir senenin başladığı ay. Eylül demek yolculuklar ve bu yolculuklara eşlik eden bolca kitap demek. Bu yolculukların en sevdiğim kısmıysa Türk kahvesi eşliğinde, ‘bu uçuşta bu kitabı bitireceğim’ diyerek yanıma aldığım kısa okumalar.
Bu kez, Alman topraklarına inmeden önce, havada, Duras’nın yalnızlık ile yazmak arasındaki rasyonel ilişkiyi; insanın neden yazdığını ve nasıl olup da yazmadığını sorguladığı son derece kişisel bir deneme metnini okudum. ‘Yazma eylemine’ de, ‘okuma edimine’ de tutkuyla bağlı olan bana, uzun zamandır sorguladığım yazıyla ilişkimi düşündüren; yazıyla arama giren korkuyu ve mesafeyi hatırlatan bir okuma oldu.
Duras için korku, yazının yakıtıdır. Yazmak bir ihtiyaçtır ama her zaman korkunun gölgesinde gerçekleşir. Onun sözleriyle: “Kendini bir çukurda, çukurun en dibinde, neredeyse mutlak bir yalnızlıkta bulmak ve yalnızca yazının seni kurtarabileceğini keşfetmek.” — Marguerite Duras, Writing
Duras'ın şarlatanlık ve totoloji yapıp durduğu yazı öbeklerinden oluşan kitap. Hiçbir şey anlatmayan, kendini tekrar eden, yanlışlanamayacak, çelişkileri ortaya konamayacak, kendi kendini yok eden bir kitap. "Bir sineğin ölümü ölümdür" diyor mesela. Ee yani? 68 kuşağının burjuva entellerinde kesin yargılar ve kendinden emin olmalar ama bir türlü ikna edememe hali var. "Bazı yazarlar şöyledir" ya da "tuvaller hep aynı hızda uçar" gibi laflar ediyor. Bu kadar kesin genellemelere katlanamıyorum. Kendin deneysel yazarken, kuralları eğip bükmeye çalışırken her şeyi genellemek kibirdendir, yazacak bir şey bulamamaktandır. Bazıları da gelip bu kitabı okuyup "ne havalı laflar" diye iç geçirecek.
kitabın bütünü birlikte yer alması noktasında ilginç, ilk olarak bir deneme bizleri kaşılıyor ve oldukça başarılı, sonra sanırım savaşla ilgili bir ağıt, senaryolara öykünen bir eser ve hikaye. yani yazmanın tümünün anlamsız parçalarını birleştirmeye çalışmış yazar zannediyorum. hoş bir olay; ancak zorlama buldum.
Özellikle Yazmak isimli denemesi çok güzeldi. Sözlerini, kelimelerini çok güzel yerleştiren bir yazar kendisi. Lakin sonlara doğru ki denemeleri birazcık daha basitlesmis gibiydi. Ama yine de içinden geleni yazmış ve çok da güzel yazmış. ❤️
“Her zaman söylenebilecek bir şey var: Tüm tuvaller aynı hızla yol alır. Kimi zaman bu tuvaller kanatlanır, bir güç onları yönlendiriyormuşçasına. Kimi zaman da onları alıp götüren bu güç, kendi kendini kendi mavi-siyah rengiyle örten bir dalga gibi görünür.”
Biraz Duras okumak istediğim için bulaşmıştım ama ne yazık ki hiç benlik değilmiş. Yazmaya yüklediği anlam çok ama çok kıymetli fakat öyküler resmen akmadı yahu.
Bu kitap, kendime ait olmasını dileyerek okuduğum nadir kitaplardan... Her zaman yanımda taşıdığım, baş ucumdan asla ayırmadığım, iki dilde birden okuduğum bir kitap...
Elbette zıtlaştığım düşünceleri yok değil Duras'ın ama zaten kalemini sevmemin sebebi de bu, katılmadığım noktalar bile beni saatler süren düşünme molalarıma itiyor...
Bu kitabı, yazmayan birinin anlayamayacağını düşünmüşümdür hep, belki de bencilce ve ego dolu ama gerçekten yazmayan biri, Duras'ın bu kitabının özünü çıkarmakta zorlanacaktır.
nefis tespitler nefis anlatım, yazmak işini böyle tarif edebilen çok fazla insan yoktur, Duras'ın benim yazarlarımdan biri olduğu bir kere daha tescil edilmiştir...