Jump to ratings and reviews

Les Choses

L.F: " Les choses " ? C'est un titre qui intrigue, qui alimente les malentendus. Plutôt qu'un livre sur les choses, au fond n'avez-vous pas écrit un livre sur le bonheur ? G. P: C'est qu'il y a, je pense, entre les choses du monde moderne et le bonheur, un rapport obligé. Une certaine richesse de notre civilisation rend un type de bonheur possible : on peut parler, en ce sens, comme d'un bonheur d'0rly, des moquettes profondes, d'une figure actuelle du bonheur qui fait, je crois, que pour être heureux, il faut être absolument moderne. Ceux qui se sont imaginé que je condamnais la société de consommation n'ont vraiment rien compris à mon livre. Mais ce bonheur demeure un possible ; car, dans notre société capitaliste, c'est : choses promises ne sont pas choses dues. --Ce texte fait référence à une édition épuisée ou non disponible de ce titre.

157 pages, Paperback

First published January 1, 1965

Loading...
Loading...

About the author

Georges Perec

148 books1,737 followers
Georges Perec was a highly-regarded French novelist, filmmaker, and essayist. He was a member of the Oulipo group. Many of his novels and essays abound with experimental wordplay, lists, and attempts at classification, and they are usually tinged with melancholy.

Born in a working-class district of Paris, Perec was the only son of Icek Judko and Cyrla (Schulewicz) Peretz, Polish Jews who had emigrated to France in the 1920s. He was a distant relative of the Yiddish writer Isaac Leib Peretz.

Perec's first novel, Les Choses (Things: A Story of the Sixties) was awarded the Prix Renaudot in 1965.

In 1978, Perec won the prix Médicis for Life: A User's Manual (French title, La Vie mode d'emploi), possibly his best-known work. The 99 chapters of this 600 page piece move like a knight's tour of a chessboard around the room plan of a Paris apartment building, describing the rooms and stairwell and telling the stories of the inhabitants.

Cantatrix Sopranica L. is a spoof scientific paper detailing experiments on the "yelling reaction" provoked in sopranos by pelting them with rotten tomatoes. All the references in the paper are multi-lingual puns and jokes, e.g. "(Karybb et Scyla, 1973)".

Perec is also noted for his constrained writing: his 300-page novel La disparition (1969) is a lipogram, written without ever using the letter "e". It has been translated into English by Gilbert Adair under the title A Void (1994). The silent disappearance of the letter might be considered a metaphor for the Jewish experience during the Second World War. Since the name 'Georges Perec' is full of 'e's, the disappearance of the letter also ensures the author's own 'disappearance'.

His novella Les revenentes (1972) is a complementary univocalic piece in which the letter "e" is the only vowel used. This constraint affects even the title, which would conventionally be spelt Revenantes. An English translation by Ian Monk was published in 1996 as The Exeter Text: Jewels, Secrets, Sex in the collection Three.

It has been remarked by Jacques Roubaud that these two novels draw words from two disjoint sets of the French language, and that a third novel would be possible, made from the words not used so far (those containing both "e" and a vowel other than "e").

W ou le souvenir d'enfance, (W, or, the Memory of Childhood, 1975) is a semi-autobiographical work which is hard to classify. Two alternating narratives make up the volume: one, a fictional outline of a totalitarian island country called "W", patterned partly on life in a concentration camp; and the second, descriptions of childhood. Both merge towards the end when the common theme of the Holocaust is explained.

Perec was a heavy smoker throughout his life, and was diagnosed with lung cancer in 1981. He died the following year in Ivry-sur-Seine at only forty-five-years old. His ashes are held at the columbarium of the Père Lachaise Cemetery.

David Bellos wrote an extensive biography of Perec: Georges Perec: A Life in Words, which won the Académie Goncourt's bourse for biography in 1994.

Ratings & Reviews

What do you think?

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
1,771 (24%)
4 stars
2,990 (41%)
3 stars
1,809 (25%)
2 stars
483 (6%)
1 star
128 (1%)
Displaying 1 - 30 of 86 reviews
Author 2 books474 followers
April 6, 2014
Uzun zamandır bu kadar güzel, bu kadar uyandırıcı; kendine getirici bir kitap okumamıştım.
Gerçekliğin sahte yüzeyine bir an olsun dokunduğumu hissettirdi bana.
Her bir satırını, her bir cümlesini özümseye özümseye okudum.
Sanki milyonlarca kitabın polenlerinden özümsenmiş incecik; 105 sayfalık bir baldı ellerimdeki.
Profile Image for Argos.
1,355 reviews537 followers
August 16, 2019
Perec’ten okuduğum ilk kitap. Kısa bir roman. “Şeyler” sadece eşya veya cansız cisimleri anlatmıyor, hatta daha çok canlı duyguları, düşünceleri, kaçışları, umut ve umutsuzlukları, beklentileri, hayal kırıklıklarını, kısaca “herşey”i anlatıyor. Kitabın alt başlığında yazdığı gibi 60’lı yılların bir hikayesi anlatılmış olsa da bu hikaye insanın olduğu her mekan ve zamanda, 70’lerde, 90’larda, 2000’lerde hatta 60’ların öncelerinde de geçerli bir hikaye.
Yazarın keskin gözlem gücü, tanımlamalarındaki gerçeklik ve canlılık, kıvrak kalemi beni çok etkiledi. “Gülerken ısırmak” diye bir deyim vardır ya, Georges Perec tam da bunu yapıyor. Yükselirken alçalıyorsunuz, kabarırken sönüyorsunuz, ısınırken üşüyorsunuz, ya da tam tersi. Sanırım okuyucuların büyük bir kısmı Jerome-Sylvie çifti ile bir veya daha çok sayfada kendilerinden bazı “şeyler” görecekler. Bu çiftin yaşam düşlerinden kendi payıma epeyce “şeyler” buldum.
Sıraya Perec’in diğer kitapları girdi bile. Öneririm.
Profile Image for Pia G..
588 reviews310 followers
June 17, 2024
60'ların paris'inin arka planında geçen kitapta, güzel eşyalarla dolu bir hayat arzusunun hayallerine hükmettiği genç bir çift olan jérôme ve sylvie'nin hayatını izliyoruz. hayal edilen dairelerin gösterişli mobilyalarından giymeyi arzuladıkları modaya uygun kıyafetlere kadar her bir ayrıntı, onların materyalist arzularının hem cazibesini hem de boşluğunu yansıtan bir hassasiyetle işlenmiş. bu bize iki ucu keskin bir bıçak görevi görerek çiftin özlemlerinin aynı zamanda ne kadar yüzeysel olduğunu vurguluyor. kitabın en çarpıcı yönlerinden biri, 60'lı yıllarda yaşanan ekonomik büyüme ve toplumsal değişimin keskin gözlemlerle yansıtılmış olması. jérôme ve sylvie, tüketim yolunda mutluluk vaadiyle büyülenmiş bir neslin simgesi, yaşamları daima bir özlem ve geçici tatmin döngüsünde. zira maddi malların bolluğunun çoğu zaman manevi ıssızlığa yol açtığı modern dünyamızın paradoksu her daim zamansızdır, bu yüzden kitap bize bir ayna görevi görüyor.

tüketim kültürünün kalbindeki boşluğu keşfettiğim bu okumayı herkese öneririm.
Profile Image for Hakan.
848 reviews656 followers
December 25, 2025
Perec adını çok duyduğum ama okumadığım bir yazardı. Edebiyat çevrelerinde bu yıl epey sükse yapan İtalyan yazar Vincenzo Latronico’nun Şeyler’in modern bir versiyonu olarak yazdığı “Perfection” romanını geçtiğimiz aylarda keyifle okuyunca, tam 60 yıl önce yayınlanmış Şeyler’e el atmamak olmazdı.

Gerçekten de kitap, mütevazi ailelerden gelen genç bir Fransız çiftin arzuları aracılığıyla, tüketim kültürü ile daha iyi bir yaşam/mutluluk arasında kurulan korelasyonun sahteliğini incelikle, slogana da kaçmadan öyle güzel ortaya koyuyor ki, hayran kalmamak elde değil. Üstelik anlatılan günümüz dünyası için de gayet geçerli, tanıdık bir mesele. Böylesine eskimeyen kitapların ayrı bir edebi değeri oluyor haliyle. Sevgi Tamgüç’ün çevirisi, birkaç ilginç kelime tercihleri dışında gayet iyi, akıcı.

Ben tersine bir okuma yaptım, olur da Perfection’a ilgi duyarsanız (Türkçe çevirisi henüz yayınlanmadı sanırım) önce Şeyler’i okumanızı öneririm. Latronico’yu boşverseniz de Şeyler’i okuyun derim, zira kapitalizmin insanlığa dayattığı tüketim kültürüne çarpıcı bir ayna tutuyor bu kısacık ve de güzel roman.
Profile Image for Çağdaş T.
175 reviews291 followers
January 12, 2016
Mutluluk amaç değil araç !
Perec, bu kitabı tüketim toplumunu eleştirmek için yazmadığını söylese de, bence yerden yere vuruyor. Kendimden ve günümüz insanından çok şey buldum.
Her şeyi bırakıp, kapitalizm çarkından çıkıp taşrada kendi halinde yaşama hayallerinizi de yerle yeksan edecektir kitap. Ekşi'de beğendiğim bir yorum:
https://eksisozluk.com/entry/9895219
Profile Image for A. Raca.
773 reviews176 followers
February 28, 2019
"... yaşamları salt bu güzel zamanların bitmez toplamı olacakmış, her zaman mutlu olacaklarmış gibi gelirdi onlara, çünkü mutluluğa hazır olmayı biliyorlardı, çünkü mutluluk içlerindeydi."

"Gerçek gidişler uzun zaman önceden hazırlanır. Bu öyle olmamıştı. Daha çok bir kaçışı andırıyordu."
Profile Image for Kurtlu.
178 reviews39 followers
January 19, 2016
kitabın bir yerlerinde, farkına bile varmadan, karakterlerle özdeşim kurmamak imkansız. aşağı yukarı 2 ay öncesinde kendime verdiğim ültimatomda "daha az sahip ol" da demişken "şeyler"i okumak hoş bir tesadüf oldu. var olmanın yolunun sahip olunan şeylerden geçtiği tüketim zamanlarını ve bu zamanları yaşayan tatminsiz insanları anlatan incelikli bir novella. önümüze sunulan seçenekler öyle çeşitli ve albenili ki aynı jerome ve sylvie gibi bir kararsızlık denizinde yüzüyoruz. ve yine aynı onlar gibi az çalışıp çok kazanma, güzel şeylere sahip olma peşindeyiz. şeyler, farkındalık yaratma adına keşke daha önce okusaydım dediğim kitaplardan.
Profile Image for Aslı Can.
785 reviews324 followers
Read
March 7, 2016
Kitap 3 sayfa betimleme ile başladı ve ben betimleme okumakta çok zorlandığım için aramızdaki ilişki soğuk başladı.

Sonrasında sevdim kitabı. Anlatımı öyle coşkulu, insanı sarsan bi anlatım değil ama sorguladığı mesele bi güzel sarsıyor onun yerine. İnsanı birazcık kendinden utandırıyor. Bi de iç sıkıntısına iç sıkıntısı ekliyor.

Tam da ''Ay atansam mı atanmasam mı?'' diye düşünüp, çevremdeki herkesin '' Atan yoksa seni vururum. Deli misin atan. Atan!! Devlet gibisi yok!! ATANNNNN!!'' gibi çılgınca ısrarlarıyla savaşırken, içimde çalışma hayatına tahammül edemeyen taraftaki teraziye bi tık ağırlık ekledi.

N'apıcaz biz bu hayatla ya hu?
Profile Image for Emre vs..
119 reviews9 followers
September 5, 2018
Perec oldukça akici bir sekilde, bir hayatin gectigi adimlari ve şeyleri ve bu seyler uzerinde dolasan kara bulutlari anlatiyor. Tercihin ve esyanin ekseninde yollar adimlaniyor. Anlati bir gercek arayisindan bir dunya gercegi olan yasama evriliyor. Ki yasam da uzun soluklu, seylerle devam eden bir olgu.
Kitap böyle böyle kendini cabucak okutuyor ve guzel bir tat birakiyor.
Profile Image for downinthevalley.
115 reviews94 followers
September 26, 2017
Bazı yazarlarda anlam veremediğim bir çekim var. Perec de onlardan biri.
Uyuyan Adam'ı da geçen yıl ekim ayında okumuştum, Metis Yayınları'nın İstiklal Caddesi'ndeki küçük ama tarihi eser gibi olan binasından almış, aynı gün içinde de bitirmiştim. Hatırlıyorum, yağmurlu bir İstanbul günüydü.
Aslında Uyuyan Adam'ı Şeyler'den daha fazla sevdim.

'Parisienne'lik sevdiğim ve içselleştirdiğim bir kavram. Perec tam olarak bunu yaşattı bu romanında.
Tüketim toplumuna yapılan bir eleştiri niteliğinde değil bu kitap,demiş yazar. Ben de öyle düşünmüştüm. Bir çiftin yer edinme çabasını, mutluluk arayışlarını, varoluşsal krizleri kimi zaman tüketim eşyalarına veya 'şeylere' dayandırmalarını anlatıp; uzun bir düşünsel sürece sürüklüyor sizi. Huzurun, tek başına 'sahil kasabasına yerleşelim' veya 'doğada yaşayalım ve çevremizdekilerden arınalım' ile mümkün olamayacağını da ekliyor gerçekçi saptamalarda bulunarak.

'Gerçek gidişler uzun zaman önceden hazırlanır.'

Evet, Perec okuyacaksanız tam olarak böyle bir serüvene hazır olun. 'Ah ne güzel içim açıldı' demeyeceğinizi de unutmayın.
Profile Image for Seval Yılmaz.
75 reviews73 followers
October 25, 2017
Perec'ten okuduğum ikinci kitap Şeyler. Geçen yıl da Uyuyan Adam'ı okumuştum. O da ikinci tekil kişi (sen anlatıcı) ağzıyla yazılmış ilginç bir kitaptı. Şeyler de ilginç bir kitap. Örneğin kitapta son söz bölümüne kadar hiç diyalog yok. Jerome ve Sylvie adlı, orta sınıftan gelen, zengin olma hayalleri kuran, "şeylere" veya Tanpınar ve Oğuz Atay'ın tabiriyle "eşyaya" büyük bir tutku duyan, burjuva yaşantısına özenen Parisli bir çiftin hikâyesini okuyoruz. Bu çiftin eşya tutkusu öyle ki, hızlıca para kazanmak, yükselmek ve daha çok eşya almak istiyorlar. Küçük daireleri gerekli gereksiz, türlü eşyayla dolu. Perec, bu çift üzerinden 1960'ların modern Paris yaşantısını, burjuva kesimini ve tüketim çılgınlığını hicvediyor. Hiciv olgusu, kitabın sonundaki Karl Marx'tan yapılan bir alıntıyla da güçleniyor çünkü romanın geçtiği yıllar, 2. Dünya Savaşı sonrasında kapitalizmin güç kazandığı yıllar. Bu yönüyle toplum, sistem ve kapitalizm eleştirisinin de olduğunu söyleyebiliriz. Romanın siyasi boyutu da var: Bir iki cümleyle geçiştirilmiş ancak Fransa için önemli olan Cezayir Başımsızlık Savaşı da var. Savaştan sonra Jerome ve Sylvie, antifaşist bir duruş sergiliyorlar, her şey ve herkes gibi değişim gösteriyorlar. İşleri, kazandıkları para, eşyaları ve arkadaş ortamları değişiyor hatta mekân da değiştirerek Tunus'un Sefakis şehrine gelip burada bir yıl geçiriyorlar. Perec'in eşi de 1961-62 yıllarında gerçekten de Sefakis'te öğretmenlik yaptığı için roman bu yönüyle özyaşamöyküsel bir nitelik taşıyor. Orada zenginlik, para ve eşya hayallerinden vazgeçip dinginleşiyorlar. Daha sonra çiftimiz tekrar Paris'in hengâmesine dönüyor ancak Sefakis'i de özlemeden edemiyorlar. Daha fazlasını isteme (birinci Paris dönemi), elindekiyle yetinme (Sefakis dönemi) ve her şeyden vazgeçme (ikinci Paris dönemi) şeklinde bir değişim/dönüşüm yaşıyorlar. Kısa, ilginç ve düşündürücü bir kitaptı. Farklı bir roman arayışında olanlar için güzel bir yolculuk olabilir bu roman.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Profile Image for Ferda Nihat Koksoy.
533 reviews30 followers
March 30, 2021
Benzersiz ve ilginç bir roman, kısacık ama dopdolu.

***

"Sonuç kadar araç da gerçeğin bir parçasını oluşturur . Gerçek arayışının kendisinin de gerçek olması gerekir; gerçek araştırma, açık kolları sonuçta birleşen, ortaya serilmiş gerçektir (Karl Marx)."

"Ne hınç, ne acı, ne de çekememezlik duyacaklardı. Çünkü olanakları ve arzuları her zaman, her noktada uyuşacaktı. Bu dengeye mutluluk adını verecekler ve özgürlükleriyle, sağduyularıyla, kültürleriyle, ortak yaşamların her ânında onu keşfetmesini, korumasını bileceklerdi."

"Düşman görünmezdi. Ya da asıl onların içlerindeydi, onları çürütmüş, kangrenleştirmiş, mahvetmişti. Âlemin maskarası olmuşlardı. Küçük uysal yaratıklar, onları önemsemeyen bir dünyanın sadık yansımalarıydılar. Kırıntılarından başkasını asla elde edemeyecekleri bir pastanın içine boğazlarına kadar batmışlardı."

"Çok şey vaadeden ve hiçbir şey vermeyen bu dünyada gerilim çok fazlaydı."
Profile Image for Banu.
70 reviews13 followers
April 8, 2009
“Bayan Pluie 60larda Paris’te”

Sevgili G’nin güzel kartları ve müthiş hediyelerine tekrar bakınca bugün içim içime sığmadı. Öyle ki Jérôme’u bulsam Sylvie olacağım gibi geldi.

"Bütün gece boyunca yürüyebilir, koşabilir, şarkı söyleyebilirlerdi."

"Ya da bazı geceleri hemen hemen hiç tanımadıkları mahallelerde uzun uzun yürürlerdi."

Ankara’ya döndüm.

Sonra dünyanın en zevkli dahilerinden biri beni bekledi. Onu gördüm bankta. Yanına yerleşiverdim arkasından gelip. Bana saatlerce kızmaya hakkı vardı. Yapmadı. Tam altı ay olmuş. Yine beraber alışveriş yapmayı düşünmüştük. Ben suratsızlıkla mahfetmiştim eğlenceyi. Bu sefer öyle değildi. Mağazadaki şallarla yeni bağlama yöntemleri deneyip, metalden br eteği metal olduğunu öğrenene kadar beğenip turkuaz bir şal aldık. Ama onun bana hediye edeceklerinden habersizdim. Bunca zaman sonra bencilliğim yüzünden eğlenmeyi pek haketmiyordum ama neşeyle ayrıldık oradan.

"Anlatılmaz güçleri, inanılmaz gizleri ellerinde tutuyormuşcasına, tanımadıkları bir coşku duyuyorlardı. el ele tutuşarak koşarlar, kaldırımlarda sek sek oynarlar hep birlikte Cosi Fan Tutte’yi ya da Messe en Si’yi söylerlerdi."

O gün daha da güzelleşerek devam etti. Ne seyredilen filmlerden, ne müzikten, ne aşklarımızdan, ne umutarımızdan bahsettik. Orada olduğumu, tam o ânı hissediyordum. Sadece bunu düşünüyordum. Yine birşey yiyemiyordum ve çok yoruluyordum ama huzurluydum.

"Yaşamları salt bu güzel zamanların bitmez toplamı olacakmış, her zaman mutlu olacaklarmış gibi gelirdi onlara…"

Altı ay sonra aynı yollardan yürüdüm, serindi. Kollarım üşüyordu. Mind Walk da, su şişsesi de, ayakkabılar da, şal da yanımdaydı, vedalaştık. “Bayan Pluie 60larda Paris’te” dedi. Sonra tatlı bir tehditten sonra uğurladı beni. Efsanelere inanmak yasaklanmıştı.

"Bir çeşit sözleşme, satın alınmış bir şey, zavallı kırılgan bir nesne, onları şiddetle, varoluşlarındaki, öykülerindeki en belirsiz, en tehlikeli yana gönderen basit bir soluklanma ânı olup çıkıyordu."

"… Dehaları onaylanacaktı… Bu afyonları olacaktı…"

"Otomobilleri aşağıda bekleyecekti. Eşyaları onları Brüksel’de bekleyecekti. Belçika yolundan gideceklerdi. hiçbir güçlük çıkmadan sınırı geçeceklerdi. Sonra yavaş yavaş acele etmeksizn Lüksenburg’da, Anverst’e, Amsterdam’da…"

…

"Dünya turu yapacaklardı. Sonunda havası hoş bir ülkeye yerleşeceklerdi. İtalyan göllerinin kıyılarında, Dubrovnik’de, Bolear Adaları’nda, Cefalu’da bir yerlerde…."

Sadece bir yanından karaya tutunmuş bu parçada yalnız olmadığımı düşündüm. Kayboluşumu kısa da olsa sessizce erteledim.

"İşlerini bırakmayı, her şeyi bir yana atmayı serüvene gitmeyi düşlüyorlardı. Her şeye yeniden, sıfırdan başlamayı düşlüyorlardı, kopmayı ve vedalaşmayı…"

Onun varlığını çok seviyordum. Neşeyle anlatışını, dikkatle dinleyişini. Ona sevdiklerimden bahsetmek istedim. Passive’den, sonra durmadan özlediğim kalbimin sahibinden, rüyalarımdan… Ama bunları düşünmeyip yine âna odaklandım sonra.

"Anısız belleksiz bir dünya…."

Vedalaştık. İstediği gibi, giderken hiç arkama dönüp bakmadım.

"Çok yumuşak bir trajediye benzeyen dingin bir şey hızı kesilmiş yaşamların bağrna yerleşiyordu."

Tek başıma gidiyordum yine. Telefonumu kapattım. Bulduğum ilk bankta ona hergün yaptığım gibi iki satır daha yazdım.

G’nin hediyesi Georges kitabını karıştırdım:

"Gideceklerdi, her şeyi terkedeceklerdi. Kaçacaklardı. Hiçbir güç tutamayacaktı onları."

"Kusurlarla dolu bir dünyada en kusurlu olan onların yaşamları değildi, buna kolayca kesinlikle inanıyorlardı."

"Elbette bunların yanlış olduğunu, özgürlüklerinin aldatmacadan başka birşey olmadığını biliyorlardı."

"Gerçek gidişler uzun zaman önceden hazırlanır. Bu öyle olmamıştı. Daha çok bir kaçışı anlatıyordu. On beş gün boyunca sağlık raporları, pasaportlar, vizeler, biletler, bagajlar için bürodan büroya koşturdular."

…

"Bir ajansın yönetimini almak için Bordeaux’a gideceklerdi. Gidişe özenle hazırlanacaklardı."

Onun güzel gülümseyen yüzünü görüp sımsıkı sarılmak istedim. Bulacak mıydım tekrar ona sarılmak için ilave bir sebep?

"Tunus’ta fakültedeki eski sınıf arkadaşlarının birkaç tanıdıkları, ayrıca güneş, masmavi akdeniz, bir başka yaşam, gerçekten gidiş, bir başka iş vaadi vardı. başvurmaya karar verdiler. Kabul edildiler."




Banu P. & George P.
Profile Image for -Neslihan K.
158 reviews42 followers
October 22, 2019
1960’ların Paris’inde geçiyor, ama sanki günümüz metropolünü, bu zaman insanının arzu ve hayallerini anlatıyor. O kadar zamansız ve şimdiye dair. Şeyleri tarifleyerek kurduğu ‘biz’ dili kollektif ruhu geçirmekte nefis. Bir çiftin mikro hayatından dönem toplumunun yansımalarını okuyoruz. Ruhsuz, cansız nesneler üstünden zamanın ruhunu verebilmek... C’est genial!
Profile Image for Ezgi.
351 reviews31 followers
Read
August 15, 2026
Geçen sene tam da bugünlerde Perfection’ı okudum. Şeyler’den bir alıntıyla başlayınca hemen kindle’a indirdim ama bir türlü sıra gelmedi. Dün bir sene oldu diye düşünerek biraz da utanarak başladım. Bir oturuşta bitti. Epey benzerlik olsa da Perfection’dan daha çarpıcı kesinlikle. Perec orta sınıf bir çifti anlatıyor ama ne anlatış. Her zamanki gibi biraz mesafeli bir dili var. Okuru olayların ortasına atıp sabretmesini istiyor. Kısa olsa da pek çok insanın okuyamama nedeni bu olsa gerek. Kendini aydın gören, dünyanın kendisine borçlu olduğu sanısıyla yaşayan orta sınıf gençlerin dünyasını gösteriyor. Yetişkinliğe adım atan çift evlerini kuruyor. O an için eğlenceli gelen, kendilerine zaman ayırabildikleri işlerini seviyorlar. Ama zamanla hiçbiri yeterli olmuyor. Orta sınıfın amorf özelliklerini çok iyi saptamış yazar. Ne alt sınıfın yetinmeci tavrına sahip olabiliyorlar ne de üst sınıfın pervasız özgürlüğüne. Zevkli olduklarını düşünerek kurdukları ev dar, eşyalarsa az geliyor. Orta sınıfın insanı uyuşukluğa iten günlük hayatını hem eleştiriyorlar hem de kopamıyorlar. Olasılıklarla dolu olduğu varsayılan dünyada hareket alanlarının ne denli kısıtlı olduğunu günden güne fark ediyorlar. Ama bunu değiştirmeye güçleri asla yetmiyor. Roman bir kapitalizm eleştirisi. Şu an daha da çığrından çıkan tüketim kültürünün insanı ele geçirdiğini, dahasını arzularken arzularında boğulduğunu ve orta sınıfın hezeyanlarını anlatıyor. Marx’ın alıntısıyla bitirmesi de tavrını görünür kılıyor. Çok çarpıcı bir roman. Biçemi çarpıcılığını artırmış.
Profile Image for Perihan.
481 reviews134 followers
January 12, 2016
Farklı ama güzel bir hikaye.
Okurken düşünüyorsun, yaşamak için ihtiyacımız olan "şeyler" neler?
Yaşamdan keyif almak için ihtiyacımız olan "şeyler" neler?
Peki ya hayallerimizdeki " şeyler" neler?
Vee tabii bu "şeylere" sahip olmak için ödediğimiz bedeller neler?
Uzun saatlerde ya da iyi bir işte çalışmanın karşılığı iyi para iken, iyi keyifli şeyleri yapmanın ve bu keyiflerin maliyeti nedir?
Çok kazanmak hayattan daha çok keyif almak için daha çok "şey" satın almak...
Peki ya keyifli "şeyleri" yapabilmek için zaman yetiyor mu insanoğluna onca koşuşturma arasında...
Perihan
Profile Image for Benn Uzayy .
99 reviews16 followers
December 26, 2020
Perek orta ya da alt sınıf diyebileceğimiz bir yaşama ayna tutmuş.. Ve bu yaşamın duygu durumuyla "basit" ve yüzeysel olarak tasvir ettiğini düşünüyorum.
Yorumları okuduğumda neredeyse haz durumu yaşayanlar olmuş.. Gerçekten şaşırdımBaşlıktan da anlaşılacağı gibi farklı beklenti içine girmemek gerekiyor.. Aslında daha fazla yazmak ve edebi olarak karşılaştırma yapma isteğim var ama yorgunum ve hafızam şuan için yardımcı olmuyor ve geriye dönük okumalarımı karıştırmam gerekiyor..
Profile Image for Can Iban.
50 reviews7 followers
January 4, 2018
30’lu yaşların arifesindeki insanlara kesinlikle tavsiye olunur.

Kitabın ilk kısımları, sevgilimle IKEA mağazası dolaşarak evimizi yeniden tasarladığımızda, ikimizin hayal kurma biçimini hatırlattı bana.

Gençlerin bir araya gelmesi ve ortak aktiviteler gerçekleştirmesinin ardında yatan gerekçeleri sıraladığında ise, aslında günümüzde arkadaşlıkların içinin boşaldığını yüzümüze vuran bir içeriğe sahip.

Tunus’a kaçış ve geri dönüş ise, bugün “her ne olursa olsun, Türkiye’yi terk etmeliyim” kafasında olanların perişanlığını hatırlattı.

Kitap, daha çok hatırlatma ve anımsatma etkisini üzerimde gösterdi. Kitabı “1960’lar Paris’i” diye ön plana çıkaran yayınevinin, bu kitabın aslında ne kadar güncel bir içeriğe sahip olduğunu farketmesi gerekirdi.
Profile Image for Ümit Mutlu.
Author 73 books378 followers
June 19, 2013
Mümkün değil mi küçük burjuvazinin karşıkonulmaz çekiciliğinden kurtulmak? Nihai varış noktası illâ mı orası? Mümkün değil mi tüketime, şeylere bağımlı olmadan yaşamak? Hayallerin bile hep tüketmek üzerine kurulduğunu da düşünürsek aslında, yanıt enteresan olabilir. Ama kısır döngüden çıkmak da mümkün mü? Taşraya kaçıp azla yetinmek ile avutabilir mi insan kendisini? Aklı da onunla birlikte yanında kalır mı?

Aslında bu kadar çok düşünmemek lazım.
Profile Image for Mehmet B.
260 reviews19 followers
December 12, 2020
Özendikleri, hedefledikleri havalı hayatlara hızla kavuşmak isteyen, yaşamlarını anısız, tarihsiz, tatsız hale getirdiklerini farkedemeyen bir çiftin hikayesi, Şeyler... Arayışın araçları gerçek olmayınca, sonuç da gerçek olmayan yüzeysellikte kalıyor...
"Sonuç kadar araç da gerçeğin bir parçasını oluşturur. Gerçek arayışının kendisinin de gerçek olması gerekir; gerçek araştırma, açık kolları sonuçta birleşen, ortaya serilmiş gerçektir."
Karl Marx
Profile Image for booksofAhu.
287 reviews40 followers
October 20, 2016
60'lı yıllardaki çiftin hayatı bugünkü beyaz yakalıdan çok farklı değil, ama bireysel olmaya çalışırken özenti olan bu çifti okurken ben çok sıkıldım.. kitap bu çifti küçümsüyor ama bir öneri de yapmıyor.. 60'lı yıllarda değil de günümüzde yazılsaydı ekşisözlük yazılarından öteye gidebilir miydi bilmiyorum..
Profile Image for Kitap Eylemi.
191 reviews7 followers
December 4, 2021
"Bir şeylerin, yaptıklarının önemli, gerekli, çok değerli olduğunu, korkak çabalarının onlar için bir anlam taşımadığını, gereksinim duydukları bir şey olduğunu, kendilerini tanımalarına, değişmelerine, yaşamalarına yardımcı olabilecek bir şey olduğunu kendilerine kanıtlamasını isterlerdi."
Profile Image for Aylin.
177 reviews67 followers
July 18, 2023
Eylemsiz hayalperestler.
Yorum bu kadar.

3,5⭐️
Profile Image for Yasemin Ugur.
167 reviews14 followers
July 5, 2020
Bir sürü şey’li ya da hiçbir şey’siz durumların insanın mutluluk arayışındaki yerini bir genç çift üzerinden analiz etmeye çalışmaktadır yazar. Kapitalist sistemin meta’ya yüklediği anlamdan, insanın yaradılıştan gelen bu anlamdan kaçmaya çalışan yanını aynı tartıya koyarak aslında gündelik hayatta çok sık karşılaşılan içsel sorulara cevaplar bulmaya çalışmış. Şey’leri ve insandaki etkilerini çok ince ve detaylara inerek analiz etmesi inanılmazdı.
.
“Sonuç kadar araç da gerçeğin bir parçasını oluşturur. Gerçek arayışının kendisinin de gerçek olması gerekir; gerçek araştırma, açık kolları sonuçta birleşen, ortaya serilmiş gerçektir.”
Profile Image for Aviendha.
322 reviews18 followers
December 30, 2016
“Onların dünyasında, elde edilebileceğinden daha fazlasını istemek neredeyse kuraldı. Bu kuralı onlar ilan etmemişlerdi; bu bir uygarlık yasasıydı, en uygun ifadesini genelde reklamlarda, dergilerde, vitrinlerde, sokaklarda, hatta bir ölçüde, herkesçe kültür ürünleri adı verilen şeylerde bulan apaçık bir veriydi.”

Yazar , Jeröme ve Sylvie' nin bakış açısıyla toplumun tüketici odaklı mutluluk anlayışına atıfta bulunuyor kitapta. Nasıl olması gerektiğiyle ilgilenmiyor, yapılan hataları vuruyor yüze. Tüketim demişken de olmazsa olmaz Karl Marx' ın bir sözüyle sonlandırıyor.
Profile Image for Şehriban Kaya.
415 reviews19 followers
May 26, 2019

Georges Perec, 1960ların Fransasının adeta fotosunu çekmiş bu romanda. Yazarın okuduğum ilk kitabı ama çok çok kıymetli bir gözlemci olduğundan eminim. Yoksa bu kadar ayrıntılı foto çekemezdi.

"Onların dünyasında, elde edebileceğinden daha çoğunu istemek neredeyse kuraldı. Bu kuralı onlar ilan etmemişlerdi; bu bir uygarlık yasasıydı, en uygun ifadesini genelde reklamlarda, dergilerde, vitrinlerde, sokaklarda, hatta bir ölçüde, herkes kültür ürünleri adı verilen şeylerde bulan apaçık bir veriydi."

"Yaşamaktan başka bir şey istemeyenler ve en büyük özgürlüğe yaşam adını verenler, salt mutluluk peşinde, arzularını ya da güdülerini doyurma, yeryüzünün sınırsız zenginliklerinden hemen yararlanma peşinde koşanlar, böyleleri, her zaman mutsuz olacaktır."
Profile Image for Renklikalem.
565 reviews191 followers
February 12, 2018
okurken keyif aldigim ama okumazken beni cekmeyen bir kitap oldu. bu yuzden de inceligine ragmen cok uzun bir sureye yayarak okumak durumunda kaldim. belki ben yanlis zamandaydim, belki de dogru zaman yoktu bizim icin. neticede “seyler” benim icin cok da unutulmaz bir deneyim olmadi ama yazildigi donem icin elbette epey etkileyici, cigir acan, ilham veren bir eser olmustur.
Profile Image for Özgür Balmumcu.
271 reviews87 followers
July 6, 2019
"...yaşamları salt bu güzel zamanların bitmez toplamı olacakmış, her zaman mutlu olacaklarmış gibi gelirdi onlara, çünkü mutlu olmayı hak ediyorlardı, çünkü mutluluğa hazır olmayı biliyorlardı, çünkü mutluluk içlerindeydi..." [sf. 46]
Profile Image for Sirunmanug.
171 reviews8 followers
October 31, 2020
Kitap tanıtımında da belirtildiği gibi ne kadar tanıdık! 60lı yıllardan bugüne insanın değer, hedef ve isteklerinde çok da değişiklik olmadığını anlatıyor aslında. Kitabın derin derin betimlemelerini okurken sanki o evde, o odada veya o şehirde gibi hissetmeyi sevdim.
Profile Image for Özgür Atmaca.
Author 2 books123 followers
September 19, 2026
Perec’i yıllardır çok seven bir arkadaşım var. Onun sayesinde ara ara bazı metinlerine göz atmıştım ama *Şeyler*’i okuyunca Georges Perec’in neden bu kadar güçlü bir yazar olarak görüldüğünü ilk kez gerçekten anladım.

Üstelik tam da bana dokunacak bir kitabına denk gelmişim. Gündelik hayatın içinde çoğu zaman farkına bile varmadığımız eşyalar, küçük davranışlar, tavırlar, sessizlikler… Perec bunların üzerine öylesine güçlü betimlemeler kuruyor ki bir süre sonra sıradan görünen her ayrıntı başka bir anlam kazanmaya başlıyor. Uzun zamandır edebiyatın bu kadar “lezzetli” olduğunu hissetmemiştim.

Roman, Jérôme ile Sylvie adlı genç bir çiftin hayatı etrafında ilerliyor. Fakat hikâyenin asıl kahramanları sanki onlar değil, sahip olmak istedikleri şeyler: güzel mobilyalar, iyi kumaşlar, kitaplar, plaklar, şık evler, seyahatler… Mutluluk giderek sahip olunacak nesnelerin içine yerleştiriliyor. Çift daha iyi bir hayat arzularken, “daha iyi”nin ne olduğuna vitrinlerin, reklamların ve çevrelerindeki tüketim kültürünün karar vermeye başladığını fark etmiyor bile.

Perec’in en etkileyici tarafı da burada ortaya çıkıyor. Büyük olaylara ihtiyaç duymadan, yalnızca insanların eşyalara bakışından, bir odanın düzeninden ya da iki insan arasındaki sessizlikten koca bir hayat duygusu çıkarabiliyor. 1960’ların tüketim toplumunu anlatan *Şeyler* bu yüzden bugün de şaşırtıcı ölçüde güncel görünüyor. Vitrinlerin yerini ekranlar, katalogların yerini sosyal medya almış olabilir; fakat insanın mutluluğu bir sonraki sahip olacağı şeye ertelemesi pek değişmemiş.

*Şeyler* bittikten sonra benim için Perec artık “bir ara okunacak yazarlar” arasında değil. Bütün külliyatı okunması gereken yazarlardan biri olduğuna kani oldum.
Displaying 1 - 30 of 86 reviews