Üç Anadolu Efsanesi-Köroğlunun Meydana Çıkışı, Karacaoğlan, Alageyik
Yaşar Kemal
Ararat Yayınevi, İstanbul, 1967,
Toros Yayınları, İstanbul, 1987, 11. baskı (bendeki kopya)
224 s.
Kapak resmi ve iç desenler: Ferruh Doğan
"Yaşar Kemal
Üç Anadolu Efsanesi-Köroğlunun Meydana Çıkışı, Karacaoğlan, Alageyik
Üç Anadolu Efsanesi:Köroğlunun Meydana Çıkışı, Karacaoğlan, Alageyik. Anadolunun üç büyük halk masalı, Yaşar Kemalin anlatımından kendi görkemli destan akıcılığı içinde dile getiriliyor. 1967 yılında ilk baskısı yapılan Üç Anadolu Efsanesi, yazarın en çok okunan eserlerinden biridir.
(arka kapak)
."Kilometrelerce yürüyüp, dağ bayır koşup ne kurtarırsa kardır kuralınca, öne ağıtları, sonra da türküleri, koşmaları, destanları, Çukurova'nın tüm uyaklı uyaksız söz çeşitlerini, tekerlemelerini, küfürlerini avlıyordu. Folklor derlemesi filan değildi, bu iş hayat memat işiydi, özbeöz malını kurtarıyordu Çukurova'nın, sorumlusuydu kurda kuşa karşı, şaka değil."
Abidin Dino, Milliyet Sanat
"Yaşar Kemal, Anadolu aşık-hikayelerinin geleneğine göbek bağıyla bağlanmış bir yazar. Onu ta çocukluğundan başlayarak Anadolu sözlü geleneğinin destansı türleri büyülemiş."
Pertev Naili Boratav
Kitabın Konusu:
Halk söylencelerine, efsanelere duyduğu hayranlıkla Köroğlu, Karacaoğlun ve Alageyik efsanelerini kendine has tarzıyla kaleme alan Yaşar Kemal, anlatım gücünü besleyen bereketli topraklara olan vefa borcunu da Üç Anadolu Efsanesi ile öder.
-------------------
Kitabın baskıları;
Ararat Yayınevi, İstanbul, 1967, 222 s
Ant Yayınevi, İstanbul, 1969, 2. bs
Cem Yayınevi, İstanbul, 1970, 3. Baskı, 286 s.
Cem Yayınevi, İstanbul, 1971, 4. Baskı,
Cem Yayınevi, İstanbul, 1974, 5. Baskı,
Cem Yayınevi, İstanbul, 1974, 6. Baskı,
Cem Yayınevi, İstanbul, 1976, 7. Baskı,
Cem Yayınevi, İstanbul, 1977, 7. Baskı,
Cem Yayınevi, İstanbul, 1979, 7. Baskı,
Cem Yayınevi, İstanbul, 1981, 7. Baskı,
Toros Yayınları, İstanbul, 1981, 8. baskı, 224 s.
Toros Yayınları, İstanbul, 1982, 9. baskı
Toros Yayınları, İstanbul, 1983, 10 .bs.
Toros Yayınları, İstanbul, 1987, 11. baskı (bendeki kopya)
Toros Yayınları, İstanbul, 1989, 12. bs.
Toros Yayınları, İstanbul, 1990, 12. bs.
Cem Yayınevi, İstanbul, 1990, 7. Baskı,
Toros Yayınları, İstanbul, 1991,
Toros Yayınları, İstanbul, 1993, 15. Baskı, 224 s.
Toros Yayınları, İstanbul, 1994, 16. Baskı,
Adam Yayınları, İstanbul, 1998, 4. bs.
Adam Yayınları, İstanbul, 1999, 5. bs.
Adam Yayınları, İstanbul, 2001, 9. bs.
Adam Yayınları, İstanbul, 2002, 10. bs.
Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılıkta 1. baskı, 2004,
Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılıkta 7. baskı, 2006
Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılıkta 12. baskı, 2007
Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılıkta 17. baskı, 2009,
Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılıkta 31. Baskı, 2013
Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılıkta -- Baskı, 2016
Kapaktaki Resim: Avni Arbaş
ISBN: 9789750807456,
232 s.
kitap hakkında, özeti (bakın, ben yazma özürlüyüm; profesyonel okuyucuyum-okurum, lütfen sabır ve anlayış gösteriniz);
-kitapta üç bölüm var;
-1-Köroğlunun Meydana Çıkışı,
-2-Karacaoğlan, ve,
-3-Alageyik.
bunlar üç ayrı hikaye, efsane. açık söyleyeyim, köroğlu ve karacaoğlanın hayatlarını ilk defa böyle faklı bir tarihi roman-masal-mistik tadında okuyorum. gerçekten farklı ve güzel ve de mitolojik. demek ki büyük yazar böyle olunuyormuş; özgün eser vererek, başka bir açıdan bakarak.
1. hikaye köroğlunun bir biyografisi şeklinde, özetle şöyle;
köroğlunun babası seyis koca yusuftur, onun da yaşlıca bir babası vardır, ama henüs bizimki-köroğlu daha yoktur-doğmamıştır. hikaye köroğlunun dedesi-babasının (kocayusufun) babasından alır.
tabii bir de, süslü püslü, dededen kalma altınlı gümüşü bir koşum takımı vardır. neyse hikayeye dönelim;
köyde birgün kıtlık olur, insanlar göçer,bir tek atla ölür, bir tek at kalır. ve bir tek göç etmeyen bu dede-büyükbaba kalır. kocayusuf ve babası bir de bu kırat vardır bu köyde-memlekette artık. atı birkaç kez kovarlar geri gelir, son seferde artık kaybolur at.
dede ölür, vasiyetine uyan koca yusuf da, tanıdığı bolu beyinin diyarına gider. orda seyis olur. evlenir, yuva kurar, ruşen ali-körünoğlu-köroğlu doğar.
bir gün denizden sihirli bir at-aygır-deniz aygırı çıkar, üç tane atlarını döller-üç kulun bırakır. 1. tay, üç gün toprağa değmemeliydi, bu tay ilerde kanatlı, hızlı köroğlunu yoldaşı kırat olacaktır. ikinci tay taşa basar, üçüncü tay da kuma basar, yani bir tek ilk tay süper olur.
bir gün, osmanlı padişahı bolu beyinde 3 at ister, bizimki de bunları önerir, fakat bunlar küçükken zayıf göründüğü için, bizim seyisi cezalandırıp kör ederler, bizimki de (köroğlunun babası seyis kocayusuf), küser, göç eder.
zamanla oğlu büyü, bizim kahraman. hem kıratı hem de aşık olduğu, bolu beyinin kızkardeşi telli nigarı kaçırıp aldı.
bir ara, üç köpük efsanesini yaşadı. derenin birinde üç köpük bulur, bunlar aşk, güç, ve de uzun ömür sağlar. yenilmez ve saz aşığı olur.
sonra çamlıbel dağındaki mağaraya çıktı, yol kesti eşkiya oldu. burasını da herkes biliyor zaten.
2. hikayede Karacaoğlan bir biyografisi şeklinde, özetle şöyle;
karaca diye bir çocuk vardır. gurbete gider. iyi de çalar-söyler bizimki. yolda bi adamın deve yüklemesine yardım eder, kardeş olurlar bu deli hüseyinle.
oba beyinin kızının devesi kalkmaz, bi türkü yakar bizimki deve kalkar, kızla bu elektirk alırlar birbirlerinden. kızn adı da elif.
bizimki çalıp söyledikçe adu artar ünü alır gider memlekette. bu iki aşık kaçar gider, saklanırlar, başka biyerde yurt tutup yuva kurarlar, karaca da çalar söyler, geçinirler. bi gün karısını başka biriyle basar, küser gider. mam kız masumdur, hep haber gönderiri bizimkine, gel açıklıcam. yıllar sonra gelir amma, dirisine yetişemez. acı bi hikaye.
3. hikaye, en sevdiğim cinsten, tam mitolojik, açıklayayım da gülün ya da fellik fellik kaynakları arayın bu bilgiler için;
SİHİRLİ KELİME "GEYİK".
evet, yüce Atam bile akademik olarak aramış; evet MU dan bahsediyorum, geyikle bağlantısı ise sembolik. dinleyin bi fantastik tarihimizi;
ilk insan 900 bin yıl önce MU=MUKALİA=LEMURYA da varoldu, işte insanın var olma olayı, sembolik olarak iki ayağı üzerine kalkmış geyikle sembolize edilir. bu yüzden kadim öğretilerde geyik kutsaldır.
yüce Atamın araştırttığı James Churchward kitaplarında yeterince doyurucu bilgi var. hepsi dilimize çevrildi.
kitaptaki alageyik efsanesine dönersek;
bizimki, halil, toroslarda geyik avlar, geyik kutsaldır yapma etme derler dinlemez. sevdiğin de var, nişanlısı. buna gözkoyan kötü adam karaca ali. bizimki avdayken buna pusu kurup kızı alıcak. pusuyu kurar, beceremez. bir kere de kız-sevgilisi-nişanlısı zeynep, dağa ava giden halilin peşinden gider. pusuya yakalanır, yaralanır, zar zor iyileşir. bisürü hırgürden sonra bizimkiler evlenir, gerdek gecesi halil, geyik sesi duyar, tüfeğini kaptığı gibi dağa koşar, bakar ki yine pusu, bu sefer vurulur.
yaralı yaralı kaçarken, büyük geyiği görür, vuru ama, kendi de bir uçuruma düşer, ağır yara alır, peşinden millet gelir, ölmek üzereyken eşi de uçuruma atlar, aşıklar el lel ölür.
bu yerde, uçurumdaki kayada, her sonbahar, iki çiçek, mavi kırmızı, açar.ve bir geyik gelir. bunları yer, ve her yıl bu, böyle olurmuş vesselam.
ALAGEYİK
Ben de gittim bir geyiğin avına,
Geyik çekti beni kendi dağına,
Tövbeler tövbesi geyik avına.
Siz gidin kardaşlar kaldım kayalarda çöllerde
Siz Gidin Kardaşlar Kaldım Burada
Aman Anam Burada
Siz Gidin Avcılar Kaldım Burada
Aman Anam Burada
Ben giderken kaya başı kar idi,
Yel vurdu da ılgıt ılgıt eridi,
Ak bilekler taş üstünde çürüdü,
Gidin arkadaşlar kaldım kayada,
Siz gidin yoldaşlar kaldım burada.
Urganım Kayada Asılı Kaldı
Esvabım bohçada basılı kaldı,
Tüfeğim duvarda asılı kaldı,
Nişanlım da benden küsülü kaldı,
Siz gidin yoldaşlar kaldım burada.