GILBERT KEITH CHESTERTON, Filozof-Yazar, ING-1925, TR-2010, OkuyanUs Yayın, Çeviren: Bihter Sabanoğlu, 238 sf.
-Bir adamın dönemi bir bakıma o adamın hayatıdır. Bir aktör, bir odanın içinde, bir ORTAÇAĞ ADAMI gibi yürümek istiyorsa, öncelikle Ortaçağ resimleriyle, oymalarıyla ve bunun gibi şeylerle iç içe yaşamalıdır.
-KÖLELİĞİN var olması sizin için bir zorunluluksa, kölelerin bir arada yaşayıp, olaylar hakkında ORTAK görüşlere sahip olmalarını engelleyemezsiniz.
-İngiltere'de ...bir süvari ya da savaş arabası bölüğü vardı ki, orada FAKİRLER, ZENGİNLERDEN YUKARIDA, tahtlarına kuruluyormuşçasına otururdu. İŞVERENİN ümitsizce, BİR HÜCREYE KAPATILMIŞCASINA, tavandaki bir bölmeyi açarak, görünmez proletere bilinmez bir Tanrı'ya seslenir gibi konuşmasına, başka hiç bir araçta ya da zaman diliminde rastlanmayacak. Başka hiçbir bileşimde, "alt sınıflar" diye adlandırdığımız topluluğa olan bağımlılığımızı bu denli sembolik bir şekilde ve bu denli içtenlikle hissetmeyeceğiz. ...Onlar açıkça KADERİMİZİ ELLERİNDE TUTAN EFENDİLERDİ; oturdukları yerden bizi gökyüzündeki ilahlar gibi yönlendirirlerdi.
-Dr.G.'nin teorisinin adı "BELKEMİKSEL GERİTEPME" idi; sandalyelerin kenarında oturan tüm insanların beyninde bir bozukluk olduğunu öne sürüyordu. ...Bu davranış, KENARINDA GÜVENSİZCE DURDUKLARI HAYAT UÇURUMUNUN uygun bir sembolüydü.
-Babası CEZALANDILAMAYACAK KADAR ZENGİN olan bazı AHLAKSIZ insanlar tarafından İFLASA sürüklendiğinden beri, Bayan H. de adım adım, içindeki tüm insanların ahlaksız addedildiği ve DÖNÜŞÜMLÜ olarak cezalandırıldığı, polislerinin de kendilerini TAVANSIZ, DEVASA VE KURALSIZ BİR HAPİSHANEDEKİ GARDİYANLAR olarak kabul ettiği bir dünyaya düşmüştü.
-Bunu yaşamınız boyunca her sabah yaparsınız; bir gün bile FARKLI BİR ŞEY YAPMAYI DÜŞÜNMEZSİNİZ, bir gün bile eski zaman peygamberleri gibi Tanrı'ya haykırarak üstünüzü başınızı parçalamak içinizden gelmez. Alıştığınız şeyi yapmaya, hatta onu yapmaktan HOŞLANMAYA devam edersiniz, çünkü büyük bir çoğunluk, günün o saatinde, esrarengiz bir şekilde sizinle aynı davranışı sergilemektedir. Bunun başa BELA olduğunu aklınızın ucundan bile geçirmezsiniz; HEP AYNI şey olmasına rağmen ŞİKAYET de etmezsiniz. Sonra da kendinize DEVRİMCİ der ve övünürsünüz.
-...bir BAŞLIK giymek insanı pek çok yönden tatmin ediyor... Bunda SEMBOLİK bir şeyler var. ...Bir manzaraya kemeraltından baktığınız oldu mu hiç? ...O manzarayı kayıp bir cennet kadar parıltılı bulmadınız mı? Bunun sebebi, O RESMİN ETRAFINDA ÇERÇEVE OLMASIDIR. ...İnsanlar dünyanın BOŞ BİR SONSUZLUK DEĞİL de bir pencere; SONSUZ YOKLUK DUVARINDA AÇILMIŞ BİR PENCERE olduğunu ne zaman anlayacaklar? Bu başlığı taktığımda, PENCEREMİ YANIMDA TAŞIMIŞ oluyorum.
-(İngiltere için) ...HİÇBİR ŞEYE GERÇEK İSMİYLE HİTAP ETMEYE YANAŞMIYORSUNUZ. Bir şeyi sonuna kadar SAVUNMANIZ İÇİN GERÇEK İSMİNİ DEĞİŞTİRMENİZ yetiyor. Başınızda bir kral var; siz onun aslında kral olmaya yetkisi olmadığını söylüyorsunuz. Bir LORDLAR Kamaranız var; bunun AVAM Kamarası'yla aynı şey olduğunu öne sürüyorsunuz. Bir İŞÇİ ya da KÖYLÜYÜ övmek istediğiniz zaman, onun gerçek bir BEYEFENDİ olduğunu söylüyorsunuz; bu onun gerçek bir VİKONT olduğunu iddia etmek gibi bir şey. Bir BEYEFENDİYE iltifat etmek istediğinizde, SOYLULUK ÜNVANINI kullanmasını övüyorsunuz. Bir MİLYONERE milyonlarını teslim ediyor, sonra da, altının sanki PARLAMAKTAN başka bir özelliği varmış gibi, normalde KÖTÜ VE ACIMASIZ İNSANA, GÖSTERİŞSİZ olduğu için ÖVGÜLER yağdırıyorsunuz. ...HER ŞEY, VARLIĞINI REDDEREK, VARLIĞINI SÜRDÜRMEYE ÇALIŞIYOR.
-Adına İSYAN denilen o DOĞAYA AYKIRI duruşu benimsemiş insanlardan oluşan topluluğun, ister yararına ister zararına olsun, sürekli YENİ BİR GELİŞME İLE UYARILMASI gerekiyordu.
-Bence GÜÇLÜ ADAM eksikliği çekmediğimiz tek yer İNGİLTERE. Bu işi başarmaya çalışan tek adam biliyorum, o da bizim zavallı CROMWELL'di (1650'lerde, kısa bir süre için İngiltere'nin rejimini Cumhuriyet'e çevirmiştir) Ve bu olay da, öldükten sonra onu GÖMÜLÜ olduğu yerden (Westminister Manastırı) çıkarıp ASMAMIZ (1660) ve taht, ZAYIF bir adama teslim edildiği için, bir ay boyunca sevinçten çıldırmamız ile sonuçlandı. Bu KEYFİ yöntemler bize uymuyor, ister devrimci ister gerici olsun. ...İnsanlarımız genel olarak beyefendiler tarafından yönetilmeyi seviyor, ama kimse bir TEK BEYEFENDİ tarafından yönetilme fikrine dayanamıyor.
-Ben BEYEFENDİLERE pek saygı duymam, çoğu eski kafalıdır. Ama bu beyefendiler yaklaşık 300 SENEDİR bu adayı, hiç kimse asla ne yapmaya çalıştıklarını ANLAMADIĞI için, oldukça başarılı bir şekilde yönettiler. Bir gün hata yapıp, ertesi gün kimse farkına varmadan o hatayı düzeltebiliyorlardı. Ama geri dönülemeyecek yola asla girmiyorlardı. Sürekli bir taraftan TAVİZ VERİP diğer taraftan düzeltmeler yaparak bir şeyleri yamıyorlardı. ...Bir DESPOTUN ASLA BİR DESPOT GİBİ GÖRÜNMEMESİ gerekliliği de, bizim eski, ARİSTOKRATİK SİYASET ANLAYIŞIMIZIN TEMEL TAŞIDIR. Despot herkesin evine girip topraklarını elinden alabilir, ama bunu, çift başlı görkemli bir kılıçla değil, KANUN ARACILIĞIYLA yapmalıdır. Alt ettiği insanlarla karşılaştığında, onlarla ÇOK KİBAR konuşmalı ve romatizmalarının durumunu sormalıdır. İngiliz Anayasası'nın ayakta durmasını sağlayan işte budur; ROMATİZMANIN NE DURUMDA OLDUĞUNU SORMAK.
-Ciddi tarih yöntemlerini, son zamanlarda dikkatimi çeken HANEDANLIK armaları ve soyağaçlarına uyguladığımda, olağan olmayan bir durum keşfettim. Halktaki genel kanıya tamamen aykırı bir durumdu bu. Ortaçağ aristokrasisi tarafından tanınacak bir aile şeceresine, derebeylik haklarına ya da hanedan armalarına sahip çok az insan gördüm. Ama bu GERÇEK SOYLULAR, FAKİR VE ADSIZ sansız, orta sınıfa bile ait olduklarını iddia edemeyeceğimiz insanlardı. İncelediğim 3 bölgede, soylu olduklarını iddia edemeyecek insanlara SOYLULUK ünvanları VERİLMİŞ olduğunu gördüm. ...Bu insanların mal varlıkları son zamanlarda, ŞÖVALYELİK kazanılmak bir yana dursun, genellikle ŞÜPHELİ YÖNTEMLERLE, basit ARACILARLA, değişik ipotek yöntemleri uygulayan SPEKÜLATÖRLERLE, ipotekli malların HACZİYLE ve bunun gibi daha pek çok farklı usulle elde edilmiş. Bu marifetli kişiler, bu mallara el koyarken, orada yaşayan ailelerin sadece UNVANLARINI değil İSİMLERİNİ DE almışlar. ...fakirleri mülkiyet, soyluluk ve son olarak da şövalyelik gösterileriyle ezmek için buralara gelen sizlere ne demeli? Başka bir insanın evinde oturuyor, başka birinin adını taşıyorsunuz; kalkanınızın, şatolarınızın kapılarının üstünde başkasının arması var, tüm tarihiniz eski kıyafetlere bürünmüş yeni birinin hikayesinden ibaret ve buraya gelmiş, soylu atalarınız adına benden adalet talep ediyorsunuz.
Otururken hain krallar rahatça tahtlarında
Alışkanlık haline gelmiş utançlarıyla,
Korkudan ölüyorlar bir kral dürüst olacak diye!
-Cervantes (Don Kişot'u yazarken), kahramanlık hikayelerinin miadını doldurduğunu ve aklın, makul bir biçimde onların yerini alabileceğini düşündü. Ama ben diyorum ki, bizim zamanımızda artık aklın kendisi miadını doldurmakta ve aslında onun bu köhnemiş durumu, eski kahramanlık hikayeleri kadar bile saygın değil. Biz basit ve doğrudan hamlelere başvurmalıyız. Şu anda ihtiyacımız olan, DEVLERE KAFA TUTMANIN ERDEMİNE YENİDEN İNANLAR.
Yani YEL DEĞİRMENLERİNE KAFA TUTAN birileri. Don Kişot'un yeldeğirmenlerini yerle bir etmesi ne de güzel olurdu hiç düşündün mü? Ortaçağ tarihinin tek hatasının DEĞİRMENCİLERE SALDIRMAK yerine yeldeğirmenlerine saldırmak olduğunu söyleyebilirim. Değirmenci Ortaçağ'ın SİMSARIydı. Modern zamanların tüm simsarlarının atasıydı. ...İnsanları öyle büyük makinelere bağlamışsınız ki, darbelerin kimin üzerine indiğini göremiyorlar. Don Kişot'un kabusunu gerçek kıldınız. YELDEĞİRMENLERİ GERÇEK BİRER DEVE DÖNÜŞTÜ.