Tarık Akan, 12 Eylül 1980 Askerî Darbesi'nin hemen ardından, 1981 başlarında Almanya’da yaptığı bir konuşma yüzünden yurda dönüşünde tutuklandı. Tutuklamanın nedeni, sağcı bir gazetenin manşete çıkardığı yanlı ve yalan haberdi. Böylece uzun bir yargılama süreci başladı. Siyasi Şube, sorgulamalar, itilip kakılmalar, aşağılanmalar, soğuk hücreler, bitli fareli koğuşlar, sağcılar, solcular, devrimciler, idamlıklar...
Uzun zaman sonra aklanıp serbest kalan Tarık Akan, o günlerin baskılarını, acılarını hiç unutmadı ve yaşadıklarını kâğıda döktü. Anne Kafamda Bit Var, o zorlu günlerin bir tutanağı. Bu kitap, Türk sinemasının nitelikli filmlerinde unutulmaz oyunculuklar çıkaran Tarık Akan’ın pek bilinmeyen bir yönünü anlatıyor.
Anne Kafamda Bit Var’da, 12 Eylül dönemindeki yargılanma sürecinin yanı sıra Atıf Yılmaz, Şerif Gören, Zeki Ökten gibi yönetmenler, Burhan Apaydın gibi hukukçular, pek çok tanınmış ad ve olayla ilgili anılar da yer alıyor; Yılmaz Güney cezaevindeyken gizli saklı çekilen Yol filminin serüveni de sayfalar arasında...
1949’da İstanbul’da doğdu. Babasının görevi nedeniyle Anadolu’da büyüdü. Babası albaylıktan emekli olduğunda, evi geçindirmek için düğün salonunda müdürlük, Ataköy Plajı’nda cankurtaranlık, sandalcılık, bilet karaborsacılığı yaptı. Yıldız Teknik Üniversitesi’nde yüksek makine mühendisliği okurken gündüzleri kâğıt işportacılığı yaptı, geceleri üniversiteye gitti. 1971’de Ses mecmuasının açtığı yarışmaya “üçüncü bile gelsem beş bin lira alırım” umuduyla girdi ve birinci seçilerek filmlerde oynamaya başladı. Bu arada gazetecilik öğrenimi gördü. Film tekniği konusunda Ertem Eğilmez, oyunculuk konusunda Vasıf Öngören’den çok şey öğrendi. Başlangıçta romantik jön rollerinin aranan oyuncusu oldu; bu dönemde hafif güldürülerde de rol aldı. 1970’lerin ikinci yarısından başlayarak, Şerif Gören, Atıf Yılmaz, Yavuz Özkan, Zeki Ökten gibi yönetmenlerin, toplumsal sorunların ağırlıkta olduğu nitelikli filmlerinde oynadı. Bunlar arasında Maden (1978), Pehlivan (1984), Sürü (1978), Adak (1979), Yol (1982), Çözülmeler (1993), Yolcu (1993), Eylül Fırtınası (1999), Hayal Kurma Dersleri (1999), Gülüm (2003) sayılabilir. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde dört kez En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü kazanan Tarık Akan, Pehlivan’daki oyunuyla da 1985 Berlin Film Şenliği’nde Jüri Özel Ödülü’ne değer görüldü. 1992’de Çağdaş Sinema Sanatçıları Derneği’nin başkanlığına seçildi. Televizyonda Taşların Sırrı ve Antika Talanı adlı iki dizide oynadı. Uzun süredir sinema çalışmalarının yanı sıra eğitimcilik yapıyor. Anne Kafamda Bit Var, ilk ve tek kitabı.
Tarık Akan deyince nedense boğazım düğüm düğüm oluyor. Sadece yakışıklı ve başarılı bir aktör olduğundan olamaz, değil mi? Elbette hepimiz Yeşilçam filmlerini çok seviyoruz ama o dönem aktörleri halka çok daha yakın. Hulusi Kentmen demiyor mu "Bana en çok koyan Fabrikatör rolünü oynadıktan sonra otobüse binip eve gitmekti" diye. Kemal Sunal değil mi set bitince esnaf lokantasına giden? Tarık Akan değil mi şöhrete yenilmeyen, bir tane reklam filminde oynamayan, 12 Eylül zulmüne boyun eğmeyen? Geçkin yaşında bile evinde dinlenmeyen, emekliliğin keyfini sürmeyen, sırtında parkası barikatları zorlayan?
Evet, sanırım aklımda kalan son karelerden biri, Tarık Akan'ın bir grup sanatçıyla ve halkla birlikte 13 Aralık 2012 tarihinde Silivri Cezaevi önünde dört yıldır süren Ergenekon davasını protesto edişi, Jandarma barikatını zorlarken görüldüğü fotoğraf.
Her faşist dönemde olduğu gibi herşey Tarık Akan'ın Almanya'da yaptığı bir konuşmanın Türk medyası tarafından çarpıtılması ve ardından gelen asılsız ihbarla başlıyor. Dönüş uçağında Halit Kıvanç, Müjdat Gezen, Perran Kutman var. Destek oluyorlar. Tarık Akan, Müjdat Gezen'e valizini veriyor ve içindeki telefon rehberini yok etmesini istiyor. Daha sonra Müjdat Gezen'in evine yapılan baskında bu telefon rehberini yok etmediğini, ve yatak odasında bir "misafir" olduğunu görüyorlar. Tarık Akan'ın bu konuya biraz içerlediğini seziyorum.
Tarık Akan Tercüman Gazetesi'nin azizliğine uğruyor ancak Hürriyet Gazetesi'nden de üstü kapalı yardım istiyor, bekliyor. Ancak onlar da yalnız bırakıyorlar. Ah be Tarık, sen ünlü olmana rağmen Faşizmin çizmesiyle ezmeye çalışmışlar seni. Yıllar sonra anılarını anlatıyorsun, hesaplaşıyorsun da adı sanı bilinmeyen onca insan ne yapacak? Ah be Tarık, seni Gayrettepe'ye getirip işkence mi yaptılar? O Birinci Şube benim 20 yıl oturduğum eve yürüyerek 5 dakika. Hiç bilemedim oranın ününü, ailem de dahil hiç anlatmadılar bana.
Bu asılsız haber yüzünden içeri alındığı sırada Tarık Akan 31-32 yaşında. O dönemki halinizi bir düşünün, kariyerinizin zirvesindesiniz, herkes size bayılıyor, önünüz açık. Ve kendinizi fareli, bitli, pireli, süt kabına işediğiniz, sidikli, pis bir hücrede buluyorsunuz. Ne çekmiş bu insanlar? Ve neden? Komünizm mi? Bir de kendilerine vatansever deyip Tarık Akan gibi insanları bol keseden Vatan Haini ilan etmiyorlar mı? Hala da böyle. Hiçbirşey değişmedi bunca yılda, asıl ben ona yanıyorum.
Tüm kitap boyunca en çok dikkatimi çeken şey Tarık Akan çıkana kadar bir kere bile avukatıyla görüşemiyor. O dönemin Türkiye'sinde bile nasıl olabilir bu? Tarık Akan'a evindeki yasaklı kitapları soruyorlar, bilmiyor. Avukata telefon açıyor, o da bilmiyor. Bunun üzerine bütün kırmızı kitapları alıp denize atıyorlar. Bunun ortaçağda kitap yakan gerici zihniyetten ne farkı var?
Bir de önce hor görüp, seni ezeriz Tarık diye gözdağı verip hatıra fotoğrafı çekecek kadar ikiyüzlüsünüz. Müdürün yanına çağırıp "Nedir bu halin, perişan görünüyorsun?" demesi kadar ikiyüzlüsünüz. Hem fiziksel, hem zihinsel işkenceler. Elektrikten gelenler, vücudundaki kırıklarla oynayarak işkence gören öğrenciler. İnsanın cinsel organına elektrik vermek de ne demek? Aylarca ne için içeri alındığını bile bilmeden gün yüzü görmeyenler, yakınlarına haber veremeyenler, sorguda sosyal demokrasi nedir, marx'ı anlat, oruç var mı gibi saçmasapan soru soranlar. Aynı askere gittiğimin ilk haftasında komutanın beni yanına çağırıp misafirlerinin yanında sünnetli misin diye sorması gibi? Ne işine yarayacak bu bilgi? İçimden dolu dolu küfürler geçiyor ama söyleyemiyorum..
Peki Allahaşkına bugün farklı mı? Bugün medya hedef göstermiyor mu? Aynı Tarık Akan'ı Almanya'dan şikayet eden sahte kişiler ve sahte adresler gibi sahte kişilerin sahte ihbarlarıyla teyatral davalar açılmıyor mu? İnsanların hayatı karartılmıyor mu? Fişlenmiyor mu?
O zaman söyleyin, o zamanki yönetim Faşizm ise, bugünkü yönetim farklı birşey mi? Ve son olarak bunu sormak istiyorum. Demokrasi anlamında bir arpa boyu alamamış bu ülkeye bu çektiklerinizle nasıl küsmediniz?
11-12 yaşlarındaydım bu kitabı okuduğumda. Ne çetin yıllarmış 80'ler adalet isteyen, demokrasi isteyen, hak hukuk isteyen ve bunu dillendiren insanlar için. Bir şeyler değişti mi o günden bu güne tartışılır. Ben bu kitapla filmlerine, aktörlüğüne, tavrına, duruşuna hayran olduğum Tarık Akan'ın zihniyetiyle, fikirleriyle tanışmış olmuştum. Saygım ve hayranlığım daha da artmıştı. Ne güzel insandın sen...Işıklar içinde uyu Tarık Akan.
manidar bir vakitte elime aldığımı söyleyecektim ama türkiyede hangi vakit manidar değil ki
tarık, 80 darbesi yargılama ve yaşantılarını dünyanın en duru ve pürüzsüz diliyle anlattıktan sonra kitabı manidar 2002 yılında artık içinin rahat olduğunu söyleyerek bitiriyor....
ba dum tss
bu insanların şu an uyuyor olması iyi bir şey, lütfen siz görmeyin bunu, tarık iyi ki varsın söz hepsini izleyeceğim
edebiyat kisvesi altında değerlendirmenin yakışık almadığını düşündüğüm anı/otobiyografi kitabı.
80 ihtilalinin, dönemin jönlerinden tarık akan'ın ağzından fazla duygu katılmadan anlatılışı. ayrıca kitabın ilk 50bin basımından elde edilen gelir nazım hikmet kültür sanat vakfına bağışlanmış.
Kitap Tarık Akan'ın 1980 askeri darbesi sonrası yaşadıklarını anlattığı kendi anılarıdır. Bu kitap, ünlü bir sanatçının gözünden Türkiye'nin en çalkantılı dönemlerinden birine ışık tutması açısından önemli bence.
Fikir dünyası benim için çok uyan bir oyuncu değil ancak yaşanılan insanlık dışı vakaları cesurca anlatması çok değerli.
Kitap, Tarık Akan'ın darbe sonrası nasıl gözaltına alındığını, cezaevinde yaşadıklarını, maruz kaldığı zorlukları ve bu süreçte ayakta kalma mücadelesini anlatıyor. Eser, sadece kişisel bir anı kitabı olmaktan öte, o dönemin siyasi baskısını, adaletsizliğini ve insanların yaşadığı zorlu süreci gözler önüne seren çarpıcı bir belgesel adeta.
Tarık Akan, yaşadıklarını tüm çıplaklığıyla paylaşarak okuyucuyu hem o dönemin atmosferine çekiyor hem de bir sanatçının inançlarından ve duruşundan nasıl ödün vermediğini gösteriyor.
Kitapta Tarık Akan’ın 1980 askeri darbesi ve sonrasında yaşadığı dönem anlatmaktadır. Almanya’da yaptığı bir konuşma sonucunda İstanbul 1. şubede tutuklanacaktır, burada en yakın arkadaşı Hüseyin olacaktır. Sonrasında Selimeye kışlasına nakledilir, burada ilk havalandırma iznini yaşar. Selimiye sonrası tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılır, çıkınca ilk başta bir boşluk hissedecek ve Türkiye’den kaçış planları yapacaktır. Avukatı Orhan’ın da yardımıyla kaçış planını erteler ve davaya hazırlanmaya karar verir ve sonucunda da beraat eder. Kitapta ayrıca Yılmaz Güney ile birlikte Yol filminin senaryosu ve çekimleri esnasında geçirdiği döneme ait önemli anılarda yer almaktadır.
“Polis bey, şuradan 3 Adana kebap söyle de bu iş bitsin.”
Son zamanlarda okuduğum en acı hatıralar.. Tarık Akan'ın Yılmaz Güney ile birlikte çektiği filmlerin zorluğu ve özellikle Cannes ödülü alan Yol filminin hikayesi epey acıklı.. Tarık Akan'ın Yeşilçam filmlerinden başlayarak son anlarına kadar hayatının panoramik akışını seyreden bir nesiliz biz sadece filmlerde değil panellerde, basın açıklamalarında, televizyon programlarında da takip ettiğimiz sıkıyönetim zamanından geçip daha sonra 2000 li yıllarda başta TRT de oynadığı diziyi de dün gibi hatırlıyorum farklı bir idoldü, cesur bir aydın. ✳️ Bundan bir yıl önce İzmir Buca'da Tarık Akan adına açılan Gençlik Merkezini ziyaret ettim. Ne güzel bir yerdi kütüphanesi, kurs salonları, cep sineması... Gençlik adına faydalı olacak bir sürü şey fakat bundan faydalanan bir sürü genç yoktu orada üzüntü veren durum bu aslında.
Tarık Akan'ın Almanya'da yaptığı bir konuşmanın gazeteler tarafından yanlış bir şekilde yazılmasından sonra dönüşte uçaktan iner inmez içeri alınmasını ve hücrede, sorguda ve hapishanede yaşadığı olayların anlatıldığı trajikomik bir kitap.
Kitap sekiz bölümden oluşuyor. Bir Dakika Beni Nereye Götürüyorsunuz?, Burası Birinci Şube, Burası Selimiye, Bir Yol Hikayesi, Nerede Kalmıştık, Yeniden Dışarıdayım, Bir Şeyler Yapmak Zamanı ve Mahkemede.
O dönemde sadece Tarık Akan değil bir çok insan bu yolda heba olmuş ve boşu boşuna işkence görmüşler. Çoğu yerlerde boğazım düğümlendi ve gözlerim doldu. Tarık Akan gibi ünlü birisi bunları yaşamışsa ya diğer insanlar neler yaşamıştır?
Sanırım yaşamının sonuna kadar kafasındaki bitleri hep kaşıdı durdu.
Ben sevdim bu kitabı. Edebi değeri yok tabi ki, sadece güzel bir anı kitabı. Dili çok akıcı. Şimdi neler olacak diye sürekli merak içerisindesiniz. Ayrıca, insanın bazı olaylar hakkında gözlerini açmasını da sağlıyor. Birde, O zamanlar filmlerin ne kadar zor şartlarda çekildiğini görünce insanın TV başında saygıdan ayakta izleyesi geliyor.
Herkes Tarık Akan'ı yeşilçamın yakışıklı aktörü olarak biliyor ama o 12 Eylül'den sonra hakkında çıkan asılsız iddialar yüzünden işkence gören,hapiste kalmak zorunda kalan bir aydın. Kemal Kılıçdaroğlu Uğur Dündar'ın maskesini indirirken 'Bu kitabı edinip okuyun Uğurlar sizin olsun Tarıklar bizim demişti' zaten kitabı okudukça ne demek istediğini az çok anlıyorsunuz.
Korkunç bir dönem... Tarık Akan diğerlerine göre daha göz önünde olduğu ve tutukluluğunun da (içeri alınanların en az yarısı gibi) sebepsizliği ve hukuken geçersizliği dolayısıyla nispeten az hasarlı atlatmış bu dönemi. Fiziksel olarak tabii. Duygusal ağırlığı, bit ayıklatma bahanesiyle annesine her gün saçlarını okşattığını okuyunca sizin de üstünüze çöküyor zira. Tavsiye ederim.
Tarık Akan'ın ölümünden sonra okuduğum, 12 Eylül anılarını anlattığı bir kitap. Okurken, yıllar içinde Akan'ın değişimine ve gelişimine tanık oldum. İçten bir şekilde kaleme almış.
Daha önce Adressiz Sorgular kitabını okuduğum için hiç şaşırmadım. 80 darbesinden sonra yapılan sistematik işkencenin detaylarını merak ediyorsanız o kitabı da tavsiye ederim
dili içeriğine uygun şekilde sade ve akıcı. yaşanmışlıktan bir kesit olması etkileyici ve anlatılanlar tüyler ürpertici. bunların yanında yol filminin çekimleri ile ilgili bölümde anlatılan at öldürme olayı yılmaz güney ve tarık akan'a olan bakışımı da değiştirmedi değil. ne sanat için ne de gerçekçilik için bir hayvanın öldürülmemesi gerektiğini düşünüyorum. özellikle de sosyal demokratların bu konuda daha hassas olacağını umardım..
Muhalif zihniyette olup düşüncelerini dile getirirken biraz sivri dilli olan herkesin okuması gerektiğini düşünüyorum. Böyle tanıdığınız arkadaşlarınız varsa bu kitabı hediye edin. Roman değil anı kitabıdır. Sürükleyiciliği konusunda karşınızda Tarık Akan anlatıyor, siz dinliyor gibi okumalısınız.
Tarık Akan bir gazetenin çarpıtmasıyla tutuklu yargılanmış ve bu kitap ortaya çıkmıştır. Ne yazık ki, o zamandan beri Türkiye'de şartlar pek değişmemiştir.
İçim sızladı, boğazım düğümlendi. Yaşananlar ne kadar acı. Bir insanın hayatını yalan dolanla mahvetmeye çalışmak, hapishanede yapılanlar, o çay bardağı elindeyken çaresizlik hissi... vicdan nerede bitiyor, hangi noktadan sonra kopuyor insanda acıma duygusu, merhamet?
Bir Azerbeycanli Turku olarak 12 Eylül 1980 Askerî Darbesi'ni cok merak ediyorum. Bir kac kitapta bununla ilgli bazi seyler okudugum olmusdu ama bu olayi yasamis birisinin kaleminden cikan okudugum ilk eser. Bu konuda bilgim simdilik az oldugundan olaylar hakkinda yorum yazmam her halde yanlis olur ama ne olurse olsun gencecik insanlara yapilan siddet ve isgence cok uzucu. Tarik Bey olaylari ogle guzel anlatmis ki okuyub bitirmeden kitaptan ayrilamadim. Saygilarla PS: Bana 12 Eylül 1980 Askerî Darbesi'yle ilgili baska kitaplari tavsiyye ederseniz cok memnun olurum.
Kitabı henüz bitirdim, değişik duygular içerisindeyim. Sinirlendim, gurur duydum, kızdım, tiksindim, sarılmak istedim, kavga etmek istedim. Okurken tüm bunları ve daha fazlasını hissettim. Herhangi bir puan vermek gelmiyor içimden bu kitaba, çünkü sanki kitabın içeriği daha başka bir şey hakediyor. Keşke yaşanmasaydı dediğim bir olay ancak iyi ki okumuşum dediğim kitaplardan biri oldu.
Tarık Akan'ın bu yönlerini bilmiyordum, bende genelde damat Ferit gibi rollerinin etkisiyle bir imajı oluşmuştu :) Ve ölmeden önceki son yıllarındaki muhalif duruşunu görmüştüm sadece. Bu kitapla birlikte sıkıyönetim zamanındaki idealistliğini görmüş oldum, ve o dönemlerle ilgili de gerçek bir şeyler oluştu kafamda. Artık Tarık Üregül'e farklı bir gözle bakacağım :)
Kim hakkımda ne düşünür, korkak görülür müyüm, kayırıldığım için benden nefret edilir mi gibi düşünceleri oldu mu bilmiyorum ama içtenlikle ve hesapsız yazılmış gibi hissettim. Özellikle insan yanını kaybetmemek, yapılanlara alışmamak isteği beni çok etkiledi.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Nereden okudum? Kindle Lise son sınıfta okumuştum, ilk çıktığı zamanlar. 18 yıl sonra yaşayarak yaş aldığım şu günlerde yeniden okumak iyi geldi. Değişen bir şey var mı peki Tarık Akanın anlattığı saçmalıklarda? Tabii ki yok!