Dünyanın hali hepimizin malumu. Gelir adaletsizliği hat safhada. Bazıları trilyonluk köşklerde hayatın keyfini çıkarırken, bazıları da içecek temiz su dahi bulamıyor. Peki bu kabusu önlemek mümkün mü? Yoksulluğun, sefaletin ve cahilliğin tek nedeni zenginleri bir türlü doyuramamak mı? Yoksa halklar, miskinlikten kurtulup kendi kaderlerini kendileri tayin edebilirler mi? “Beyaz Zambaklar Ülkesinde” bu sorulara, Finlandiya örneğinden yola çıkarak kendince cevap vermiş.
Kitabı okumadan önce Finlandiya tarihine aşina değildim. Yazar Petrov, Finlandiya'nın önce İsveç, daha sonra da Rus egemenliğine girdiğini söylemiş. İsveç etkisindeyken, Fin kültürel gelişimi pek varlık gösterememiş ama Rus İmparator, Fin halkına nispeten daha özgür bir ortam sunmuş.
Beni ilgilendiren asıl mesele, o zamanın en yoksul halklarından biri olan Finlandiya halkının nasıl yükselişe geçtiğiydi tabi. Petrov, “Kahramanlar ve Kitle” bölümünde iki ayrı görüşe yer veriyor. Birinci görüş Carlyle'a ait. Carlyle, halkların ya da insanoğlunun tarihini, “kahramanlar” olarak nitelendirdiği güçlü iradeli, dahi insanların biçimlendirdiğini söylüyor. Halkların, “kahramanlar”ın bir heykeltraş gibi şekil verdiği birer balçık yığını olduğunu ifade ediyor. İkinci görüşün sahibi Tolstoy, tersini düşünüyor; hayata asıl yön veren halk kitleleridir, eğer halkın kimliğinde kahramanlık ve büyüklük ruhu varsa, içinden kendi kahramanlarını da çıkartabilir diyor. Yazar Petrov ise, her halkın içinden iyi ya da kötü insanlar çıkabilir ama kimin yönetime geçeceğini halk, kendisi belirler diye görüş belirtiyor. Finlandiya'nın kalkınma sürecini anlatırken, eğitimin öneminin altını defalarca çiziyor. Halkın her tabakasının mümkün olan en iyi şekilde eğitilerek üretime katılmasının önemini vurguluyor. Sürekli bir kıyaslama mevcut. Eskiyle yeni, olanla olması gereken mukayese ediliyor. Toplumdaki değişimin sonuçları anlatılıyor. Kendi ülkesinden de örnekler veriyor.
Yazar, överken de, yererken de cömert. Örneğin; futbola olan aşırı ilgiyi ya da bütün ülkelerde genel olarak üst tabakanın, halktan, başlarına gelen bütün kötü olaylara karşı istisnasız bir şekilde sabır göstermelerini istemesini sert bir şekilde eleştiriyor. Fakat yeni Suomi'nin binalarından ya da sisteminden bahsederken övgüleri sıralıyor.
Grigoriy Petrov olayları genelde Snelman'ın ağzından anlatmış. Snelman, Finlandiya'nın “yaşam mimarları”ndan. Önsözde belirtilene göre kendisi, kitaptaki gibi ateşli bir konuşmacı değilmiş. Yarvinen gibi hayali karakterler de var. Yani yazar, kitabı yazarken hayalgücünü de kullanmış.
Bataklıklarla dolu bir yerden, refah dolu bir ülke yaratan bir halkın değişimini okumak güzeldi. Bu kitabı okumamın esas nedeni, Mustafa Kemal Atatürk'ün tavsiye etmiş olmasıdır. Ben de bu vesileyle, kendi kahramanımızı, önderimizi bir kez daha saygı ve minnetle anıyorum.